İ

ANADOLU AYDINLANMASINDA  
TOPLUMSAL VE TARİHSEL BİR OLGU: 
BİR EĞİTİM YÖNTEMİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ
(Sosyal Eğitsel Kalkınmanın Neresinde Kaldık?)
Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı
Sitemiz Editörü 
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

   
“Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin hürriyet sözcüğünün resmini ama yalansızının”

Nazım Hikmet


Onlar ne bürokrat tipli aydınlardı ne de kuru patırtıcı manifestocular ve ne de Atatürk’ü yalnızca fotoğraflarıyla seven insanlardı. Onlar: Mevlana, Fuzuli, Itri, Nedim, Mimar Sinan, Kaygusuz Abdal… Onlar: Bedreddin-i Simavi, Pir Sultan, Hacı Bektaş… Onlar: Misak-ı Milliyeciler, Mustafa Kemal Türkiye’sinin Anadolu’sunda Rönesansı başlatan toplumsal çağdaşlaşma neferleriydi…

Eğitim anlayışında tek boyutluluğun sınırlarını aşan enstitüler; Anadolu kırsal yapısının reel endüstrileşme formülü, Türkiye köylüsünün uygarlaşma okullarıydılar. Tarihçi Bernad Lewis’e göre “Kemalizm Türkiye’nin şehirlerine ve şehirlilerine devrimi getirmişti ama köylere dokunmadı” Köy enstitüleri köylere de dokunmuştu.

1937 yılında hazırlık çalışmaları başlatılan Köy Enstitüleri, 1950’li yıllara dek varlıklarını sürdürmelerine rağmen, deneyimin özgünlüğü 1946 yılında H.A. Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığından, İ. Hakkı Tonguç’un da İlköğretim Genel Müdürlüğünden alınmasıyla sona erer.1

O yılların dünya tarihini kritik ettiğimizde, düşünsel ve teknolojik değişmelerin kitlelerin yanı sıra farklı toplumsal sistemlere, yapısal olarak yansıdığını ve yaşayan toplumlara yeni oluşum biçimleri vaat ettiğini görürüz. 30’lu 40’lı yılların Türkiye’si de bu farklılaşma eğilimlerinden somut bir tarzda nasibini alır. Artık, kırsal kesimi kazanmak ulusal bağlamda, Kemalist rejim için tarihsel bir sorumluluk olmuştur. Böylece ulusun eğitim boyutunda bir süre “yaparak öğrenme” yönteminin uygulanacağı köylerde ekonomik ve sosyal kalkınma da bir etkileşim bütünü olarak iş eğitimi üzerinden gidilerek gerçekleştirilmiş olacaktır. Elbette bu yeni yapılanmaları eleştirenler de vardır. Yazar Kemal Tahir, Bozkırdaki Çekirdek adlı yapıtında konuya şöyle eğiliyordu: Toplumsal ve siyasal şartlar için Köy Enstitüleri, köylü çocukların çile çekme ve azla yetinme yatkınlıklarından yararlanarak en ağır işlerde gaddarca çalıştırılıp sömürülmelerinden başka sonuç vermezdi. Nitekim bu deneme son hesaplaşmada biz Türk aydınlarının halk düşmanlığımızı değilse bile halka hiç acımadığımızı ispatlamıştır.2

Kemalizm prensiplerinin ve onun eğitime uygulanmış bir şekli olan Köy Enstitüleri3 her şeye rağmen Türkiye insanı için bir aydınlanma tezi, bir kalkınma senteziydi. Peki neden kapatıldı, kapatılmasını kimler istedi, nasıl kapatıldılar?

Neden mi? Kırsal toplumsal yapının dinamikleri sorgulanmaya başlanmıştı. Gün gözüyle muhafazakâr yapılar, toprak ve ilişkileri, siyasal ilişkiler değerlendiriliyordu. Bütün bu gelişmelerin yanında birileri de habire olumsuzluk üretiyor, enstitüler üzerine basitçe tartışıyordu. Ve tartışmalara son verme kararı alınmıştı; olan oldu. Enstitüler onu kuran parti ve lideri tarafından kapatıldı.4

Kemal Tahir gibi sosyalist düşüne yakınlığı ile bilenen kişiler tarafından ise, tek parti rejiminin ideolojisini yaymak amacıyla oluşturulmuş faşizan kurumlar olarak algılanmış ve şiddetle eleştirilmişlerdi.5

Köy Enstitüleri, Ah ne yazık! Geleceğimizi yoksullaştırma kararını nasıl verdik. Nasıl da hançerledik eğitimimizin dürüst yönünü, zenginliğimizin üzerini katran karası bağnazlığa nasıl verdik? Entelektüel gelişimimizin önünü kestik, yetişecek çiçekleri bir bir yolup ölü toprağına gömdük.

Köy Enstitülerinin varoluş amacı neydi? İş eğitimi açısından konuya eğilen eğitmen Tonğuç’a göre ‘yaparak öğrenme’ aynı zamanda köylülerin kitaplardan çok, öğrenmeye yatkınlığından dolayı da en fazla işlevsel olabilecek bir eğitim anlayışıydı.6 Bu demokratik yapıların amacı bir toplumu küllerinden yaratmaktı. Toplumu gönençli kılmaktı.

Fildişi kulelerindeki hayatlarına hapis olan aydınlara inat, onlar Türkiye’nin şiirini yazıyor, Türkiye’nin romanını örgülüyor, Türkiye’nin tiyatrosunu yazıyorlardı. Tek kelimeyle Türkiye kalkınmasının cevabıydılar. Sürseydi bu sevda: yoksulluk olmayacak, göç yaşanmayacak, gecekondulaşma kentlerimizi kirletmeyecek, halkımız küresel yalanlara inanmak zorunda bırakılmayacak, tüketim toplumunun mimarı medya insanlarımızın duygularını bozmayacak, sokak çocukları her köşe başında ölümle barut atmayacaktı. Anadolu’nun kültürel-eğitsel kalkınma okulları dinamitlememiş olsaydı eğer Türkiye insanı kültürel ve sosyal bilinçle kendi varlığını daha güçlü ifade edebilecekti.

Yüreğimizden bir aşk göçüyor. Yalnızlaşıyor kalbimize çıkan tüm yollar. Hava alacakaranlık, şeytanlar geziniyor yol başlarında, kurtlar yine sofra kavgasında. Düşlerimiz kan revan en güzel uykularında son bozgunlarını oynuyor. Sanki gökyüzü gözyaşı döküyor; bir ülke ağlıyor. Ve hiç mi hoşgörülü değildi bir halkın geleceğiyle oynayan o dönemin iktidar yapısı. Ne yapsak bundan sonra o yapıları kuramayacağız bir daha. Köy Enstitüleri farlılıklardan beslenen özgün içerikli ulusal bir eğitim kuruluşuydu.

Enstitülerin kapatılmasında toplumsal ekonomik koşullar değil bir bıçak kesiği gibi siyasal etmenler belirleyici oldu. Ve ‘O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler gittiler. O iyi atlar o iyi insanları aldılar çektiler gittiler.’ Anadolu rönesansının efeleriydi çekip gidenler.

Şimdi avuçlarımızı koşar adım Batıya açmışız ki artık bir ömür sürgündür Anadolu bozkırında türkümüz.

Kapatıldı o güzel okullar ve “bin yıllık bir karanlığı getirip önümüze yığdılar” yani halkımızın üzerine kara bir örtü gerdiler, şimdi bulutlar parçalanıyor, gökyüzünde ağıtlar savruluyor, usul usul yıldızlar sönüyor, karanlığa ışık olan ne varsa akıp gidiyor bir boşluğa.

Neden? Anadolu insanı yorganını kaptığı gibi şehre göç etti. Neden? Yalan, rüşvet, bağnazlık, bilgisizlik, toplumsal yaşama ilkel güdülerin egemenliği arttı, bir sonuç olan çürüme gibi... Neden? Tarım, endüstrileşmesini başaramadı. Neden? Anadolu, eğitimsiz, sağlıksız, gıdasız, fabrikasız, yoksul kaldı…

Birileri korkusundan çıldırdı. Umudun doğduğu yere mutsuzluğu mıhladı. Ve o vakit dili bağlandı insanın. Bir büyük romancı Yaşar Kemal, Bir Bulut Kaynıyor’da soruyor: “Söylesene bu köyler, bu durumdan nasıl kurtulur? Bir türlü kalkınmanın yolu bulunuyor, sonra da vazgeçiyoruz. Sonra da iyi bir yol bulunca çaresizlik önümüze geliyor dikiliyordu. Sahiden şu bizim köylerimiz bu durumdan nasıl kurtulur? Bilen var mı, duyan var mı, gören var mı?”

Bir top ışıktı bir çağ dolusu karanlıkla Anadolu bozkırında çarpışan. Tüm azgelişmişlikler toplumsal yapıdan bir bir arınıp zamanla çağdaş değerler edinilecekti. Kazanan Anadolu hümanizması olacak, insan bir değer olarak önemsenecekti. Şimdi bu korkunç utancın ihanetini kim ödeyecek? Kim bağımsızlık uğruna yürekli türküler söyleyip, destanlar dile getirecek? Onlar Anadolu yoksulluğuna bir yanıttı. Şimdi sorular boğuyor hayatımızı, ne yazık ki depresif, acılı, sorunlara duyarsız bir toplum haline gelmemizde o güzel yılların böyle katledilircesine ortadan kaldırılması da etkili oldu.

Kısaca, ulusal bağımsızlığımızın siyasal ötesi toplum koşullarına açıldığı yıllarda kurulan Anadolu Aydınlanma okulları olan, sosyo-eğitsel bir yapılanmadan hareketle üstyapı-altyapı etkileşiminde sağlıklı bir biçimde gelişen, daha sonra siyasal hırsların günahı olarak kabul gören Köy Enstitüleri, sosyolojik anlamda Türkiye kırsal toplumsal yaşamını kültürel ve pedagojik yönlerden biçimleyen sosyo-tarihsel bir olgudur. Yine bu görünümüyle ekonomi politiğini “askeri sivil bürokrasinin” hakla bütünleşme temsilinde yer edinen seküler eğitim paleti ve aydınlanma dinamiklerinden alır. Enstitüler ayrıca, yüzyıllık Anadolu yabancılaşmasına kültürel ve yeteneksel bir setti. Aynı zamanda Türkiye’ye ait bir sistem kişiliğinin gelişme süreçleri; sağlıklı bir sosyal karakterin tutarlı oluşum kaynaklarıydılar da diyebiliriz.

Uçurum kıyısında yoksullaştırıcı ilişkiler ağıyla sarmalanmış Anadolu insanına sunulmuş uygarlık okullarıydı ki, iktidar, kullanma-yönlendirme yetkisinin bir anda elinden çıkıp halka uzandığını gördü. Böylelikle doğrunun ve gerçeğin okulları da kapatılmış oldu.

Konuya eğitimbilimsel açıdan baktığımızda şunları görürüz: Doğayla insancıl ilişkiler kuruldu, basit fayda alma duygusu insanın yaşamını güzelleştirme uğraşısına döndü. Verilen eğitimin odağında kendini dönüştüre bilen ve gerçekleştire bilen yurttaş insan ola geldi. Kuramsal ifadeyle, kırsal Anadolu toplumsalına dönük “oto-liberation” hareketi gelişti. Dönemin somut koşullarında genel doğruları olan, nesnel gereksinimin çizgisinde büyüyen hümanist bir bilginin felsefesi, bu uygulayımsal felsefe olgunlaşıp günümüze taşsaydı, yalnızca çarpık iktisadi planlama modeli çözüme ulaştırılmaz, Doğu sorunu, Ermeni sorunu, Ege sorunu, toplumsal eşitsizlikler sorunu ve sosyal patlamaların önünü açan toplumsal sorunların fasit dairesi daha rasyonel kavranır, içselleştirilmiş bir bağımsızlık onurundan hareket hattıyla ulus lehine çözüme ulaştırıla bilirdi.

Son tahlilde Köy Enstitüleri Türkiye’ye özgü sosyo-ekonomik koşullardan beslenen bir eğitim ve kültür hareketiydi. Bu yapılanma ne Batı’lı ne Doğu’luydu. İnsanlığın ileri ve evrensel birikimlerinden faydalanan bir kimlikte Türkiyeliydi. Ne ceberut devletin izlerini taşıyordu, ne despot emperyalizmin soluğunu kokluyordu, ne de Batıya teslimiyetin mimarisini dikiyordu.

KAYNAKÇA



1. Fay, Kirby: Türkiye’de Köy Enstitüleri. İmece Yay. Ankara, 1962,s.6

2. Tahir, Kemal: Bozkırdaki Çekirdek. Bilgi Yayınevi, Ankara, 1972

3. Fay, Kirby: A.g.e.,s.8

4. Avcıoğlu, Doğan: Türkiye’nin Düzeni. Bilgi Yayınevi, Ankara,1968,s.239

5. Tonguç, Engin: Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç. Ant Yayınları. İstanbul, 1970,s.532

6. Tonguç, İ. Hakkı: Canlandırılacak Köy. Remzi Yayınevi. İstanbul, 1947,s.74

* (Körler Federasyonu Dergisi Ufkun Ötesi, Sayı: 28. Ankara, 2001)

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org