Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA

21. YÜZYILDA SOSYAL ADALET ARAYIŞINDA SOSYAL HİZMET
(Sosyal Politika Aracı Olarak Sosyal Hizmet Yazıları)

DÜNYA’DA SOSYAL HİZMETİN TARİHSEL GELİŞİMİ (2)
Aziz ŞEKER/Sitemiz Editörü
shuaziz@gmail.com 

 

Sosyal hizmetin bir mesleki kimlik ve model olarak benimsenmesinin koşulları insanlık tarihinin geçirmiş olduğu toplumsal evrelerle ilişkili olarak ancak açıklanabilir. Evrelerin değişimi için başlangıçta insanlık ailesi üyeleri geçmiş kuşaklarının birikmiş deneyimlerinden, doğal koşullardan nasıl tam olarak yararlanacaklarını ve nasıl beceri isteyen aletler yapacaklarını öğrenmişlerdi. Toplumsal birikim ve yetkinleşmenin etkisiyle toplumsal yapıların değişimi ve gelişimi evreler arası geçişi de sağlamıştır.1
    Bu evreler içerisinde özellikle etkileri yönünden sanayi kapitalizmi bir olgu olarak Dünya halkları açısından anlamlı ve anlaşılması gereken yönlere sahiptir.

 Üzerinde duracağımız kapitalist toplumun ekonomik yapısı, feodal toplumun ekonomik yapısından doğup gelişmiştir.2
      XV. yüzyılın sonlarıyla XVI. yüzyılın başları, feodalizmin yükselişinin sonu ile çöküşünün başlangıcına işaret eder; işte bu dönemdedir ki, feodal üretim biçiminin çözülüşüne ve bağrından da, onun zıddı bir sosyal düzenin, yani kapitalizmin doğuşuna tanık olmaktayız.3

     Tarımsal üretimin esas olduğu feodalitede asıl üretim aracı olan toprağın mülkiyeti, kapitalist sistemde ise sermayenin mülkiyeti insanlar arası ilişkileri belirlemektedir.4 

    Biliyoruz ki, kapitalizm feodalizmin yıkılması ile başlar. Feodalizm ya da feodal düzen, sosyal-ekonomik anlamında, halkın, toprakları ellerinde tutan küçük bir azınlığa her bakımdan bağlı ve bağımlı olmasıdır. Bu düzen XV. yüzyıldan itibaren ulus olayının doğması, merkezi otoritelerin kurulması, ticaretin genişlemesi ve paranın rolünün büyük bir ölçüde artması ile yıkılmaya, çökmeye başlamıştır. Bu yeni oluşumun önemli bir yanı, bundan böyle emek gücünün satın alınması ve bir işçi sınıfının doğmaya başlamasıdır. Para ekonomisi ve ticaret, kapitalizmin başlangıcı olmuştur.5

       Aslında kapitalist üretimin ilk başlangıcına, daha 14. ya da 15. yüzyılda, dağınık olarak bazı Akdeniz kentlerinde rastlamamıza karşın, kapitalist dönemin başlangıcı, 16. yüzyıldır… Kapitalist sınıfın oluşması yolunda kaldıraç görevi gören çağ açıcı devrimlerdir; ama her şeyden çok, büyük insan yığınlarının birdenbire ve zorla geçim araçlarından kopartılarak, özgür ve ‘bağlantısız’ proleterler olarak emek pazarına fırlatılıp atıldığı anlar önem taşır. Tarımsal üreticilerin, köylülerin mülksüzleştirilmeleri, topraktan ayrılmaları bütün bu sürecin temelidir. Bu mülksüzleştirmenin tarihi, farklı ülkelerde, farklı yönler alır ve farklı evrelerini farklı sıralar izleyerek farklı dönemlerde tamamlarlar.6 
     
       Bir büyük çözülüş ve hemen ardından sosyal acılarla gelen toplumsal koşulların gömlek değiştirmesidir kapitalist sanayileşmeyi de toplumsal yönleriyle vurucu kılan. Ancak kapitalist toplumu sanayi toplumunun gelişmesinde yalnızca bir aşama olmasından ötürü, sanayi toplumunun da bir alt türü olarak gören yaygın bir görüş de vardır.7 


        Sanayileşme insanlık ailesi için bir değişim dönüşüm projesi! Batı’da içerik buldu. Kapsamını ve etki alanını Batı belirledi. Yetenekleri Batı’da keşfedildi. Batı, insanlık için büyük sosyal acıların nedeni de oldu. Bu sosyal acılardan dolayı sanayileşme sonuçlarının içerisinde genel kalıplarıyla ve yönleriyle sosyal refah düşüncesinin gelişmesinin de temel nedeni olarak kabul gördü. İnsanlığın iyiliği ve esenliği için bir pradigmadır sosyal refah. Batı zamanla sosyal acıları, sosyal refah olanakları ile ancak giderebilme olanağına kavuşabilmiştir.
Bir başka taraftan sanayileşme bir çelişkiler yumağıdır. Çelişkinin görünmeyen / gösterilmeyen / göründüğünde başarıyla gizlenen yüzü ise; emek sermaye çelişkisidir; bu durumun bir sonucu ise sosyal adaletsizliktir; toplumsal birikimin eşitsiz dağılımıdır. Toplumsal adaletsizliğin meşru kılınması için Dünya halklarının afyonlanması, manipüle edilmesi ise apayrı bir konudur. 
Sanayileşme süreciyle gelen sosyal sonuçlar / sosyal sorunlar toplumsal yapı değişimlerine büyük ölçekte sosyal ve zor olgularla çıkıp gelirken biryandan da sosyal kaymalara neden oldu. Dolayısıyla sanayileşme; işsizlik, yaşlılık, göç, aile ve çocuk sorunları, gençlik, hastalık gibi birçok “eski” toplumsal olgunun gözden geçirilmesini, bazı toplumsal olguların da bir sosyal sorun olarak duyumsanmasının koşullarını beraberinde getirdi. Sosyal kramplar ve ıstıraplar uygarlığın belleğine bir sosyal ur gibi işlendi. Bu sosyal sorunların çözümünün çabası ise sosyal hizmeti, “hayırseverlik” duygusundan arındırıp, bir meslek niteliğinde; sorun kategorilerini mesleki müdahalelerle çözmeye yönelik olarak sözü edilen sosyal refah alanlarında mesleki hizmet sunmaya itmiştir. Ortaya çıkarmıştır… Peki, sosyal hizmet için sanayileşmenin amacı, özlemi neydi Batı’da? Bir de ona göz atalım, birkaç sanayi ülkesini tarihsel özgüllükten hareket edip analiz ederek.

Dipnotlar

1. Childe, Gordon: Tarihte Neler Oldu. Çev. M. Tuncay, A. Şenel. Alan Yay. İstanbul, 1990, s. 31
2. Marx, Karl: Kapital 1 Çev: Alaattin Bilgi. Sol Yay. Ankara, 1997, s. 679
3. Tanilli, Server: Yüzyılların Gerçeği ve Mirası. III. Say Yay. İstanbul, 1987, s. 13
4. Küçükömer, İdris: Düzenin Yabancılaşması. Bağlam Yay. İstanbul, 1994, s.18
5. Talas, Cahit: Toplumsal Politika. İmge Yay. Ankara, 1990, s. 39
6. Marx, Karl: A.g.e.,1997: 680
7. Gıddens, Anthony: Sosyoloji -Eleştirel Bir Yaklaşım- Çev. M. Ruhi Esengün, İ. Öğretir. Birey Yay. İstanbul, 1998, s. 41 


a) BATI’DA BİR MODEL OLARAK SOSYAL HİZMETİN ORTAYA ÇIKIŞ KOŞULLARI

   İnsanoğlu çok eski tarihlerden beri, sakatlar, yoksullar gibi toplumdaki olanak ve hizmetlerden yeteri kadar yararlanamayan kişilere yardım etmeyi düşünmüştür. Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi dinler bu düşüncenin somut örneklerini bünyelerinde taşır.1
    Biliniyor ki, her dönemde yoksulların durumuna ilgi duyan ve onların yaşama koşullarını iyileştirmek isteyen iyilik yapma ya da acıma duygularından esinlenen insanlar olmuştur.2 Bakın Yunan sitelerine, ta o dönemlerdeki sitelerde; kamu yaşamından uzaklaşan insanlarla ilgilenmek gibi yaygın sosyal bir görev vardır. Belki de modern olmayan / sekülerleşmemiş sosyal hizmeti, dinlerin tarihinde / uygarlığın ilk duraklarında aramak sosyal hizmetin tarihçesinin yazılmasında bir katkı alanı olacaktır.
Batı Hıristiyan dünyası sosyal sorun yaşayan insanlara yardım konusunu ortaçağda papazların etkin kullanıldığı bir kilise hizmetleri biçiminde organize etmeyi başarmıştır. “Kilise hayırseverliği” aslında kilisenin aynı zamanda bir sosyal güç olarak toplumsal ilişkileri belirleme yeterliliği ile açıklanabilir. Kiliselerin bu dünyaya ait sermayesinin yakıcılığı sosyal hizmetleri bir dini görev olarak yerine getirirken yapılan sosyal iş kamusal bir zorunluluk olarak da kabul edilebilirdi. Kilisenin sosyal hizmet konusundaki savurganlığı iş gücü oluşumunu da bir ölçüde engellediği için dönem dönem sadaka dağıtma işlerinde devlet tavrı, bakımını yapabilen sadaka sever kitlelerin yasaklanmasını gündeme getirmiştir. Devlet gözetmenleri böylece yardım kuruluşlarının başlangıç tohumlarını atmışlardır. Kilise karşısında gelişen sosyal muhalefet zamanla toplumsal korumanın bir hak olarak benimsenmesinin ilk nüvesini de olgunlaştırmıştır. 

   XII. ve XIII. yüzyıllarda loncalar ve birlikler insanlığın sosyal tarihindeki yerlerini sosyal dayanışmayı güçlendirmek için almışlardır. Feodalite çözülüşünü sürdürürken bir veba; ‘kara ölüm’ İngiltere’yi mutsuz etmiştir. Devlet babında Fakirler Kanunu ilk olarak 1348-49’da kabul edilmiştir. XV. yüzyılda ise bir yandan kiliselerin gelirleri azalmış öte yandan loncalar eski işlevselliğini kaybetmeye başlamışlardır. 1572 yılında Kraliçe Elizabeth’in Parlamento Statüsünü kabul edişi ise bakıma muhtaçlara devletin bakma zorunluluğunu gündeme getirmiştir. 
    Görüyoruz ki; nasıl sosyal devlete konu olan sosyal hakların ve sosyal politika uygulamalarının oluşumu için XIX. yüzyıla gitmek gerekiyorsa yoksullara yardım işinin devlet eliyle merkezi bir düzenlemeye konu edilmesi bakımından da XVI. yüzyıla dek gidilmesine gerek vardır.3 Yani örnek ülke İngiltere’ye… Öyle ki, Batı’da İngiltere’den başka hiçbir toplumda sanayileşme sadece kendi iç dinamikleri ile başlamamıştır.4 Yani; XVII. yüzyıldaki İngiliz devrimi, ilk burjuva devrimi olmuştur: Onunla mutlak monarşinin, feodal senyörlerin, doğrudan doğruya krala bağımlı Kilisenin otoritesine son verildi; kapitalizmin önündeki engeller kaldırıldı. İngiltere’de kapitalist rejimin zaferinin bir simgesidir o. Devrim, feodal rejimden kapitalist sisteme geçişi işaretlerken, giderek Orta Çağ’ı da kapatır, modern tarihi başlatır. Bu bakımdan, İngiliz burjuva devrimi, yalnız İngiltere ve Avrupa tarihinin değil, insanlık tarihinin de en önemli olaylarından biridir. Bununla beraber, kapitalist ekonominin ve burjuva egemenliğinin, Avrupa’da bile genel bir olgu haline gelebilmesi için daha hayli zaman gerekmiştir.5

Biz tarihsel arka plana yüzümüzü tekrar dönelim:

   İngiltere’de toprakla ilgili emsal hukuku, özünde Ortaçağ’dan kalmaydı. Bütün ticarileştirme eğilimine karşın, merkantilizm bu iki temel üretim unsurunun, toprak ve emeğin, ticaret konusu olmalarını engelleyen koruyucu önlemlere karşı çıkmadı. İngiltere’de emek yönetmeliğinin Zanaatkârlar Yasası (Statue of Artificers, 1563) ve Yoksullar Yasası (Poverty Law; 1601) aracılığıyla ‘millileştirilmesi’, emeği tehlikeli bölgenin dışına aldı… Elizabeth Devri Yoksullar Yasası 1843’te yürürlükten kaldırıldı.6 Başka bir yasa olan 1834 yasası ise yardıma gereksinim duyan kişiler için yoksullar evleri öngörmekte, yardım almak için buralarda kalma koşulunu koymakta idi. Bu kimseler yardım gördükleri sürece seçilme haklarını yitiriyorlardı. Yardımın düzeyi de en düşük ücret alan işçinin ücretinden daha azdı. Görüldüğü üzere 1834 yasası yoksul insanları aşağılayıcı bir nitelik taşıyordu. Bu nedenle, işçi sınıfının sürekli ve derin tepkilerine yol açmıştır. XIX. yüzyılda yaşayan devlet adamı ünlü Disraeli de bu yasayı, İngiltere’de yoksulluğun bir suç olduğunu dünyaya duyuran ve bu nedenle ülkenin saygınlığını zedeleyen bir yasa olarak belirlemiştir.7 Eleştirel yönleri olsa da bu yasa; organize sosyal refah hizmetlerinin Batı’nın ana rahmindeki ilk tutunuşudur. Diğer yandan toprak çevirme hareketleriyle şehirlere doğru başlayan sosyal kaymanın getirdiği yoksulluk sorunu İngiltere tarihinde hemen karşıtında bir mücadele yasalarını da beraberinde getirmesine rağmen Yoksullar Yasası kimi nitelikleriyle sosyal hizmet için anlam ifade etmektedir. Sosyal hizmetin bir model olarak kabul edilmesinde de ilk uğrak yeri; ilk sevda yüreğidir. Eleştirilere maruz kalsa da!
 
Sosyal hizmetin kimliğinin biçimlenmesinde 1601 Yoksullar Yasası temel olarak gücü-kuvveti yerinde yoksulların kilisenin sağlayacağı işlerde çalışarak yaşamlarını kazanmalarını öngörüyordu; önlemin masrafları kiliseye aitti, o da bu masrafları yerel vergilerle karşılama yetkisine sahipti. Bu vergiler bütün mal sahiplerine ve işledikleri toprağı kiralayan çiftçilere varlıklı ve varlıklı olmayan herkese, yerleştikleri evin ve kullandıkları toprağın kira değerine göre, aynı biçimde uygulanıyordu. Zanaatkârlar Yönetmeliği ve Yoksullar Yasası birlikte bir iş yönetmeliği oluşturuyorlardı. Ama Yoksullar Yasası yerel olarak uygulanıyordu; her kilise mıntıkasına - küçük bir birim yetki alanındaki gücü-kuvveti yerinde kişileri çalıştırma yöntemlerine, bir yoksullar evi bulundurmak, öksüz ve bakıma muhtaç çocukların çıraklık eğitimini ve yaşlılarla sakatların bakımını üstlenmek, muhtaçların cenazelerini kaldırmak olanaklarına sahipti; her kilisenin kendi vergi ölçütleri vardı. Bu açıklama, durumu gerçekte olduğundan daha kusursuz gösteriyor; çoğu kilise mıntıkasında yoksullar evi yoktu, daha çoğunda çalışabilecek durumda olanlara iş olanakları sağlanamıyordu; yerel vergi sorumluluklarından kaçınmanın bir türlü yolu bulunuyordu; yoksullarla ilgilenenlerin kayıtsızlığı, muhtaç durumda olanların sırtından yüzsüzce sağlanan çıkarlar, yasanın işleyişini etkisiz kılabiliyordu. Gene de aşağı - yukarı on altı bin Yoksullar Yasası yetkilisi köyün sosyal dokusunun parçalanmasını engelleyebiliyordu.8 Aynı zamanda çıkan sonuç şu ki, 1601 Yasası, akrabaları tarafından bakılmayan fakirlerin mahalle veya toplum idaresince bakılmasını gerektiriyordu.9 Bu yönüyle Yoksul Yasaları’nın modern devletin biçimlenme sürecinin bir ürünü ve devletin yoksulluk sorununa, toplumsal yapının belli bir düzen dairesinde sürmesi için, merkezi ve fakat pansuman nitelikli önlemlerle müdahale etmeye çalışmasının bir anlatımı olduğu belirtilebilir.10


    
     Devletin sosyal hizmeti resmen ilk yudumladığı bu sosyal düzenlemeler sayesinde sosyal hizmet alan olarak şekillenmeye başlamıştır. Öte yanda uzak bir tarih de olsa, XVIII. yüzyılda ortaya çıkan ve üretim sürecinde büyük değişikliklere yol açan endüstrileşme olgusu ve kapitalist ekonomik sistem ise dar anlamda sosyal politika uygulamalarının başlıca nedeni olmuştur. Kendisine bağlı olarak ekonomik ve toplumsal birçok değişime yol açması nedeniyle endüstri devrimi olarak adlandırılan endüstrileşme, özünde makinenin üretim sürecinde kullanılması ve yığın üretime geçilmesi olayıydı.11 Anımsanacak olursa; bu süreç İngiltere’de detaylı olarak yaşandığında toplumsal yapıda yol açtığı birçok çıktıyla “sosyal” sorun kümelerinin de varlık nedeni olmuştu…
Yine XVIII. yüzyılın sonlarından başlayarak, Sanayi Devrimi, kapitalizmin emrine makineyi ve fabrikayı verince, emekle ilgili apayrı sorunlar ortaya çıkmıştır. Kentlerde fabrikaların çağrısına yanıt verenler, çoğu kırsal kesimin köylüleri oldu; ve bu yığınlar, kırsalın, bir yerde feodalitenin bağlarından kurtulurken, gelip sanayinin dişlilerine takıldılar.12

     XIX. yüzyılda burjuvazinin gücü ve zenginliği ise akıl almaz bir işçi sefaletine dayanıyordu: Uzun çalışma günleri, farklı kökenden işçilerin birbirleriyle rekabetinin de etkisiyle daha da düşen ücretler… O kadar ki, yaşam koşulları eski dönemin serflerinkinden daha da kötüydü. Tam bir yoksunluk ortamında kimi zaman hayırseverlik ve paternalizm sayesinde nefes alabiliyor ya da göç bir çıkış yolu olarak görülüyordu, ama asıl damgasını vuran isyanlar ve acımasız şiddetti. Dayanışma, kooperatifler, yardım sandıkları, sendikal birlikler ve bir dizi girişim sonucunda işçi dünyasının örgütlenmesi 1860’lı yıllarda önemli bir gelişme kaydetti.13 Bu toplumsal muhalefet gelişmelerinin sosyal hizmet düşünce sistematiğine katkısı yadsınamaz. 

     Sosyal hizmetin birincil hizmet alanı olarak beliren yoksulluk istismara açık bir olgu olduğu için çözüm önerilerinde / yollarında birçok sorun yaşandı. Örneğin İngiltere’de XVI. yüzyılın ilk yarısında toplumsal sorun olarak gündeme gelmeye başlayan yoksul kitleye yönelik bu tür uygulamaların büyük yoksul kitleleri tarafından istismar edilmesi için ise pek de geç davranılmadığını biliyoruz. Bu nedenle yoksulluk artık üzerinde sistemli olarak durulması gereken bir olgu olmuştur. Birde piyasanın önemi anlaşılmıştı. Piyasa işleyişinin acımasız sosyal sonuçlarıyla karşı karşıya kalınması halk için ise yeni sosyal destek / sosyal önleme modellerini beraberinde getirmiştir. Ki, bu modellerden biri de, aslında en yetkilisi, meslek olarak sosyal hizmettir. Mesleğin Cumhuriyet Türkiye’sindeki ilk uygulayıcılarını yetiştiren okula emek verenlerden biri olarak kabul edilen Kut’a (1999) göre; Sosyal hizmet mesleği, geleneksel kurumlara göre daha sonra ortaya çıkan sosyal refah kurumuna işlerlik kazandırma gerekçesine bağlı olarak ortaya çıkan bir meslektir. Bu kurumun oluşmasının arkasına bakacak olursak, bunu da Batı toplumlarından aldığımız örneklerle ifade etmek durumunda oluruz. Burada Batı toplumları arasından İngiltere örneği, sosyal hizmet mesleğinin tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Sosyal hizmet dediğimiz bir hizmet sektörünün oluşmasına tarihsel olarak bakacak olursak bu oluşum muhakkak ki feodal yapının dağılması, ticari ilişkilerin artık başlaması ve ondan sonra makineleşme sürecine geçilmesi ve endüstri toplumlarının oluşmasına bağlı bir süreç olarak izlenebilir.14 Sosyal hizmet mesleğinin tarihini kritik ettiğimizde İngiltere’nin konumunun göz önüne alınmasının birincil nedeni, o ülkenin kendine özgü dinamikleriyle ilgilidir. 
İngiltere’deki durum özetlenirse, demokrasinin beşiği olarak adlandırılan bu ülkenin aynı zamanda sosyal refah hizmetlerinin de beşiği olduğu görülür. Bu bir rastlantı değildir. Demokrasi, sosyal refah hizmetleri, sendikacılık, sosyal hizmet (sosyal çalışma) gibi kavramlar aynı kaynaktan (endüstrileşmeden) doğmuş ve beraber gelişmişlerdir. İngiltere’nin bu kavramların beşiği olması, endüstri devriminde öncü durumunda bulunmasından dolayıdır.15 Sosyal hizmet mesleği İngiltere’de bütünsel olarak kabul görürken, diğer ülkelerde meslekleşmenin boyutları nasıl olagelmiştir? Birde ona bakalım:
Fransa’da 1633 tarihinde hasta ve sakatların bakımı için hemşirelik mesleğini geliştirmek amacı ile papaz Vincent daha önceden kurmuş olduğu ‘Hayırsever Kadınlar’ derneğinden başka, bir diğer dernek kurmuş ve bunun adına ‘Hayırsever Kızlar’ demiştir. Bu derneğin üyeleri tarafından köylü kızları arasından hayır işlerinde çalışmak isteyenler eğitilerek hemşire olmakta idiler. Böylece eğitim görmüş bu hemşireler sosyal çalışmanın (sosyal hizmetin) öncüleri olmuşlardır.16 Sosyal hizmet örgüsü çeşitli ülkelere ancak uygulama örneklerinden yola çıkarak yayılmaya başlamıştır. Birleşik Devletlerinde ise sosyal problemler üzerine eğilen filantropistler ve reformistler olmuştur. Sosyal hizmet mesleğinin ilk öncüleri…17

     Peki, sosyal hizmet mesleğinin eğitim yoluyla meslek aktörlerine temel aktarıcısı konumunda bulunan sosyal hizmet okulu Dünya yüzünde ilk nerde ortaya çıkmış ve başka yerlerde nasıl gelişmiştir? 
Sosyal hizmet okulu olarak açıkça tanımlanan ilk okul (Institute for Social Work Training) Hollanda, Amsterdam’daki bir grup sosyal reformcu tarafından 1899’da kurulmuştur. Enstitü iki tam yıl kuramsal ve uygulamalı derslerden oluşan bir programla kendilerini hayır işlerine adayan kişilere eğitim vermeye başlamıştır. Avrupa ve ABD’de 1910’a kadar on dört sosyal hizmet okulu kurulmuştur. Latin Amerika’da Şili, Santiago’da (1920), Asya’da, Hindistan Bombay’da (1936), Afrika’da Güney Afrika (1924) ve Mısır’da (1936) ilk sosyal hizmet okulları açılmıştır.18

      İkinci paylaşım savaşından sonra sosyal hizmette farklı açılımlarla yeni gelişmeler yaşanmıştır. Dünya insanları yanan bir özlemle insancıl olan ne varsa istediler. Çünkü buna zorunluydular. Ölümlerle tarih yazılmıştı. Atom bombaları Japonya’da çocukları kavurmuştu; Hitler de, Yahudileri, delileri, çingeneleri, engellileri fırınlarda kavurup arî ırkını oluşturma yolunda eşsiz bir heyecan duymuştu. Savaşın acılarından dolayı Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. Dünya halkları küllenmiş bir ağıttan bir umutla sosyal erdem / sosyal umut / sosyal iyilik olana insanca duygularla yöneldi. Sosyal mesleklerin önemi arttı. Az gelişmiş ülkelerin halkları da geçmişini belleğine gömerek sosyal yaralarının onarılması için çağa uygun sosyal modeller aktardı gelişmiş ülkelerden. Sosyal hizmet de aktarılanlar arasındaydı. Asıl sorun aktarıldıktan sonra onun tarihsel ve özgül kılınmasıydı. Başaranlar oldu. Bunun yanı sıra başaramayanlar da oldu. İşte bunlardan dolayıdır ki; sosyal hizmet mesleğinin, içinde bulunduğu toplumun yapısına göre biçimlenmesi koşulu hep ön planda tutuldu. Çünkü mesleğin kuramsal bilgilerinin, içinde yaşadığı topluma, toplumsal koşullara ve o toplumda alacağı biçime göre oluşturulması gerekir. Öyle ya sosyal hizmet mesleğinin evrensel ilkelerinden biri, başvuranın (kişi, grup, toplum) bulunduğu yerden çalışmağa başlanması gereğidir. Sosyal hizmet, içinde çalıştığı toplumun bulunduğu yerden çalışmağa başlayabilmek için de o toplumu ve insanını iyice tanımak zorundadır. Tanımalıdır ki, o yapıya uygun ve geçerli çalışma yöntemlerini, tekniklerini, modellerini geliştirebilsin.19 Evet, Bağımsızlık hiç de kolay değil... 
Sonuç olarak özetleyecek olursak, sosyal hizmetin tarihsel gelişim dinamiğinin şu makro olgulara bağlı olarak şekillendiğinin altını çizebiliriz; 

a) XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Batı Avrupa’da yaşanılan tarihsel ve sistemsel dönüşümler.
b) Bu dönüşümlerin ortaya çıkardığı toplumsal ve ekonomik alanlardaki değişmeler ile meydana gelen yapısal sorunlar. 
c) Sanayi devrimi ile Fransız devrimine bağlı olarak; teknolojik alanda, sosyal, ekonomik ve politik alanlardaki yaklaşımların ve kuramların değişimi.
d) Teknolojik ve bilimsel alandaki gelişmelere, sistemsel dönüşümlere, bağlı olarak devlet anlayışındaki değişmelerle ekonomik ve sosyal politikaların gelişmesi. 
e) Hukuk devleti anlayışından sosyal devlet anlayışına dönüşüm sürecinde; tüm nüfusu ve özellikle yoksullara ve çalışanlara yönelik yeni sosyal güvenlik sistemlerinin gelişmesi, sosyal yardım ve sosyal hizmetler alanında yeni hizmet programlarının oluşturulması, 
f) Tarihsel ve sistemsel dönüşüm sürecinde; dinsel düşünceden kaynaklanan hayırseverlik yaklaşımının ve hümanist düşünceden kaynaklanan yardımseverlik yaklaşımının neden olduğu kiliseye bağlı örgütlü yardımların, bireysel ve gönüllü örgütlerin sergilediği yardım çabasının ve hareketlerinin gelişimi. Belirtilen tarihsel ve toplumsal etmenler, sanayileşme süreci içinde sosyal hizmetin gönüllü çabalardan meslekleşmeye dönüşümünü belirlemiştir.20

    XXI. yüzyılın küresel mantığında ise sosyal hizmet sosyal-tarihsel yurttaşa, toplumsal ilişkilerde özne olan bireye, sosyal hukuk devletinin rol ve sorumluluklarına gönderme yapan bir disiplin ve meslek konumuna gelmiştir. Aydınlanmanın mirasçısı olan sosyal hizmet, insan hakları ve demokratikleşmenin, sosyal adaletin de temsilidir. Bu bilinç, Dünya insanları için yaşanılabilir bir dünya kurma yolunda gerçekleşebilir isteklerinin destekleyicisidir. Savunucusudur da… 

Dipnotlar

1. Kongar, Emre: Sosyal Çalışmaya Giriş. Sosyal Bilimler Derneği Yay. G-2. Ankara, 1972, s. 147
2. Aron, Raymond: Sosyolojik Düşüncenin Evreleri. Bilgi Yay. Ankara, 1994, s. 265 
3. Kara, Uğur: Sosyal Devletin Yükselişi ve Düşüşü. Özgür Üniversite Yay. Ankara, 2004, s. 57 
4. Kıray, B. Mübeccel: Toplumsal Yapı Toplumsal Değişme. Bağlam Yay. İstanbul, 1999. s.364
5. Tanilli, Server: Yüzyılların Gerçeği ve Mirası. Cilt III. Say Yay. İstanbul, 1987, s.250
6. Polanyi, Karl: Büyük Dönüşüm. Çev. Ayşe Buğra. İletişim Yay. İstanbul, 2003, s.117
7. Talas, Cahit: Toplumsal Politika. İmge Yay. Ankara, 1990, s. 200
8. Polanyi, Karl: A.g.e., 2003:138
9. Frıedlander, A. Walter: Sosyal Refah Hizmetlerine Başlangıç. Çev. Resan Taşçıoğlu. SSYB SHGM Yay. No: 44. Ankara 1966, s. 21
10. Kara, Uğur: 2004:58
11. Koray, M. Topçuoğlu, A: Sosyal Politika. Ezgi Yay. Bursa, 1995, s. 5
12. Tanilli, Server: Yaratıcı Aklın Sentezi. (Felsefeye Giriş) Adam Yay. İstanbul, 2003, s.56
13. Beaud, Michel: Kapitalizmin Tarihi. Çev. Fikret Başkaya. Dost Yay. Ankara, 2003, s. 143
14. Kut, Sema: “GAP Bölgesel Kalkınma ve Sosyal Hizmet” Sosyal Hizmet Sempozyumu 1999. Yay. Haz: Ümit Onat / Aycan ALTAY. Ankara, s. 27-30
15. Kongar, Emre: 1972:152
16. Frıedlander, A. Walter: A.g.e.,1966: 16
17. Kıray, B. Mübeccel: A.g.e.,1999:15
18. Tufan, B. Koşar, N: “Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Tarihçesine Genel Bir Bakış” Sema KUT’a Armağan Yaşam Boyu Sosyal Hizmet. Editör: N.Güran KOŞAR. HÜ SHYO Yay:4 Ankara, 1999, s.1-20
19. Tomanbay, İlhan: Ana Çocuk Sağlığında Sosyal Boyut. Doruk yay. Ankara, 1992, s.20
20. Cılga, İbrahim: “Toplumsal Değişim ve Sosyal Hizmet Eğitimindeki Gelişmeler” Nihal TURAN’A Armağan. Yay. Haz: Veli DUYAN/A.Mavili AKTAŞ. HÜ SHYO Yay: 8 Ankara 2001, s. 30-39

©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.

 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.