Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri


Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 Anton Semyonoviç Makarenko -
“Yaşamı ve Pedagojik Deneyimleri 1”

Sosyal Hizmet Uzmanı Rıza ELİTOK
secesme@hotmail.com

 

   Başlarken
Anton Semyonoviç Makarenko hakkında daha önce sitede kısaca hayatı ve eserleri üzerine eğilmiştik. Ve demiştik ki, Makarenko’nun zengin ve işlevsel sosyal çalışma pedogojisi ve uygulamaları Türkiye’de sosyal hizmet eğitiminde akademik düzeyde neredeyse hiç ele alınmadığı gibi, herhangi bir akademik tez konusu bile yapılmamış, derslerde dile getirilip tartışılmamıştır. Bunun akademik düzeyde büyük bir eksiklik içerdiğini kaydetmiştik. Makarenko’nun dünya görüşü ne olursa olsun, benimsenir ya da benimsenmez bu bir yana; pedogoji, eğitim ve çalışma disiplini hakkında uygulamada da başarılı olduğu kanıtlanmış sosyal çalışma deneyimleri bu alanda çalışma yürüten eğitmen ve öğrenciler için muazzam bir kaynak teşkil etmektedir. Bunun bilincinde olarak burada, Makarenko ile ilgili çalışmalara ve incelemelere ön ayak olmak üzere sosyal çalışma alanında ki deneyimlerini yansıtmayı ve okuyucuda genel bir fikir oluşturmayı amaç etmekteyiz. Bu nedenle Makarenko’nun zengin deneyimlerine bir başlangıç olarak, daha çok Makarenko’nun eserleri ve kendisi ile ilgili yazılmış kitaplardan önemli bulduğumuz yerleri doğrudan alıntılayarak bazı yerlerde de parantez içinde ülkemizdeki uygulamalarla karşılaştırmalar yaparak ele alacağımız bu yazı dizisiyle; Makarenko’yu ve Pedagojik deneyimlerini genel ve yüzeysel bir şekilde okuyucu ile buluşturmak, Makarenko’nun çalışmalarına dikkat çekmek, ilerde eğitmenler ve öğrenciler tarafından Makarenko’nun deneyimlerinin bilimsel zeminde daha geniş ve derin bir araştırma konusu yapılarak ülkemiz sosyal çalışma uygulama ve eğitimine katkı verilmesini sağlamayı ümit etmekteyiz.



Öğretmen Makarenko
Makarenko 1905 yılında diplomalı bir devlet okulu öğretmeni olarak, babasının çalıştığı demiryolu işletmesine bağlı demiryolu okuluna atandı. Kısa bir süre sonra da, iki sınıflı büyük bir demiryolu okuluna öğretmen oldu. Demiryolu ilkokulları, özellikle de daha ileri iki sınıflı okul tipleri, o dönemde diğer okullara göre daha iyi organize edilmiş okullardı. Demiryolu Dairesi, bunları oldukça iyi finanse etmekteydi. Binaları, araç ve gereçleri iyiydi. Bir çoğu, genel eğitim konularına ek olarak el emeğine dayalı işler de (marangozluk, terzilik ve tornacılık) öğretirdi. (bizde ki Endüstri Meslek Lise’lerine denk gelen bir yapı olduğu söylenebilir. Farklı olan çalışma disiplininin ilkokuldan itibaren verilmesi.) Bu okulların öğretmenleri daha yüksek ücret alır ve kural olarak diğer okullardakilerden daha nitelikli olurlardı.

Makarenko’nun pedagojik faaliyetlerinin ilk yılları, birinci Rus devrimi ile aynı döneme rastladı. Makarenko’nun dünya görüşü bu yıllarda şekillenmeye başlar. Anılarında “Tarih anlayışımızı Bolşevik eğitim ve devrimci olaylar ortamı içinde edindik… .” Der. Bu dönemde Makarenko’nun entelektüel gelişiminde, Maksim Gorki önemli bir rol oynar. Makarenko, pedagojik faaliyetlerinin başında, Gorki’nin oynadığı bu rolü “Gorki, bize tarihi hissetmeyi öğretti. İçimizde öfke, coşku, daha da fazla iyimserlik ve ‘Bırakın fırtına bütün gücüyle patlasın’ sözlerinin altında yatan o büyük sevinci uyandırdı.” Der.

1914’te Makarenko Poltova Öğretmen Enstitüsü’ne girdi. Burada öğretmenler daha üst düzeydeki ilkokullarda çalışmak üzere eğitiliyorlardı. Makarenko Poltova Enstitüsü’ndeki bazı eğitimcilerin üzerindeki büyük etkisini kabul eder. “Bu eğitimciler, bizlerin içinde en iyi insanlık ülkülerini yetiştirip besleyen gerçek insanlardır. Benim kendi pedagojik gelişmem içinde, pedagojik düşüncenin temel ilkeleriin onlar oluşturdular, kişiden yapabileceğinin en fazlasını istemek ve ona olabilecek en büyük saygıyı duymak.” Der.

Makarenko Poltova Öğretmen Enstitüsü’nden altın madalya alarak mezun olur. Enstitü’nün kendisine verdiği sertifikada “ Anton Makarenko yetenekleri, bilgisi, gelişmesi ve çalışkanlığı itibariyle parlak bir öğrencidir. Pedagoji ve sosyal bilimlere özel bir ilgi göstermiş, bu konularda çok okumuş ve mükemmel ödevler yazmıştır. Bütün derslerde, özellikle de tarih ve Rus dili konularında çok iyi bir öğretmen olacaktır.” Sözleri yazılıdır. (Tarihini bilmeyen, geleceğini de bilmez. Makarenko’nun bütün konular dışında, öğrencilik dönemlerinde sahip olduğu geniş tarihsel bilgi dağarcığı ve tarihe olan merakı, Rus dili konularındaki başarıları ile donanımlı, inançlı, idealist ve birikimli bir pedagojist olarak çalışma hayatına atıldığı ve hayatının ileri ki dönemlerinde bu sağlam birikim üstünde, deneyimlerinden pedagojik dersler çıkararak sürekli araştırmalarını sürdürdüğü ve kendisini aştığı ortaya çıkacaktır.)

Bitirme sınavlarından sonra Makarenko annesinin yaşadığı Kriyukov’a döner. 1 Eylül 1917’den itibaren buradaki ortaokulun müdürü olarak çalışır. Ekim Devrimi, sevinç ve büyük umutlarla karşıladığı devrim, onu burada bulur. “Devrimden sonra önümde büyük ufuklar açıldı. Bu ufukların çapı biz öğretmenlerin gözlerini kamaştırmıştı” diye yazar. Daha o zamandan büyük bir enerji ile yeni eğitim biçim ve yöntemlerini, pedagojide tutulacak yeni yolları araştırmaya başlar.

Gorki Çalışma Kolonisi (Suç İşlemiş Çocuklar Kolonisi)
1920 sonbaharında Poltova Eğitim Dairesi, Makarenko’yu suç işlemiş çocuklar için bir koloni örgütlemekle görevlendirir. Koloniye Poltova’dan altı kilometre kadar uzakta, içinde birkaç yıkıntı halinde yapı bulunan elli dönümlük bir arazi verilir. Devrimden önce burası genç suçlular kolonisi olarak kullanılmıştı.

Daha önceki bu koloninin tüm araç ve gereçleri çalınmıştı. Arazi ve yapılar yağmalanmış, pencerelerin camları çıkarılmış, kapılar menteşelerinde sökülmüş, ocaklar tuğla tuğla sökülüp taşınmıştı. Meyve ağaçları bile kökünden sökülerek götürülmüştü. İki aylık sıkı bir çalışmadan sonra yatakhanelerin biri az çok yaşanır hale getirildi. Araç ve gereçlerin bir kısmı bulunup geri getirildi ve depoya iki buçuk ton un koyuldu.

Onbeş ile on sekiz yaşları arasında erkek çocuklardan oluşan ilk suçlu çocuklar grubu, aralık ayında koloniye geldi. Çocuklar aylak aylak geziniyor, gecelerini dışarıda geçiriyor ve öğretmenlerine açık açık karşı geliyorlardı. Harkov’a giden ana yolda geceleri soygunlar yapılıyordu. Koloniden bile yiyecek ve para çalınıyordu. Kavgalarda zaman zaman bıçaklar çekiliyordu. Bu ilk kolonist grubu içinde, büyük zorluklarla, disiplini biraz andıran bir şeyler sağlandı. Ama Şubat geldiğinde çocukların sayısı elliye çıkmıştı.

Makarenko bu insanlardan birden bire çok fazla şey talip edemeyeceğinin farkındaydı. Bunun yavaş yavaş, fakat kararlı bir şekilde yapılması gerektiğini biliyordu. Makarenko’nun bu kararlılığı ve hatta korkusuzluğu, sonsuz özdenetimi, onların kendi çıkarları konusunda gösterdiği usanmaz ve fedakarca titizlik, koloni üyelerini çok etkiler. Öncelikle bir militan çekirdek örgütleyerek koloni üyelerini bir küçük toplum haline getirmeye başladı. Anayolu soygunculara karşı güvenlikli bir yer haline getirmek ve ormanı kaçak ağaç kesimine karşı korumak için koloni üyelerinden oluşan bir muhafız ekibi kurdu. “Devletin ormanını korumak kendi gözümüzde değerimizi oldukça yükseltti, önümüze çok eğlenceli bir iş koydu ve son olarak da bize hiç de azımsanmayacak bir kazanç sağladı.” Diye yazıyordu Makarenko.

Koloni çevresinde eskiden bir toprak ağasına ait olan yarı yıkıntı halinde bir malikane vardı. Makarenko bu çiftlikte yeniden tarım yapılmasını sağlamak üzere işe girişmeye karar verdi. Beraberindekilere, “Eğer bu işi gerektiği gibi yaparsak” dedi, “bir-iki yıl içinde koloninin bol bol ekmeği, sebzesi, kirazı ve elması olur. Mandıracılığa ve domuz üreticiliğine bile başlayabiliriz. Böyle açlık içinde yaşamamız sona erer.” Der. Zor bir işle karşı karşıyaydı. Hiçbir alet ve tohum yoktu. Evin kapısı, penceresi yoktu. Fakat Makarenko, çocukların heyecanını uyandırmayı başardı. Önerisini yürekten desteklediler.

Bir hafta sonra elinde malikanenin tapusu, koloni üyelerinin arasında duruyordu. Makarenko şunları yazmıştı: “Yatakhanenin ortasında, bütün bunların sadece bir düş olmadığına inanmakta güçlük çekerek, etrafımda heyecanlı bir çocuk kalabalığı, bir coşku fırtınası, ‘Biz de bakalım’ diye yukarıya uzanmış kollar ormanı içinde duruyordum.”

Bir yıl içinde malikane tanınmaz hale gelmişti. Tabi koloni üyeleri de. Böylelikle önüne zorlu hedefleri koyarak, kendisi örnek olup, gerektiği gibi davranarak, koloni üyelerinin her birine ustalıklı bir yöntemle yaklaşarak, kendilerini bu işe adamış öğretmenlerden oluşmuş gruplar örgütleyerek yavaş yavaş kolektif bir kurum –eğitimini temeli- inşa edildi.

Zorluklarla yaratılan bu kolektif daha ayakları üzerinde kalkamadan sık sık dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Yeni suçlu çocuklar koloniye katıldığında böyle oldu. Makarenko, böyle durumlarda, “her türlü acayipliğin gündeme gelebileceği, manevi bir yalnızlık içinde moral çöküntüsüne uğramış yarı barbar kişiliklerin dışa vurulabileceği geniş bir boş alan kalıyordu. Manzara genel hatlarıyla yeterince üzüntü verici olduğu halde geçirdiğimiz ilk kış sırasında kendini göstermeye başlayan kolektif ruh filizleri, küçük topluluğumuz içinde gizemli bir şekilde tomurcuklanıyordu. Bu filizlerin her ne pahasına olursa olsun korunması gerekliydi, taptaze yeşilliklerini hiçbir yabancı otun boğmasına izin verilmemeliydi. Asıl başarımın o sırada bu önemli gelişmeye dikkat etmiş ve değerini doğru takdir etmiş olmakta yattığını düşünüyorum… Buradaki kurtarıcı faktör- uslanmaz bir iyimser olarak- zaferi hep hemen bir adım ötemde görmem olmuştur. Bu dönemde hayatımın her günü; bir inanç, sevinç ve umutsuzluk karışımı idi. “ diye bahseder.

Suçlu çocuklar arasına yeni katılmış bu çocukları, yılların serseriliği sırasında oluşmuş alışkanlıklardan kurtarmak, hiç de kolay bir iş değildi. Koloniye her hafta sokaklardan toplanmış yeni kimsesiz çocuklar ve suçluların geliyor olması, işleri daha da zorlaştırıyordu. Olaylar hızla birbirini kovalıyordu. Kâh bazı çocuklar gizlice koloni üyesi Yahudi çocuklara eziyet ediyor, hatta dövüyordu, kâh bir grup kolonist köylülerin ambarlarını basıp domuz yağı, krema ve diğer erzaklarını yok ediyordu. Makarenko’nun çaresizlik içinde “Ama ne yapabilirim? Ne yapabilirim?” diye kıvrandığı günler oluyordu.

Bazı çocukların koloniden uzaklaştırılması gerekti. Bu önlem Makarenko’yu derin bir üzüntüye boğdu. Bunu bir başarısızlık işareti, pedagojik yöntemlerinin işe yaramamasının belirtisi olarak alıyordu. İşin getirdiği büyük gerginlik altında yıpranan öğretmenler, çabalarının hiçbir umut vaat etmediğine dair konuşmaya başladılar. Fakat makarenko, böyle ümitsiz ruh hallerine ve kendi deyimiyle “zayıf” düşüncelere pabuç bırakacak bir yapıda değildi. Zaman saman aklına üşüşen kuşkularla mücadele ederek üstün bir özdenetim gösteriyor ve bezgin, yorgun öğretmenlere cesaret veriyordu. Büyük bir “olayı” olayı izleyen zor günlerde, işine hiçbir şey olmamış gibi devam ederdi. Böyle günlerde koloni üyelerinden ve öğretmenlerden talepleri her zamankinden çok daha net, verdiği görevler daha fazla dikkat ve özen gerektiren işler olurdu.

Kurulduktan iki yıl sonra koloni sakinlerinin sayısı yüz yirmi dörde çıkmıştı. Büyüyen çiflikte on altı inek, elli kadar domuz, sekiz at, büyük bir boksan ve yetmiş hektar kadar tahıl ekili arazi vardı. Çiftliğin idaresi için bir ziraatçı tutulmuştu. Dönüşümlü olarak hangi tahılların ekileceğini o belirliyor ve arazide yapılacak işler organize ediyordu. Koloni üyeleri çalışmak için müfrezeler halinde örgütlenmişlerdi. Her müfreze, yapacağı işin cinsine göre değişik sayıda erkek ve kız koloni üyesinden oluşuyordu. Her müfrezenin başında bir komutan vardı. Başlangıçta komutan Makarenko tarafından atanırdı. Daha sonra bu işi, komutanlar konseyi yaptı. Bu sabit müfrezelere ek olarak, geçici nitelikte karışık müfrezeler de oluşturulurdu. Karışık müfrezenin komutanı, genellikle sabit müfrezelerin üyelerinden biri olurdu. Bu, koloni üyelerinin bir çoğunun sadece başkasının emri altında değil, aynı zamanda organize etme konumunda da çalışmasına fırsat veriyordu.(bizdeki yurt başkanlığı ve yurt temsilciliği ile karşılaştırılabilir, fakat görevlerin kağıt üzerinde kalmadığı daha organize ve kolektif bir yapı) Bu çalışma düzeni Makarenko’nun da işaret ettiği gibi koloni üyelerinin “pratik ve organizasyonel farklılaşmaya sahip, genel kurul demokrasisi, yoldaşlar arası bir düzen ve itaat ilişkisi olan, gerçek ve sağlam bir kolektif halinde kaynaşmasını sağlıyordu.”

Müfreze komutanları, Komutanlar Konseyini oluşturuyorlardı. Bu, bütün koloninin yaşamına aktif olarak katılan koloni üyelerinden oluşan görkemli bir organdı. Komutanlar Konseyi, yaşamın düzenlenmesi ve çiftlik organizasyonu ile ilgili tüm önemli sorunları tartışır ve karara bağlardı(bizde ki KODE toplantılarına benzer bir yapı fakat, tamamen koloni üyelerinden oluşan bir yapı). Koloninin harcamalarını, kültürel yaşamın organizasyonunu, yeni üyelerin kabulünü, vb. tartışırdı. Suç oluşturan olayları inceler ve cezalar verirdi.

Makarenko’nun pedagojik taktiklere ilişkin değişmez kurallarından biri koloni üyelerinin geçmişlerini, özellikle işledikleri suçları, tümüyle geçmişte bırakmaktı. Onu ilgilendiren çocukların geçmişleri değil gelecekleriydi. Kendisinin de belirttiği gibi bu ilkenin doğru bir şekilde uygulanmasının önünde bir çok zorluk vardı. Hem koloni üyeleri hem de öğretmenler, işin başlarında yeni gelenin koloniye niye gönderilmiş olduğu konusunda büyük ilgi gösteriyorlardı. Makarenko, başlangıçta kendisinde bile doğan bu merakı bastırmak zorunda kaldığını itiraf ediyor. “Çocuğun niye koloniye gönderilmiş olduğunu, gerçekten ne yaptığını öğrenme konusunda sinsi bir istek hep vardı. Zamanın genel geçer pedagojik mantığı, tıbbı maymun gibi taklit ederek şu akıllıca kuralı benimsemişti : ‘Bir hastalığı tedavi etmek için, onu ilk önce bilmek gerekir.’ Bu mantık, bırakın iş arkadaşlarımı ve Halk Eğitim Dairesini, bazen beni bile yanlış yere götürüyordu. Çocuk suçlularKomisyonu, bize teslim edilen çocukların dosyalarını gönderirdi. Burada hastalığın incelenmesine yardımcı olacağı varsayılan çeşitli sorgulamalar, yüzleştirmeler ve bir sürü saçmalıkla ilgili çok ayrıntılı anlatımlar yer alırdı.”

İlk bakışta insanın bu dosya kayıtlarını bilmesi, koloniye gönderilenlerin nasıl bir insan olduğunu, geçmiş “günahlarını” silmek için ne gibi önlemler alınması gerektiğini ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilmesi yararlı gibi görünüyordu. Ancak Makarenko olağanüstü bir pedagojik ustalık göstererek, kendisinin bu geçmişle ilgili en ufak bir merak göstermesinin, diğer öğretmenlerde de aynı tür bir merak, diğer koloni üyelerinde yeni gelene karşı sağlıksız bir ilgi doğması anlamına geleceğini kavradı. Koloni üyelerinin soracağı sorular, kendi kafalarında da geçmişleriyle ilgili anıları uyandıracak ve ikinci olarak da, bu büyüme çağına yeni girmiş evsiz çocukların karakteristik özelliği olan kabadayılık yapıp kurusıkı atma ve genellikle abartılıp süslenmiş eski maceraları, zevkini çıkara çıkara anlatma alışkanlığına davetiye çıkartmış olacaktı. Bütün bunlar kaçınılmaz bir bölünme unsurunu beraberinde getirecekti.
“Bizim komünarlarımız, yaşamlarının tek bir dakikasını bile geçmişleri üzerinde harcamazlar. Ben de bundan gurur duyuyorum” diyordu Makarenko.

Makarenko’nun, sorumluluğu altındaki çocukların lekeli geçmişlerini araştırmayı red etmesinin temel nedeni, her bir koloni üyesinin insan olarak kişiliğine duyduğu saygı idi. Bu çocuklara hiçbir zaman eski suçlular gibi davranmadı. Onların her birinde, her şeyden önce, insanı gördü. Onların iyi niteliklerini seçip çıkartmaya çalıştı, her koloni üyesinin potansiyel yeteneklerine ve yapabileceklerine inandı, ve bazı tek tek istisnalar dışında, her birinde bu potansiyel yetenekleri ve kendine saygı duygusunu harekete geçirmeyi başardı. Makarenko ve sorumluluğu altındaki çocuklar, birinin koloni üyelerine eski suçlular veya suçlu çocuklar gözüyle bakmasını hakaret kabul ederlerdi. (Biz de bırakın geçmişi karıştırmayı; kimsesiz, suça karışmış ve sokakta kalmış çocukların ‘sokak çocukları’, ‘tinerci’, ‘ballyci’ olarak açıktan açığa etiketlenmeleri dahi söz konusu. Bu duruma sitede ‘Şu Bizim Arsız Çocuklar’ adlı yazımda da dikkat çekmiştim.)

Koloniye yeni gelen birinin yakın geçmişi ile övünme yönünde yapacağı her türlü girişimin yolunu, eski koloni üyeleri daha baştan keserler, o da, burasının bu öykülerin yeri olmadığını kısa sürede kavrar, hatta geçmiş “macera”larından söz etmekten utanç bile duyardı.

Koloni, birinci yılının sonuna doğru Maksim Gorki’nin anısına “Gorki Çalışma Kolonisi” adını aldı. Makarenko gençliğinde ateşli bir Gorki okuyucusuydu. İnsanın değerini ondan öğrendi. “Gorki’nin Hayatımdaki Yeri” makalesinde “Çocuk yaştaki suçlularla ilgili geçmiş deneyimlerin bana hiçbir yararı olmadı. Bana yol gösterebilecek hiçbir yeni deneyim ya da kitap yoktu. Durumum çok zor, hemen hemen umutsuzdu. Hiçbir ‘bilimsel’ çıkar yol bulamıyordum. İnsanla ilgili kendi genel kavrayışlarımdan hareket etmek zorunda kaldım; bu da benim için Gorki’ye dönmek anlamını taşıyordu”

Gorki7de insana yeni yaklaşım yönteminde, gururlu bir yan vardı. Gorki her insanda “çok geniş olanaklar” barındıran bir zenginlik görüyordu. Makarenko’nun, sorumluluğu altındaki çocuklarda Gorki’nin eserlerine karşı ilgi uyandırmaya çalışması doğaldı. Uzun kış gecelerinde, büyük Rus yazarlarının eserlerini okuma oturumları düzenlerdi. Gorki’nin yaşamı ile ilgili anlattığı öyküler, koloni üyelerinde, bu büyük işçi sınıfı yazarı ve hümaniste karşı sevgi uyandırdı.

Makarenko şöyle yazıyordu : “Onlara Maksim Gorki’nin hayat hikayesini ilk anlattığımda, bana inanmadılar. Şaşkınlığa uğramışlardı ve birden bire kafalarına dank etti : ‘Demek Gorki de bizim gibiydi! Bu güzel işte!’ Bu düşünce onları derinden etkiledi ve neşeye boğdu. Maksim Gorki’nin yaşamı, sanki bizim yaşamamızın bir parçası haline gelmişti. Onun yaşamındaki çeşitli olaylar bize, karşılaştırma yapabileceğimiz örnekler sunmaktaydı.”

Koloninin, Gorki ismini alması doğaldı. Bu, hem o bunaltıcı Çocuk Suçlular Kolonisi isminden kurtulmaya yardımcı oldu hem de öğretmenlerin pedagojik hedefini ve sorumlulukları altındaki çocukların özlemlerini, güzel bir şekilde tanımladı.

                                                                      Devam
ediniz

 



Bize Ulaşın