Saplantılı
ve takıntılı bir arkadaşla beraber olmak kolay değil! Güvenilir ve dürüst
bir dostumu yitirmek istemiyorum. Yılbaşı gecesi telefon defteri bahanesiyle
takıntılarımız üzerine konuştuk. Sonuç: O tedavi için doktora gidecek, ben
de kırtasiyeye.
Yılbaşı
gecesi Naile'yle otururken, uzun süredir görmediğimiz bir arkadaşımızı
aramak istedik. Telefon fihristimi eline alan Naile'nin
"Bu nasıl defter?" çığlığına,
"Ne varmış! Yıllanmış defter işte! Benim
işimi görüyor!" diye olabildiğince sakin yanıt vermeye özen
gösterdim.
Oklar çıkılmış, daksillenmiş, yıldızlanmış, üstü çizilmiş, değişik kalemler
kullanılmış, kenara-köşeye notlar sıkıştırılmış fihristimin başlangıçtaki
düzeni yok elbette. Olmasın! Yaşanmışlığı, öyküsü olan, sahibi gibi biraz da
yaşlanmış, normal bir defter işte.
Benim defterimin 'Bayan Takıntı'
Naile'nin, belki on yıldır tedavülde olan, isimlerin dolmakalemle,
numaraların 'HB no:2' kurşunkalemle not düştüğü defteri gibi düzenli olması
beklenemez. O siler; benim gibi çizmez- daksillemez. Her daim yanında kutu
içinde değişik amaçlara uygun kalem-silgi-kalemtraş taşır.
Eski defterlerini saklar, mevcut defterini yedekler. Öyle ya, çantası
çalınırsa, bir de eve hırsız girerse...
Kadın düzen hastası. Cüzdanında kredi kartlarını alfabetik sıralar. Vergi
iadesi fişleri her akşam ilgili zarflara yerleştirilip, ardından bilgisayara
işlenir.
Çanta çanta içinde / çantalar onun içindeki kocaman (valizimsi) el
çantasında fener, gazoz açacağı, şeritmetre, çok amaçlı çakı, manikür seti,
dikiş kutusu dahil aklınıza gelen her şey bulunur. Makyaj çantasında
kozmetiklerini ambalajıyla bulundurur.
Her daim taralı saçları hiç bozulmaz. Birlikte aynı yolda yürürüz; benim
ayakkabı-paltom çamur içinde kalır, onun ki tertemiz. Okuduğu gazetenin,
kitabın ütüsü hiç bozulmaz. Kimseye emanet kitap vermez.
Günlerce yatsa da, çarşafı kırışmaz. Bilumum dolapları Paşabahçe rafları
gibi estetik kaygıyla düzenlidir. Takıları giysi dolabının iç kapağındaki
özel panoda renk-boyutlarına göre dizilidir.
Alırken düzen bozulmasın diye fular-yemenilerini güneydoğu işi cam sandıkta
saklar. Evi hiç dağılmaz. İnanın, çöpleri bile düzenlidir. Süt kutusunu
katlayarak atar, sebze atıklarını ayrı torbalar. Naylon poşetleri muska
böreği şeklinde katlar, büyüklük ve rengine göre gruplar.
Onun eşyaları eskimez. Biriktirilebilir, saklanabilir her şey istiflenir
onun küçücük evinde. "Ben cimri değil,
tutumluyum." demesine inanmayız pek.
Hayatı alışkanlıkları üzerine yükselir. Neyi nerden alacağı bellidir. Her
şeyi bitmeden aldığından "bitti/yok" sözcüklerini kullanmaz. Kahvaltı mönüsü
de, yediği zeytin sayısı da değişmez. Sirkeyle yıkanmış salata olmayı
bekleyen yeşilliklere zeytinyağlılar eşlik eder buzdolabında.
Olur a unuturum götürmeyi zor durumda kalırım diye kızlarım küçükken evinde
bebek bezi bulundururdu.
"Mükemmeliyetçilik, erdemdir"
düsturuna katılıyorum. Evet, insan ne iş yapıyorsa yapsın en iyisini
yapmalı. Doğru adresteysen mükemmeliyetçilik başarı getirir insana. Seçtiğim
alanlarda ben de mükemmeliyetçiyim ama...
Arkadaşım her geçen gün yaşam alanını daralttığının farkında değil.
İnsanların kendilerini elleriyle-beyniyle ördükleri duvarların içine
hapsetmelerini anlayamıyorum.
Yıllardır söylediklerimi duymazlıktan gelen, her uyarıma savunma geliştiren
arkadaşımın durumu artık vahim. Sıfır elastikiyette, her şeye müdahil,
denetleyemediği alanlarda sancılanan Naile,
"İnisiyatif kullanılacak alanları iyi seçmen gerekir. Hayat ve her türlü
ilişki tümüyle denetlenemez " dememe de kızar.
"Hayat sel gibidir, kızım!"
dediğimde "Kanal açılabilir!"
der. "Hayat akmadan önce 'ilginize,
bilginize' diye mektup yazmaz, akarken ilgilendirir, bilgilendirir!"
dememe kızar.
Onun bildikleri, inandıkları doğrudur. Hayata düz çizgide bakar. Kendine ve
kendi doğrularına sıkı sıkı sarılması, tercihi hayat dışındaki hayata
'off' olması, çok paylaşmasa da,
hayal kırıklıklarına -bazen tükenmişliğe- yol açıyor. Doğallığını yitirdi
sanki.
Her şeye mesafe koymak, aşırı ihtiyat hali, sürekli eli frende olma, saat
gibi bir yaşam,
Çok yavaş ancak çok iyi iş çıkarır evde ve işyerinde. Hafta sonu
ağırlayacağı misafir için on gün önce hazırlığa başlar. Günlük haftalık
aylık planlarla yaşar. Sürekli söktüğünden koca kış bir kaşkolu zor bitirir.
Sonuç mükemmeldir. Benimkileri de günlerce eleştirir.
Hep aksilik olacağını düşünür:kek
yanarsa, otobüse yetişemezse, bankamatikte para biterse, kargo zamanında
gelmezse... İşin kötüsü çoğu kez de haklı çıkar. Üstelik
"Senin her işin yolunda gider zaten!"
diye hayıflanmayı da hak görür kendinde.
"İnadım inat, adım kel Muradiye"ci
Naile, kimsenin yaptığını beğenmez, dediği olmadığında mızıkçılık yapar.
İkili ilişkilerin insanı olduğundan üçlü-dörtlü ilişkilerde zorlanır, ekip
çalışmasına dahil olamaz.
Yoğun otokontrolü izin vermediğinden, bağıra çağıra şarkı söyleyememiş biri
o.
"Detaylara takılı kalıyorsun!"
dediğimde, "Şeytan, ayrıntılarda gizli!"der,
"Şeytanlarını biraz azalt, lütfen"
dememe ise yanıt vermez.
Naile'nin yaptığı her işe gözü kapalı imza atan patronumuz ona vadesi uzun,
hacimli, bitiş tarihi net işleri verir. İş yerindekilerin onu -giderek
azaldığını görüyorsam da- tolere ediyor olması en büyük şansı.
Her türlü teknolojiyi kolayca hayatına dahil eden Naile, diğer alanlardaki
yenilik ve değişikliklere karşı kendini kilitler.
Naile, çevresinin daraldığının, bazı arkadaşlarımızın kendisiyle sadece
kalabalıkların içinde görüşmeyi yeğlediğinin ayrımında. Kolay yolu seçip,
onunla ilişkisini askıya alanları suçlar. Kendine bakıp, hatalarını kabul
etse ilişkinin düzeleceğini bilse de. Ona katlanabilen insan sayısının
azalmasına üzülüyorum.
Artı gibi görünen mükemmeliyetçiliğiyle kendini durağanlığa çivileyen
arkadaşıma, "Yalnızlığından yakınma hakkın
yok! Bu tercih meselesi! " dememden hoşlanmadıysa da,
vazgeçilmezleri arasında yer aldığımdan sesini çıkarmadı.
Giderek içbükey bir insan olduğunu kendine itiraf etse bile, dışa vurmuyor.
Uyardığında bazen hak verip, eleştirilen hususu yapmamaya çalışırken tek tek
saç tellerini yolmasından zorlandığını anlıyorum.
O, tek başına en azından maddi yokluğun olmadığı bir yaşam sürmesine karşın
hep zaman fukarası. Bizlerin yoğun ve yorgun olduğunu, bilse de umursamıyor.
Kendi geliştirdiği -çoğunun nedenini de açıklayamadığı- ilkeler ve
prensiplerle hayatını ayrıntılandıran Naile'yi seviyorum ve kaybetmek
istemiyorum.
Saplantılı ve takıntılı bir arkadaşla beraber olmak kolay değil! Güvenilir
ve dürüst bir dostumu yitirmek istemiyorum.
Yılbaşı gecesi telefon defteri bahanesiyle takıntılarımız üzerine konuştuk.
Sonuç: O tedavi için doktora gidecek, ben de kırtasiyeciye yeni bir fihrist
almaya. (ŞD/EÜ)
BU
YAZI
http://www.bianet.org
YAYINLANMAKTADIR.