ALİ’NİN HİKÂYESİ

Şerafettin SAYAR
Sosyal Hizmet Uzmanı
serafettinsayar@hotmail.com 

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji


 

 

 

İşte o anda kuruyan göz pınarlarına yeniden su gelir, gözleri dolar-yaşarır. Bir an önce iki buçuk yıldır göremediği, kokusuna hasret kaldığı biricik oğlunu görebilmenin umuduyla köyden kasabaya yola çıkar. Bu yolculuk bitmek bilmez.

Sokaklar şahididir bu buluşmanın. Oracıkda caddenin tam ortasında yığılıverir yere Ali’nin annesi iki buçuk yıldır göremediği biricik oğlunu karşısında görünce. O anda bu buluşmayı fark eden bütün kasaba insanlarının gözleri anne oğlun buluşmasına tanıklık etmektedir. 5 yaşındaki Ali’nin dişleri dökülmüş, masumiyeti yüzüne vurmuş, kucağından dökülen bisküvi ve şekerlerle meşguldür. O farklı bir dünyanın insanı gibidir. Anne kendisine geldiğinde kan ter içersindedir. Ali’sini öpmeye koklamaya doyamaz.

Ali’ye bir hafta izin alınmıştır ailesiyle kaynaşması ve tanışması için. Ali doğduğu köydedir artık. Ahşap evinde annesinin koynunda yatar bir hafta süreyle. Köyünde hayvanlar âlemini tanır, koyunlar, keçiler, inekler, köpekler ne kadar da çoktur. Hele akşam olduğunda koyun ve kuzuların meleşmeleri kaplar her yanı. İnsanlar gece olduğunda işlerini el lambaları, kel kaz, idare, fener gibi aydınlatıcı araçlarla yapmaktadırlar. Köyde henüz elektrik de yoktur. Ne üretilirse o tüketilmektedir. Ali bu kısa süre içersinde sanki bir daha geri dönmeyecekmiş gibi bir duyguya kapılır. Ailesine alışmıştır artık, onlara ait olduğunu hisseder. Bir hafta çok çabuk geçmiştir.

Ali bundan sonraki hayatını yetiştirme yurdunda geçirecektir. Okula kaydı yapılır. Siyah önlük, beyaz yakalık Ali’ye pek de yakışmıştır sanki. Yurttaki yatak odasının penceresinden baktığında denizin öbür tarafında dağların arasında köyünü görmektedir. Bu bir özlemdir, Ali yabancılaştığı yerlere alışmaya, oraları özlemeye, alıştığı yerlere yetiştirme yurduna ve şehre yabancılaşmaya başlamıştır.

Birkaç ay sonra ilkokul öğrencisi olan Ali’nin ağabeyi de Yetiştirme Yurduna yazdırılmış ve kabulü yapılmıştır. Ali bu duruma pek sevinir ancak ağabey bir türlü yurda alışamaz. Her gün ağlamaktadır. Köyüne dönmek ister. Ali de bundan etkilenir. Bir gün ağabey kardeşi Ali’ye yurttan kaçacağını söyler ve bir plan yapar. Ali’yi de bu işe razı eder. Bir yaz günü henüz herkesle beraber bekçinin de uyuduğu sabahın erken bir saatinde Ali ve ağabeyi daha önceden hazırlamış oldukları elbise çantalarını çelik dolaptan alarak daha kapıları açılmamış olan dört katlı binanın borum katındaki penceresinden çıkıp yurttan kaçarlar. Yaklaşık 80 kilometrelik yolu yürüyerek gitmek akıl işi değildir. Yol bitmek bilmez. Yoldan herhangi bir ulaşım aracı da geçmemektedir. Ali bir ara acıkır gibi olur.
—Abi acıktım der.
Ağabey o anda kardeşinin bu ihtiyacını karşılaması gerektiği sorumluluğunu hisseder ve yol üzerinde bir köy evinin kapısını çalar. Kapıya elli - ellibeş yaşlarında bir teyze çıkar.
—Ne var yavrum, ne istiyorsunuz diye sorar
Ağabey;
— Biz yatılı okuyoruz, okul tatil oldu da köyümüze gidiyoruz. Kardeşim de acıkmış
bize ekmek verir misiniz der.
— Bekleyin yavrum, der ve içeri giden evin hanımı kısa bir süre sonra elinde bir somun esmer köy ekmeği ile döndüğünde,
—Böyle yürüyerek köyünüze gidemezsiniz; der ve o köyden Ali’nin köyünün bağlı olduğu kasabaya gitmekte olan bir traktöre bindirerek Ali’yi ve ağabeyini yolcu eder.


Ali ve ağabeyi traktörün üzerinde köylü teyzenin verdiği ekmek ile karınlarını doyurur ve bir süre sonra kasabaya varırlar. Kasabada bakkal işleten Halil amcanın yanına giderler. Halil amca Ali’nin babasının sağlığında alışveriş yaptığı bakkalın sahibidir.

Halil amcanın yüzünde yetim olarak ifade edilen ve yetim mektebine yerleştirilen bu çocukların bu saatte ne işlerin olduğu şaşkınlığı belirir ve
—Hayırdır çocuklar ne işiniz var burada diye sorduğunda
Ağabey,
—Halil amca annemiz hastaymış özledik, köye gideceğiz. Der.
Bakkal Halil durumu anlamıştır. Çocukların yurttan kaçtıklarını bilir ve onları geri göndermenin yolunu arar. Kaymakamlıkta görevli bekçi ile görüşür ve otobüs firmasının sahibinden de ricada bulunarak Ali ve ağabeyini vilayetteki yetiştirme yurduna teslimini ister. Her şey bakkal Halil’e göre yolundadır. Bir de yurt müdürüne telefon edilir. Çocukların yurda gönderildiği söylenir ve çocuklara kızılmaması için ricada bulunulur. Ta ki Ali ile ağabeyi otobüse binene kadar bu gelişmelerden habersizdirler. Yurda geri götürüldüklerini anladıklarında durumu kabullenmekten başka çareleri yoktur.
Otobüsteki insanlar yol boyunca,
—neden yurttan kaçtınız?
—okuyun da adam olun,
—devlet size bakar,
—köyünüzde bu imkânları bulamazsınız? şeklindeki söylemlerle yolculuk biter.

Ancak her iki kardeşin aile ve köy özlemi geceleri yoganın altında sessiz iniltilere ve gözyaşlarına yansır. Koğuştaki bu duygu durumları zaman zaman diğer çocukları rahatsız eder, bazen bekçi, bazen de nöbetçi öğretmen tarafından azarlanırlar, ama elden de bir şey gelmez. Ali altını ıslatan bir çocuktur artık. Altını ıslattığı çoğu zaman temizlenemeden okuluna gider, sidik kokusundan dolayı arkadaş gruplarına, oyunlara katılamaz. Derslerinde çok başarılıdır fakat ürkek ve içe kapanıktır. Başkalarının kendisini sevmesini ister ama bedenindeki kokudan utanır. Uzun yıllar bu duygularla yaşar.

Bundan sonraki zamanlarda Ali ve ağabeyi bir daha yurttan kaçmazlar ama sömestri ve yaz tatillerinde köylerine giderler. Ali ilkokulu bitirdiğinde yatılı okul sınavlarını kazanarak yatılı okula gitmiştir, ağabeyi de yurtta kalarak sanat okulunda okumaya başlamıştır. Bundan böyle iki kardeş ancak tatil zamanları bir araya gelebilmektedirler. Köye ise bayramlarda gidilir. İki kardeş boş zamanlarında ve tatillerde çalışırlar, kazanılan paralar hem harçlık yapılır hem de anneye gönderilir.

Zaman öyle hızlı akmaktadır ki, 20 yıllık çocuk yuvası ve yetiştirme yurdu hayatı, ne çabuk da geçmiştir. Daha neler yoktur ki bu hayatın içinde, 40 günlük mapusluk, vilayetin bodrum katında iki gün süren işkence, eylemler, yazılamalar, çamaşırında beslediği bitlerle geçirilen günler, yatılı okul hayatındaki sürgünler, küçük yaşlarda tek başına şehirlerarası yolculuklar, işportacılık, zabıtadan kaçış, hamallıklar, inşaat işçiliği, ayakkabı boyacılığı, gençlik parkında zar oyunu sonucu beş parasız kalıp koskoca şehirde bir başına kalma duygusu, siyasi tehditler, taşlı sopalı saldırıya uğramak, spor müsabakaları, okul temsilleri, tiyatro oyunları, dostluklar, bitimsiz sevgiler ve arkadaşlıklar, teklif edilemeyen aşklar……..

Ali’nin kızına anlattığı bu hikâye gözlerinden süzülen iki damla yaşla deniz üzerinden dağlara doğru yol alır gider.

©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org