Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

BİR HÜZÜNLE GİDERKEN ZAMAN GÖZLERİNDE…

                                                  var sen yalnızlığına,
                                           kimse duymasın benden başka…

Sosyal Hizmet Uzmanı. Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı

 “Zaman içimde nedensiz büyüyen kimliksiz bir yara, doldurulamaz bir boşluğun sızısını duyuyorum, başlarken her gece ve her gün aydınlanırken… Zaman bana bağlı değil mi? Yoksa anılar bir yıldız ışığı gibi sönüp gitmiş olmalı ki yüreğimden, böyle yaşamaya çalışıyorum” dedi.
Sözcükleri durgun bir nehir gibi yorgun akıp gidiyordu dudaklarından.
“Kalbini ko ellerime umutsuzluğun gitsin” dedim.
Başını kaldırdı. Mavi bir hüzünle baktı. Buğulandı gözleri.
“Ben umutsuz değilim” dedi.
Masanın üstünden çantasını aldı. Yokmuşum gibi davranırcasına çıkıp gitti. Dışarıda bir otomobilin yumuşak motor sesi… Az sonra pencerenin önünde otomobiliyle durdu. Elini salladı aracın içinden. Sonra şehre doğru yol aldı…

Yağmur yüklü bulutları vardı Karadenizin. Yağmurları tene dokununca üşüten. Varsa insanın yaralarını yakan. Yeni özlemlerle geceleten…

Sabah erkenden kalkıp Adanın kıyısında yürümeye başladım. Deniz süt mavisinde, gökyüzü, teknelerle yüklü deniz, kıyı, tersane, balıkçılar, uçuşan akça kuşlar, esen deniz yeli, dinmeyen iyot, yosun ve deniz kokusu, hep yenilenen ayrılıklar, ta ötelerde başka başka kıyı şehirlerinde yaşadığını bildiğimiz ama yüzlerini göremediğimiz insanlar… Dünya hep doluydu. Dünya dağılıp giden özlemlerle vardı. Dünya insanları mutluydu. Dünya insanlarla yaşıyordu. Belki de mutsuzdu. İnsanoğlu değil miydi ki dünyayı binbir duygu karmaşasına sürükleyen, seven, öldüren, zulüm saçan, insan kanından tarih yazan, yaratan. Eline kan ve korku bulaşmış ölümlü insanın, yüreği böyle sevgi doluyken de! Ölüme, öldürmeye susamış insanoğlu…

Uzakça duruyorlardı. Kanatsız birer kuş gibi tünemişlerdi denizin üstüne. Sanki az sonra uçup gideceklerdi. Her biri bir dal fidan ayrılığı da öğretmişlerdi kıyılarda bekleyenlerine.
Yapyalnız, habersiz, şehre yabancı, yolcuları birikmişti güvertede. İçlerinden tek yolcu gemisi o idi. Diğerleri yük gemisi, iş, aş gemisiydi. Umut ve gelecek yüklü…

Gün öğleyi buldu. Ada şenlendi. İnsanlar bir öğleyi daha bitirdi. İyimser bir gecenin ilk ışıkları serpildi Adanın üstüne. Dindi rüzgâr, sıyrıldı bulutlar gök karanlığından, açıldı bir yıldız ışığında gök karanlığı. Duruldu her biri korsan çığlığı kadar keskin dalga sesleri. Büyüdü gökte duru sarı da bir ay. Uyudu Ada şehri denizin koynunda. İşte o sıra ay ışığının altında bir tansık gerçekleşir gibi oldu. Elinde feneriyle Diyojen gelip kuruldu tersane önlerine. İnsan insan! diyerek yürüyüp gitti karanlığa. Karanlık yandı… Geride insan olduğunu acı acı haykırıp duranların geceye düşmüş dağınık siluetleri…

Tanyerleri ışıyınca denizden gelen sis ağır ağır dağıldı. Sisin ardından tatlı bir esintiyle okşanmış bir yüz Ada şehri… Sultanını yitirmiş eski bir masal şehri gibi…

Koştum kıyıya, denizde ipilti yok. Deniz kımıltısız. Karınca inse kıyısına deniz suyunu verir halinde. Doya doya içerdi suyunu karınca…

Gün açıldı. Bir hışırtıyla gülümsedi deniz. Dolgun bir tanrıca gibi bereket kokuyordu güneşin şırıltıları altında deniz…

Mendireğin girişinden bir korna sesi geldi. Dönüp baktım. Elleriyle beni çağırıyordu. Gitmedim…


Bize Ulaşın