Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

6 OK ÜZERİNE
 Hüsamettin AYVACI


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş aşamasında kurucuların, bilhassa Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamış oldukları dönemin siyasal sosyal ve ekonomik gelişmeleri karşısında, devletin ve milletin yeniden yapılanmasını hızlandırmak ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışını da göz önüne alarak önlerine koydukları hedefler önce 9 Eylül 1923 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisinin programına, daha sonra 5 Şubat 1937 tarihinde ANAYASAYA koydurdukları ilkelere Kemalizm denir. Bu ilkeler bağımsızlığını yeni kazanmış bir devletin yaşamını sürekli hale getirmek, tam bağımsız ve özgür kılmak için konulmuştur.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarını bu düşünceye iten nedenler çoktur. Bir kez Türkiye’de yaşayan halk, emperyalizm ile yüz yıla varan savaştan ve yok olmaktan son anda kurtulduktan sonra devletini yeniden kurmuştur. Bu halk dinsel ve teokratik devlet düzeninden yeni kurtulmuştur. Okuma yazma oranı yok denecek kadar azdır ve başka bir alfabeyle eğitim yapılmaya yeni başlanmıştır. Halkının yüzde 80’i köylerde oturmaktadır. Sanayi yok denecek seviyededir. Osmanlıdan da yüksek seviyede borç kalmıştır.
Bu şartlar altında devleti kuranlar, sahip oldukları eğitim ve kültür ile ekonomik ilişkileri daha çok batı anamalcı, kapitalist ve emperyalist devletlerle olduğundan kurtuluş savaşında destek gördükleri Sosyalist Sovyet Cumhuriyetini değil, yine batıyı örnek almışlardır. Tabi bu konuda yukarıda saydığımız yoklar göz önüne alınırsa ve dünya tarihinin geçmiş 80 yılı değerlendirilirse haklı oldukları tarafları ortaya çıkar. Bunu şöyle de söyleyebiliriz. Sosyalist – kolektivist yaşam tarzı, feodal sistem, yeterli eğitimi olmayan ve bilimde geri kalmış düzen üzerine kurulsa da yaşamıyor. Sovyetler Birliği, Çin, Küba, Kuzey Kore ve Vietnam buna örnektir. Hepsinin kendilerine has olanakları ve eksikleri vardı, ama en önemli sorunları özgürlük ve demokrasi sorunuydu, diyebiliriz. Bu eksikler, bu ülkelerin insanlarını köreltmiş ve kendilerini geliştirmeyi engellemiş, ait oldukları topluma katkılarını azaltmıştır. Bu konuda şunu da söyleyebiliriz, acaba bu ülkeler birbirlerini fazla mı kopya ettiler veya kapitalist-emperyalist ruh sosyalizm uygulamasını çok mu etkiledi.



 

Aslında eleştiri konumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin 6 oku iken yine gittik sosyalizm eleştirisine. C.H.P. nin 6 oku neydi? Cumhuriyetçilik, Ulusçuluk, Halkçılık, Milliyetçilik, Layiklik ve Devrimcilik. Şimdi bu ilkeleri değerlendirelim Cumhuriyetçilik ; devletin halk tarafından yönetilmesidir. Ancak batının siyasal, sosyal, kültürel yapısını örnek alan ve feodal sistem seviyesinde bulunan bir toplumun yönetime eşit katılması ne kadar sağlanabilir. Ulusçuluk; ulusun tüm bireylerinin tasada, kıvançta, ekinde bir olmasıdır. Buradaki ulusçuluk ırkçı olmamasına rağmen uygulama ve eğitim böyle olmamıştır. Halkçılık; yönetimde, ekonomide (üretim ve bölüşüm) kişilere, ailelere ve bir sınıfın egemenliğine dönük olmamaktır. Bu ilke de hayata geçmemiş ve zaten geçemezdi, çünkü bu ilke sosyal bir ilkedir, kapitalizme giden ekonomik sistemde sosyal yapı bu günkü kadar geliştirilebilir. Devletçilik; ekonomisi zayıf olan ülkenin gelişmesine katkı ve önder olması ve halkına üretimden eşit pay vererek mutlu kılmasıdır. Ancak bu ilke de kapitalizm yoluyla kalkınmayı önüne koyduğu için devlet işletmelerinde çalışanlara kölelik seviyesinde ücret verilmiş ve sermaye birikimi sağlamak için komprodorlara çalışanların yarattığı artı değerler peşkeş çekilmiştir. Bugün ise, üretim yolu Devlet işletmeleri azaltıldığı için bittiğinden hortumculuk ve aşırı faiz yoluyla aktarımlar yapılmaktadır. Layiklik; devlet, ekonomi ve sosyal yönetimde din kurallarının değil akıl ve bilim kurallarının geçerli olmasıdır. Ancak bu kural da devleti ele geçiren dinsel düşünce egemenliği nedeniyle kör topal bir yapıya dönüşmüştür. Çünkü devleti yöneten siyasetçiler şeriat hukukunun önünü keseyim derken çok fazla bu işe uğraştıklarından şeriata teslim olmuşlardır. Belki de kendi zayıflıkları nedeniyle ve emperyalist güçler öyle istediği için teslimiyet doğmuştur. Devrimcilik; yukarıda saydığımız ilkelerin gelişmesi için sürekli devrim anlayışıdır. Bu ilke de maalesef kapitalist zihniyet nedeniyle hayata geçirilememiştir. Zaten ilkelerin tamamı, ulusun – halkın topyekün kalkındırılması devletin bekasına feda edilmiştir. Bu projede kişi yok halk var, halk yok devlet var. Yoktan var olmanın ezikliği var. Ama artık bu çelişkiler bitmeli.
Bundan sonrada kapitalist yolla geri kalmış bir ülke kalkınamaz. Çünkü uluslar arası sermaye buna izin vermiyor. Aksi takdirde kendisini inkar eder. Bizim projemiz bir taraftan emperyalizm ile mücadele ederken diğer taraftan da yurttaşların ekonomik, sosyal ve kültürel olanaklarını, zenginliğini artırmalı, bir dünya yurttaşı olmasına katkı sağlamalıdır. Bu hedefe varabilmek için bizim de 6 okumuz olabilir. Şöyle ki; üretim, bölüşüm, demokrasi, özgürlük, dayanışma ve barış. Hatta bu oklara çevreyi de ilave edebiliriz.
Bizim soyut kavram ve hedeflerle işimiz yok, somut kavram ve hedeflerle var.   
 

 


               Bize Ulaşın

Google