Yaşam, Değişme ve Sosyal Hizmet: Aziz ŞEKER ile bir Söyleşi

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

 
Toplumvesiyaset.com sitesi olarak yazarımız Aziz ŞEKER ile bir söyleşi yapmaya karar verdik. Başkaları ile söyleşen, hep bir şeyler yazmak için koşan Sayın ŞEKER i site okuyucularımız da yakından tanısın istedik.

Can KÜÇÜKALİ: Aziz Bey merhabalar. Uzun zamandan beri aklımda sizinle bir söyleşi gerçekleştirmek vardı ve bugün size hayata ve birey olarak kendinize dair birkaç soru sormak istiyorum. Böylelikle sizi tanımayanlar tanımış, tanıyanlar daha iyi tanımış olacaklar ama bunun da ötesinde amacım, kendi mesleğinizle ve genel olarak mücadelenizle ilgili kimi vurguları insanlarla paylaşmak. Söyleşiye başlarken biraz kendinizden bahseder misiniz gibi bir soru sormak istemiyorum, çünkü bu bilgiler sitemizde de yer alıyor. Bunun yerine sormak istediğim; hayatla ilgili yaşadığınız nasıl bir duygunun ve özel olarak da kaygının bir insanı genç yaşında bu kadar çok üretmeye itebildiğidir. Sizin kaygınız neydi?

  Aziz ŞEKER: Bir yaşayanlar vardır bir de umut edenler. Umut edenler Godot'u Bekleyenlerdir de Benim mücadelem yaşam ve değişme ile ilgili; bir bakış, hatırı kalan bir sevda, bir ütopya içindir. İnsan kendisini yadsır. Ben çok yapıyorum bunu. Hep ıslak bir zeminde yürümek gibi bir şey. Her yadsıyış ne yapabilirimi de beraberinde getiriyor. Örneğin aşka aşıksın, bir insana değil. Sevgi ile hesaplaşıyorsun başka bir insanla değil. Yoksa yaşamımızda insan yüzleri bu kadar sık değişmezdi. Yaşam pratiğinin dışında kaldığımız sürece her şey içimizde olup bitiyor. 
Ben Sinop'ta yazmaya başladım. Diyojen'in memleketinde. Roman ve şiir okuyucusuydum. Halen öyleyim. Şiir yazmaya çalıştım. Olmadığını düşününce durdum. Belki başarısız oldum. Derken öykü başladı. Sonra meslek yazıları. Zorunluluktan ve yalnızlıktan doğdu kaleme her dokunuşum. Sinop'u da ben tercih etmiştim. Tarihin kimi dönemlerinde Komünistlerin sürgün edildiği kenti. Dr. Rıza Nur Kütüphanesi tek uğrak yerimdi. Sinop Hapishanesi ise ilk gördüğümde kedere gömülüp gezemediğim bir yerdi. Yanılmıyorsam Dimitır Şişmanov'un toplumsal muhalefet üzerine bir çalışmasında rastlamıştım Nazım Hikmet'in Sinop'ta yattığına dair bir bilgiye. Başka da bir iz yok� Bu bilgi doğrulanmadı. Hep düşündüm; Nazım'la Sabahattin Ali'yi Sinop hanında.Ama bir hayal işte... Ki, hayaller, düş kırıklıkları insanı bir ölçüde var ediyor. 
Mutsuz bir Sarıkamış askerlik deneyimi okumayı yaşama sarılan bir yaşlı gibi özümsememde etkili oldu. Bir zamanlar okumak insan olmanın sınırlarını zorlamakla eşti. Bir insan, yaşam felsefesini okumadan ne kadar sağlıklı örgüleyebilir ki? Ama şimdilerde okumak dalga geçilecek bir durum� 
Kaygım hep bir telaş� Hep bir varoluş; yaşama tutunuş; ölüm düşüncesinden kaçış. Yazmasam mezarımı görecekmişim gibi hissediyorum kendimi. Ölümün elinden ne kurtarabilirsek; bir kitap, bir şiir, bir çocuk dünyaya getirmek.

Can KÜÇÜKALİ: Kaygılarınız sosyal hizmet uzmanlığıyla beraber umuda dönüştü mü? Bu anlamda mesleğin imkân ve imkânsızlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Genel anlamda sosyal hizmet mesleği değişimden dönüşüme giden süreçte ne kadar işlevseldir sizce? 

Aziz ŞEKER: Bireysel duruşlarda sosyal hizmetin disiplin ve meslek anlamında bir referans noktası olarak alınması gerektiğini düşünmüyorum. Ancak unutmamak gerekir ki; sosyal bir iş ile uğraşmayı meslek edindiyseniz; insanları sevmek de zorundasınız. Ötekiyi anlamak, sizin için bu yaşamsal bir zorunluluk. İnsan sevgisi söz konusu olunca toplumsal farklılıklara pek önem vermiyorsunuz. İçten gelen bir yeti bu. Yaşam gereksinimleriyle ilgili. Daha duyarlı olmanızı sağlıyor. Paylaşımı öğretiyor; insan içindeyken� 
Sosyal hizmet özünden dolayı anaerkil bir meslek. Biliyoruz ki, anaerkillikte sevgi ve şefkat vardır. Sosyal hizmet, sosyal devletin en önemli pratiği. Sosyal adalete ve insan özgürlüğüne katkısı büyük boyutlarda. Sosyal hizmet aktörleri dünyadaki sol değerlerin meşru mirasçılarıdır diyebilirim. Bu nedenle kurulu olanla hep çatışma halinde. Ötekilerin dili; bir sokak fahişesinin, bir cüzamlının, bir yalnızın, bir kimsesiz çocuğun gözyaşlarını, acılarının nedenlerini anlayacak, ona yardımcı olacak bireydir sosyal hizmet uzmanı� Meslek olarak sosyal hizmetin olanakları kısıtlı. Batı çıkışlı bir meslek olması Doğu toplumlarında benimseyişini zorlaştırıyor da. Toplumsal yapı uhrevi değerleri özellikle yardım konusunda ön plana aldığı için çağdaş bir sosyal hizmet görünümü topluma yerleşemiyor. Dolayısıyla bu durum sosyal kurumlara da yansıyor. Peki, Batıda süreç ne. Küreselleşme denilen hortlak 19. yüzyılda da vardı. Şimdilerde ne istiyor? Etik açıdan bir Ortaçağ toplumunu. Bu nedenle Bağdat'ta kan akıyor. Dünyada terör kol geziyor. Etnik savaşlara dönüyor dünya. Ben yinede Nazım�a inanmayı sürdürüyorum. Ne diyordu dünya şairi Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları'nda: dünya geri dönmeyecek Ortaçağa / ve olduğu yerde saymayacak. / Bu bir doğum ağrısıdır / gebedir toprak/ Dünyayı dönüştürme amacı güden büyük anlatıların öneminin olmadığı dayatılıyor. Bir de ulus devletin, sosyal devletin, sosyalizmin vb. olgusal süreçlerin önemiyle oynanıyor. Tarihin sonunu ilan etmekle ilişkilendirildi bu durum. Ve bu nedenle günümüzün insanı korkak, kaygılı, kuşkulu, daha mutsuz. Gelecek adına karar verebilme becerisini kullanamıyor gibi.
Sosyal hizmete düşen ne? Toplumu insancıllaştırmak. İnsan yüklü-entelektüel bir meslekten de bu beklenir. Ne kadar başarıyor, ya da başarabilmekte, şüphe duymak gerekiyor. Türkiye için söyleyeyim; piyasa sosyal hizmet okullarına niteliği değerlendirilmeden alınıp mezun edilen, sosyal hizmet uzmanı yamaklarıyla dolu. 
Sosyal hizmet akademisyenleri, kanaat önderleri sosyal hizmetin ne olduğunun tam anlamıyla bilincinde olurlarsa sizin sözünü ettiğiniz değişim ve dönüşüm perspektifinde çok şey olabilir. Çünkü sosyal hizmete muhtaç ama afyonlanan büyük bir insan kitlesi var şu kanayan yeryüzünde. Unutmamamız gereken bir şey daha var ki, o da; sosyal hizmet orjininde sosyal adalet pratiğiydi, özgürleştiriciydi. Şu sıralar uysallaştı.

Can KÜÇÜKALİ: Toplumcu bir duruşa sahip olmanın sizin açınızdan bedelleri neler oldu? Yaşadıklarınızı ve içinde bulunduğumuz süreci de ele aldığınızda umutsuzluğa düştüğünüz oluyor mu? 

Aziz ŞEKER: Günümüzde, özellikle şu yıllarda neoliberal bir toplum olmanın ahlâk yasaları dayatılıyor. İnsanda umut bitti gibi. Biz insanda çok şey olduğunu bilsek de. İnsan, doğasında bulunan duyguları reddetmek üzere eğitiliyor artık. Yaşamaya karşı �sahip olmak� temelinde bir dünya inşa ediliyor. Elinizden gelse bir dağ yamacında gördüğünüz güzel bir ağacı söküp evinizin bahçesine getirirsiniz. Çünkü elde etmek ve yok etmek üzere komut alıyorsunuz. Güzel şeyleri dile getiren insan, bu güzelliklerin mücadelesinden bir haber de olabilir. İnsan umutsuz bir çığlık olarak yansıyor yaşama. İnsan usu hadım ediliyor. Umutsuz olmamın nedenlerini umarım bir ölçüde anlatabilmişimdir. Evet, umutsuzum ama diyalektiğe inanmış bir umutsuzun yüzünün gülümseyişini yitirmeyeceğini tahmin edebilirsiniz. Ölüm varsa umut da var.
İnsan bu dünyaya sahip olamaz. Ne kadar talan ederse etsin. Zulüm saçarsa saçsın. Şiddet dolu yaşarsa yaşasın bu Dünyaya sahip olamaz. Ölüm de sahip olunamaz tek yaşamsal gerçeklik. Ve insan ölüme yenilmek zorunda. Dünya böyleyken milimlikte olsa yaşadığıma inanıyorum. Bakın Dünyamıza, çevremize; insan elindekilerle ancak bir kimlik edinebiliyor. Sahip olunan şeyler. Oysa bir şeye sahipsen sahip olmayan insanların o şeye neden sahip olamadıklarını düşünerek başlaman gerekiyor. Bu düşünceyi edinmem toplumcu yanımı aslında biliyor. Toplumcu iseniz, en ağır bedelleri her dönem ödersiniz. Tarih ödeyenlerin acısını barındırıyor. İnsan ilişkilerinde çerçevelenirsiniz. Üveyleştirilirsiniz. Bunu yapacaklar çok fazla� Yaşamak bir sanat olabilir ama yaşam bir sanat değil. Acı, eşitsizlik, güçlünün güçsüzü ezmesiyle dolu. Bir şeylere sahip olmadan insan kendisi olabilir mi? Çok zor. Ama en olgun ve bilge oluş da bu değil mi? Bedel ödemeden yaşamı değiştirmek düşlerde bile artık imkânsız gibi�

Can KÜÇÜKALİ: Son zamanlarda edebiyata yöneldiğinizi biliyorum. Yazılarınızda da bu tadı yakalamak mümkün. Bunu bir kaçış mı, insanlara ulaşmanın akıllıca bir yolu mu yoksa sadece kişisel bir tercih olarak mı değerlendirmeliyiz?

Aziz ŞEKER: Edebiyata iyi bir okuyucu olabilmek dışında kendimi tamamen veremedim. Ama bir yerde dünya üzerinde kanayan bir yerler varsa. İnsanı hiçsizleştirme üzerine bir savaş sürdürülüyorsa. Birey azalarak yok oluyorsa, bir iki satır bir şeyler yazmak istiyorsunuz. Düşünceniz insanı anlamak! Bu çağdaş ilkeli anlamak istiyorsun, sonra kendi özünle dertleşiyorsun. İnsanların bir kısmı dua ederek bir kısmı da yazarak ibadetini eder. Ben hayal kırıklığı tapınaklarında gezinen bir insan olduğumdan olacak ki, fazla önemsenmeden edebiyatla-sosyal bilimleri bazı yazılarımda öpüştürebiliyorum. Siz deyin postmodern bir tavır ben diyeyim kutsal bir aşk. İnsana en kolay nasıl ulaşılır? Elbette duygularından yola çıkarak. Bu nedenle edebiyat araç oluyor. Kullanmaksa kullanıyorsun. Bir şartla, gerçeğe varmak için. 

Can KÜÇÜKALİ: Siyasetle aranız nasıl? Siyaset arenasında bugünlerde yaşanan gelişmeleri ve yapılan tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Aziz ŞEKER: Toplum temelli sosyal siyaset temel düşüncem. Toplumsal sorunlar ancak böyle kollektif bir düşünce, mücadele ve paylaşımla çözümlenebilir. Ben de Başka Bir Dünya Mümkün! diyen bir ufkun çocuğuyum� �İnsan� a saygı duyan. İnsanın sömürülmesinin dayanaklarının ortadan kaldırılmasından yana tavır koyan. Bir de şu var; toplumsal mücadele. Doğru bir düşünce. Ancak ben şuna daha çok inanıyorum; iyi örgülenmiş bir birey, aktör olarak toplumsal sorunlarla mücadelede işlevsel olabilir. Buna varoluşçu-hümanizm de diyebiliriz bir yanılgı da. 
Siyaset arenasında neler oluyor? Siyasette etik bir kayma var. Değerler erozyona uğradı. Yoksulluk, gelir eşitsizliği ve diğer toplumsal sorunlar içimizdeki adalet çığlığına kulaklarımızı kapatmamamız gerektiğini söylüyor. İnsana gerçek diye sunulanları insan bir gün değiştirebilirse; siyaset de güçlü olanın elinden çıkar. Sorun toplumsal gerçeği dönüştürmek ise siyaset ikliminde tartışılanlardan insan yararına iyi ve doğru şeyler çıkabilir. 
Yeni prometheuslara ihtiyacımız yok. Bakın yeryüzüne bir; insan öleceğini bildiği halde kendi kendine bir vahşet aracı olup çıktı. 

Can KÜÇÜKALİ: Sosyal devlet, küreselleşme ve bunların sosyal hizmetle olan ilişkisini düşündüğünüzde sosyal politikalar açısından doğru bir yol haritası izlendiği söylenebilir mi? Bu süreci bize hem bir sosyal bilimci hem de bir yurttaş olarak değerlendirebilir misiniz?

Aziz ŞEKER: Sosyal devlet küreselleşmenin genç çocuğu olan kapitalizmin var ettiği bir süreç. Yaşandı ve şimdilerde bitmek üzere. Modernite gibi. Şu da var ki, yaşanan süreçlerden insanlık adına değerler çıkmışsa onları yaşamdan vazgeçmemecesine içselleştirmek gerekir. Sosyal politikayı da bu temelde biçimlemek gerekiyor. Sonra yeni birikimler de yetkinleşmeler. Biliyoruz ki; sosyal devlet olmadan sosyal hizmet işlevsiz kalır. 20. Yüzyılın sosyal devleti, 21.Yüzyılın özgürleştirici sosyal devleti neden olmasın? Bu süreçte sosyal hizmette rol yüklenebilir. Buna zorunlu da, çünkü onun olmazsa olmaz niteliğinde bu özellik var. 

Can KÜÇÜKALİ: Aziz Şeker mesleki çalışmalarla uğraşmadığında kendi için neler yapar? Kendiniz için yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler var mı?

Aziz ŞEKER: İnsana yabancı olmayan ne var ise, hepsi de benim iyi niyet elçilerim. Bu iyi niyet elçileriyle yaşamı okşayabiliyorsun; şiir okuyorsun, öykü karalıyorsun, aşk nedir diye düşünüyorsun, doğru kitaplar okuyorsun, insan duyguları ile ilgili birçok düşünce ile karşılıklı konuşuyorsun. Yetersiz kaldığın noktalar oluyor. Yetersiz olduğunda, daha az insan olduğunu düşünebiliyorsun. İnsan durabilmenin/olabilmenin zorluğu bu nokta düğümleniyor. Şu da var ki, insan ancak yetersizlikleriyle tanımlanabiliyor. 

Can KÜÇÜKALİ: Şu an bulunduğunuz yerin olmak istediğiniz yer olmadığına eminim. Çünkü sizin sürekli yolda olmayı seven biri olduğunuzu biliyorum. Bu durumda, ülkenin ve dolayısıyla mesleğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Aziz ŞEKER: Olmak istediğim yerin neresi olduğuna artık karar verecek zamanım yok. Öte yandan nerelerde yer almamam gerektiğini de bilincime kazıdım. Gerçeği kabul etmek gerekir. Zamanın karşılıksız akışını. İnsan var ya, gerçeğin büyüsüne bir kaptırabilse kendini. Neler değişmez ki! Hep yolcuyum; sabırsız bir iyimserlikte. Hep ayıklanamaz bir hüzünle sınıyorum ömrümü, Cemal Süreya'nın tabiriyle; geçmişle gelecek arasında...

Sosyal hizmetin tarihine ve ilerisine bakın; Türkiye'yi görürsünüz. Sosyal hizmet ne ise Türkiye de odur. Nedeni açık: Sosyal hizmet Türkiye'de bir Cumhuriyet ve demokrasi okuludur. 

Can KÜÇÜKALİ: Söyleşimizi birçok genç arkadaşımız da okuyacaklardır. Onlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Aziz ŞEKER: Gençlik nereye gidiyor? Yüreği ağzına kadar neşe dolu gençlik. Gençlik aşk çağıdır. Aşk ve değişme bir tür varoluş biçimidir. Benlikle en fazla oynanan dönemdir gençlik. 
Gençlik iyinin ve doğrunun olduğu yerde düşlerini gerçekleştirmelidir. Büyük düşler bütünlüğe doğru giden insanın yoludur. Gençlik, doğasının karşılığı neyse onu yaşamalıdır. Bilgeliğin koşulu budur. Kültürün gelişmesi de buna bağlıdır. Ama yabancılaşarak değil, insan kalmayı başararak. Birey olarak genç, herhangi bir gücün eşyası olmamalı, yönlendirmesi altında kalmamalı. Genç, kendi hayatını yaşamalı başkalarının değil. Yoksa nasıl özgürleşecek! 

Can KÜÇÜKALİ: Bu güzel sohbet ve bugüne kadar olan katkılarınız için site editörü olarak teşekkür ediyorum. Son olarak eklemek istedikleriniz?

Aziz ŞEKER: Sevgili Can büyük bir emekle oluşumunda çaba harcadığın toplumvesiyaset.com sitesi için yazmak bir yerde genç kalmakla eş. Sana teşekkür ediyorum. Türkiye'nin ve Dünyanın güzelleşmesi için her soluğumuz.


kaynak: http://www.toplumvesiyaset.com 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org