|
|
 |
BİLİMSEL DEVRİMLERİN YAPISI Bilim Felsefesi (Ing. Philosophy of Science)-2
SHU.Özgür KEÇER(Felsefe
Yüksek lisans Öğrencisi)
okecer@hotmail.com |
Kuhn’un bilimsel başarı olarak adlandırdığı bilimsel ilerlemedir. Kuhn’a
göre normal bilim bir “paradigma” nın ya da bir “kurumsal matris’in” üzerine
kurulması gerekir. Paradigma, araştırma yapılacak bilim aynı kurallara ve
ölçütlere bağlayarak konu edineceği olguları karakterize ederek bir çerçeve
oluşturur. Bu çerçeve ve fikir birliği olağan bilimin, belli bir araştırma
geleneğinin oluşmasının ve devam etmesinin ön koşuludur. Paradigma yalnızca
bir kuram ya da model olmayıp aynı zamanda bir kuramın yada modelin gelecek
araştırmalarda da nasıl geliştirileceğine ve uygulanacağına da yol gösterir.
Bilim insanları topluluğunun bilimsel sorunlara nasıl yaklaşacağını
belirleyen, bilimsel araştırmanın yolunu yordamını gösteren, içinde iş
görenleri ile birlikte bütün bir bilimin bakış açısını yönlendiren
kalıplaşmış örnekçe dizisi; bilim dalının tüm çalışanlarından bütünüyle
bağlı kalmasını istediği, evrensel olarak kabul edilmiş bilimsel başarının
sınırlarını en ince ayrıntısına dek çizdiği kavramsal ve kuramsal çerçeve “
paradigma” olarak adlandırılır. Bilimsel topluluğun genel bir anlaşma ve
uyum içersinde olması bilimsel topluluğun normal bilim döneminde olduğunu ve
bir paradigma yürüttüğünün göstergesidir. Olağan ya da paradigma temelli
bilimi meydana getiren sorunları üç ana temel üzerinde sınıflandırabiliriz.
Bunlar; - Önemli olguların belirlenmesi - Olgu ve kuram arasında uyum
sağlaması - Kuramın daha da ayrıştırılması Önemli Olguların Belirlenmesi:
Olağan bilimin olgu düzeyinde bilimsel inceleme için üç ana odakta olgu
topladığı görülmektedir. Birincisi; nesnelerin doğası hakkında özellikle
öğretici oldukları paradigma tarafından ortaya çıkarılmış olgulardır.
Paradigma, sorunların çözümlenebilmesi için kullanıma sunduğu
olguları böylelikle hem daha çeşitli koşullar altında hem de daha büyük bir
kesinlikle belirlenmeye değecek hale gelir. İkinci ve daha küçük bir olgu
belirleme türü de kendi içersinde fazla bir değer taşımamakla beraber
paradigma kuramının tahminleri ile doğrudan doğruya karşılaştırılabilen
olgulardır. Üçüncü olgu toplama faaliyeti de deney ve gözlemdir. Bu tür
paradigma kuramını ayrıştırmaya yönelik ampirik çalışma kuramın temelinde
kalmış olan bazı belirsizlikleri ortadan kaldırır ve daha önce sadece dikkat
çekmekle yetindiği bazı sorunların çözülmesini sağlar. Olağan bilimin
kuramsal sorunlarına baktığımızda bunun da aşağı yukarı olgu toplama
sorunlarına benzer sınıflara ayrıldığını görürüz. Olağan bilimin döneminde
bilim adamı varolan paradigmayı doğaya uydurmaya çalışır.
Mantıkçı pozitivistler ve Popper gibi kuramı doğrulamak
ya da yanlışlamak amaç edinilmez. Oluşturulmuş olan kuram doğadaki sürecin
nasıl işlediğini belirtir ama bu kuram ayrıntılandırılmalıdır. Normal bilim
bu kurama belirli durumlarda uygulanabilecek şeyleri ekleyerek paradigmanın
kapsamında ölçüm yapabilme yöntemlerini ve belirli koşullarda varsayım
üretmeyi sağlar. Normal bilim uygulayanlar öğrendiklerini yeni koşullarda da
uygulamaya devam ederek kabul görmüş paradigmanın uygulanabilirlik alanını
genişletirler. Kuhn’a göre normal bilimde üç farklı uğraş vardır.
1)Paradigmasal özelliklerinin belirlenmesi ve bu belirlemenin giderek
daha büyük bir kesinlikle ve daha kapsamlı yapılması. Örneğin belirli bir
kimya paradigması farklı modellerin atom ağırlıklarını belirlenebilmesi
gerekir. Bir paradigma olmaksızın hangi özgüllüklerin belirlenmesi gerektiği
bilinemez.
2) Tarih çalışmaları, kuramların çoğunun her zaman yanlışlandığını,
yani daima kuramda çelişik görülen veriler bulunduğunu gösterir. Diğer
çalışmada ise yanlışlamanın aslında yanlışlama olmadığını, aksine
paradigmaya uygun olduklarını göstermeye çalışmışlardır. Yani normal bilimde
amaç doğa ile kuramı birbirine uydurmaktadır ve bu daima kuramın kurallarına
göre olacaktır.
3) Kuhn’a göre deneysel yasalar teorilerden önce gelmezler, aksine
deneysel yasalar belirli bir paradigmadan hareketle belirlenmişlerdir.
Yukarıda açıkladığımız normal bilimdeki her üç uğraşta da, hem kuramsal hem
de deneysel çalışmaları kapsar. Eğer bir paradigma kabul edilirse, hem
çözümü gereken sorunları tanımlayacak, hem de bunların kabul edilebilinir
çözümlerinin neler olduğunu belirleyecektir. Biri sorunu çözmede
başarısızlığa uğrarsa, bu, paradigmanın bir yana atılacağı anlamına gelmez.
Daha yetenekli birinin her sorunu ileride çözeceği söylenir.
Kuhn bu durumu şöyle ifade eder: Normal bilim dönemlerinde
kuramlar değil, bilim adamları sınanır. Bu dönemlerde bilim adamları bulmaca
çözmeye çalışan kimselere benzer. Bulmacanın; sorunu çözmek için gerekli
olan, tüm parçaları parçacıkları baştan verilmiştir. Bütün iş parçacıkları
doğru yerine oturtmaktan ibarettir. Burada geçen bulmaca tamamen günlük
anlamıyla bulmaca olup,çözüm konusundaki beceri ve dehayı sınamaya yarayan
zeka oyunlarının özel bir dalıdır.Bulmacanın olağan bilimin problemleriyle
paylaştığı ortak özellikleri ayırt etmeye çalışırsak ilk önce çözümün kendi
başına ilginç yada önemli olup olmamsının bulmacanın kalitesinde bir ölçüt
sayılmayacağını söyleyebiliriz.
Örneğin kanserin tedavisi acil bir sorundur ama tam anlamıyla
bir bulmaca sayılmaz çünkü bu konuda kesin çözüm diye bir şey
olamayabilir.Yani kendi başına bir değer içermesi bulmacada arana bir ölçüt
olamadığı halde,gerçek bir çözümün bulunması tersine ilk koşuldur.Eğer bir
sorun bulmaca olarak görülecekse mutlaka bir sorun olması yeterli bir
özellik değildir.Bunun yanı sıra hem kabul edilebilir çözümlerin
niteliklerini hem de bunların hangi aşamalardan geçerek elde edilebileceğini
sınırlayan kurallar olmalıdır.
Örneğin :resimli bilmeceyi çözmek sadece
resmi tamamlamaktan ibaret değildir.Çözüm olabilmesi için tüm parçaların
kullanılması,resimli tarafların üst üste gelmesi ve hiçbir boşluk
kalmayıncaya kadar birbirlerine kenetlenmesi gerekmektedir.Çünkü resimli
bilmeceyi resimli bilmece yapan ve çözümünü belirleyen kurallardır. Kuhn’a
göre normal bilimde paradigmalar kurallardan önce gelmektedir.Bunu ise
belirli olağan bilimsel gelenekleri yönlendirilmiş olan kuralları ortaya
çıkarmanın güçlüğüne ve eğitim sisteminin yapısına bağlamaktadır. 3)Bunalım
Dönemi Kabul gören paradigmanın eninde sonunda sorun çözme başarısı yavaşlar
ve daha sonra yavaş yavaş bir takım ‘anomaliler ‘ baş gösterir.Zamanla
çözülememiş problemler artar ve bunların ardından bir bunalım ortaya çıkar
ve Kuhn’nun üçüncü aşama olarak belirttiği bunalım bilimi dönemine
girilir.Bilim insanları genellikle kullandıkları paradigmayı bırakmak
istemeyerek bunalıma tepki gösterirler.Her bilim insanı önüne sorun
çıktığında bunu kendi beceriksizliğinde arar. Aksi takdirde meslektaşları
tarafından kendi beceriksizliğinin suçunu aletlerinde arayan bir marangoza
benzetilebilir.Bilim insanı paradigma ile doğa arasındaki uyuşmazlıkların
giderileceği inancını taşır ve bunalımın etkisi çok fazla duyulmaz .
4)Devrimci Bilim Bunalım dönemi ile beraber paradigmanın başarılı
olduğu döneme ait araştırma kuralları gevşer ve bilim insanları paradigmanın
kendisini bile düzeltecek kadar yaratıcı düşünmeye başlarlar. Devrimci bilim
dönemi boyunca bilimsel topluluğun üyeleri egemen paradigmanın ve
rakiplerinin temel ilkelerini yeniden tartışmaya başlarlar. Araştırma önemli
aykırılıklar (anomaliler) ve onların bağlamları üzerine yoğunlaşır.
Eğer devrimci bilim evresinde yürütülen bu araştırma bilimsel
topluluk tarafından kabul edilen yeni bir kuram ortaya koyarsa, bu yeni
kuram yeni bir olağan bilim dönemine yol açacağından ötürü bilimsel bir
devrim gerçekleşmiş olur. Bilimsel bir devrim de önceleri kabul görmüş bir
kuram yeni bir tanesi adına yadsınır ve birikimci olmayan ama gelişimci bir
süreç olduğu kabul edilir. Kuhn bilimsel devrimlerin yapısı ile siyasi
devrimlerin yapısını karşılaştırır. Siyasi devrimleri başlatan etken varolan
kurumların bir ölçüde zaten kendi eserleri olan ortamın sorunları karışında
giderek yetersiz kaldıklarının artan ölçüde hissedilir hale gelmesidir ve bu
çoğunlukla siyasanın belirli kesimine kısıtlı olan bir bilinçtir. Bilimsel
devrimler de buna çok benzer bir şekilde, yani eldeki paradigmanın
araştırmayı zaten kendisinin odaklamış olduğu bir doğa parçasını incelemek
için gerekli işlevi artık yapmadığının hissedilmesi ile başlar. Gerek siyasi
gerekse de bilimsel devrimin ön koşulu düzenin bunalıma varan ölçüde
işlerliliğinin yitirilmesidir. Politik devrimlerin amacı, siyasi kurumları
gene bu kurumların yasaklamış olduğu yollardan değiştirmektir. Dolayısıyla
devrimin başarılması bir dizi kurumdan yenileri uğruna vazgeçilmesini ve
toplumun hiçbir kurumca yönetilmediği geçiş bunalım dönemini gerektirir.
Gittikçe artan birey sayısı yabancılaşmaya ve bu ortam içinde kural dışı
davranmaya başlar. Bunalım derinleştikçe bireylerin çoğu toplumun yeni bir
kurumsal çerçevede tekrar kurulması için ortaya atılmış somut bir öneriye
bağlanır.
Kutuplaşma oluşur ve siyasi çözüm olasılığı ortadan kalkar.
Son aşamada devrimci çelişkiye taraf olan kesim kitleyi ikna ederek ve çoğu
kez zor kullanmaya varan yöntemlerle de olsa devrimi gerçekleştirecektir.
Rakip siyasi kurumlar arasında seçim gibi rakip paradigmalar arasında da
aslında birbirine tamamen zıt toplumsal yaşam tarzları arasında yapılacak
bir tercihtir. Kuhn yeni bilimsel devrimleri ve paradigmaları
geliştirebilecek üç tür görüngüden bahseder: Birincisi varolan paradigmanın
zaten yeterince açıkladığı görüngülerdir ki, bunların kuramı geliştirmek
için hedef oluşturduğu seyrek görülür. İkincisi yapıları varolan paradigmada
öngörülen fakat ayrıntıları kuramın ileri düzeyde ayrıştırılması ile
anlaşılabilecek olanlardır. Fakat bu araştırmanın da amacı yeni paradigmalar
icat etmek değil varolanları ayrıştırmaktır. Üçüncü tür görüngüde de bilim
adamları varolan paradigmaya uymayan aykırılıklarla karşılaşır. Bilim
insanının görüş alanında her tür görüngüye kuramca belirlenmiş bir yer
sağlayan paradigma aykırılıklar için böyle bir yer bulamaz. Karşıt paradigma
oluşur ve eski paradigma ile arasında bir savaş oluşur.
Siyasal devrimlerde olduğu gibi olağan durumlarda
geçerli olan paradigma artık uygulanamaz. Karşıt paradigmalar arasında karar
vermek seçim yapmak için hangi kuralların uygulanabileceği önemli bir
sorundur. Kuhn’a göre paradigmalar rasyonel bir temelde karşılaştırılıp
değerlendirilemeyecek kadar eş-ölçülmezdirler. Bilimsel devrim sonrası
oluşan yeni paradigma bilim insanının da dünya görüşünde değişiklik yaratır.
Yeni bir paradigmanın peşinden giden bilim insanları yeni araçlar
benimserler ve farklı yerlere bakmaya başlarlar. Daha da önemlisi bilim
insanları devrimler sırasında bildikleri araçlarla daha önce bakmış
oldukları yerlere tekrar baktıkları zaman yeni ve farklı şeyler bulurlar.
Paradigmada yaratılan değişiklik bilim insanının yanlızca kavram, araç,
deneylerini değiştirmemiş, dünyaya bakışını, dünya görüşünü ve bu yeni
dünyayı anlatırken kullandığı dili de değişmiştir. Bazen ise bilim imgesinde
varolan devrimler görülemez.Kuhn bilim imgesinde devrimsel bir yapı
göremememizi aldığımız eğitime bağlıyor. Kuhn’a göre eğitimde edinilen
izlenim şudur:Bilim bugünkü durumuna bir dizi bireysel buluş ve icatlarla
gelmiş görünmektir ve tek tek başarılar topluca çağdaş teknik ve bilgi
bütününü oluşturmuş sayılmaktır. Ders kitabının varsayımına göre tarihteki
bütün bilim adamları daha bilimsel girişimin en başından beri bugünün
paradigmalarında bulduğumuz tikel amaçlara yönelmişlerdir. Bilim insanları
bir yapıya tuğlalar ekletilmeye benzetilen bir süreç içinde yeni olguları,
kuramları yahut ta kuramları sıra ile çağdaş bilim metninin sağladığı bilgi
bütününe eklemişlerdir. Ama Kuhn’a göre bilim bu şekilde gelişmez. Çağdaş
olağan bilimin bulmacalarından bir çoğu en yeni bilimsel devrimden sonrasına
kadar ortada bile değillerdi. Bu bulmacaların çok azı içinde oluştuğu bilim
dalının tarihsel başlangıcına kadar izlenebilir. Önceki kuşaklar kendi
sorunlarına kendi araçları ve kendi çözüm ilkeleri ile yaklaşmışlardır.
Üstelik değişen sadece sorunlar da değildir. Tersine
eğitim metnindeki paradigmanın doğaya uydurmaya çalıştığı olgu ve kuram
örtüsünün tamamı değişmiştir. Bu kuramlar olgulara uymaktadır ama bu uyumu
sağlayan daha önce varolan olgulara “uymak” için parça parça evrim
geçirmemektedirler, tersine onlar da bilimsel geleneğin devrimle yenilenmesi
üzerine uydukları kendi olguları ile birlikte ortaya çıkmaktadırlar. Yeni
paradigmanın ikna edici kanıtlamalarının gücü ve sayısı giderek artacak,daha
çok bilim insanı saflara katılacaktır.Yeni görüşün verimliliğine inanmaya
başlayan daha çok kişi yeni olağan bilim yapma tarzını
benimseyeceklerdir.Böylece devrimci bilim evresinden tekrar normal bilime
dönen çözülme aşamasına girecektir.Böylece olağan bilim evresi,bunalım
evresi,devrimci bilim evresi ve tekrar normal bilime giden çözülme evresi
kendi aralarında kapalı bir döngü oluşturacaklardır. Kuhn’un Pozitivizme ve
Popperci Bilim Felsefesine Yönelttiği Eleştiriler Kuhn’un bilimsel devrim
kuramının felsefi açıdan önemli olmasının nedeni 1960’ların başına da egemen
olan bilim felsefesi ve bilim tarihi anlayışıyla çelişmesidir.Pozitivizmi ve
Popperciliği ayrıntılı olarak eleştirmiş değildir ancak bilimsel gelişmenin
izlediği modeli ortaya çıkarmıştır. Kuhn’a göre farklı paradigmaları
karşılaştırmak olanaksızdır zira bunlar birbirine çevrilemeyecek yani
eş-ölçülemez kavramları içerirle.Karşılaştırılabilir oldukları yerlerde ise
tarafsız bir gözlem dili yoktur.Bir kuramın anlamı kapsandığı kuramsal
bağlama bağlıdır dolayısıyla farklı paradigmaların terimlerinin farklı
anlamaları vardır.Kuhn’a göre paradigmaları karşılaştırabileceğimiz yansız
bir dil yoktur.Tarafsız bir gözlem dilinin varlığına inanalar algılarımızın
kuramlara bağlı bir yönü olduğunu varsayarlar.Kuhn’a göre ise algılarımız
kuramlardan öylesine etkilenirler ki bunların tarafsız bir özü yoktur.
Farklı kuramlara inananlar farklı şeyler görürler ve bir anlamda farklı
dünyalarda yaşarlar.Kuramsal dil ile tarafsız gözlem dili arsında ayrım
yapılamıyorsa ise gözleme dayanmayan öğeleri bilimden ayırmaya çalışmak
anlamsızdır.Bazı pozitivistler eski kuramlardan yeni kuramlar çıkabileceğini
savunmuşlardır.Oysa kuramlar karşılaştırılması olanaksız kavramlar
içeriyorlarsa buna olanak yoktur.Bir kuramdan ancak o kuramın kendi
kavramaları ile ifade edilen önermeler çıkarılabilir.
Popper’ın yöntem kurallarının çoğu farklı kuramların deneysel içeriğinin
karşılaştırılabileceğini (=yanlışanabilirlik dercesi) varsayar. Değişik
kuramların kavramları karşılaştırılamazsa, deneysel içeriğin ölçülmesi
olanaksızdır. Ve dolayısıyla yöntem kurallarının da uygulanabilirliliği
kalmaz. Hem Popper, hem de pozitivistler buluş bağlamı ile doğrulama bağlamı
arasında kesin bir ayırım yapmışlar ve ikincisi ile ilgilendiklerini ileri
sürmüşler. Kuhn ve Fayerrabend bu ayırımın bilim felsefesi açısından bir
işlevi olmadığı görüşündedirler. Bir paradigmanın keşfi yeni bir kavramlar
sistemini öğrenme, daha doğrusu kurma, aynı zamanda dünyayı yeni bir biçimde
görmeye başlama sürecidir. Ancak dünyayı yeni bir paradigma açısından görmek
demek, bir ölçüde doğrulamak demektir.
Yani bir paradigmanın keşfedilme (kurulma) süreci onun
doğrulanması ile kısmen aynı şeydir. Bundan şu sonuç çıkar: Doğrulanmanın
nasıl olacağına bazı kurallar konulacak olursa, kuramların nasıl
kurulacağına ilişkin kurallarda bir ölçüde kurulmuş olur. Pratikte bu iki
olay Popper ve Pozitivistlerin yaptığı gibi birbirinden ayırmak
olanaksızdır. Denilebilinir ki;”buluş bağlamı” ve “doğrulama bağlamı” iki
ayrı süreç değil aynı sürecin iki yüzüdür. Kuhn iki ayrı paradigmanın
kavramlarının karşılaştırılmazlığını, paradigma değişmesini bir dinden başka
bir dine geçişe benzetir. Farklı paradigmalar arasında ancak kısmi bir
haberleşme olabilir. Birinin dilinin diğerinin dilinde karşılığı yoktur.
Biri diğerini anladığını söylüyorsa bu onun diğerinin dillerini kendi diline
çevirmesi ve dolayısıyla diğerini yanlış anlaması demektir. Yapılacak şey
diğerinim dilini ya da kuramını iyice öğrenmek, bundan sonra hangi kuramın
doğru sayılabileceğine karar vermektir. Kuhn’a göre kişi dünyayı bir
anlamada belirli bir paradigma aracılığı ile görür. Kişi kendini daima bir
paradigma içersinde bulur. Bir paradigmayı benimseyip başka bir paradigmanın
dilini öğrendiği zaman durumu İngilizce konuşan ama Fransızca düşünen kişiyi
andırır. Kuhn’a göre kişi diğer paradigmanın dili ile konuşmaya dünyayı onun
kavramları ile görmeye başlar başlamaz o paradigmayı kabul etmiş olur.
Kuhn’a göre olağan bilim ile devrimci bilim ayrımı bilimsel
ilerlemenin birikimli bir yapıda olmayıp tam tersine devrimci kesintilerle
kökten kopmalarla kendisini gösteren paradigmatik bir yapıdadır. Kuhn’un
bilimsel ilerleme görüşü bilimin herhangi bir gözlemciden bağımsız olarak
dışarıda gerçekte neler olduğunu betimlediğini sağlayan gerçekçilik
biçimlerinin tümünün mantıksız olduğunu içerimler. Bunun yerine kuramlar
dünyayı tarihsel olarak olumsar ve gelecekte değişebilecek kavramlar
aracılığı ile betimler. Temel bilimsel kavramların değişmesinden ötürü,
klasik indirgemecilik tutumu savunabilir görünmemektedir.Bu klasik
indirgemecilik anlayışına göre kuramlar indirgeyici kuramın kavramları
aracılığıyla kavramlarını yeniden tanımlayarak, indirgemeci kuramın
yasalarından yasalarını yeniden türeterek daha temel kuramlara
indirgenebilir.Eğer Kuhn’a göre ele alınan kuram çifti arasında eş
ölçülmezlik söz konusuysa indirgeme için gereken yeniden tanımlanmalar anlam
kaymaları tarafından engellendiğinden ötürü indirgeme ilişkisi geçerli
olmaz. Kuhn’un Problemleri: Kuh’nun pozitivizmin ve Popperciliğin
eleştirisini yaparken bu kendi görüşlerinin kusursuz oluğu anlamına gelmez.
Kuramlarla gözlemler arasındaki ilişki hakkındaki görüş birliğini iyi
işlenmiş olduğu söylemez. Bilimin gelişmesi konusunda söylediklerine içerik
kazandırmakta büyük güçlüklerle karşılaşır.
Paradigmanın bulmaca ya da sorun çözmede daha iyi ya da
daha kötü araçlar olmalarından söz edilip edilemeyeceği bile kendi başına
sorundur. Çünkü iki ayrı paradigmaya ortak bir sorun olabileceği dahi kabul
edilmemektedir. En fazla bir paradigmanın kavramları ile betimlenen bir
sorunun başka bir paradigmanın kavramları ile betimlenen diğer bir soruna
benzediğinden söz edileceği savunulmaktadır. Gerek Kuhn’un gerekse de
Feyerabend bütün örneklerini doğa bilimlerinden alırlar,bu örneklerden
toplum ve doğa bilimleri ilişkisi konusundaki tartışmaya değin bazı sonuçlar
kolayca çıkarılabilir. Ancak bu görüşler toplum bilimsel paradigmaların özel
anlama yöntemlerini özdeşleyip vb. içerip içeremeyeceği konusunda bir şey
söyleyemezler. Pozitivistler bilim ve felsefe arasında kesin bir sınır
çizilebileceğini savunurlar. Onlara göre bilim gözlemlenebilir veriler
arasındaki bağlaşımları belirler; Spekülatif felsefe, yalnızca duygularımızı
ifade eder ve gereksizdir. Bilim felsefesi ise bilimsel kavramları çözümler.
Poppere göre spekülatif felsefe gerçek sorunları ele
alır ve bilimsel kuramlar için gerekli bir ön aşamadır. Ön aşama mümkün olan
en kısa sürede aşılmalı ve kuramlar yanlışlanabilir yani bilimsel hale
getirilmelidir. Bilim felsefesinin görevi bilimsel bilgilerin gelişmesini
sağlayan genel yöntem kurallarını koymaktır. Kuhn ve Feyerabend’e göre ise
bilim felsefe iç içe geçer. Metafizik bir dünya imgesi olmayan bilim olamaz.
Ne yansız bir gözlem dili ne de bilimde metafiziği ayıran genel yöntem
kuralları vardır. Bu düşünürler bilim felsefesini bilim tarihi ile
özdeşleştirme eğilimindirler. Her bilim felsefesi anlayışının bilim ve
felsefenin ne olduğuna dönük farklı bir görüşü vardır. Kuhn’un paradigmalar
görüşünden çıkan farklı bir sonuç felsefeyi bilimlerin anası sayan anlayışın
yanlışlığıdır. Oysa Kuhn her bilimsel kuramın dahil olduğu paradigma
tartışma konusu yapıldığında her zaman için bir ölçüde felsefe savları
savunulduğu görüşündedir.
Kuhn ve Feyerabend felsefenin felsefe dışındaki
insan bilimleri bakımından dolaysız sonuçları olup olmadığını belirlemek
güçtür. Pozitivistler ve Popper bilimsel yaklaşmaların politikaya
uygulamasını savunurlar. Bilim adamları gibi politikacılarda olgulara
dayanarak tartışırlar ve birbirlerini anlamaya çalışırlarsa bütün sorunlar
çözülür. Kuhn ve Fayrerabend‘a göre ise politik ve bilimsel aksaklığın aynı
şey olduğuna inanç,bilimin normal bilimlerin özdeşleşmesinden doğar. Kuhn’un
her paradigmanın kendi kuramını gene kendi koşullanmışlığı içinde
sınayabileceği düşüncesi, bilimsel kuramlar arasında yapılacak seçimi nesnel
ve akılcı değil, öznel inanca ve tercihe bağlı bir işlem haline getirmiştir.Kuhn’un
görüşü en çok,bilimsel ilerlemeyi ve ilerici kuram seçimini son tahlilde
biraz keyfi ve psikolojik unsurlara bağladığı için
eleştirilmiştir.Eleştirilerin hepsi de Kuhn’un görelikçiliği ile
ilgilidir:bilim adamı dünyayı istediği gibi algılayabildiğine göre, kuram
seçimi de evrensel akılcı ölçütlere vurulmayacak, yani akıldışı (irrasyonel)
bir işlem olmaktadır. Kuhn’un görüşünü eleştiren birçok düşünür de mantıksal
koşulun bilim tarihine Kuhn tarafından eklenen bir boyut olduğunu, gerçekte
bilim yapmak için böyle bir zorunluluk olmadığını ileri sürmüşlerdir.
Örneğin bilim felsefecisi Stephen Toulmin’in
belirttiğine göre, doğayı irdelemek için sorduğumuz soruları bizler
oluşturduğumuza göre, daha araştırmaya başlamadan bazı ön kavramlarımızın,
ön yargılarımızın olması doğaldır.Paradigmaları daha geniş bir anlamda
kullanarak belli başarılı kuramcıların ve klasikleşmiş çözümlerin izinden
gitme zorunluluğu olarak düşünüldüğü zaman, Toulmin’e göre, bu bilim yapmak
için her zaman duyulan bir gereklilik değil, yalnızca Kuhn’un tercih ettiği
bilimsel bir gelişme modelini ayakta tutmak için başvurulan bir mantıksal
sorun haline gelmektedir.Bu eleştiriye göre, geniş anlamıyla paradigmalara
bağlı olmadan belli kurallara(evrensel bilim kurallarına)uyarak bilim
yapılabilir.Kuhn’un için bu tür kurallar ancak geniş bir paradigmadan
soyutlanarak çıkartılabilir. BİRİNCİ BÖLÜME
DEVAM EDİNİZ
KAYNAKÇA:
A. CEVİZCİ, Felsefe Sözlüğü / Paradigma Yayınları C.Yıldırım,
Bilim Felsefesi / Remzi kitapevi
H. Aslan, Bilim Felsefesi Tarihi H. Rıza Tepe, Angho – Sakson Felsefede
Bilgi Görüşleri
A. Güçlü, E. Uzun, S.Uzun, Ü.Yolsal, Felsefe Sözlüğü T. Kuhn, Bilimsel
Devrimlerin Yapısı
Ş. Alpay, Yazko Felsefe Yazıları N.Keseroğlu,Felsefe yayınları
|
|