Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

ADNAN YÜCEL’İN ANISINA

Naki ERDOĞAN
Sosyal Çalışmacı


 

  Ötsün diye kendi yuvasında kuş
Açsın diye kendi dalında çiçek
Gördüler ki yepyeni canlar gerek
Ateş olup yanmaktaysa bütün gerçek
Yanarken türkü söyleyen camlar gerek


İşte böyle başlar Adnan Yücel’in destansı şiir ve hayat yolculuğu. Avucundaki kurumuş yapraktan bir renk cümbüşüne taşır mısralarını. Yaşamın tüm renklerini görmek mümkündür onun şiirinde . Yeşilin sarının morun ve eflatunun binbir tonunda gezdirir okuyucuyu. Bazen bir kelebeğin kanadındasınızdır bazen de tarihin acı sayfalarında. Nice ölümlere , isyanlara tanıklık edersiniz. Nice başkaldırıların ortasında bulursunuz kendinizi. Tarihin en acımasız sayfalarını cesurca çevirmektir yücelin şiiri. Ağıtlar gözyaşları isyanlar çığlık çığlığa yaşamlar ihanetler … ve tabi ki Aşk . Sonrasında Soframızda Kaval Misali Yücel in güçlü soluğu. Öyle Güçlüdür ki yücel in soluğu Babil in asma bahçelerinde gezende sizsiniz Dehak’ın sofrasında yenende sizin beyninizdir. Ve Nihayetinde Kawa nın yaktığı ateşi harlayanda okuyucudur. Bazen Tuğla yorgunu elleriniz radyodaki bir memleket havasıyla ıslanan gözlerinizi siler bazen türlü acılar ıslatmaz gözlerinizi.
 



 Temmuz sıcağının doğayı kavurduğu bir günde Çukurova da toprak çatlarken yitirdik Adnan Yücel’i . Binlerce yürek titredi. ‘’ Bir deprem çağının birdenbiresinde ‘’ göçüp giderken birdenbire dağ gibi mısraları kaldı acılı yüreklere.
Şair, yazar, araştırmacı ve öğretmendi.
Kah Cudinin gözleriyle Cizre ye bakar kah bir kavalın inceliğinde bir çiçeği okşardı. . Soframda Kaval Sesinde Peyniri zeytini ve biberi okşamıştı. Dünyaya biraz da mor bakmıştık onun gözlerinden. Yeryüzü aşkın Yüzü oluncaya dek te Koca bir tarihe tanıklık etmişti. Torağın ilk kez nasıl çitlerle çevrildiğini topraklıların tanrılaşırken topraksızların nasıl köleleştiğini öğrenmiştik mısralarında. Sonra umudu kaybetmemeyi öğreterek hepimize Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek dedirtmişti. Ateşin ve Güneşin Çocuklarında bin yılın ağıtını yaktı. Ademden öncede akan O iki nehrin köpüklerine bindirip okuyucuyu koca bir tarihe tanıklık ettirdi. Munzur’un sesini dinletti. Laç deresinin Leş deresine dönüşmesinin hüznüyle sızlattı yüreklerimizi.Sonra……… Sonrası ise Mısri kızdı. Tereler taşkını yolar yorgunu.
Suların tanıklığında aşkı yazarken Sivas’tı parmaklarını tutuşturan. Gecenin bitiminde yakarken son sigarasını tiksinmişti dudağına götürdüğü ateşten. Ve yemekler utançla pişiyordu ocaklarda.
Hep tarihin tanıklığını koydu mısralarının başına. Tarihi şiirin güzelliğiyle anlatırken bize kimi zaman tarihçi kimi zaman toplumbilimci ve sonunda hep militan olarak çıktı karşımıza. Ey aşkın ve güneşin kollarındaki kelepçe diyordu örselenmiş yaşamların tanıklığını yaparken. Türkülü halaylı ve coşkuluydu yürüyüşü. Yaşamı özgürleştirenlerin kulağını usulca fısıldıyordu. Sakın ha türküsüz çıkmayasın yollara. Binyılların isyanını yazarken binyıllık cehaleti vurdu tarihin suratına. Onun içindir ki Mendilinde öfkesi ve çıkınında bilinciyle düştü yollara. Ve sonunda hep uykusuz kalmamızı istiyordu kitaplarına.

Bu sitede yer alan yazılar kaynak gösterilmeden, kısmen de olsa kullanılamaz

 

 


               Bize Ulaşın

Google