Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 

 
  Türkiye-AB İlişkilerinin Dini Boyutunda Alevilik

 Vefa AKDOĞAN
Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı

   Türkiye’nin 11-12 Aralık 1999 tarihinden itibaren Avrupa Birliğine aday statüsü kazanmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti için yeni bir dönem başlamış oldu.Türkiye’de kendilerini Alevi olarak tanımlayan ve ifade eden vatandaşlarımızı temsil iddiasındaki dernek ve vakıfların, aynı şekilde Alevi kökenli çeşitli aydın, araştırmacı ve yazarların uzun bir süredir dile getirmeye çalıştıkları Türkiye’de yaşayan Aleviler ile ilgili hak talepleri, bu yeni dönem ile birlikte daha geniş bir çerçevede ve daha gür bir sesle tartışılmaya başlandı.Özellikle Türkiye’nin imzaladığı uluslar arası sözleşmelere atıfta bulunularak ve Türkiye’nin AB’ne girmek için demokratikleşme ve insan hakları alanları gibi bazı alanlarda yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülükler hatırlatılarak etkili Alevi çevrelerce yükseltilen söz konusu talepler, Avrupa Birliğince dikkate alınmış görünmektedir.AB’ne tam üyelik yolundaki diğer aday ülkeler gibi Türkiye’ninde tam üyeliği, Kopenhag kriterleri adı verilen geleneksel esaslar temelinde değerlendirilecektir ve bu kriterler içinde beklide en önemlisini “demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunması” şeklinde ifade edilen siyasi kıstaslar teşkil etmektedir.Bu kıstaslar bağlamında hak talebinde bulunmak ve Alevi vatandaşların şikayetlerini dillendirmek amacıyla, Pir Sultan Abdal Dernekleri Başkanı Ali Balkız ve Cem Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Bermek ile Avrupa Komisyonu Türkiye Bürosu yetkililerinden Patrick Simonet arasında komisyonun Ankara ofisinde 2000 yılı Haziran ayında bir toplantı yapılmıştır.



   
Toplantı sonunda Simonet, Alevilerin sorun ve taleplerinin dikkate alınacağını ve Avrupa Birliğine iletileceğini ifade etmiştir.Türk Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye’nin etnik ve dini hassasiyetlerini dikkate almayan bir girişim” olarak toplantıyı nitelemiş ve duyduğu rahatsızlığı AB’ne iletmiş, fakat o zamanki AB’nin Türkiye temsilcisi Karen Foog, Birliğin Türkiye’deki dini gurupları anlamaya çalışmak gibi entelektüel bir çabası olduğunu ve ayrıca Türkiye için hazırlanan ilerleme raporunda Sünni olmayan guruplarla ilgili bir bölümünde yer alacağını söyleyerek tepkileri cevaplandırmıştır. Gerçekten de 8 Kasım 2000 tarihli Türkiye hakkındaki 3.ilerleme raporundaki bir paragraf, konunun hassasiyetini ifade etmekle beraber tamamen Alevilerin sorunlarına tahsis edilmiştir.”İnsan hakları ve azınlıkların korunması” başlığı altında yer alan paragrafta şu ifadelere yer verilmektedir:
“Alevilere yönelik resmi yaklaşımda herhangi bir değişiklik olmadığı görülmektedir.Alevilerin şikayetleri, sadece Sünni camilerin ve dinsel vakıfların inşası için mali destek sağlanması yanında, okullarda ve ders kitaplarında Alevi kimliğini yansıtmayan zorunlu din eğitimi verilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu konular son derece hassastır;ancak, bunlar hakkında açık bir tartışmaya girmek artık mümkün olmalıdır”. Bu paragraf, Avrupa Birliği’nin, haklar bağlamında azınlık dini cemaatler yanında Müslüman dini gurupları da izlemeye aldığını ve Alevi temsilcilerinin ses ve taleplerine ciddi olarak kulak verdiğini göstermekte ve adaylık süreci içinde bundan sonrada yayına devam edileceğini kesin olarak ortaya koymaktadır.

   
 Türkiye ve Avrupa’daki Alevilere ait kuruluşların demokrasi, laiklik, eşitlik ve insan hakları temelinde bazı şikayetlerini ve bir dizi hak talebini, uzun zamandan beri kamuoyunda işlemeye çalıştıkları genel olarak bilinmektedir.Devletin kadro alımlarında haksızlığa uğramaktan, Alevi yerleşim yerlerine yapılan baskılara, kutsal gün ve gecelerini resmi olarak kutlayamamaktan, Alevi köylerine zorla cami yaptırılmasına kadar uzanan bir çok konuyu içeren çeşitli şikayet ve talepler bir araya getirildiğinde üç önemli hususun özellikle öne çıktığı görülmektedir. Avrupa Birliği yetkilileriyle yapılan toplantıda da dile getirilen söz konusu hususlardan ilki, devletin öncelikle Alevi kimliğini tanıması meselesidir.Bundan sonra ise, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevileri de kapsaması talep edilmektedir.Son önemli talep, din eğitimi ile ilgili olup Anayasaca ilköğretimde okutulması zorunlu kabul edilen din kültürü derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması veya derslerde Alevilik dini bilgilerini de kapsayacak gerekli düzenlemelerin yapılmasını içermektedir.

    Sonuç olarak,
Türkiye’li Alevilerin sorunlarının çözümü, Türkiye’nin AB’ye uyumda göstereceği irade ile yakından ilgili olacaktır.Talepler önündeki mevcut engeller daha çok yasal düzlemde yer aldığı için, taleplerin sağlanması ve sorunların çözülmesi yolunda atılacak adımlar, Alevilik dışındaki diğer dini oluşumlar yararına da değişik kapılar açabilecektir. Bu bağlamda Alevilerin kimliksel tanınma, diyanet ve zorunlu din dersleri ile ilgili şikayet ve talepleri ”mezhepler üstülüğü” temel alan bir politika ve Sünnilerin “iç oryantalizm” tavrından vazgeçilmesi ile çözülebilir.Küreselleşme olgusu, eğitimin yaygınlaşması, toplumun bazı katmanlarında gözlemlenen sekülerleşme, köyden kente göçün zorunlu sonucu olarak kozmopolit dini ortamların oluşması ve gittikçe göçlenen “bireysel dindarlık”olgusu “mezhepler üstülüğü” bir politikanın uygulanabilirliğini kolaylaştırır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu yönde bir politika üretmezse bu hem Aleviler hem de Sünniler için bir handikap yaratır. Bu handikapta Sünniler açısından zaten tarihsel olarak varolan “iktidar”larını pekiştirir, Aleviler içinse bugün sistemli teolojileri ve kendilerini ifadelendirmeleri olmasa da rahat olan zihinlerinin içinde bir meşruiyeti olmayan “iktidar”a yol açar.

    Ama konunun son dönemde ehil bir siyasa geleneğinden gelen kişiler tarafından ele alınması oldukça sevindirici. Bundan önceki dönemlerde Aleviliği gündeme alan, Alevilikle ilgilendiklerini iddia edenlerin oy avcılığından öteye gitmedikleri de bugün için artık aşikardır. Günümüz Alevileride kendi geçmişleriyle yüzleşip(kendilerine rağmen üretilen Alevi modernleşmesini tersyüz ederek) bugünkü siyasanın ürettiği imkanlar üzerinden hakkettikleri konumu kapmalıdırlar. Çünkü Aleviler ancak “problemli duruşlarını” gene kökenlendikleri dini gelenek ile yüzleştikten sonra aşabilirler.



 



Bize Ulaşın