|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|

Sitemizin Yazarları
|
|
BİR HÜZÜNLE GİDERKEN
ZAMAN GÖZLERİNDE…
var sen yalnızlığına,
kimse duymasın benden başka…
Sosyal Hizmet Uzmanı.
Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı |

“Zaman içimde
nedensiz büyüyen kimliksiz bir yara, doldurulamaz bir boşluğun sızısını
duyuyorum, başlarken her gece ve her gün aydınlanırken… Zaman bana bağlı
değil mi? Yoksa anılar bir yıldız ışığı gibi sönüp gitmiş olmalı ki
yüreğimden, böyle yaşamaya çalışıyorum” dedi.
Sözcükleri durgun bir nehir gibi yorgun akıp gidiyordu dudaklarından.
“Kalbini ko ellerime umutsuzluğun gitsin” dedim.
Başını kaldırdı. Mavi bir hüzünle baktı. Buğulandı gözleri.
“Ben umutsuz değilim” dedi.
Masanın üstünden çantasını aldı. Yokmuşum gibi davranırcasına çıkıp gitti.
Dışarıda bir otomobilin yumuşak motor sesi… Az sonra pencerenin önünde
otomobiliyle durdu. Elini salladı aracın içinden. Sonra şehre doğru yol
aldı…
Yağmur yüklü bulutları vardı Karadenizin. Yağmurları tene dokununca üşüten.
Varsa insanın yaralarını yakan. Yeni özlemlerle geceleten…
Sabah erkenden kalkıp Adanın kıyısında yürümeye başladım. Deniz süt
mavisinde, gökyüzü, teknelerle yüklü deniz, kıyı, tersane, balıkçılar,
uçuşan akça kuşlar, esen deniz yeli, dinmeyen iyot, yosun ve deniz kokusu,
hep yenilenen ayrılıklar, ta ötelerde başka başka kıyı şehirlerinde
yaşadığını bildiğimiz ama yüzlerini göremediğimiz insanlar… Dünya hep
doluydu. Dünya dağılıp giden özlemlerle vardı. Dünya insanları mutluydu.
Dünya insanlarla yaşıyordu. Belki de mutsuzdu. İnsanoğlu değil miydi ki
dünyayı binbir duygu karmaşasına sürükleyen, seven, öldüren, zulüm saçan,
insan kanından tarih yazan, yaratan. Eline kan ve korku bulaşmış ölümlü
insanın, yüreği böyle sevgi doluyken de! Ölüme, öldürmeye susamış insanoğlu…
Uzakça duruyorlardı. Kanatsız birer kuş gibi tünemişlerdi denizin üstüne.
Sanki az sonra uçup gideceklerdi. Her biri bir dal fidan ayrılığı da
öğretmişlerdi kıyılarda bekleyenlerine.
Yapyalnız, habersiz, şehre yabancı, yolcuları birikmişti güvertede.
İçlerinden tek yolcu gemisi o idi. Diğerleri yük gemisi, iş, aş gemisiydi.
Umut ve gelecek yüklü…
Gün öğleyi buldu. Ada şenlendi. İnsanlar bir öğleyi daha bitirdi. İyimser
bir gecenin ilk ışıkları serpildi Adanın üstüne. Dindi rüzgâr, sıyrıldı
bulutlar gök karanlığından, açıldı bir yıldız ışığında gök karanlığı.
Duruldu her biri korsan çığlığı kadar keskin dalga sesleri. Büyüdü gökte
duru sarı da bir ay. Uyudu Ada şehri denizin koynunda. İşte o sıra ay
ışığının altında bir tansık gerçekleşir gibi oldu. Elinde feneriyle Diyojen
gelip kuruldu tersane önlerine. İnsan insan! diyerek yürüyüp gitti
karanlığa. Karanlık yandı… Geride insan olduğunu acı acı haykırıp duranların
geceye düşmüş dağınık siluetleri…
Tanyerleri ışıyınca denizden gelen sis ağır ağır dağıldı. Sisin ardından
tatlı bir esintiyle okşanmış bir yüz Ada şehri… Sultanını yitirmiş eski bir
masal şehri gibi…
Koştum kıyıya, denizde ipilti yok. Deniz kımıltısız. Karınca inse kıyısına
deniz suyunu verir halinde. Doya doya içerdi suyunu karınca…
Gün açıldı. Bir hışırtıyla gülümsedi deniz. Dolgun bir tanrıca gibi bereket
kokuyordu güneşin şırıltıları altında deniz…
Mendireğin girişinden bir korna sesi geldi. Dönüp baktım. Elleriyle beni
çağırıyordu. Gitmedim…

|
|