Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


Teknoloji Felsefesine Tarihsel Bir Bakış


 SHU.
Özgür KEÇER
okecer@hotmail.com  

(ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ)

 


http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ozgurkecer.htm

“Tekhne özellikle M.Ö. 800’lerden, Homeros destanlarından başlayarak, içine Hesiodos’un yapıtlarını da alarak, M.Ö. 322’de Aristoteles’in ölümüne dek süren yaklaşık beş yüz yıllık bir zaman dilimi içerisinde Eski Yunan Kültürünün önemli özelliklerini simgeleyen bir kavramdır.” Görüldüğü gibi tekhne kavramının kökenmi oldukça eski bir tarihe sahip.”Tekhne kavramı Greklerin yaşam biçiminin hemen hemen her alanına girmiştir. Eski Yunan kültüründe tekhne herhangi bir işte beceri, el hüneri, kâhinlik anlamına geliyor. Bugünkü anlamıyla hekimlik, yöneticilik, güzel sanatlar bu kavram içinde tanımlanabiliyor.Bu anlamıyla, üretime beslenmeye, sağlığı korumaya, geçinimini sağlayıypestetik beğeni geliştirme ve estetik yaratma tutkusunu doyurmaya, düşünsel sorunları çözmeye yönelik insan etkinliklerine “tekhne” denilebiliyor.”

“Sanat; bir nesnenin üretilmesi ya da belli bir amaca ulaşması için gerekli olan ilkelerin bilgisine, kullanılmak durumunda olunan rasyonel yönteme ilişkin kavrayış” olarak tanımlanan tekhne kavramı ilkelerin bilgisini gerektirdiği için epistemeye benzeyen, fakat bir şey yapmayı ya da meydana getirmeyi de amaçladığı için epistemeden ya da teorik bilgiden farklılık gösteren bir bilgi türüdür.

“Greklere göre karşılaşılan her şey “mevcut olandır”; fakat “mevcut olan”, “mevcut olmayandan çıkar”, o öne çıkmış bir şeydir. Mevcut olmayandan mevcut olana çıkma ise poiesisdir .Bu öne çıkma her şeyden önce physis’te yani şeyin kendi içerisinde patlayıp çiçeklendiği mevcudiyete çıkmada kendisini gösterir.Tekhne bu öne çıkmanın bir formudur”. Poyesis meydana getirme, oluşturma, yaratma, üretme, yapma, etkili olma, anlamında kullanılırken physis de eylemde bulunma başarma gibi anlamlar taşımaktadır. Greklere göre, sanat ve el becerisi ile bir şeyin öne çıkması, madde, görünüm ve çevreleyici sınırlarla birlikte etkindir ve bu yüzden teorik etkinlikler (düşünme) de tekhne’ye aittir.

Teknoloji konusu en yoğun bir biçimde ele almış düşünür olan Heidegger’e göre ise teknik, tekniğin özünden farklı bir şeydir.Tekniğin özü teknik bir şey değildir.Bir şeyin özü onun olduğu şeydir.Teknik nedir diye sorduğumuzda iki tür yanıt alabiliriz.Bunlardan birincisi; tekniğin amaç için araç olduğu, diğeri ise, tekniğin insanın bir etkinliği olduğudur.Tekniğin bir araç ve insan etkinliği olduğuna dair yapılan bu araçsal antropolojik tanımlar birbirinden ayrılamaz.Çünkü amaç koymak ve bu amaca ulaşmak için araçlar yapmakta insan bir etkinliktir.Dolayısıyla teknik nedir sorusuna verilen görünürde farklıymış gibi duran bu her iki yanıtta birbirini içermektedir.Heidegger’e göre tekniğe ilişkin doğruyu ararken herkes karşısına çıkan doğruyu saptamakta.Doğruyu arama tekniğin özüne ilişkin doğruyu aramaktan farklı bir şeydir.Bu yüzden yalnızca doğru olan (richtige), henüz Doğru 8(bazı yerlerde hakikat olarakta geçmektedir.)Wahre) değildir.Sadece Doğru olanı arama bizi kendi özüyle ilgili bir belirlemeye götürür.Tekniğin özüne ilişkin doğruyu doğru olan aracılığıyla aramalıyız.

Aristotales’in dört neden öğretisine baktığımızda;
1)maddesel neden (causa materials), örneğin gümüş kasenin yapıldığı madde, malzeme,
2)formel neden (causa formalis) maddenin içine girdiği şekil,
3)ereksel neden (causa finalis), kasenin formuna ve maddesine göre belirlendiği sadaka toplama kasesi oluşu,
4)etki neden (causa efficiens), gerçek kaseye meydana getiren gümüş ustası,
olduğunu görürüz. Bu dört neden gümüş ustası tarafından gümüşten yapılmış kâse şeklindeki sadaka toplama kâsesi birbirinden oluş sırasına göre sorumludur. Başlangıçtan itibaren birbirinden farklı olmalarına karşın birbirlerine aittirler ve birbirlerinden sorumludurlar, var olmalarını birbirlerine borçludurlar. Verdiğimiz örneğe göre gümüş, kâsenin önümüzde bir sadaka toplama kâsesi olarak hazır durmasından sorumludur. Sorumlu olmanın dört koşulu bir şeyi görünüşe çıkarır. Bir şeyin yolunu açma anlamında sorumlu olmak, vesile olmaktır ve ileriye çıkmasına neden olmaktır. Mevcut olmayan şeyden mevcut olmaya geçen ve giden her şey için bir vesile poisesistir, öne çıkarmadır.Her şey, açığa çıkmayı tüm erimi içerisinde ve aynı zamanda Greklerin düşündüğü anlamda düşünmemize bağlıdır.Açığa çıkma, çıkarma, poisesis, yalnızca el becerisine dayalı imalat, yalnızca sanatsal şiirsel olarak görünüşe ve tasvire çıkarma değildir.Physisde, yani bir şeyin kendisinden hareketle ortaya çıkması da, bir açığa çıkmadır, poiesistir.Physis aslında en yüksek anlamda poiesistir.Çünkü physis sayesinde mevcut olan şeyde açığa çıkmaya ait bir patlayıp açılma vardır, örneğin bir çiçeğin kendi içinde patlayıp çiçeklenmesi gibi.Buna karşılık zanaatkar veya sanatçı tarafından açığa çıkarılmış olan şey, örneğin gümüş kase, açığa çıkarmaya ait patlayıp açılmayı, kendi içinde değil, fakat bir başka şey içinde, yani zanaatkar veya sanatçıda bulunur İşte tekniğin özü de bu gizini açmada temellenir.Amaç, araç ve araçsallık açığa çıkmanın alanına aittirler.Araç olarak düşünülen tekniğin ne olduğunu araştırırsak gelip gizini açmaya dayanırız.Üretime dayalı her şeyin altında gizini açma yatar.O halde teknik sadece bir araç değil, aynı zamanda gizini açmanın bir tarzıdır.Tekniğe bu bağlamda baktığımızda yada bu tarzda düşündüğümüzde tekniğin özü hakkında tamamen farklı bir alan kendini bize açar.İşte bu alan gizini açmanın , yani Doğruluğun (Wahr-heit)alanıdır.Tekhne sadece el becerisine dayalı etkinlik, beceri değil, zihinsel sanatları(düşünme) ve güzel sanatları da kapsayan bir kavramdır.Tekhne, öne çıkarmaya, poiesis’e ait bir şeydir.

Tekhne’nin ve tekhne’nin özünün ne olduğu irdelemesinden sonra asıl konumuz olan teknoloji felsefesinin sorunlarına değineceğim. Teknoloji felsefesinin sorunları iki gruba ayrılır. Bunlardan birisi teknolojinin doğasını kapsayan teknik sorunlarla ilgilenirken, diğeri de bilim, teknik olayların yapısı, makinelerin esası ve insan makine arasındaki farkların ortaya çıkması ile ilgilidir. Bu iki gruptaki sorunlar birbirinden ayrılamaz. Felsefede teori ve pratiği birleştirmeye ihtiyaç duyulur. Pratikteki problemler teoriye dönüktür; teori pratiği yansıtır ve onu harekete geçirir. Teknoloji felsefesinde bu birleştirmenin teori mi yoksa pratik mi olacağı temel bir sorundur.Teknoloji felsefesinin temel kavramsal problemi teknoloji teriminin farklı iki türü üzerinde odaklanır.Bunlardan biri nesnelerden aletlere, tüketici ürünlerine, mühendislik biliminden, bürokratik örgütlere kadar geniş bir alanı kapsar.Bu konu üzerinde farklı görüşler bulunmaktadır.Bir görüşe göre teknoloji bilginin temeli olarak tarif edilirken, diğer bir görüşe göre ise doğaya hakim olma olarak tarif edilmektedir.Metafiziksel araştırmaya göre teknoloji terimi dört temel gruba ayrılır.1-Nesne olarak teknoloji 2-Süreç olarak teknoloji 3-Bilgi olarak teknoloji 4- Değer olarak teknoloji

Teknolojiyi tanımak için aletleri, makineleri, elektrik aletlerini, tüketici ürünlerini incelemek gerekir.Gelişen felsefe teknolojik nesnelerin çeşitli türlerini kapsar.Teknolojik nesnelerin sınıflandırılması ilkçağda insanoğlunun el işi ile basit makineleri ayıt etme girişimi ile başlamıştır.Aristotle’ye göre doğal nesneler, önemli türlerin bileşkesidir, kendi içinde değişikliğe uğrayabilir.İnsan eli ile yapılmış bir şeyle biçim ve madde arasındaki ilişki yüzeysel seviyede varolur.Mekanik bilimi makinenin beş temel; araç, kama, tekerlek, aks, ve pervane olarak analizi ile başlamıştır.

Ortaçağda makine beceriksizlik olarak kabul edilirdi, çünkü onu kullanabilmek için birden fazla insana, hayvana yada doğanın mekanik enerjisine ihtiyaç vardır.Bir makinenın modern kavramı insan gücü ve kontrolünün karşıtıdır.Franz Reuleaux (1875) ve Jacques Lafittle (1932) makineleri sınıflandırmaya çalışmışlardır. Reuleaux, Aristotle gibi makineleri doğal sistemden mekanik olarak ayırır. Güneş sistemindeki dairesel hareketin tersine, kozmik sistem dışı güçlerin etkisiyle kesin bir biçim alır. Oysa bir makine krank hareketindeki kuvvetler tarafından zorlanır. Bu nedenle makineye “kapalı kinetik zincir” adı verilir. Makineler içerdiği hareket türüne göre aktif makineler ve pasif makineler olarak ikiye ayrılır. Pasif makineler hareket ve yayma kuvvetini zorlar. Örneğin, duvarlar, mimari yapılar. Ayrıca dönüşümlü makineler vardır ki bunlar sibernetiktir. Latiffle’nin pasif makineleri sadece mimarı yapıları değil, Mumford’un adlandıracağı alet ve araçları içerir. Mumford için ilk modern teknoloji anlayışı sepet, masa ve sandalye gibi aletlerle, fıçı ve tuğla ocakları gibi aygıtlardır. Tüm bu objeler makinenin icadından önceki ilk el yapımı ürünlerdir. Daha sonraki çalışmada, Mumford sanat objelerini sembolik el işi olarak sınıflandırır; bunlar insanoğlunun kendi temel deneyimlerini paylaşmadır.Daha sonra Mumford Ordu yada Mısır piramitlerini yapan geniş sosyal örgütlerin mega makine olarak adlandırılan teknolojik nesneler oluşturduğunu belirtmiştir.


Teknolojik nesnelerin çeşitli türleri arasındaki bu kavramsal farklar, ontoloji olarak adlandırılır. Kapp’ın söylediği gibi böyle bir teori antropolojik bir analizin temelini oluşturur. İnsan anatomisiyle teknolojik buluşların yoğun karşılaştırılmasından sonra, Kapp silahlar ve araçların insan vücudunun sistematik sınırlamasının sonucunda ortaya çıktığını ifade eder.Mumford, nesneleri arasındaki dahili tecrübenin uzantısı olarak görmektedir.Marshall Mc Luhan mekanik teknolojinin insan vücudunu, elektronik iletişim araçlarının da sinir sistemini güçlendirdiğini ileri sürmektedir.

Teknolojinin temeli sadece objelerin yapımı değil, yapım ve kullanım yöntemleridir. İşlem ve aktivite iki farklı profesyonel gruptan oluşur; mühendisler ve sosyal bilim adamları. Mühendisler yöntem, süreç, yer ve yapma görünüşünde odaklanırken, sosyal bilim adamları kullanma eylemi üzerinde dururlar. Mühendisler için temel olan şey buluş ve dizayn etmedir. Sosyal bilimciler için üretim kullanım ve bu teknolojinin halk tarafından kullanılmasıdır. İnsan hareketi geleneksel olarak iki tipte, yapma ve ortaya çıkarmaya ayrılır.18.yüzyıla kadar yapmak sanatın imgesi olarak görülürdü.Aristole muhtemel farkın ‘tarım’ ve ‘yapı’ arasındaki
farkın ortaya çıkmasıyla anlaşılacağını ifade etmektedir. Tarım doğanın yardımı ve insanın üretkenliği ile ortaya çıkar.Yapı ise doğayı bir şeyler üretmek için zorlar.Aristotle’nin tarım yapı ayrımında, “dizayn” tarım sanatına yabancı kalacaktır.Yapı sanatında ise dizayn, tam tersine merkezdir.Bugün mühendislik, el ürünlerinin ve dizaynın sistematik bilgi sonucunda ortaya çıktığı anlaşılmıştır.

Modern mühendislik müfredatı, matematik ve kuramsal bilimleri “mühendislik bilimleri” (madde,maddenin gücü, termodinamik)’da oluşur, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları gerçekleştirir.Mühendislik dizaynı, bilimsel bilgi ile sosyal gereksinimler arasında aracılık eder.Diğer bir süreç de, “dizaynın” buluş olarak farklı bir kategoride görülmesidir.İnsanoğlunun faaliyeti olarak dizayn; mühendisler, psikologlar, iş yönetimi kuramcıları, yapay zeka araştırmacıları, tarih bilimciler ve filozoflar tarafından incelenmiştir.Ve bu çalışmalar, dizaynın sistematik ve yaratıcı süreçlerden geçtiğini göstermiştir.

Sosyal bilimlerin teknolojiye yaklaşımına göre süreç mikro yapılanmadan çok makro yapılanma ve ortaya çıkan ürünlerin sosyal iletişim boyutuyla ilgilenir. Marx ve Friedmann çalışmaları iyi örneklerdir fakat Jacques Ellul’un “Teknolojik Toplum” adlı çalışması bu alandaki en başarılı örnektir.

Ellul açıklamalarına, makine gibi teknolojik öğelerin tanımlanmasına karşı çıkmakla başlar. Ona göre teknoloji, temelinde verimlilik özelliğini barındıran “teknik” olarak adlandırılır.Ellul’un teknik tanımı Max Weber’in araştırmasına dayanır.Bu araştırmaya göre, akla uygun her insan aktivitesinin eğitimden politikaya, sanatsal üretimden performansa kadar bir tekniği vardır.Mühendislik dizaynı, birçok tekniğin arasında yer almaktadır.

Sosyal bilim insanı için problem Harold Lasswell’in “teknikleşme” teriminin açıklanmasıdır.Geleneksel teknikler, sosyal bir düzende meydana gelir.Geleneksel toplumda, örneğin hayvanlar dinin getirdiği kurallar çerçevesinde yenilebilir.Modern toplum teknolojisinde, uygulanacak programlar teknoloji yaklaşımı çerçevesindedir.Ellul analizine teknik ile teknoloji arasındaki farkı belirterek devam etmektedir.Teknik çalışmalarda herhangi bir insan aktivitesi yoktur.Teknik çalışma ile yapılış süreci arasındaki bağlantıyı vurgulamak için “yetenek” ön plana çıkmaktadır.Yeteneklerin gelişmesi pratik deneyimin sonucunda meydana gelir.Tecrübenin sonucunda teknoloji olgusu oluşur.Teknolojik olgu, geleneksel tekniğin yapım ve üretiminde farklı olmasına rağmen, modern period da tek değildir.Ellul’a göre bu durum, ilk çağlarda görülmüştür.Farklı tipteki toplumlar birlikte var olmuşlar ancak bireysel olarak teknik olguları sürdürmüşlerdir.Ellul için önemli olan modern teknolojinin içsel yapısı değil, teknik olgu ve toplum arasındaki ilişkilerin özelliğidir.Bu yeni ilişki modern teknolojiye yedi farklı anahtar özellik vermiştir.1-rasyonalite 2-sunilik 3-otomatiklik 4-öz artma 5-monizm 6-evrensellik 7-otonomi. Ellul’un tartışması bu yedi özelliğin birleşmesi ile meydana gelir.Bu tartışma hem takdir edilmiş hem de eleştirilmiştir fakat önemli felsefi analizlere konu olmuştur.Mitcham ve Mackey (1971) bazı temel kavramsal konuları araştırmak için girişimde bulunmuşlardır.Ellul’un teknik, teknolojik ayrımının tamamen tutarlı olmadığı üzerinde tartışmışlardır.Ancak bu farklılık, eski çağlardaki teknik olgu ile modern çağdaki dış güçlerin iç güçlerden öncelikli olmasıdır.David Menninger Ellul’un bu kötümser yaklaşımının diyalektik yaklaşım sonucunda meydana geldiğini belirtir.Ellul’un sosyolojik tanımlamasına göre teknik olgu, teknolojik bilinçlenmenin yansımasıdır.
Ellul “Le Systeme Technicien” (1977) adlı eser yayınlanmıştır. Geniş kapsamlı ilk çalışması “Teknik Toplum”dur. “Teknik Toplum” birçok gerçeğe dayalı gözlemlerle başlar ve sistemi tanımlamayla son bulur. Le Systeme Technicien sistem kavramıyla başlar ve bu kavrama farklı bakış açılarını yansıtır. Çoğu bölümde kavramsal konulara önem verilmiştir. Kitabın içeriğindeki ana konu teknik sistemin, sosyal koşullar üzerindeki ideal verimliliğidir.
Teknolojinin mühendislik ve sosyal bilim analizleri, ideal verimliliğin önemine dikkati çekmektedir. Modern mühendislik dizaynı, verimli çalışma sonucunda minyatür yapılar oluşturmuştur. Romalı mühendisler, deneme- yanılma yöntemiyle ve sonucu başarısızlıkla biten su kemerleri inşa etmişlerdir. Ancak, modern dizayn yöntemi mühendise önce kağıt üzerinde yapılaşmayı, daha sonra matematiksel ve grafiksel sunumlarla test etmeyi sağlar. Tüm bu aşamalar tam bir yapılaşma öncesinde gerçekleşir. Bu esnada ne az ise de çok materyal ve enerji kullanılır. Aslında verimlilik kendi başına bir basamak olarak değerlendirilmelidir.
İdeal verimlilik üzerine yapılan kavramsal girişimler bir çok farklı yönden ele alınmıştır. 1930 'ların başında Bernard Bavink teknolojinin temelinin teknikte “amaç için çalışma” olduğunu ifade etmiştir. Bu ideal verimlilik, ekonomik verimlilikten farklıdır.
Kapsamlı verimlilik olarak teknikleşmenin tanımı, verimli iş ile insan gücünün yaptığı iş arasındaki bağlılıktır.

Teknolojiye 3.yaklaşım bilgi üzerinedir. Bu konu üzerinde Mario Bunge(1967) ve Stanley Carpenter(1974) araştırma yapmışlardır.
Öncelikle yapma ve kullanma aktivitesinde motor davranış biçimi vardır. Bu motor hareketler, bilinçsiz olduğundan bilgi olarak değerlendirilemez. Ancak pratik sonucunda öğrenim gerçekleşebilir. Andrew Harrison(1978), yapma becerilerinde zekanın boyutu olan “dikkat”in önemli rol oynadığını belirtmektedir. İkinci teknik kural, bir işi başarılı olarak yapmak ve bu çalışmaları kullanmaktır. Yemek tarifi içeren kitaplardan, kıyafet dikimine, uçak yapımına kadar her şeyin bir kuralı vardır. “Kural” terimi bilgi teknolojisinde çok önemli bir yer tutar. Teknik kurallar, bilimsel yasalardan farklıdır. Yasa, teknik bilgiyi tanımlama türüdür.
Üçüncü olarak, tanımlayıcı yasalar ele alınmıştır. Teorik olarak yapılan işler tanımlanır.
Son olarak, kanunları tanımlayıcı sistematik teoriler vardır. Bu teknolojik teorilerin gerçekleştirilmesi için kavramsal ifadeleri açıklamak gerekir. Bunge’ye göre teknik teoriler maddesel ve işlevseldir. Maddesel ve teknik teoriler, temel olarak bilim teorilerinin gerçek durumuna çok yakındır. Maddesel teoriler “Mühendislik Bilimi” olarak adlandırılır. İşlevsel teknik teoriler; insan, insan-makine arasındaki ilişki boyutu ile ilgilidir. Maddesel teknik teoriler “yapma”da, işlevsel teknik teoriler ise “kullanma”da rol oynar.
Teknolojiyi bilgi olarak izlemek sadece epistemolojik analizi ortaya çıkarmaz, aynı zamanda teknolojiyi insan doğasına yaklaştırır. Psikolog Jean Piaget, zeka gelişimini dört farklı basamakla ifade etmiştir.
a- Psikomotor gelişim (0-2 yaş)
b- Yaratıcı düşünme (2-7 yaş)
c- Somut işlemler dönemi (7-11 yaş)
d- Soyut işlemler dönemi (ergenlik)
Bu basamaklar, birden bire oluşmaz. Tümü, belli sıra dahilinde gerçekleşir. Yetenekler, ilk basamağın karakteristik özelliğini taşır. Teknik teoriler ise, olgunluğun ve yetişkinlik bilgisinin birikimiyle gerçekleşir.
Mitolojik ve sembolik düşünme çalışmaları, bilginin insan zekasını geliştirdiği gibi, modern teknolojinin herhangi bir basit tanımlaması olduğunu ortaya koymuştur. Filozof Lucien Levy-Bruhl, insan zekâsını ilkel mantık ve mantıksal düşünme olarak iki gruba ayırır. Levy ve diğer filozoflar, ilkel düşünmenin bilimsel düşünmeye yenik düştüğünü görmüştür.
İlkel mantık zekası, mantıksal düşünmenin tersine kendine göre bir bütünlüğü, yapısı ve başarısı vardır.
Sibernetik ve bununla ilgili bilgi teorileri, sistemleri bu konunun kapsamındadır. Sibernetik “insan ve makinedeki kontrol-iletişim bağıntısı” olarak tanımlanır(Norbert Wiener) Eric Ashby’a göre Mühendislik bilimini ve teknolojinin bir parçasıdır. 1940’ların başlarında, sibernetik nöropsikolojiyle çok yakından ilgilidir.
El ürünlerinin genel bir teorisi olarak sibernetik, materyallerin, sosyal ve mantıksal olguya birleştirici açıklama yapma amacındadır.
Sibernetik, Wiener’in tanımına göre insan ve makinenin arasındaki farkın ortaya çıkmasıdır. Geleneksel teoride, canlı ve cansız objeler arasındaki fark, canlı varlıkların kendi kendine hareket etmesi, cansız varlıkların ise hareket etmemesidir.
Canlı varlıklar, kendi çapında evrene enerji yayar ancak kendi kendilerine enerji sağlayamazlar. İlk modern teknoloji, güç teknolojisiydi ve enerjinin üretimi ve iletimi üzerine odaklanmıştı.
Sibernetik, bu güne kadar elde edilen düzenli, sonuçlandırıcı ve tekrar üretilebilen davranış biçimidir. Bugüne kadar hem insan, hem makineler düzenli davranış sergilediğinden, sibernetik insan ile makineler arasındaki geleneksel farkları gizlemeye çalışmıştır.
Sibernetik, teknik felsefenin bir parçasıdır. Sibernetiğin en kapsamlı yaklaşımı, insan-makine arasındaki ayrım değil, nesneler ve onları izleyen yöntemlerdir. Önemli olan nesnenin ne olduğu değil, nasıl çalıştığıdır. Düzenli davranışın teknik kaynağı “bilgi”dir. Klasik mekanikte bir makine, sistematik düzenle çalışır. Sibernetik de ise çıkan sonuç (davranış) önemlidir. Bir teori olarak sibernetik, bilgiyi bir öğeden diğerine aktarır, teknolojik objelerin bilgi basamaklarını ortaya koyar ve yönlendirmede etkin rol oynar. Sibernetik aslında “bilgi kontrolü” anlamına gelir.

Bir yöntemdeki amaçlar, niyetler, istekler ve seçenekler sistematik bilgi temeline dayanır. Sibernetik, bilişsel anlamda kontrolü sağlayabilir, ancak kontrol amacını kullanmada karar veremez.
Modern çağda Friedrich Nietzschre ve Gilbert Ryle bu konu üzerinde çalışmalar yapmıştır. Değer konusu, hiçbir felsefi olaya temel olmamıştır. Teknoloji, daima bilimin temel istek ve niyetlerinden ayrı tutulmuştur. Bilim dünyayı bilmeyi, teknolojiyi ise kontrol etmeyi hedefler.
Skolimowski(1968) “teknoloji insan bilgisinin bir türüdür” der ve onu bilimsel bilgiden ayırır. Çünkü bizim teknik uğraşılarımız, objelerin kendi istek ve ilgililerimizin birleşmesinden meydana gelir. Teknik yapımda, dünyayı tamamıyla değiştirme isteği vardır.
Ortega’nın varoluşculuk analizi ve Mumford’un tarihçi yaklaşımı, biraz yüzeyseldir. Ortega için teknik objeler, bilgi ve yöntemler istekli farkına varışlık sonrasında meydana gelir. Yaratma, materyal buluşunun temelidir.
Bu yöntemleri sınırlayan şey, değer kavramının kapsamlı ifade edilişidir. Paul Ricoeur, “istek” kavramını 3 düzeyde açıklamıştır. “İstiyorum” demek “arzuluyorum” “vücudumu hareket ettiriyorum” ve “kabul ediyorum”. Teknoloji bu 3 değersel duyguları istek, motivasyon ve kabul etme olarak gruplandırır.
Sosyal literatürde açıklandığı gibi teknolojik istekler; objeler, yöntemler ve bilgiden oluşan teknik hareketler tarafından güçlendirilir.
Bundan önceki çalışmasında Heidegger, teknoloji ve değer konusuna birkaç belirgin yaklaşımda bulunmuştur. Heidegger, bu duruma olgusal tanımlamayla başlamıştır. Zaman ve olmak” (1927) Heidegger, insanoğlunun varlığını “olmak” olarak adlandırmıştır. Dasein’in dünyası nesneleri “donanım” yada “makine tertibatı” olarak isimlendirilir. Bu bağlamda yazı yazarken, dikiş dikerken, çalışırken, ulaşımda, ölçümlerde mutlaka bir alet ya da makine kullanmaktayız. Tüm aletleri birbirinden ayıran özellik temel olarak içeriğe bağlıdır. Alet; bir yapı yada sistemin geniş bir parçasıdır, daha sonra yapı ile birlikte tek olan nesneler aletin parçalarıyla birleştirilir. Bu sisteme göre, materyaller kullanılabilirliği, aletler ise sunduğu hizmet ile açıklanabilir. Nesneler önce elden geçer. Örneğin; “çekiç” kullanmadan önce şekli, ağırlığı, rengi insan tarafından belirlenir. Genelleme yapmak gerekirse, bilim; teknoloji, bilgi ve pratik bilginin bileşkesidir.
Dosein’in dünya ile varolma teoremi, daha sonra sosyal toplum gereği başkalarıyla olmaya dönüşmüştür.
Sonuç olarak “var olma” ilişkisini Heidegger, 2 temel yapıda biçimlendirmiştir. Bunlardan 1.si anlama (bir şey teorik değil, pratiktir) dır. Teknik aktivitesinin merkezini insanoğlunun varlığı oluşturur. Yapma ve kullanma becerileri, bilginin ve bilinçli teorik bilginin doğru kullanılmasına dayanır. Heidegger’in bilgiyi analiz etmesinin nedeni, insanı objeyi “yapan” olarak görmesidir. Buna geleneksel boyutta “pratik bilgi” denir. Pratik bilgi, bilginin temelini oluşturur. Sadece bu bilgi, insanı ve dünyayı kapsar.
“Zaman ve Varolma”nın ilk bölümünü Heidegger, tartışmanın varoluşçu analiziyle tamamlar. Bu eserde, değer teknolojinin temeli olan obje, metot ve bilgi ile ilişkilendirilir.
Heidegger’in daha sonraki en önemli çalışması “teknoloji sorusu”dur. Bu makalede Heidegger, teknolojinin tamamen insan aktivitesinden olduğu fikrine karşı çıkmıştır. Ona göre teknoloji, bir çeşit gerçek yada ortaya çıkarma sanatıdır. Ayrıca, bu makalede eski ve yani, modern teknolojinin farkını açıklamaya da yer verilmiştir. Eski teknoloji, o dönemin etkisiyle sanat ve şiirselliği yansıtır. Tam tersine modern teknoloji ise kişinin kendisini göstermeyi sağlayan işi ve bu işin yapılışını yansıtır. Modern öncesi teknoloji, doğa-sanat ilişkisine odaklanırken, modern teknoloji doğa ile mücadele eden makine ve materyaller üzerine odaklanmıştır.
Modern teknolojinin özelliğini açıklamak için Heidegger, eski bir rüzgar mili yada su değirmeni ile bir elektrik aletini karşılaştırır.
Her biri doğanın enerjisini kullanır ve insanoğlunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışır hale getirilir. Bu durumun tersine, bir elektrik aleti temel fiziksel enerjiyi kilitler ve daha sonra onu soyut bir normda depolar. Tarih öncesi dönemden, endüstri devrimine kadar insan ve materyal birlikte çalışmıştır.
Modern teknoloji, yeni yöntemlerle birçok şeyi ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Kömürdeki enerjinin elektriğe dönüştürülmesi gibi. Bu durum insanoğlunun kendi isteği ile gerçekleştirilir. Dönüştürme, stoklama, dağıtma ve değişim” modern teknolojinin özelliklerindendir.
Objenin ne amaçla kullanılacağı ve nasıl dizayn edileceği insanoğlunun kararlarına bağlıdır. Heidegger bu duruma “Gestell” adına vermiştir. “Stell” kelimesinin kökü “kurmak” anlamına gelir ve teknik felsefede ise “çatı” anlamındadır. Gestell, modern teknolojinin özrüdür, ancak teknolojide tek olarak değerlendirilemez. Başka bir yaklaşıma göre Gestell, insan mantığının bir parçasıdır ve sadece dünyaya meydan okuma değil, insanoğluna da meydan okumadır. Sonuçta sadece insanoğlunun kişisel istek ve ihtiyaçları modern teknolojiyi yükseltmez.
Modern teknolojinin temeli her yerde ve her koşulda meydana gelebilir. Heidegger’in bu çalışması teknolojiye felsefi bir anlatım kazandırmıştır. Madga King, William Lovitt ve Michael Zimmerman çalışmaları Heidegger’in işiğında olmuştur. Heidegger’in önemli düşünceleri Kostas Axelos Reihart Maurer, Albert Borgmann, Hwa Yoljung ve David Ihde’un eserlerinde rastlanmıştır.
Diğerleri ise Heidegger’in yaklaşımını katı bir şekilde eleştirmiştir. Dessaver gibi mühendisler, Heidegger’in gerçek doğa teknolojisini takdir etmesinde başarısız olduğunu düşünmüşlerdir.
Heidegger için felsefenin kalbi yorumlamadır. Bu nedenle, teknik felsefenin anlaşılması için açık örneklemelerde bulunulmuştur.
Heidegger’e göre problem hem kolaylaştırılabilir, hem de bilimsel ifadelerle zorlaştırılabilir. Çünkü modern teknoloji pratik bilinçliliğin özelliğidir. Teknolojik dili açıklamak için önce diğer dili de yaratmak gerekir.

Kaynakça
1- Cevizci, AHMET, Felsefe Sözlüğü, Paradigma yayınları, İstanbul

2- Heidegger, MARTİN, Tekniğe Yönelik Soru, (çeviren, Doğan ÖZLEM), Afa Yayınları

3- Mitcham, CARL, College, CATHARİNE, Kentucky, CATHARINE; Philosophy of Technology
4- Teknoloji Benim Neyim Oluyor?, Alamuk Yayınları, Ankara, 1993, 2. baskı ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 1999.
   

 

 


         UYARI!
©
Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.

 
 

Google