Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org



  20 yıl sonra yeniden: Beyaz eylemler

Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
sukruhatun@gmail.com


        Bunca gürültü, bunca toplumdan, insanlardan ama en çok da çocuklardan uzak konuşmalar, bunca kibirli bakan(lar)ın, yöneticilerin demeçleri, televizyon konuşmaları, her gece milyonlarca insanın ruhunu, kalbini esir alan TV dizileri arasında duyulacak mı, duyulsa bile ne anlama geldiği bilinebilecek mi, yani biraz olsun kulak kabartılacak mı bilmiyorum ama hekimler ve sağlık çalışanları 1 Mart'dan itibaren adında "beyaz" olan bir dizi eyleme başladılar. Eylemleri "Artık yeter" seslenişi ile duyuran Türk Tabipleri Birliğine göre "AKP Hükümeti "dönüşüm" programı ile sağlıkta yıkıma devam ediyor. Yoğun Bakım ünitelerinde bebeklerimiz, immunglobulin bulamadığı için insanlarımız ölüyor. IMF emriyle çıkarılan paket fiyat ve ilaç sınırlandırmalarından halkımız mağdur ediliyor. Dört yılı aşkın süredir uyguladıkları politikalarla sağlık sisteminin hiçbir sorununu çözmeyi başaramayanlar gene o bildik eski senaryoyu hayata geçirmeye çalışıyorlar. Sağlık sitemindeki bütün sorunların sorumlusu olarak sağlık çalışanlarını gösteriyorlar". Bugün yani 1 Mart günü ülkemizin bir çok sağlık ocağında- belki önündeki caddenin adı Nusret Fişek olan Adıyaman Tut Sağlık Ocağında da- binlerce sağlık çalışanı "Sağlık Ocaklarımıza sahip Çıkıyoruz" mesajını vermek için toplandı. Yani adı hekimlik, sağlık hizmetleri topluma daha yakın olsun, "sosyalize" olsun diye Nusret Fişek tarafından konan, milyonlarca insanın yıllarca ücretsiz okullara çocuklarını götürür gibi, kendi evlerine girer gibi tasasız gittikleri sağlık ocaklarına sahip çıkmak için artık eylem yapmak gerekiyor. Bense peki sağlık ocaklarının yerine aile hekimliği sistemini getirecekler anladım ama ya o içlerinde kadınlara en yakın insanların yani köy ebelerinin oturduğu sağlık evlerini ne yapacaklar sorusuyla meşgulüm; yani bu ülkenin bin bir köyüne, mezrasına dağılmış 40 yıllık sağlık evlerine nasıl kıyacaklar sorusunun acısıyla kıvranıyorum örneğin şu resimdeki ebe hanımı düşünüp. Yani birinci basamak sağlık hizmetlerini de piyasa ekonomisine göre düzenlemek-tahrip etmek de diyebiliriz- için tamamen kopya edilmiş aile hekimliği sistemini getirmek isteyenler bu ülkenin uzmanlarınca tasarlanmış sağlık ocaklarının temelindeki "Parasız hizmet,Entegre hizmet, Ekip hizmeti, Nüfusa orantılı hizmet, Koruyucu sağlık hizmetine öncelik ve önem, Gezici hizmet, Personelin sürekli eğitimi, Toplum katılımı, Sevk sistemi, Tam gün çalışma" ilkelerinin, değerlerin yerine ne koyacaklar acaba? Bu sorunun cevabını herkes artık gündelik yaşamından biliyor ama ben yine söylemek isterim: Bütün bunların yerine bireysel çıkarı tahripkar bir biçimde öne çıkaran hekimlik anlayışını koyacaklar yalnızca. Yani artık sağlık ocakları olmayacak, yani artık hastalarına çıkarsız, tasasız yani sahip olmak için değil olmak için bakan hekimler ama en çok da varlıkları ile oraları herkesin evi yapan hemşireler, ebeler olmayacak.

 
       Yakında öğrendim ki "Nostalji" sözcüğü ilk kez 22 Haziran 1688'de Johannes Hofer isimli bir tıp öğrencisi tarafından dağlarından uzak kalan İsviçreli askerlerin hastalığını tanımlamak için kullanılmış; yani nostos ("dönmek") sözcüğü algos ("acı") ile birleştirilmiş. Ben de bir taraftan beyaz eylemlere elimden geldiğince katılmak için heyecan duyarken öte yandan İsviçreli askerler gibi Nostalji duyuyorum. Öncelikle bundan 24 yıl önce Adıyaman'da derme çatma bir binada ebeler, hemşireler, sağlık memurları, şöförler, hizmetlilerle birlikte sağlık ocağı bölgesinde bebek ölüm hızını binde 200'den (evet yanlış duymadınız binde 200'den) binde 140'a düşürmek için çalıştığımız günlere dönmek istiyorum. Bana "doktorum" diye seslenen, belindeki fıtığa aldırmadan aşı kaplarını sevinçle kaldıran Sağlık memuru Zeki Kaya'yı özlüyorum. Yani ben aslında çok üzgünüm bütün bu yapılanlar örneğin sağlık ocaklarına aşı götürürken Nemrut dağı yolunda geçirdiği trafik kazasında ölen Adıyaman 2 Nolu Sağlık Ocağı sağlık memuru Zeki Kaya'nın ruhunu da inciteceği için.


            Ama esas bundan 20 yıl kadar önce 23 Ekim 1998'de Ankara'da Etlik Kasalar mevkiinde başlayan ilk beyaz yürüyüşü hatırlayıp, o yürüyüşün nedeni olan sorunların neredeyse aynen sürüyor olmasından (Pratisyen Hekimin Adı Yok, İnsan Sağlığından Tasarruf Yapılamaz, Hükümet Hekimlerin Sesine Kulak Verecek Mi? Hekimlik Onurunu Geri Alacağız gibi sloganlar taşınmıştı bu yürüyüşte üzgünüm. Yani aslında üzgün olmaktan çok kızgınım. Biz bu yürüyüşü o zamanın Sosyal Güvenlik Bakanı "Hekimler paraya doymuyor" dediği için, bunu hekimliğe hakaret olarak düşündüğümüz için yapmıştık; şimdi ise sağlık hizmetlerinin her aşamasını parayla ölçen bir sistem hepimize dayatıldığı ve aslında bunu yapanların hekimlerin eskisi gibi sesinin çıkmayacağını düşünerek buna cesaret ettikleri için çok üzgün ve kızgınım. O yürüyüşe şimdi yok edilmeye çalışılan sağlık ocaklarını kuran ve bundan 17 yıl önce yitirdiğimiz hocamız Nusret Fişek de katılmış ve şöyle demişti: "Ben eskiden beri konuşmaya, doğru görüşleri anlatmanın önemine inanarak bir yaşam sürdürdüm. Ama şimdi görüyorum ki Hükümetleri rahatsız edecek eylemler yapmazsak taleplerimize kimse bize kulak vermiyor".
Ben her şeye rağmen sağlık-para, hekimlik-para ilişkisinin geçimsiz bir ilişki olduğuna yani parayla nasıl aşk satın alınamazsa hekimliğin de satın alınamayacağına inanan binlerce hekim olduğuna ve onların Nusret Fişek'ın ilk beyaz yürüyüşte söylediği söze kulak vereceğine inanıyorum.Yani aslında sevgili hekim arkadaşlar bir kez daha "beyaz" ı savunmak için ne kadar gerekiyorsa o kadar öne çıkmamız gerekiyor. Yani kimse istiyor diye değil, yani kimse bizi zorladığı için değil, yani yaşamayı, yani hekim olmayı ciddiye aldığımız için öne çıkmalıyız diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Yani var mısınız bir kez daha?
 



Bize Ulaşın