Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


AVRUPA BİRLİĞİ YOLUNDA: SANAYİLEŞME VE SONRASI

Hamit ÖLÇER
webersos@hotmail.com


Böylesi türden önemli bir konunun genel bir görüş zaviyesini oluşturmada konuyu işlerken kısa ve öz biçimde nasıl daha verimli olabilirim diye açıkçası ince eleyip sık dokumak zorunda kaldım bazı şeyleri.Aslında atölyelere,işletmelere pek yabancı değildim.Ama içinde bulunduğunuz endüstriyel koşulları yorumlamada makinelerin,fabrikanın size öğreteceği bir şeyin olduğunu sanmıyorum.Bu yüzden sanayileşmenin ne olduğunu fabrika ve makinelerle açıklama yoluna gitmenizin hiçbir anlamı olamaz.Sanayileşmenin analiz birimlerinin toplumsal dinamiklerle,toplumsal değerlerle,�iktisadi zihniyet�le vb. türden sosyal-psikolojik motivasyon ve saiklerle açıklanmasının geçerli ve yaygın olduğu günümüz sosyal bilimsel araştırma kültüründe bunun anlaşılabilir tarafının olduğunu düşünüyorum böylece.Peki gerçekten sanayileşme dediğimiz şey,birkaç fabrika yığınından mı ibaretti?Veya birkaç duygusuz ve sevimsiz makinelerin toplandığı bir atölyeden mi oluşuyordu? Bu soruların yanıtını vermek için biraz tarihe ve sosyolojiye ihtiyacımız olacak kuşkusuz.

GİRİŞ:Sanayileşmenin tam anlamıyla Batının doğrusal-pozitivist/ilerlemeci toplumsal düşünce ve dinamiğinin kendine özgü geliştirdiği ekonomik değerlerin somut-maddi fenomeni olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Şimdi sanayileşme olgusunun içeriğinin böylece batının bilim ve felsefe anlayışı ile Sander�in deyimiyle �tekniği kullanan atılgan ve savaşkan Avrupalı insanın� iktisadi sömürgeci zihniyetinin kendisini dışarıya vurduğu bir çeşit �üretme arzusu�ndan ileri geldiğini burada açıkça dile getirebiliriz.Üretme arzusu, egoist-fabrikatör ve baronların kapitali ile eklemlendiği vakit ortaya müthiş bir sistem çıkmıştı.

Saint Simon�un barışçı bir dünyanın ütopyası olarak kabul ettiği endüstriyel sistem, Karl Marx�ın ciltler dolusu malzeme yığınının içerisinde önemli bir tartışma konusu olacaktı kuşkusuz. Sözgelimi Marx�ın yabancılaşma teorisinin büyük bölümü endüstriyel sistemin işçi kitlesi üzerinde yarattığı negatif etkilerle ilişkilidir. Öyle ki işçilerin fabrikalarda �makine kırmacılığı�na (luddizm) kadar derin etkileri olan endüstriyel sistemin ne kadar ağır şartlara sahip olduğu apaçık ortadadır.

Bugün sanayi devrimi dediğimiz olgu en orijinal haliyle İngiliz insanına özgü bir kültür olarak karşımıza çıkar.İngiltere�nin diğer kara Avrupası ülkelerinden ayırıcı özelliğinin her şeyden önce bir ada devleti ve kendi içinde daha bütünlüklü bir yapıya sahip kuşatıcı bir endüstriyel sisteme sahip oluşundan ileri geldiğini söylemek mümkün.Dolayısıyla kendini dış etkilerden koruyan ama aynı zamanda kendine dönük yaşayan İngilizler�in kara Avrupası�nın etkilerinden uzak olduğu görülür.

Avrupalıların temel düşünme karakteristiği, olaylara eğiliminin dizgesel ve sistematik oluşudur. Örneğin Saint Simon�un toplum düşüncesi ile sanayi sistemi neredeyse aynı anlama gelecek biçimde karşımıza çıkar.Çünkü bir bütünlük ve tutarlılık arzeder.Yine Adam Smith�in Liberal-iktisadi düşüncesinin faydacı içeriği, endüstriyel sistemin vazgeçilmez öğesi olan işbölümü üzerine olan analizinden bağımsız düşünelemez pekala. Nitekim Smith, bir toplu iğnenin nasıl daha çok üretileceğinin açıklamasını verirken çok yaratıcı görünüyor gibiydi üstelik. Şu halde ona göre;

�Tek bir kişi, yapılması için on aşaması olan bir iğneden günde sadece on tane yapabilmektedir;fakat her aşamayı yalnızca bir kişi yapsa yani on kişi çalıştırsak bir günde üretilen iğne sayısı 4800'e çıkıyor;ama her biri her aşamayı yapsaydı sadece 100 iğne üretilecekti.Bu demek oluyor ki ,iş bölümü iğne üretimini 48 kat arttırmış.Ayrıca işçinin belli bir aşamada uzmanlaşması o teknolojiyi kullanmanın yeni yolları bulunarak arttırılabilir,bu da daha hızlı üretime sebep olur.�(Ulusların Zenginliği adlı yapıttan.1.Bölüm.wikipedi.org)

Öyle ki bunun için tüm Avrupa toplumunu yeniden bütünleşmeye götürecek sihirli açıklamanın kendisinde olduğunu düşünen Saint Simon�un �Sanayi Sistemi� adlı yapıtına yaptığı atıfta değindiği gibi �toplumun birbiriyle uyum içinde işleyen ekonomik ve politik sistemlerle bilimsel,pozitif ilkeler üzerinde örgütlenebileceği ve o şekilde örgütlenmesi gerektiğini ileri sürmekteydi.(aktaran:Swingewood,1998:55) Ve yine Simon için;

�Nihayet askerler ve hukukçular,yönetmeye en yetenekli olan kişilerden emir almalıdırlar;çünkü,aydınlanmış bir toplum idare edilmeye ihtiyaç duyarToplumsal gücün yol gösterici ilkelerini,yönetme konusunda en yetenekli olanlar getirmelidir;şimdi, en önemli sanayiciler en büyük yönetme yeteneğine sahip insanlar olduklarını kanıtlamış kişiler oldukları için,kazandıkları önemi bu alandaki becerikliliklerine borçlu oldukları için,toplumsal çıkarların yönünü de doğal olarak onlar belirlemelidir. (aktaran:Swingewood,1998:57).�

İngilizler kadar kendine özgü şartların doğurduğu endüstriyel örneklere sahip Fransa, Almanya ve İtalya gibi kara ülkelerinin genel itibariyle çok daha feodal teknikler üzerinden geliştiği kabul edilebilir bir düşüncedir. Zaten 1900�lerin başına kadar siyasi birliğini tamamlamakta geciken Almanya ve İtalya�nın sanayisinin çok daha barışçı temeller üzerine kurulmadığı anlaşılabilir bir olgudur. Oysa İngiltere�nin feodal sistemden çok daha köklü biçimde ayrıldığını görüyoruz. Sonuç itibariyle de modern-ilerici toplum özelliğini göstermede İngilizler kadar daha hızlı ve köklü başarı elde eden ülke çok azdır.

Ve belki de şöyle genel anlamda sonuca doğru gitmek açısından diyebiliriz ki, sanayileşmenin iyimser havasının oluşturduğu yapıda tanrının elinin (hand of god) yerini, �fabrikanın görünmez eli�ne bıraktığı; kilisenin yerini, fabrikaya bıraktığı; asker ve kralın yerini, burjuva ve bilim adamına bıraktığı ve nihayetinde dünyevi değerlerin üretiminin biricik ilerleme motoru olduğu bilincine varan düşünürler için bundan sonraki tartışmanın yönü, toplumun ilerlemesinin ne anlama geldiğini ve bunun Avrupalılar için ne türden bir geleceğe hazırladığı üzerinedir.

SONUÇ: Bir kere bundan önceki yazıda da değindiğimiz gibi Westphalia Barışı ile kurulan uluslar arası sistemin dayandığı evrensel ilkelerin Avrupalılar için çok da bağlayıcı olmadığı anlaşılmıştır.Avrupalı ulusların kendi aralarında kurmak istediği barış ortamı endüstriyalizme kurban gitmek üzereydi. Gerek Viyana Kongresi�nin öngördüğü �federetif Avrupa düşü�nün gerekse 1856 Paris antlaşmasının oluşturmak istediği �Avrupa ahengi�nin ortak amacı olan Avrupalıların �aidiyet duygusunu� geliştirme fikri sanki bir masal gibi gelmişti.

Endüstriyel üretimin sunduğu zengin olanaklar Avrupalı ulusların ortak aidiyet duygularının yerini çok daha gururlu ve öfkeli bir ulusalcılığı doğurmuştu. Almanların ve İtalyanların siyasi birliğini tamamlayarak Fransızlarla beraber İngilizlere ve Hollanda, Portekiz ve İspanya gibi haydut-tüccarlarına karşı kafa tutar hale gelmesi yeni alevlenmekte olan felaketin habercisi gibi duruyordu�Sömürgecilik�

1.ve 2. Dünya Savaşı�nın tüm Avrupalılar için yıkımdan başka bir şey olmadığı anlaşılınca ve zaten 1929 ekonomik krizin etkileri altında kendini toparlamakta güçlük çeken Avrupalılar için son bir seçenek kalmıştı.Tüm Avrupalı ulusların sosyo-ekonomik açıdan topyekün ilerlemesine katkı sağlayacak bir proje gerekliydi.Peki bu ne olabilirdi?...Avrupa Birliği projesi�

Buraya kadar ve Avrupa Birliği�nin temel özelliğine inmeden önce İngilizlerin konumunu çok iyi kavramamız gerekiyor. Savaşlardan en az etkilenmesinin yanında aynı zamanda savaşlardan güçlü bir biçimde çıkan İngiltere�nin sonradan yapılanmakta olan bir Avrupa Ekonomik Topluluğu�nun dışında olmayı kabul etmesinin çok anlamlı olduğunu görüyoruz böylece. Eğer ekonomik bir sıkıntı ilkin bunun Britanya�nın bir derdi olduğu düşünülemezdi. Ve eğer amaç topluluk ise Britanya bir topluluktan daha fazla bir İmparatorluktu. Burası bu kadar açıktır�(Zaten İngiltere kendi kültürüne çok daha yakın temas halinde bulunan çoğu sömürge olan ülkeleri Commenwealth (siyasal anlamda İngiliz Uluslar Topluluğu) çatısı altında toplamayı başarmıştı. Avrupa Topluluğu�nun kısa zaman içinde büyümesi ve istikrarlı yapıya kavuşmasından etkilenecek olacaklar ki İngilizler 1973�te topluluğa katılmışlardır.)

Şimdi bütün bunlardan şu çıkarsamayı yapabiliriz.Sanayi devrimi ve onun uzantısı olan sanayileşme olgusu Avrupalıların temel derdidir. Avrupa�da birleşme,bir araya gelme arzusunu doğuran temel itki dolayısıyla ekonomiktir.Şu halde haçlı örgütlenmesinin elde ettiği kazanımlardan tutun, federetif Avrupa düşü ve Avrupa Ahengine kadar bütün birleşme çabalarının temelinde ekonomik kaygılar olduğu gibi ama aynı zamanda ekonomik kazanımların daha sağlam temeller üzerine inşa edilme çabaları vardır.Ve bütün bunlar Avrupa Birliği dediğimiz yapının temel özelliği hakkında bilgi sunmaktadır�

(Bu yazı yeniperspektif.com sitesinde yayımlanmıştır)
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.