Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 

AYIŞIĞI ve DENİZ KIZI
Rıza ELİTOK
(Sosyal Hizmet Uzmanı)

Koşar adımlarla gidiyordu günbatımının vurduğu denize doğru. Dalgalar ansızın kulaklarında çınlamaya başladı. Vardığı sahilde, her zamanki oturduğu kayalıklarda onu bekleyecekti saatlerce. Biliyordu, belki hiçbir zaman gerçekten onu göremeyecekti.Ama yine de bir umut daima yüreğinin bir yerinde saklıydı.Fantastik düşlerinin merkezine oturan o deniz kızını görecek miydi acaba? Bazen denize ve ufka öylesine dalıyordu ki, düşle gerçeği ayırt edemez oluyordu.

Düşlerindeki şehrin sokaklarında geziyor, en sevdiği ezgileri söylüyordu içinden usul usul. Her yanına mistizmin hakim olduğu Antakya’nın gül kokan sokaklarında geçti kendinden. Ah Antakya! Yıllarca seni aramışım durmadan, yıllarca seni beklemişim oysa ve bazı anlar olur ki, sisli ve buğulu atmosferinde aradım düşlerimi.Tanrı seni aşkla yaratmış, en güzel kadim aşklar bağrında yaşanmıştır belki kim bilir?

Düşlerindeki kente gelmişti sonunda. Şimdi düşlerindeki aşkı bulacaktı. Onu nerede bulacağını biliyordu. Samandağ! Deniz tanrısı ile yer tanrısının buluştuğu yer, kim bilir belki bir zamanlar yitik aşkların ve fantastik düşlerin yeşerdiği yer...

Her şey bir rüyayla başlamıştı .Bir gün rüyasına girdi deniz kızı.Ona unutamayacağı duyguları yaşatmıştı.Hiç unutur muydu, onun dünyası düşleriydi, en güzel umutları düşlerindeydi. Çünkü acımasız ve zorlu gerçeğe bir türlü tutunamamıştı. O da tutunamayanlardandı, o da düşlerine sığınan bir düş gezginiydi. Ölümü bile düşlerinde olacaktır belki.

Evet bir rüyayla başlamıştı her şey. Uyandığında büyük bir düş kırıklığına uğramış, gerçeğin o soğuk yüzünü yüreğinin derinliklerinde hissetmişti. O gün bugündür her akşam deniz kıyısına gider, Deniz Kızının gelmesini, en azından kendisine görünmesini beklerdi. Bu gizemli ve mistik şehrin büyüsüne inanmıştı bir kere. Onun ışıl ışıl parıldayan bronz yüzünü, kuyruğuna kadar uzamış altın sarısı saçlarını, belden aşağısını saran yumuşak pullarını, bembeyaz gövdesini ve göğüslerini unutamıyordu hiç. Rüyasında, deniz kızı başını göğsüne almış, saçlarını okşamış, denizin uğultusuyla karışık hiç duymadığı bir ezgi söylemişti ona. Deniz kızı daha sonra denize dönmüş ve gözlerinin önünde yavaş yavaş uzaklaşmıştı. O da peşi sıra denize atlamış, ancak dalgalar birden bedenini yorarak su yutmaya başlamış ve tam boğulacağı sırada rüyasından uyanmıştı ansızın.

Delikanlı, her zamanki oturduğu kayalığa geldi.Denizden gelen rüzgar, hafiften terleyen vücudunu ferahlatıyordu.Etrafta kimsecikler yoktu.Zaten özellikle pek kimsenin uğramadığı bu tenha yeri seçmişti. Olur ya deniz kızı etrafta başkalarının olduğunu hissederse çekinip gelmeyebilirdi. Bu yüzden yalnız olmalıydı.Birileri etrafında belirmeye görsün, bekler ve büyük bir sabırsızlıkla uzaklaşmalarını tanrıdan dilerdi.




Ufukta batan güneşin büyüsüne kaptırmıştı kendini. Evrenin ve yaratılışın sırlarla dolu gizemine ait düşünceler gelip geçti kafasından. O bir doğa aşığıydı. Doğanın görünümü ve devinimindeki ahengi hep kafasında yaşatırdı. Gözleriyle pür dikkat denizden gelecek bir ışıltıya, devinime, bir sese, bir işarete hazırlamıştı kendini.Saatler saatleri kovalıyordu. Vakit ilerledikçe umutlar da tükeniyordu. Belli belirsiz bir ağırlık çöküyordu zamana. Yine her gece yaşadığı an gibi...
Gece bastırmış, ay yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı. Karanlık gökyüzünde, yıldızların arasında bir kandil gibi boşlukta ışıldayan ayışığının seyrine daldı delikanlı. Gökyüzünde ki cümbüşü, ayışığıyla yıldızların dansını seyreder gibiydi. Ademoğlunun, kadim zamanlardan beri yıldızların ve ayışığının izleriyle yol aradığını, geleceği bilmek arzusuyla gökyüzündeki bu cümbüşü pür dikkat izlediğini düşünüyordu. Şairlerin ve aşıkların en güzel duygularını ifade ettiği bu doğanın eşsiz güzelliği karşısında o da etkilenmişti.
Sahilde oturan delikanlı, sınırsız düşlere dalmıştı. Düşle gerçek arasında gidip gelen delikanlı, bazen denizden gelen dalgaların ritmine uyduruyordu kendini, bazen de içinde ki sessizliğin sesini dinliyordu. Tam tamına doksan beş gün doksan beş gece bu düşle yattı kalktı. Daha ne kadar dayanacaktı bu sevgisiz yalnızlığa o da bilmiyordu.Yüreğine bir ağırlık çöktü, gözlerini kapadı, derinden bir iç çekti ve deniz kızının gelmesi için tanrıya yalvardı her gece yaptığı gibi...

Ah Tanrım! Daha geç gece bekleyeceğim, daha kaç gece sevgisizlikten yanıp kavrulacağım. Yüreğim dayanamıyor artık! Ben sevgisiz ve aşksız yaşayamam. Bu muhteşem evren bile ilahi sevgi ve aşkın üzerinde duruyorken,şu zavallı kalbim ve solgun ruhum nasıl dayanır sevgisizliğe!

Sustu! Bu derin suskunluk dakikalarca mı, saatlerce mi sürmüştü o da farkında değildi. Bacakları uyuşmaya başlamıştı. Kulaklarından gelen uğultu denizin mi yoksa kulağının mı çıkardı uğultuydu anlayamadı.Gökyüzüne baktı, ışıl ışıl yanan yıldızların ve ay ışığının derinliklerinde kendini yitirdi bir an. Kendi kendine bir şarkı mırıldandı. Sanki ayışığıyla konuşuyor gibiydi.

ah deniz kızı deniz kızı
sevgiye susamış kalbimle seni beklerim bak buradayım!
ve her gece yolunu gözlerim
ah deniz kızı deniz kızı

Gözleri,ay ışığının vurduğu denize dikildi kaldı öylece. Suyun üzerinde bir parıltı gördü. Tam emin olamadı, ayağa kalktı ve biraz daha yaklaştı denize, ayakları suyun içindeydi..

İşte! Orda bir parıltı vardı, yanıp yanıp sönüyordu. Birden heyecanlandı, kanının beynine hücum ettiğini hissedebiliyordu. Parıltı ona doğru yaklaştı. Yaklaştıkça deniz kızının ışıldayan yüzünü ve altın sarısı saçlarını fark edebiliyordu. Titremeye başladı, gözleri yaşardı ve ağlamaya başladı. Deniz kızı yaklaştı.Delikanlı diz çöktü ve ağlayan gözlerle ona sevgiyle yalvarırcasına baktı.Ve kollarını ona doğru uzatarak bağırdı.

Al beni!
Al götür buralardan.
Seni çok seviyorum deniz kızı,
Seni çoook seeeviiiyooorum!

Deniz kızı yaklaştı, diz çökmüş delikanlının ellerinden tutarak onu ayağa kaldırdı. Yüzünü avuçlarının içine aldı, kızın yüzünde gülümseme vardı, öylesine tatlı, öylesine, büyüleyici, öylesine benzersiz, öylesine içten ve doğaldı ki, delikanlı yüreğinde büyüyen sevgi ve aşkın benliğini parçalayacağını ve dışarıya fışkıracağını sandı. Dili tutulmuştu, ayakta zorlukla duruyordu, gözlerini bir an olsun kırpmadan karşısında duran doğanın eşsiz mucizesinden ayıramıyordu. Deniz kızı konuştu ve ona dediki "Ben sevgi ve aşkın yarattığı nurum. Beni sana getiren, kalbinin ve ruhunun derinliklerinden gelen aşkın çığlıklarıydı.. Kalbin ve ruhun bana ulaştı ve benimle birleşti. Seni seviyorum" dedi. Sesi öylesine büyüleyiciydi ki, delikanlı böyle bir sesin varolabileceğini asla düşleyemezdi.Bu muhteşem güzellik karşısında ruhu ve tüm kalbiyle yeniden doğmuş gibi oldu. Bu yaşadığı an tüm varlığına bedeldi. Artık, ölümden öncesi ve ölümden sonrası anlamını yitirmişti.Yaşadığı an bütün yaşamını bütün varlığını doldurmuştu. Yaşamın ve sevginin özündeki gerçek ve ilahi aşkla bütünleşmişti. O artık bu andan sonra bu ölümlü dünyaya ait olamazdı. Sanki donup kalmıştı. Deniz kızının süzülerek uzaklaştığını ve denizin sonsuzluğunda kaybolduğunu sonradan anladı. Yapayalnız bir başına bir müddet daha ardından baka kaldı. Ansızın ruhunun derinliklerinde bu ölümlü dünyayı hissettiren derin bir hiçliğin içinde buldu kendini. Bu hiçliğin verdiği acıdan kurtulmak için deniz kızının peşi sıra denize atladı ve dalgalara kapıldı. Ölümle yaşam arasındaki ince çizgide canlı bedeni dalgalarla boğuşuyordu. Çırpındıkça tükeniyordu bedeni, çırpınan bedeninin verdiği mücadele ruhunu da esir almıştı. Korkuyu tüm dehşetiyle ruhunda hissetti. Bu korkudan kurtulmak için büyük bir gayret ve azimle bilincini deniz kızını düşlemeye zorladı.Dalgalarla bir süre boğuştu.Yorulup tükendi ve artık çırpınmıyordu. Kendini karanlık suların bilinmez derinliğine bırakıverdi.Karanlıkta bir ışık aradı...