Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

 ALİ YUVAYA GİDİYOR 1. 
Şerafettin SAYAR /Sitemiz yazarı
Sosyal Hizmet Uzmanı


Ali babası öldüğünde henüz 3 yaşındaydı. 6 kardeşin en küçüğüydü. Bir o kadar da kardeşi doğum, hastalık vb. sebeplerden ölmüştü. Babası Ali adına bir söz vermişti, ne yapıp edip Ali’yi okutacaktı, kendisini öldü yerine koyup Alisini yatılı bir kuruma verecekti.

Ali Karadeniz bölgesinin yüksek rakımlı bir orman köyünde doğmuştu. Ali’nin köyü ulaşımı güçlükle sağlanan ve kış ayları çetin geçen bir köydü. Ali’nin babası da çetin geçen bir kış mevsiminde kar altında kalarak hayatını kaybetmişti.



 

Köyün ileri gelenleri ve muhtar babasız kalan çocuklar için yardım edilmesi gerektiğini düşünerek konuyu Kızılay’a bildirirler. Bir süre sonra köye bir yazı gelir. Çocukların en küçüğü Ali sosyal hizmet kuruluşuna-çocuk yuvasına yerleştirilecektir. Çocuk yuvası memlekete çok uzaktadır. Durum anneye anlatılır. O anda annenin yüreğine bir ateş çöreklenir. Henüz eşinin acısını yitirmeyen anne en küçük oğlunun ayrılık acısını da yaşamaya başlar. Çünkü o daha küçüktür, son teknedir, henüz sütten kesilmemiş halen annesini emmektedir. Anne çocuğunun yuvaya gönderilmesine direnç gösterse de köyün ileri gelenlerince iknaya çalışılır. Razı olması için oğlunun okuyacağı, büyüyüp adam olacağı, hayatını kurtaracağı anlatılır kendisine. Çaresiz anne yüreğine taş basar ve rıza gösterir oğlunun yuvaya gönderilmesine. 

Kesintisiz Ali’sini iki buçuk yıl hiç göremeyeceği bir ayrılık yolculuğuna başlanır. Anne oğlu Ali ile beraber kasabaya kadar yolculuk eder. O gece son gecedir. Ali annesinin koynunda yatar. Annesine her zamankinden daha çok sokulur, annesi de biricik kuzusuna sarılabildiği kadar sarılır. Ali o anda annesine; ana son kez şu memelerini bi emeyim der ve ana oğul o anda bir sevgi yumağı oluverirler.

 Güneş doğduğunda her şeyden habersiz olan Ali Kızılay’dan alınan yüz lira ile ondört yaşındaki büyük abisinin refakatinde o uzak yolculuğa başlar. Yolculuk iki gün sürer. Yolculuk esnasında bir otelde konaklanırken otel sahibi Ali’yi evlat edinmek için abisinden ister. Bu çocuğa ben bakayım, ben büyüteyim, git anneni razı et gel der. Ancak ağabey kendisine emanet edilen kardeşini devlete ait olan yuvaya götürmeye kararlıdır. Olmaz der. Ertesi gün Ali Yuva Müdürlüğüne teslim edilir.

 Henüz çocuk yaşta olan ağabey o anda kardeşinden ayrılmanın acısını yaşamaya başlar. Köyüne döndüğünde şoktadır, konuşamaz, içine kapanır. O da kardeş ayrılığının zorluğunu yaşamaktadır. Günler sonra kardeşini istenilen yere teslim ettiğini, yolculuğunu, yolculukta neler yaşadığını anlatır.

Ali’nin yeni hayatı başlamıştır. Ali artık ailesinin farkında değildir. Köyünü annesini ağabeylerini ve ablalarını unutmuştur. O birçok çocukla ve kendisini sevmek ve sevmemek arasında bir duygu ile yaklaşan büyüklerle birlikte yaşamaktadır. O artık bir yuva çocuğudur. Ona acınmaktadır. Geceleri kendine ait bir yatakda tek başına yatmaktadır.

Artık toplu yaşam kışla tipi yaşam başlamıştır, her şey kurallıdır, yemek yeme, yatma, kalkma saatleri bellidir. Gece üstü açıldığında örten olmaz, altını ıslattığında sabaha kadar öylece kalır, hastalıklarla tanışır, doktorlar, hemşireler hayatına girer. Aç kalmaz, üşümez.  Banyo zamanları bazen sıcak suyla bazen de soğuk suyla yıkanmak zorunda kalır. Diğer çocuklarla aynı tip ve renk elbiseler giyer, yabancı insanlara sokulmak ister, onlar tarafından okşanmayı sevilmeyi bekler hep. Mutlu olduğu anlar da yok değildir bu hayatta, Ali’nin oyuncakları olur, salıncaklara atlıkarıncalara biner, pikniğe götürülür. İşte böyle bir yaşantı tam iki buçuk yıl devam eder. Köyü, annesi, ağabeyleri ve ablaları beyninde gizlenmiştir Ali’nin.

  Anne tam iki buçuk yıl biricik oğlundan hiç haber alamaz. Oğlunu falcılara, cincilere, hocalara sorar, ağlamaktan göz pınarları kurur. Anne artık evinin direği, hayattaki 5 çocuğunun hem babaları hem anneleri olmuş, yüreği taşlaşmıştır. Bir ara evlenmeyi düşünmüş fakat çocuklarından vazgeçememiştir. Anne bir gün küçük Ali’sinin kendi vilayetindeki yetiştirme yurduna geldiği haberini alır. Mutlulukla dolu, karmaşık ve yoğunluğuna bir duygu yüküne bürünür. İşte o anda kuruyan göz pınarlarına yeniden su gelir, gözleri dolar-yaşarır. Bir an önce iki buçuk yıldır göremediği, kokusuna hasret kaldığı biricik oğlunu görmenin umuduyla köyden kasabaya yola çıkar. Bu yolculuk bitmek bilmez………..
 

 


               Bize Ulaşın

Google