Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

  AİLE

 Sosyal Hizmet Uzmanı. İsmet Galip YOLCUOĞLU

Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
ismetgalip@gmail.com ulaştırabilirsiniz.

   BÖLÜM-1      BÖLÜM-2      BÖLÜM-3       BÖLÜM-4      BÖLÜM-5


GİRİŞ

Bu çalışmada, 1980 yılı sonrası Türkiye’de aileyi doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyen politika uygulamalarının betimlenmesi, önceki yıllarla karşılaştırılması ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Bu genel çerçeve dahilinde, toplumun temel birimi olan, ekonomik, siyasal ve toplumsal değişmeyi etkileyen ve ondan derinden etkilenen aileye ilişkin tanım ve yaklaşımlar üzerinden hareket edilmiştir.
Yüzyıllardır çeşitli alanlarda batılılaşma gayretleri içinde olup, siyasal alanda demokrasi kültürünü, sosyal alanda refah sistemini geliştirme çabaları içerisinde geleneksellik ile modernlik tercihleri arasında sürekli bocalamalar yaşayan Türkiye eleştirel gözle incelenmektedir. Konu, ağırlıklı olarak sosyal hizmet perspektifinden ve anti-liberalist bakış açısıyla ele alınmaktadır.



1. TOPLUMUN TEMEL BİR KURUMU OLARAK AİLE

Ailenin üreme, çocukların bakımı ve beslenmesi, aile üyelerinin duygusal ihtiyaçlarının karşılanması gibi fonksiyonlarından başka sosyalleştirme ve kültürleme fonksiyonları ile sosyal ve kültürel yönden, üretim sürecine katılması ile de ekonomik yönü olmuştur. Çeşitli değişim ve dönüşümlerin içine girse de aile kavramı 21. yüzyılda da konumunu sürdürmektedir.
Aileye ilişkin olarak ifade edilen tanımlarda üyelerin niceliği, niteliği ve aileyi oluşturan birliğin sosyo-kültürel yapısı gibi faktörler belirleyici olmuştur. Birinci derece yakınları da içine alan geleneksel geniş aile; ebeveynler ve çocuklarla sınırlandırılmış olan modern çekirdek aile veya her ikisinin çeşitli yönlerden bileşimi olan geleneksel çekirdek aile kavramsallaştırmaları ortaya çıkmıştır.
Türkiye’de ailenin nasıl tanımlandırıldığını gözden geçirirsek; İnsanlık tarihi kadar eski bir toplumsal birim olan aileyi Sayın (1990), “insan türünün sürekliliğini sağlayan, ilk toplumsallaşma sürecini oluşturan, karşılıklı ilişkileri belirli kurallara bağlayan, biyolojik, psikolojik, ekonomik, hukuksal vb. yönleri bulunan toplumsal bir kurum” olarak tanımlamıştır. Köknel (1991) aileyi, “aralarında evlilik, kan ve çocuk bağları olan, aynı çatı altında yaşayan, ortak geliri paylaşan, kendine benzer görgü, inanç ve değerleri bulunan, toplumsal rolleriyle iletişim ve etkileşim içinde olan insanlardan oluşan en küçük toplumsal kurumdur” şeklinde tanılamıştır. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Aile Özel İhtisas Komisyonu Raporunda (DPT 2001) aile, ana-baba-çocuklar ve tarafların kan akrabalıklarından oluşan ekonomik ve toplumsal bir birlik olarak tanımlanmaktadır. Tanımda öne çıkan unsurlar, aileyi oluşturan ve kutsiyet atfedilen birliğin evlilik ve bunun biyolojik ürünü olan çocuklarla şekillenmesi olup tanım geleneksel çekirdek aile modeline işaret etmektedir. Güncel bir tanımla ise aile, doğum, evlilik veya evlat edinme yolu ile birbirine bağlı ve bir arada yaşayan iki veya daha fazla üyeden oluşan gruptur (Bagavos ve Martin2002:21).
Aileyi daha çok genel nitelikleri bakımından inceleyen Maclever ve Page (Gökçe 1991) de her ailenin kendine özgü özellikleri olmakla beraber tüm ailelerde bulunan genel nitelikleri şu şekilde sıralamışlardır: Aile evrensel bir kurumdur, aile duygusal bir temele dayanmaktadır, aile, şekillendirme özelliğine sahiptir, ailenin kapsamı sınırlıdır, aile toplumsal yapı içerisinde çekirdek özelliği taşımaktadır, aile üyelerinin sorumlulukları vardır, aile, toplumsal kurallarla çevrilidir (Dönmezer, 1999:4-5).
Dünyanın hızla değişen ekonomik ve sosyal yapısı ve 1950’li yıllardan itibaren ağırlığını hissettirmeye başlayan feminist akımlar ve Türkiye gibi ülkelerde marjinal kabul edilen eşcinsel baskı grupları ve insan hakları savunucuları geleneksel aile tanımlarının sınırlarını zorlamaya başlamışlardır. Kadınların lehine olma üzere ataerkil aile yapısının değişime zorlandığı göze çarpmaktadır.

1.1. Aile ve Hanehalkı

Tarihsel olarak bakıldığında üretim, tüketim ve politikaya esas olan birim evlilik birliğine dayalı aile değil, hanehalkıdır. Hanehalkı, evli eşler etrafında kurulmakta,ancak çoğunlukla akraba olmayan üyeleri de içine almaktadır. Hanehalkı kavramı geleneksel olarak, .aralarında evlilik bağı ile oluşmuş kan ve hısımlık gibi yakınlıklara dayalı olarak birlikte yaşayan insanların oluşturduğu topluluk. olarak kabul edilen ailenin sosyal ve ekonomik işlevlerini her zaman karşılamaz. Hanehalkını oluşturan bireyler arasında ekonomik ve sosyal çıkar birliği, dayanışma ve duygusal birlik olmayabilir. Buna karşın aile içinde bir arada yaşayan bireyler arasında ekonomik ve sosyal bir çıkar birliği, dayanışma ve duygusal bir birlik söz konusudur. Bunların yanında ailenin başka bazı fonksiyonları da söz konusudur. İnsan neslinin devamının sağlanması ve bireylerin cinsel beklentilerinin karşılanması, doğal ve sosyal tehlikelere karşı aile üyelerinin korunması, diğer canlılardan çok daha uzun süre başkasına bağımlı kalan insan yavrusunun temel ihtiyaçlarının karşılanması, sosyalleştirilmesi ailenin hanehalkından farklı işlevleridir.

1.2. Ailenin İşlevlerindeki Değişmeler

Avrupa’da sanayileşme ve kentleşme ile birlikte refah devletinin ortaya çıkışı sonrası, ailenin başlıca işlevleri arasında yer alan ekonomik, çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve sosyalleştirilmesi gibi temel görevler büyük ölçüde aile dışındaki toplumsal kurumlara devrolmuştur (Giddens 1990:76). Sanayi toplumunda aile ekonomik bir üretim birimi olma niteliğini kaybederek, bir tüketim birimi biçimine dönüşmüştür. Bireysel ferdiyetçiliğin gelişimine paralel olarak , aile bütçesi ortak bütçe olma niteliğini büyük ölçüde kaybetmiş, aile üyelerinin bireysel gelirlerinin aile bütçesine katkısı ailenin yaşam düzeyini belirler olmuştur. Aile bütçesinin kullanımında babanın aile reisi olarak genelde daha büyük katkısı nedeniyle egemenliği devam ediyor olsa da, aile üyelerinin aile bütçesine katkıları dışındaki kazançlarını kendi isteklerine göre kullanma eğilimi artmıştır
(Kontaş, 1992:14).
Ailenin işlevlerindeki önemli dönüşümler, aileyi toplumsal hayatta çeşitli meydan okumalarla karşı karşıya getirmiş ve bu durum sosyal politika bağlamında aile politikası kavramının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

2. TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL DEĞİŞME , KALKINMA VE AİLE POLİTİKALARI

18. yüzyıIın ikinci yarısında Batı Avrupa'da başlayan ve giderek tüm dünyaya yayılan sanayi devrimiyle, teknolojik ve ekonomik alanda baş döndürücü bir hızda gelişim ve değişim sürecine girilmiştir. Bu büyük değişim, toplumsal ve kültürel hayatı da ciddi bir biçimde etkilemiştir. Bu değişimin gücü, hızlı değişime ayak uyduramayan kurum ve yapılar büyük meydan okumalarla yüz yüze gelmiş, bazıları ise tarihe karışmak zorunda kalmışlardır. Türkiye’de, dünyadaki bu rüzgarlardan belli oranda etkilenmiş toplumsal, sosyal ve ekonomik kurumlar değişime kayıtsız kalamamış biraz da hazırlıksız yakalanmışlardır.
Bu değişime hazırlıksız yakalanan sosyal kurumlardan biri de ailedir. Başta hızlı kentleşme, göç ve sanayi devriminin dayattığı yeni yaşam biçimleri ve değerleri aile kurumunu parçalanma ve dağılma sürecine itmiş ve temel fonksiyonlarını yerine getiremeyecek derecede zayıflamasına yol açmıştır. Bunun sonucu olarak ailenin bölünmesi, parçalanması, tek ebeveynli ailelerin giderek artması, boşanma oranlarının yükselmesi, evlilik dışı beraberliklerin çoğalması, bu birlikteliklerin ürünü olan çocukların artması, kültürel ve ahlaki değerlerde keskin dönüşümler, yabancılaşma, suç oranlarının artması, uyuşturucu kullanımı, bireysel ve toplumsal şiddetin yaygınlaşması, kimlik bunalımı, ruhsal rahatsızlıklar, tatminsizlik vb. gibi insanı ve dolayısıyla toplumu tehdit eden sorunlar baş göstermiştir.
Toplumsal yapıdaki en ufak bir değişiklik toplumun herhangi bir katmanındaki aileyi derinden etkilemektedir. Eğitim, kültür, sağlık ve sosyal güvenlik gibi çeşitli alanlardaki değişikliklerin ailenin işlevlerinden bazılarını yitirmesine neden olabilmektedir. Toplumdaki bazı kurumlar çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı, çocukların eğitimi gibi bazı işlevleri üstlenmişlerdir. Bununla birlikte aile yine de neslin devamı, aile üyelerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılama, dayanışma gibi temel işlevlerini yerine getirmektedir.

2.1. Sosyal Politika ve Refah Devleti

Ülkelerin, hızla büyüyen sosyal sorunlarına karşın liberalizmin tetiklediği demokrasi, insan hakları ve sendikal haklar anlayışlarının etkisiyle sosyal politika kavramı ortaya çıkmıştır. Bilindiği gibi, bir ülkede yaşayan nüfusa sunulan sağlık, eğitim, istihdam, sosyal ve konut hizmetlerinin adaletli dağılmasını sağlayan planlar, programlar, projeler ve hizmetlerin bütünü sosyal politikayı oluşturmaktadır.
Sosyal politikanın temel belirleyicisi ise refah devleti anlayışıdır. Diğer deyişle, bir ülkede sosyal politika büyük ölçüde refah devletinin varlığı ile ifadesini bulmaktadır. Tarihsel süreçte değişen devlet modelleri açısından bakıldığında refah devletinin yaşamı ve mülkiyeti korumanın ötesine geçerek, gelirin adil biçimde yeniden dağıtımı, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesi gibi olumlu edinimler üstlenerek koruyucu devletten bu yönelimlerle farklılaştığı görülür-4 (Rosanvallon 2004:22). Bununla birlikte refah devletinin anlamı dar ve geniş açıdan bakıldığında farklı yönleriyle dikkati çekmektedir. Dar anlamda refah devleti, gelir transferi ve sosyal hizmetler aracılığıyla sosyal iyileştirme anlamını taşır. Geniş anlamda ise, ekonominin yönetiminde devletin etkin rolünün uzantısı olarak anlam kazanır (Esping-Andersen 1990:2 Akt. Koray 2002:175).
Günümüz dünyasında sosyal refah anlayışının gelişmiş olması bizi, işsizlik ve yoksulluk gibi toplumu derinden etkileyen sosyal sorunların çözüldüğü sonucuna götürmemektedir. Tam aksine dünyanın görece en gelişmiş bölgelerinde, ülkelerinde örneğin Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, ABD.de bu sorunlar halen azımsanmayacak orandadır.
Sosyal refah devleti anlayışı ve politikalarını bir başka açıdan da sorgulamak gerekir. Bu noktada iki temel soru karşımıza çıkar (Koray 2002:100): toplumsal refahı amaçlayan politikalar, toplum halinde yaşamanın ahlaki bir uzantısı mıdır? Yoksa bu tür iyileştirme politikaları insan olma hakkına mı bağlıdır ? Birincisi kabul edildiğinde, geçmişte de bugün de belki de her toplumda var olan “hayırseverlik” gibi ahlaki bir yaklaşım dayanak noktasıdır. İkincisi kabul edildiğinde ise, insanın ekonomik-sosyal bir varlık olmasından kaynaklanan bazı hakları olduğu gibi bir görüş savunulur. Bu aşamada liberalizm ve sosyalizm, diğer ifadeyle, reformcu ve demokratik sol arasında önemli ayrımlar oluşur.

2.2. Aile Politikası Kavramı
Aile politikası genel olarak devletin, doğrudan veya dolaylı olarak, aileyle ilgili olarak saptadığı tüm politika, karar ve icraatları kapsayan geniş kapsamlı faaliyetler bütünü şeklinde tanımlanabilir ( Kontaş 1992:39 ).
Kaynağı refah devletinin sosyal politikaları olan aile politikalarına ilişkin çok çeşitli tanımlar üretilmiştir. Bunlardan birisinde aile politikası, yönetimin aileye ilişkin her türlü icraatı olarak tanımlanmaktadır (Lin ve Rantalaiho 2003:3).
Geniş bir tanımla da aile politikaları, çocuk yardımından, aile planlamasına; sosyal yardımlardan gelir aktarımına; vergi muafiyetlerinden, konut siyasetine kadar pek çok kararı içeren ve ailenin bütünlüğünü ve tam iyilik halini amaçlayan plan, program, proje ve hizmetler paketidir (Flaquer 2000).
Aile politikası iki grupta ele alınmaktadır: birincisi açık (explicit) bir başka değişle doğrudan aile politikasıdır ve aile ile ilgili belirlenmiş açık amaçlara ulaşmak için tasarlanmış belli program ve politikaları içerir. İkincisi ise kapalı (implicit) yani dolaylı aile politikası olup, doğrudan ve öncelikle aileyi hedef almayan, ancak aile üzerinde dolaylı sonuçları görülen hükümet icraatları ve politikalarıdır-6 (Kamerman ve Kahn 2001:69).
Günümüzde tüm gelişmiş Avrupa ülkelerinin aile politikaları vardır. Farklılık aile politikasının organizasyonunda ve uygulamalardadır. Örneğin, Fransa, Almanya, Belçika, Lüksemburg gibi bazı ülkelerde aile politikası belirli bakanların yada hükümet mekanizmasının sorumlu olduğu bir görev alanı olarak kabul edilmektedir. Bu ülkelerde aile işlerinden sorumlu bakanlar vardır ve bakanların görevleri arasında aile sözü açıkça belirtilmiştir. Açık aile politikası da bu yapıyı tanımlamada kullanılmaktadır. Hollanda ve Portekiz gibi bazı ülkelerde ise aile adının yer aldığı bürokratik bir mekanizma vardır. İngiltere ve Danimarka gibi bazı ülkelerde ise üstü kapalı olarak tanımlanan aile politikaları vardır. Bu ülkelerde aile ile ilgili bir bakanlık ya da bürokratik mekanizma yoktur. Ancak bu ülkeler üstü örtülü olmasına rağmen ciddi aile politikalarına ve uygulamalarına sahiptirler (EC 2002). Danimarka ve İngiltere’de (Avrupa dışında da ABD’de) aile politikalarıyla hedef alınan grup, aile değil çocuklardır. Aile üyeleri çocukların ebeveynleri olarak ele alınmaktadır (Kamerman ve Kahn 2001:70). Bu da çocuğun bakımını üstlenen ebeveynin yükünü hafifletmeyi amaçlayan geleneksel aile politikasından büyük ölçüde farklılaşma anlamına gelmektedir.
2.3. Aileyi Koruyan Politika Uygulamaları
Aile politikası ile ilgili önlemleri üç grupta toplamak mümkündür (EC 2002; Bagavos ve Martin 2002; Dumon 1991): Birinci grupta güçlendirme politikaları olarak tanımlanabilecek ve aileyi sürekli gelir sahibi yapmayı amaçlayan ekonomik önlemler yer alır. Bu politika uygulamalarında istihdam konusu üzerine ağırlık verilmektedir. İkinci grupta, eğitim ve danışma hizmetleri gibi, aile hayatını geliştirmeye yönelik hizmetler yer almaktadır. Üçüncü grupta ise, ailenin yerini tutacak veya onun yerini alabilecek önlemler niteliğindeki, aile dışı kurumları geliştirmeye yönelik hizmetler bulunmaktadır. DEVAM EDİNİZ


©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.



Bize Ulaşın