|
|
Ütopya Düşünürü Antonio Gramsci…
Aydın sosyolojisi
Aziz ŞEKER
(Sosyal Hizmet Uzman/Sitemiz Yazarı)
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
shuaziz@gmail.com ulaştırabilirsiniz.
“Böylece aydınlar, hükmeden (egemen) grubun
‘memuru’durlar ve toplumsal hegemonyanın ve siyasal iktidarın alt kademedeki
görevlerini yerine getirirler…”
Dünya aydın tarihinin önemli kalem kimliklerinden biri olan düşünür Antonio
Gramsci 1891’de Sardunya adasında bulunan Ales isimli kasabada dünyaya
gelir. Torino üniversitesinde öğrenim görür. Üniversite yıllarında toplumcu
düşünceyi benimser. 1915’te Sosyalist Partinin ( II Grido del Popolo) yazı
kurulunda görev alır. 1919’da Togliatti ve Terrecani ile birlikte Ordino
Nuovo’yu çıkarmaya başlar. 1924’de milletvekili seçilerek parlamentoya
girer. Faşist Mussolini, yönetimi ele geçirince ülkeyi terk etmek istemeyen
Gramsci 1926’da tutuklanır. Tutukluluk yılları boyunca İtalya ulusunun
klasikleri arasında gösterilen Hapishane Defterleri’ni kaldığı cezaevinin
ağır koşullarında yazar. Cezaevinde sağlık durumu kötüye giden düşünür,
uluslararası bir çabanın sonucunda hastaneye kaldırılır. Çeşitli konularda
fikirlerini yazdığı 32 defter 27 Nisan 1937’deki ölümünden sonra günümüze
kadar güncelliğini korur.
Gramsci, teorik düşüncesiyle, toplumsal sorunların çözümünü, akıl dışı
güçlerin atılımlarına, ‘iradeye’ ya da kendiliğinden olma’ya bırakan
felsefelere karşı savaş açmış bir devrimcidir. Üzerinde çalıştığı konularla
Gramsci, Marxsistler arasında, 1917 devriminin coşkusuna kapılmakla
birlikte, Çarlık Rusya’sına hiç benzemeyen Batı Avrupa sorunlarının
özgüllüğünü vurgulayan ve böylece benzersiz bir yer edinen düşünürdür.1
AYDIN ANLAYIŞI İLE GRAMSCİ
Aydın kavramı deyince akla gelen düşünürlerden bir olan Gramsci, aydınları
iki grupta ele alır. Ona göre, her yeni ilerici sınıfın ihtiyacı olan
‘organik aydınlar’ yeni bir sosyal düzen kurmak için şarttır. Kendilerini
bağımsız zanneden ‘geleneksel aydınlar’ ise aslında eski düzenin geleneğini
sürdürmektedir. Gramsci’nin aydın tanımı ‘geniş anlamda örgütsel işlevi,
düzenleme işlevi olan herkesi’ kapsayacak kadar geniştir. Bütün insanların
akıl ve zihin kapasitesi vardır ama toplumda bugün ancak bazıları zihin
ağırlıklı işleve sahiptir.2 Geleneksel kategorideki aydınlar, profesyonel
anlamda aydındırlar; sanatla, bilimle, kültürle uğraşır ve geçimlerini bu
uğraşla kazanırlar. Aydınların sınıf-üstü veya sınıflar-arası görünümleri
büyük ölçüde bu geleneksel aydınların toplumdaki konumlarına bağlıdır. Çünkü
bunlar değişik sınıflardan gelebildikleri gibi, geldikleri sınıfın
görüşlerinden farklı tutumlara da sahip olabilirler… Toplumda resmen
tanınanlar geleneksel aydınlar olmakla birlikte, asıl önemli işlev görenler
organik aydınlardır. Bunlar bu aydın niteliğini mesleklerinden almazlar…
Gramsci’ye göre organik ayrımının tanımı, temel toplumsal sınıflardan biri
içinde düşünme ve örgütlenme işlevini yerine getirmeye bağlıdır. Bunlar
herhangi bir iş sahibi olabilirler.3 Yine Gramsci’ye göre: Aydınlar inançlar
ağı ile kurum ve toplum ilişkilerini düzenler ki buna hegemonya der. Devleti
zor artı rıza, veya baskı ile donanmış hegemonya olarak yeniden tanımlar;
politik toplum baskıyı düzenler, sivil toplum rıza gösterir, onay verir.
‘Devlet’ kavramı değişik metinlerde kayma gösterir, öte yandan: kâh politik
ve sivil toplumlar arasında denge olarak dar hukuki-anayasal anlamda, kâh
her ikisini de kapsar şekildedir.4 Gramsci’de aydın; bulunduğu
durumun-sosyal sınıf, tarihsel an vb. bilincinde olan ve bunun gereğini
yapan kişidir. Ve ekler, zira aydınların klasik işlevlerinden biri, organize
ettikleri ideoloji sistemleri kanalı ile sömüren sınıfların sömürülen
sınıflara hegemonyasını mümkün kılmak, aracılık etmektir.5 Eş deyişle
Gramsci, aydınlar’ı ve kültür örgütlenmesini inceler: Onun başlıca tezine
göre aydınlar özerk, bağımsız bir toplumsal sınıf oluşturmazlar. İster bunun
bilincinde olsun ister olmasınlar, üretimde işlevi olan gruplardan birinin
sözcüleridirler. Böylece aydınların kendi haklarında besledikleri kuruntu ve
metafizik yakıştırmalar silinip gitmektedir. Artık aydınlar, sınıfsal bir
işlevi yerine getirdiklerini bilmelidirler.6
AYDIN YIĞIN DİYALEKTİĞİ VE GRAMSCİ
Gramsci, düşüncenin organik bütünlüğünün, sağlamlığının ancak, aydınlarla
‘basit’ insanlar arasında teori ile pratiği birleştiren türden bir birlik
olduğunda gerçekleşebileceğine inanır. Yani, bu birlik ancak, aydınların bu
yığınlara organik şekilde bağlı olmaları, bu yığınların pratik
etkinlikleriyle ortaya koydukları ilkeleri ve problemleri görüp
bütünleştirmeleri şartıyla gerçekleşebilir. Bu da kültürel ve toplumsal bir
yapının kurulmasına bağlıdır.7 Gramsci’de teoriden, pratiğin tamamlayıcısı,
‘takıntısı’, pratiğin ‘hizmetçisi’ gibi söz edilmektedir. Bu problemin de
tarihsel olarak, yani aydınlarla ilgili siyasal sorunun bir yüzü olarak
ortaya konulması doğru olur gibi görünmektedir. Eleştirel olarak kendi
bilincine erme, tarih ve politika bakımından, aydınlardan kurulu seçkin bir
gurubun yaratılması anlamına gelir. Bir insan yığını örgütlenmeden (en geniş
anlamıyla) kendisini öteki gruplardan ayırt edemez ve kendiliğinden bağımsız
hale gelemez; oysa aydınlar olmadan yani örgütleyiciler ve yöneticiler
olmadan teori-pratik grubunun teorik cephesi, düşünce ve felsefe
çalışmasında ‘uzmanlaşmış’ kişilerin oluşturduğu bir tabaka içinde somut
olarak kendisini göstermeden örgütlenme olamaz. Ancak, bu aydın yaratma
süreci uzun, güç, çelişkiler, dağılmalar ve yeniden toplanmalarla doludur.
Gelişme süreci bir aydın-yığın diyalektiğine bağlıdır; aydınlar tabakası
nicelik ve nitelik bakımından gelişme gösterir, fakat aydınlar tabakasının
her yeni ‘genişlemeye’ ve karmaşıklığa doğru atılımı, basit insanlar
yığınının buna benzer bir hareketine bağlıdır. Bu yığın da daha üstün bir
kültür düzeyine yükselir; aynı zamanda bireylerin ya da az çok önemli
grupların çıkışlarıyla, uzmanlaşmış aydınlar tabakası yönündeki
atılımlarıyla etki alanını genişletir. Fakat bu süreçte, halkla aydınlar
(bunlardan bazıları, bazı gruplar) arasında sürekli kopmalar, ilişkiyi
yitirmeler ve bunun sonucu olarak aydınların ‘takıntı’, ‘tamamlayıcı’,
‘madun’ (ast) olduğu izlenimi doğar.8
AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ VE ÇAĞDAŞ KÜLTÜR
Gramsci, çağdaş kültür üzerine şöyle bir atıfta bulunur, çağdaş kültür,
özellikle idealist kültür, bir halk kültürü yaratamadı, soyut taslaklardan
ibaret ve kuramsal olan okul programlarına, ahlâk ve bilim yönünden olgunluk
kazandırmadı: Dar bir aydınlar aristokrasisinin kültürü olarak kaldı,
doğrudan ve dolaylı şekilde günlük politika ile ilintili olduğu ölçüde
gençliği kendisine çekebildi.9 Böylece aydınlar, hükmeden (egemen) grubun
‘memuru’durlar ve toplumsal hegemonyanın ve siyasal iktidarın alt kademedeki
görevlerini yerine getirirler.10 Öyle ki,bağımsız bir aydınlar grubunun
kurulması kolay iş değil; etki ve tepkilerle, benimseme ve kopmalarla ve
birçok karmaşık yeni oluşumlarla dolu uzun bir süreci gerektirir. Bu, daha
alt kademedeki toplumsal bir gurubun dünya görüşüdür. Bu grubun tarihsel bir
girişimi yoktur, gittikçe durmadan genişlemektedir. Ama bu genişleme organik
değildir; belirli bir nitelik düzeyini aşarak devlete sahip çıkamaz, bütün
toplum üzerinde gerçek hegemonyayı yürütemez; oysa bir aydın gurubunun
gelişmesinde organik dengeyi ancak bu sağlar.11
BİLMEKTEN ANLAMAYA, DUYMAYA, TAM TERSİ, DUYMADAN ANLAMAYA, BİLMEYE GEÇİŞ VE
AYDINLAR
Gramsci, halktan bir kişi ‘duyar’ ama anlamaz ya da bilmez her zaman; aydın
kişi ‘bilir’ ama anlamaz, hele ‘duymaz’ her zaman, iki uçtan birinde
bilgiçlik ve dar kafalılık, ötekinde de kör tutku ile bağnazlık görülür. Bu,
bilgicin tutkusuz olduğu anlamına gelmez. Tersine, tutkulu bilgiçlik, gemi
azıya almış bağnazlık ve demogokluk kadar gülünç ve tehlikelidir. Aydının
yanılgısı, anlamadan, hele duymadan bilgiye erişebileceğini sanmasıdır;
(yalnız bilginin kendisi değil bilginin konusu da). Sanılır ki aydın, ulusun
halk kesiminden ayrı ve kopuk olur, halkın ilksel tutkularını duymaz. Bu
tutkuları belirli bir tarihsel durumun içinde açıklar ve buna uygunluğunu
saptar ve bunları diyalektikçe tarihin yasalarına, yüksek bir dünya görüşüne
bağlar; bilimsel ve bütünleşmiş bir yöntemle, ‘bilgi’yi yoğurursa gerçekten
aydın olacaktır. Bir tutku olmazsa, yani aydınla ulusun halk kesimi arasında
bir duygu bağıntısı olmazsa tarihsel bir politika olamaz. Böyle bir bağ
olmaksızın aydınla, ulusun halk kesiminin ilişkileri salt bürokratça
biçimsel ilişkilere indirgenmiş olur; böylece aydınlar bir kastı ya da (
örgütsel merkezcilik) adı verilen bir kutsal kişiler topluluğu oluştururlar,
ve aydınlarla ulusun halk kesimi, yönetenlerle yönetilenler, hükümet
adamlarıyla halk arasındaki ilişkiler, duygu tutkunun anlayışa ve giderek
bilgiye (mekanik olarak değil canlı bir biçimde) vardığı organik bir
bütünleşme ile belirlenmiş ise işte o zaman ve yalnız bu koşulla
yönetenlerle yönetilenler, hükümet adamlarıyla halk arasında bireysel
öğelerin değiş tokuşu var demektir, diye de ekler.12 Hemen ardından bir
örnek verir; Fransız aydınları, başka herhangi bir yerdekinden daha fazla,
belirli geleneksel koşullar nedeniyle, ideolojik olarak kılavuzluk etmek ve
yönetici grupla sıkı bir temas halinde bulundurmak üzere halka daha çok
yaklaşırlar.13
AYDINLAR TERİM VE İÇERİK SORUNLARI
Gramsci’ye göre belirgin, billurlaşmış bir tabaka halinde olan aydınların
niteliklerinden biri de, ideoloji alanında daha önceki dönemden bir aydınlar
tabakasıyla, aynı kavramlarla ilgili terimler aracılığı ile bir bağıntı
kurmaktır. (Yani kendisinin tarih için de kesintisiz sürekliliğin, bunun
sonucu olarak da gruplar arasındaki çatışmalardan bağımsız olduğunu kabul
eder; diyalektik bir sürece uygun olarak bütün egemen toplumsal grupların
kendi aydın kategorilerini oluşturduklarını düşünmez). Her yeni tarihsel
bünye (toplum tipi) yeni üstyapılar yaratır ve bu üstyapıların, uzmanlaşmış
temsilcileri ve bayraktarları (aydınlar) daha önceki aydın gurubunun devamı
gibi değil, ancak yeni durumlardan doğmuş yeni aydınlar düşünülebilir. Eğer
‘yeni’ aydınlar olarak kendilerini doğrudan doğruya önceki
‘intelligensia’nın devamı gibi kabul ederlerse hiçbir şekilde, ‘yeni’
sayılmazlar, yeni tarihsel durumu organik olarak temsil eden toplumsal
guruba bağlı değillerdir bu da sonunda yeni tarihsel durumun, kendisine yeni
üst yapılar yaratacak bir yetenek kazandıran bir gelişme derecesine
ulaşamadığını ve hâlâ eski tarih döneminin çürümüş çerçevesi içinde
yaşamakta olduğunu gösterir.14
Son tahlilde, diyebiliriz ki, ütopya düşünürü Antonio Gramsci dünyanın 21.
yüzyılda bir vahşet bataklığına saplandığını somut olarak “görmese de”,
aydın kavramsallaştırmasıyla, aydınların bir tavır, sorumluluk ve kimlik
olarak dünya sorunları karşısındaki konumlanışını verişiyle ütopyaya, bir
aydınlık pınar olmuştur.
Dipnotlar
1. Cumhuriyet Dönemi Ansiklopedisi, “Gramsci’ye Göre Aydınlar” İletişim
Yay.İstanbul,1983,s.125
2. Anderson, Perry: Gramscı Hegemonya Doğu/Batı Sorunu ve, Strateji.Çev.
Tarık Günersel. Alan Yay. İstanbul, 1988,s.9
3. Cumhuriyet Dönemi Ansiklopedisi, 1983;125
4. Anderson, Perry: A.g.e., 1988;9
5. Anderson,Perry: A.g.e., 1988;41
6. Gramsci, Antonio. Çev: Adnan Cemgil, Hapishane Defterleri, İstanbul,
belge yayınları, 1997,s. 9-10
7. Gramsci, Antonio: A.g.e., 1997;22
8. Gramsci, Antonio: A.g.e.,1997; 29-30-31
9. Gramsci,Antonio: A.g.e., 1997;93
10. Gramsci,Antonio: A.g.e., 1997;29
11. Gramsci,Antonio: A.g.e., 1997;97
12. Gramsci,Antonio: A.g.e.,1997;134
13. Gramsci, Antonio: A.g.e., 1997;137
14. Gramsci, Antonio: A.g.e.,1997; 176-177
|