Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

21. YÜZYILDA SOSYAL HİZMETİ YENİDEN TANIMLAMAK VE ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM ÜZERİNE KISACA…
SHU.Aziz ŞEKER

Mehmet Eser ve Naki Erdoğan Beylere...

“Vien retro a me, e lascia dir le genti / Beni izle ve bırak ne derlerse desinler.”

Dante, İlahi Komedya

“Haksızlık karşısında boyun eğmeyin, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz.”

Hz. ALİ

“Bilim bencil bir zevk olmamalıdır. Bilimsel uğraşlara zaman harcama şansı olan kişiler, bilgilerini insanlığın hizmetine sunmak konusunda da en önde olmalıdırlar.”

K. Marx
 

21. yüzyıla girmişken, Sosyal Hizmet, göreli olarak zayıf olduğu ve kurumsallaşamadığı Türkiye’de disiplinel ve mesleksel bir muhafazakârlaşma ile, olanı meşru kılmaya dönük bir mistik düşünsel yapılanmayı içselleştirmiş durumdadır. Tarihsel süreç içerisinde halkın bilinçlenme ve de iç ve dış koşulların zorlaması olmadığı sürece değişmeyen kliyental beklentileri; özgürlük, eşitlik ve demokrasi olgusuna bakışı hep bir korku gölgesinde biçimlemiştir. Sivil toplum ve toplumsal muhalefet ise buna bağlı olarak çoğunluk askıda kalmıştır. Tarih yanlış bir kıyıdan izlenmiştir… Ne ki Türkiye açısından hakkını vermemiz gereken bir tarihsel dönem de vardır; o da Cumhuriyeti kuran kadro ile ilgilidir. Öyle ki Türkiye Kemalist kuşağı 1924-1948 yılları arasında aydınlanma devrimine dönük bir modernleşme pratiğini Türkiye toplumuna yaşatırken toplumsal yapı değişimi türlü ikilemlerle kesintiye de uğramıştır. Yaşanan bu tarihsel süreçten sonra zamanla yurttaş praxsisi yerine kutsanmış bir pratisyen memuriyet bürokrasisi hiyerarşik olarak insan ve toplum gereksinimlerini dar bir çerçeveye taşımıştır. Türkiye’de modernizmin mesleklerinin büyük ölçüde tutunamayışlarının temel nedenlerinden en önemlisi olarak bu özellik görülebilir.

Öte yandan sosyal hizmetin yeni kuşakları da bu olağanlığı ideolojize eden aylak bir kimliksiz duruşun dar koridorlarına hapsolmuş gibi görünmektedirler. Özde kendilerine sunulanların dışına çıkamamak. Acı ama gerçek olan… Ve bununla birlikte oluşan yapı sosyal hizmeti diğer sosyal disiplinler ve mesleklerden ayıramayacak kadar belirginleşmektedir. Belki de bu olumsuzlama koşulları sosyal hizmet tahayyülünün kendini var etmesi için yeni olanakları da barındırıyor denebilir içleminde. Ama şimdilik perdeye yansıyan, sosyal hizmetin disiplinleşme ve mesleki kimlikleşmede önderler yani başlatıcılar yetiştiremediği gerçeğinin altını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde altın kalemle çizmemiz gerektiğidir.

Türkiye’de sosyal hizmet, öndersiz ve kadrosu gelişmemiş bir disiplin ve meslektir…

Sosyal hizmetin yapısal referans noktalarına baktığımızda; endüstri devrimini, sosyal devleti / refah devletini görürüz; modern kapitalizmle içli dışlı olan sosyal hizmet bu dinamikte yetkinleşen sosyal refah ideolojisiyle bugünkü doğasını elde ederken, daha sonraki, özgürlük ve eşitlik orjinli toplumsal muhalefet yıllarında da sosyal demokrasinin ve özgürlükçü sosyalist düşüncenin olanaklarıyla yetkinleşme yolu aramıştır. Gelinen bu noktayı yalnızca şezlong sosyal hizmet uzmanları ve ölüye teslim olan bilgi üreticileri görmeyebilir. Varsın onlar görmesinler, tarih tarafından silineceklerini de…


Sosyal hizmetin hedef kitlesi siyasileşememiş toplumsal gereksinim gruplarıdır, başka bir ifadeyle: yoksulluk altında yaşayan temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan yoksulluk döngüsünün sarmaladığı insanlardır. Açlardır, ıskartaya çıkarılmış yaşamlardır.

Modern dünyanın imgesi ya da vicdanı olmayı başarabilmiş olan sosyal hizmetin, azgelişmiş (ya da gelişmekte olan) bir ülkede yaşam bulmasının mantıklı bir gerekçesi olmaması bir ölçüde anlayışla karşılanabilir. Ne var ki, sosyal hizmet hedef kitlesini oluşturan ekonomi-politik sisteme göre kendisini ancak rasyonel tanımlayabilir; yani kendisine göre… Bu da sosyal hizmeti kaçınılmaz olarak geri ülkelerde muhalif yapıp, o ülkenin somut koşullarının somut toplumsal muhalefet kanallarının; emek / refah eksenli toplumsal gruplarının talepleriyle iç içe bir çevreden tanımlanabilir bir noktaya gelmesine yardımcı olur.

Diyoruz ki, sosyal hizmetin 21. yüzyılda şuh bir orospu gibi sosyal bilimler yazınında dans edip duran küreselleşmenin doğasının ideolojik özü karşısındaki etiği ve düşünce alt yapısı, eşitlik ve özgürlük sorunsalını yurttaşlık gelir hakkından yola çıkarak potansiyel bir çözümlemeye ancak tabi tutabilir. Böylece kendisini bir tavır olma tezahürüne de iter. Türkiye’de koşulların “epistemesi” sosyal hizmeti kitleler için refah isteme hedefinin gerçekleşmesine tetikler; bu, sosyal hizmetin öznesi olan toplumun siyasetten soyutlanmayışını beraberinde getirdiğini kabul etmemizi kolaylaştırır.

Dolayısıyla, emperyalist kurtların, sömürgeci baronların, rantiyeci kalpazanların, ahlaksızlığı yol bilmiş piç sermayedarların karanlık ve eşitsizliklerle beslenen dünyada sosyal hizmeti; onurlu bir yaşam uğruna yurttaşlık geliri hakkı için toplumsal gereksinim kitlelerini eşitlik ve özgürlük ekseninde siyasete ve toplumsal politikaya özne kılan; toplumsal sorunlarla mücadele ederken toplumsal gerçek içinde yaşama koşullarını iyileştirmeye dönük yöntemsel hareket eden bir disiplin ve meslek olarak yeniden tanımlarken, sosyal hizmet uzmanını (sosyal çalışmacıyı), bu amaçsal tanımın içeriğinden yola çıkarak ortak yaşamın esenliğini sosyo-ekonomik dengede bütünleştirmeye demokratik bilimsel özgüllükte çabalayan kurucu meslek elemanı olarak niteleyebiliriz.

Sosyal devlet 21. yüzyılda sosyalist düşüncenin kalemşorlarının da savunduğu bir olgu olmuştur. Bu nedenle sosyal hizmet de özgürlükçü sosyalizmin kavrayıp sunabileceği bir yönelimde kabul edilebilmektedir…

Sosyal hizmet toplumsal sorunları yaşayanların onurlu bir yaşam için evrensel misyonu gereği eşit koşullarda yaşamasının çabasını verir. Ki, özgürlük ve eşitlik mücadelesi ile kesiştiği noktada bu yerde somutlanır.

Sosyal hizmetin gelişimi için, özneleri sürekli yeniden üretilerek tanımlanmalı; ortaya çıkış nedenleri; toplumsal nitelikleriyle beraber gösterilmelidir.

Bu yüzyılda diyalektik bir zorunluluk olarak sosyal hizmet, insanın kendi evrensel saygınlığını ön planda tutarken; insanın insan olduğu için değerini insanın özne olarak kendisini-toplumu-dünyayı değiştirme bilinç ve koşullarına sahip olma sürecinin / arkaik nitelikler / flantropik güdüler / doğmaların tasfiyesini-anlamsızlaştırmasını öncelliyerek yaşanan dünyaya dönük bir eskatolojiyi inşa etme uğraşısında varlık bulmak zorundadır. Zor olan, geleneksel sosyal hizmet tahayyülündeki değişimleri kritik ederken; bürokrasiye / siyasete hapsolmuş sosyal hizmet düşüncesinin tahakkümünü de kırabilmektir.

Sosyal hizmet ufuk çizgisi; insanın en dokunulmaz değer olmasında zenginleşir. Sosyal hizmet; yurttaşlık gelir hakkı, sosyal güvenlik hakkını tüm toplum için savunurken, kapitalizmin vahşi açılımı biçiminde kabul edilen küreselleşmeye de tam anlamıyla karşı değildir! Nedeni açıktır. Vahşi kapitalizmin açtığı sefalet manzaralarını kabul ediyor anlamı da çıkmasın bundan…

Sosyal hizmet, küreselleşmeye bir grup azınlığın (250-300 kadar) dünyayı tüketmesi, değiştirmesi / sömürmesinden dolayı karşıdır. Aksine insancıl bir dünya, kamusal refahı / kamusal alanı içkinleştirmiş bir toplumsal siyaset ve dayanışma dinamiği onun yol haritasıdır…

Sosyal hizmetin 21. yüzyıla destekli stratejisi belirtilen bu savları kapsamalıdır. Sosyal hizmet kutsal bir mâbed değildir, içinde korunması gereken bir bakire olan. Mâbede bekçilik görevi sosyal hizmet meslek elemanına ise hiç ait değildir. O nedenle türlü reflekslere karşı da hazırlıklı olmakta fayda var.

Toplum dışındakilere ulaşmak ve onların refahını eşit ve özgür bir dünya üstünde sağlamak sosyal hizmetin ütopyasında başından beri vardır. Bu ütopya sosyal hizmetin olmazsa olmaz koşuludur! Sosyal hizmet ufuk çizgisindeki ütopyasına sahip çıkarak onun peşinden yürümelidir.

Sosyal hizmet düşün dünyası, küreselleşme karşıtı (Avrupa Birliği Karşıtlığı vb) bir duruş sergileyerek de sosyal hizmet ile ilgili var olan mevzuatları / süreçleri / yapıları görmezden gelerek takkiye yapmamalıdır. Çünkü Avrupa Birliği başat çıkar ideolojisinin yanında insancıl ve toplumcul içerikli değerlerin de mimarıdır.

Sosyal hizmet düşün dünyası Avrupa Birliği yanlısı bir tutum sergilerken Avrupa’da özgürlük ve eşitlik sorunsalını çözümleme mücadelesini yüzyıllardır veren toplumsal muhalefet dalgasının kurumsallık kazanmış yönleriyle bütünleşme politikası belirlemelidir. Bunun için Türkiye’de de sosyal hizmet 21. yüzyılda varlığını masaya yatırmak zorundadır. Çünkü, yeniden tanımlanmak, yapılaşmak ve de küreselleşme karşısındaki konumunu sorgulamak zorundadır.

Son tahlilde diyebiliriz ki, sosyal hizmet, açıkçası sosyal refah ideolojisinin ufkunda insancıl bir toplum yaratma ütopyasının kuramsal içeriğini kurarak kendini diyalektik süzgecin ışığında eşit ve özgür bir dünya kurma yolunda ancak yapılayabilir.