SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

 


AİLE İÇİ ŞİDDET VE KADIN

Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı

Sitemiz Editörü 
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

 


 “Ve kadınlar, / bizim kadınlarımız: / korkunç ve mübarek elleri, / ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle / anamız, avradımız, yârimiz / ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen / ve soframızdaki yeri / öküzümüzden sonra gelen / ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız / ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki / ve karasabana koşulan / ve ağıllarda / ışıltısında yere saplı bıçakların / oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan / kadınlar, / bizim kadınlarımız”

Nâzım Hikmet

Şiddet yalnızca bu çağın değil; yüzyılların sorunu. Yüzyıllar erkek elleriyle hep kadını sıkıştırmış, ne istemiş ondan bilmeyiz! Ama zulüm etmiş ona. Dağlamış ömrünü. Hem mutfakta hem tarlada hem yatakta kullanmış bedenini, tüketmiş, sömürmüş. Gün gelmiş yaralarını da ona sardırmış, şiirler yazmış, umut vermiş ona. Kadın erkek ilişkisi “sır” dolu bir ilişkidir, var eden ve yok eden bir ilişki ki; yaşamın, cinayetlerin, savaşların, intiharların da bir nedeni!

Geleneksel-ataerkil toplumsal yapılarda şiddet dendiğinde akla ilk olarak kadına yönelik şiddet gelmektedir. Toplumda cinsiyet ayrımcılığına da onlar uğramaktadır. Kadın hakları ve kadın sorunlarının özellikle birçok uluslararası yasa ve ulusal onaylarla günümüzde gündeme taşınmasının nedeni de budur. Kadına yönelik şiddet, bakış açısında bütünlük sağlanması için aile içindeki şiddetten yola çıkılarak temellendirilebilecek bir toplumsal olgudur, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur da. Ailenin kadın dışındaki diğer üyeleri de çeşitli gerekçelerle şiddete maruz kalabilmektedirler.

Aile içi şiddet; aile üyelerinden birine uygulanan, onun yaşam onurunu etkileyen, yaşam niteliğini bozan bir dizi olumsuz davranış örüntüsüdür. Birey, karşımıza bedensel olarak kötü muameleye maruz kalan biri olarak çıkacağı gibi (töre, namus cinayetleri çağımızın en acı olaylarında biri olarak varlığını ne yazık ki sürdürmektedir), psikolojik, cinsel ve ekonomik yönlü olumsuz yaşam deneyimiyle karşı karşıya bırakılmış olarak da gelebilmektedir. Yalnızca şiddete maruz kalmak değil, risk altında bulunmak da toplumda çeşitli kurum ve kuruluşlara başvurmayı gerektirir.

Şiddete maruz kalmış kadınlar başta olmak üzere, toplumsal korunma gerektiren diğer bireyler için adliyeler ve sosyal hizmet mesleğinin birincil hizmet alanı olan il ve ilçe sosyal hizmet müdürlükleri başvuru yapılan kuruluşların arasındadır. Koruyucu sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşlarından tutun da, hastane acillerine, karakollara, Cumhuriyet savcılıklarına, barolara, belediyelere, hatta kimi sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok kurum ve kuruluş koordineli bir şekilde sorun alanıyla ilgili olarak çalışmalar yapmaktadır. Öte yandan aile danışma merkezi, sığınma evi / kadın konukevi, toplum merkezleri gibi sosyal hizmet kuruluşlarının yanı sıra telefonla danışma hattı (183) ise birçok uygulama yetersizliğine rağmen sorun alanıyla ilgili hizmet vermeyi sürdürmektedir.

Şiddetle mücadelede yasal zemini, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, Medeni Kanun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Anayasa ve bunların yaptırımları oluşturmaktadır. Bu yasalar aile içi şiddetle mücadelede yetkin yönlere sahiptirler. Ancak şiddetle mücadelede her ne kadar yasal zemin oturtulmuş olsa da uygulama boyutundaki eksiklikler, toplumsal yapının olguyla ilgili farkındalığı ve benimseyişi, kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin duyarlı olmayışı, kuruluş yetersizliği, toplumsal kaynakların yeterli ve gerçekçi destek sunma noktasında açmazları gibi nedenler şiddetle mücadeleyi engellemektedir. Medyaya kuşkusuz bu süreçte her boyutta farkındalığı artırmak için önemli işlevler düşmektedir.
Medyada, özellikle son yıllarda kadına yönelik şiddetle ilgili yapılmış olan haberlerde olgunun ne kadar sık dile getirildiğini görmekteyiz. Aşağıdaki örnekler iki aylık bir sürede gazetelerde çıkan haberlerden yalnızca birkaçıdır.
“Uluslararası Af Örgütü, Somali’de İslamcı militanların elinde olan güneydeki Kismayo kentinde taşlanarak öldürülen ve 23 yaşındaki bir kadın olduğu belirtilen kişinin, aslında 13 yaşındaki bir kız çocuğu olduğunu açıkladı. Ayşe İbrahim Duhulov isimli kız çocuğunun, üç kişi tarafından tecavüze uğradığını söylediği için zina ile suçlandığını belirten örgüt, zavallı kızın bin seyircinin bulunduğu bir stadyumda recm edilerek öldürüldüğünü duyurdu.”1

“Töreden polis bile kurtaramadı. Eşinden şiddet gördüğü iddiasıyla polise sığınan 19 yaşındaki kadın boşandığı gün öldürüldü. Genç kadının kocası gözaltına alındı, annesi ise damadının eve kuma getirmek istediğini ileri sürdü. Sivil toplum kuruluşları isyan bayraklarını kaldırsa da, şiddet mağdurları kadınlar eşlerinden boşansa da, töre için işlenen kadın cinayetlerine her gün bir yenisi daha ekleniyor. Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde eşinden şiddet gördüğü iddiasıyla polise sığınan bir kadın, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce öldürüldü. İlçenin Kalus köyü yakınlarında bir kadın cesedi görenler, durumu Jandarma Komutanlığı ekiplerine bildirdi. Olay yerinde inceleme yapan Jandarma Komutanlığı ekipleri, cesedin Özlem ARSLAN’a ait olduğunu ve yakın mesafeden silahla öldürüldüğünü tespit etti.”2

“Babası tarafından tacize uğrayan, ağabeyleri tarafından da tehdit edilen Türkan A. vahşice öldürüldü. Kızını ölü halde bulan anne, ‘eve gittiğimde kocamı kanlı elbiselerle evden ayrılırken gördüm’ dedi. Oysa Türkan A. polise kendisini koruması için başvurmuştu. 4320 sayılı yasaya göre, polisin onu koruması zanlıları da gözaltına alması gerekiyordu. Yapmadı. Şimdi bu kızın katili, onu öldüren mi?”3

“Sivas’ın Zara ilçesinde başı ezilerek öldürülen 12 yaşındaki Nur Şen dün öfkeli bir törenle toprağa verildi. Cemevinden mezarlığa uzanan beş kilometrelik yolu yürüyen çoğu genç kız ve kadın yaklaşık 3 bin kişi ‘katil bulunsun, idam edilsin’ diye slogan attı.”4

“Bursa’da 14 yaşındaki H.T.’yle cinsel ilişkiye girdikleri iddia edilen ve yaşları 25-65 arasında değişen yedi kişi gözaltına alındı.”5

Somali’de recm eden, Ağrı’da öldüren, Türkan’ı taciz eden aynı düşünsel yapının mirasçıları olmalılar ki dünyanın herhangi bir ülkesinde benzer ölümlerin altına imza atabiliyorlar. Peki neden durmaz bu şiddet? İnsanlık yüreğindeki ezgiyi umutsuzluğa mı mahkûm kıldı? İnsanlık yenildi mi? Yenildi ki, yaşamın akışında sevgi değil, yok etmek var. Şiddetten birde ölümle sonuçlananından en büyük yarayı ülkenin geleceğini yetiştiren kadınlar alıyor. O zaman ne yapmalı? Değişmeli, değiştirmeli… Ama değişim zor, insan olmak da! Son bir örnek daha verip konuyu okuyucunun vicdanına bırakalım:

“Boztepe yolundaki Kırşehir çöplüğünde yedi parçaya ayrılmış, yüzü tanınmaz haldeki kız cesedinin beş gündür kayıp 11 yaşındaki Sabire AKÇAKAYA’ya ait olduğu anlaşıldı…”6

Örneklerin çoğu 21. yüzyıla, Türkiye’ye ait. 2008’de yaşanan olaylardan çok çok azı yalnızca…

Parçalanan bedenin Sabire’ye değil de bize ait olduğunu düşünebilsek. Bunu bir hissedebilsek!
Dipnotlar
1. Hürriyet. 2 Kasım 2008
2. Taraf 18 Ekim 2008
3. Taraf. 2 Kasım 2008
4. Radikal. 2 Kasım 2008
5. Radikal. 2 Kasım 2008
6. Radikal. 7 Kasım 2008

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org