Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


AYAKKABISIZ ÇOCUKLAR VE ÇAĞRIŞIMLAR

 Türkan BAKIR
Sosyal Hizmet Uzmanı/ zaja_asi@hotmail.com 


   Soğuk ve rüzgarın şiddeti sokaklardaki insan sayısını azaltsa da,martılar denizi terk etmemişti.Boğazdan ağır ağır yük gemileri geçiyor,ağaçlar dimdik ayakta, dallar rüzgarın etkisiyle sallandıkça içim titriyor, sırtımda montum,ayaklarımda botlarım,ellerimde eldivenlerim.
    Ben güvendeyim Çanakkale'nin kışında. Kadının İnsan Hakları Eğitiminin bölgesel toplantısının 4. gününde bir cumartesi sabahı kentten ayrılırken,sepetime umudu,dayanışmayı,doğru ve içselleştirilmiş bir insan hakları eğitimin kadınlar,koca bir kent,politika,aileler ve çocuklar için yarattığı değişimin heyecanını ve umudunu koyuyorum.Ruhum bu umutla dirilmiş bir kez daha.. ve yoldayım.
    Geride kalıyor Çanakkale,deniz,martılar ve umutlarımıza dokunan kadınlar.Yol boyunca çok az insan görüyorum otobüsle geçtiğimiz her kasaba ve ilçeden.Yaşlılar, yetişkinler, gençler,çocuklar.Herkes evlerinde olmalı bu soğukta. Hem buralarda kar da olmadığı için çocukların kar topu oynamak, kızak kaymak, evlerin çatılarından sarkan buzlara taşlarla nişan almak gibi bir eğlenceleri de yok. Karsız kentlerin çocuklarının nerede olabileceklerine dair fikir yürütürken Edremit terminalinde yolcu almak için kısa bir mola veren otobüsten inmeyip camdan dışarı bakmayı tercih ediyorum.
 Bir otomobil yaklaşıyor terminale, arka koltukta çocuklar, sürücü kadın arabayı park ettikten sonra ,eli sargılı bir erkek iniyor otomobilden. Erkek, çocuklarla ve sürücü kadın ile vedalaşıp bir yazıhaneye doğru yürüyor. İki kız çocuğu yaklaşıyor otomobile.Kumral olanın saçları taralı, esmer olanın uykudan yeni uyanmış bir hali var.Sırtlarında ince bir mont.
Birisinin ayaklarında yazlık bir ayakkabı, birisinin ayaklarında siyah çorabının seçildiği bir terlik.Üşümüşlükleri her halinden belli, tedirginlikleri ve utanmışlıkları da.Otomobil sürücüsüne ellerini yalvarır gibi uzatıyorlar, elleri boş kalıyor.Hayal kırıklığı ile uzaklaşıyorlar..
Yolcular alınıyor. Yolculuk sürüyor. Betonlaşmaya terk edilmiş kasabaları izlemekten sıkılıp, koltuk cebindeki gazetelerin satır başlarını okuyorum.ilk gazetede okuduğum Van'da Ayakkabısız Öğrencilere Yardım Kampanyası haberi, beni İzmir yolculuğundan alıp geçmişin hüzünlü ve aydınlık yolculuğuna çıkarıyor. Haberi okurken gözlerimin nemlenmesine engel olmak için, yol arkadaşıma size de anlatacağım bu hikayeyi anlatıyorum.   
       1999 yılında, mezun olduktan kısa süre sonra Van ili Bostaniçi Yalım Erez Mahallesi'nde açılmış olan, prefabrik ve işlevsiz Toplum Merkezi'ne atandığımda, ne ile karşılaşacağını bilmeyen her genç gibi şaşkındım.Şaşkınlığımın birden fazla nedeni vardı.Çalışacağım binanın ve çalışma koşullarımın ağırlığı bir yana,mahallede karşılaştığım manzara hayli iç karartıcıydı. 258 prefabrik evden oluşan mahallede, işsizlik, çocuklarda ve yetişkinlerde okuma -yazma sorunları, sağlık ve beslenme, çevre sorunları, sosyal sorunlar,çocuk işçiler daha pek çok sorun ve en temel haklardan bir olan giyim sorunları ilk göze çarpan sorunlardı.Küçük mahallenin her yerinde çocuklarla karşılaşmak mümkündü. Öyle ki, atandığım ilk günden itibaren en büyük destekçim her yaştan çocuklar olmuştu. Sabahın erken saatlerinde minibüsten indiğimde, minibüs şoförünün ve yolcularının şaşkın bakışları arasında, onlarca çocuğu beni bekler bulmak, bir orman gibi büyüyen sevgileri, göçün yoksul yüzüne bir tokat gibiydi.
      Çocuklar o zaman da ayakkabısızdı. Yazın 30 derece sıcaklarda pek çok çocuğun ayaklarında kışlık botlar, iki numara büyük ayakkabılar, yırtık ya da eski ve tekleri değişik ayakkabılar ile üzerlerinde kışlık fanilalar. Kış gelince de, yazın giyilebilecek giysi ve ayakkabılar ya da kara ve sert soğuğa rağmen morarmış ayaklara bulunamayan bir çift çorap ve ayakkabısızlık. Mevsimlere göre giyinme kültürü ya hiç oluşmamıştı ya da acıtan gerçek şuydu hangi mevsimde çocuğa ne bulunmuşsa o giydiriliyordu.
      Hakkari Çukurca’dan zorunlu göç eden, Uzundere’nin sularını, köylerinin yeşilliğini, bağ-bostan, hayvan ve pirinç işleri ile uğraştıkları günleri her fırsatta anlatan mahalleli için göçle birlikte düştükleri yoksulluk ağır ve kabullenemedikleri bir yüktü.( Yine de onlar Çukurca’dan göç edip Van’ın diğer mahallerinde dağılan hemşerilerinden ve Van’ın ilçelerinden göç etmek zorunda kalanlardan şanslıydılar. )
       Onların bu yükünü hafifletmek için Toplum Merkezi’nde başlatılmış olan her çalışma yıllar içinde ayakkabısız çocuklarımın ve ebeveynlerinin kendileri ile yeniden barışmalarına,yoksullukla mücadele de güçlenmelerine katkı sağladı.Ayrıca, kız çocuklarının ve kadınların haklarının farkına varmaları ve bu haklarını kullanmaya başlamaları ile ilk defa kızlar liseye gitmeye,toplumları da onlara süreçte destek vermeye başladı.Yedek ayakkabıları olmayan çocukların artık geleceğe dair umutları vardı ve benim için artık gitme zamanım gelmişti. 2004 yılında İzmir’e tayinime rağmen mahalleli ve çocuklarla iletişimim hiç kopmadı.     
      2008 yılının Eylül ayında gönüllü olarak 20 günlüğüne gittiğim Ağrı ilinde,sosyal inceleme için gittiğim evler,köyler ve ilçelerde karşılaştığım manzara ayakkabısızların ve yoksulların ne kadar yalnız olduklarını üstelik onların ayakkabılarının diğer tekini bulmalarına yardımcı olacak destek mekanizmalarından yoksun olduklarına dair siyah bir manzaraydı..
      Bu iç burukluğu ile aynı tarihlerde bir hafta sonu Van’a gittiğimde ilk ziyaret ettiğim yer Yalım Erez Mahallesi ve Toplum Merkezi’ydi. Mahalle’de pek çok şeyin 4 yıl içinde daha da iyiye gittiğini görmek,Toplum Merkezi’nin yenilenen binası, fiziksel koşulları ve meslektaşım Alaaddin BARAN ve merkezin beş yıllık çalışanı Ömer TOKAT’ın çalışmaları ile çocukların ve mahallelinin umudu olmayı sürdürmesi çok anlamlıydı.
      Doğu’da, güneydoğuda göçlerden dolayı Ayakkabısızlar ordusu artarken metropollerde kentin dışına itilmiş, sosyal yardımlarla geçinen, en temel insan haklarından olan sağlık,eğitim,istihdam,sosyalleşme, çevre, beslenme gibi hizmetlerden yoksun mahallelerde yaşayanları da bir gönderme yaparak sözümü burada bitiriyorum üstelik artık sadece çocuklar değil yetişkinlerde ayakkabısız.
      2008 yılının son gününde İzmir’de sosyal inceleme için gittiğim Kuruçay'da bir grup insanın daracık ve rutubetli Muhtarlıkta Mahalle Muhtarına dertlerini anlatmaya çalıştığını gördüm. Konuşmalardan ve yol boyunca gördüğüm manzaradan meselenin kömür alanlarla almayanlar arasında geçen bir mesele olduğunu, alamayanların muhtara kayıt yaptırmaya çalışan çoğu yetişkin, yırtık ayakkabılarından çorapları görünen  yılgın, umutsuz insanlar olduğunu görmek, metropollerin arka ve gerçek yüzüydü.
      Ve son İsrail’den Gazze’ye bomba yağdıranların giydikleri savaş postallarının yerini yeryüzünde güvenle yürümek için her insanın giyindiği ayakkabılar alıncaya kadar ..barış için uzun bir yol almamız gerek..

 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.