SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

 


SOSYAL ÇALIŞMA DÜŞÜNCESİNİN GELİŞMESİNİN ÖNÜNDEKİ TEMEL ENGELLER VE TARİHSEL KOŞULLARI BİLMEMEK ÜZERİNE BİRKAÇ ARGÜMAN…

Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı

Sitemiz Editörü 
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

   

Sosyal çalışmanın yalnız Türkiye’de değil bütün dünyada yeniden tartışıldığı bir dönemin içinden sürüklenip geçmekteyiz. Geride ham hayallere eşlik eden hayal kırıklıkları, acılar, duraksız umutlar, ayyaş tükenilmişlikler, köşesine çekilmiş bayat hayatlar, uğursuz kabuslar, ütopyasız karanlıklar, kurşunlanmış yoksulluklar ve yaşamı hiçleyen ne varsa… Görüyoruz ki, sosyal çalışma düşüncesinin yetersiz örgülendiği Türkiye’de bu tartışma daha ziyade bir bunalım; kimlik erozyonu şeklinde tezahür etmektedir. Peki yaşanan tüm bu olumsuzluklar karşısında yapılması gereken nedir? Kime ya da kimlere ne gibi görevler düşmektedir? Somut koşullara bakıldığında sosyal çalışmanın karşı karşıya kaldığı bunalımlara-tehlikelere karşı yanıt verme konusunda üç tür müdahale tarzı olduğu ya da benimsendiği söylenebilir. Birincisi, olanı muhafaza etmek için sessizleşmektir; yani tortuyla övünüp sosyolojik manada tilkileşmektir. İkincisi bir sosyal çalışma geleneğinin olabilirliğini tartışıp gelenekten ilerisi için stratejik yollar çıkarmayı görev edinmektir. Üçüncüsü ise gelenek diye tanımlanan sosyal çalışmanın geçmişini sorgulamadan onu simgesel pratik olarak algılayıp ortodoks-muhafazakar bir yapıyı da episteme anlamında her şeye rağmen korumaktır. Bilinir ki, bu doğmatiktir. Ve bir fasit daireden öte değildir. Ne ki, çoğunluk bu kalıpları daha kabul edilebilir karşılamaktadır… Ben ikincisiyle sosyal çalışma düşüncesinin daha iyi yeniden tanımlanabileceğine inanmaktayım. Kuşkusuz ikincisinde daha samimi bir hareket söz konusu…


21. yüzyılda sosyal çalışma güçsüz bir gerileyiş, tükeniş içinde. Nedeni; her ne kadar birtakım küresel hesaplar olsa da, Türkiye’de sosyal çalışmanın demokrasi idealini meslek unsurlarına bir norm olarak sunamamış olmasını da kritik etmek gerekmektedir. Yine etik (evrensel değerler) sorumluluktan sosyal çalışmanın istemeyerek de olsa uzak durması bir diğer neden olarak açıklanabilir.

21. yüzyılın ön kötümser yıllarında sosyal çalışma disiplininin ve mesleğinin belleğine girip onun baronlarıyla, rantiyeleriyle hesaplaşma zamanı gelmiştir ve geçmektedir de… Sosyal çalışmanın genç kuşakları bu can alıcı hesaplaşmayı bir kararlılıkla yapmalıdır; cesaret ve bilgi bu kararlılığı besleyen ana dayanaklar olacaktır. Tarih mahkemesi bu görevi onlardan beklemektedir.

Sosyal çalışma yüzyılımızda hangi anlamda bir gerçeklik buluyor? Sosyal çalışmayı diğer sosyal disiplinlerden ayıran neydi? Diğer disiplinlerden bilimsel olarak ayrıldığını ifade edenler olacaktır. Bunların geçerli nedenleri de vardır. Bir örnekle onların biraz daha paydamıza eleştirel yaklaşmalarını sağlayabiliriz. Bir sosyal olgu (şiddet olsun) sunalım; sosyolog, sosyal çalışmacı ve psikolog diye üç meslek elemanına… Sonuça çoğunluk olarak belirli bir saflaşmayı temsilen aynı çözüm yollarından geçilerek ulaşılmış olacaktır. Çünkü her taraf kendince hazır / benzer sınırları içice geçmiş yanıtlar sunacaklardır. İnanılsın ki, 21. yüzyılda bu benzersizlik hat safhadadır. O zaman sosyal çalışmanın çıkarması gereken ders nedir? Bu benzeme olayı bir fırsattır sosyal çalışmanın özgürlükçü - radikal bir tutum takınması için de. Sosyal çalışma referansını tarihten alırsa bu bağlantıyı kurabilir. Ve bir perspektif inşa edilebilir. Yoksa düne hayır diyen bugün o düne rahatlıkla evet diyebilecektir. Yani ikinci bir hayır… Sosyal çalışmanın anlamını yitirdiğini ise bu tipte kategoriler ancak söyleyebilir.

Sosyal çalışma gelir eşitsizliğini artırıcı bir düzenin meşrûiyetini yadsıyarak / reddederek 21. yüzyıla tutunabilme şansına sahip olabilir, zorunlu olan da budur çünkü, inisyatif üstünlüğü bu şekilde sosyal çalışmaya geçebilir. Sosyal çalışma içeriği, koşulsuz tavır almayı gerektirir. Bunu kullanmak gerekmektedir.

Sosyal çalışmanın diyalektik gelişmesi toplumsal / ekonomik eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını hedefler; değişimi insan özne olabildiği müddetçe yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik dinamizme edebilir. Sosyal çalışma ideallerine uygun uygulamalardır bu süreçler. Sosyal çalışmanın diğer mesleklerden en önemli farkı toplumsal örgütlenmeyi bir üst alanda ortak amaç olarak görmüş olmasıdır. Özellikle son yıllarda insan haklarında üçüncü kuşak diye nitelendirilen hakların gündeme gelmesine ve farklı taleplerin karşılanmasına yönelik mücadele tarzlarına sosyal çalışma bütünsel olarak bakar. Sosyal çalışma parçalı kimlikler / toplumsal gruplar / mesleklerin istemlerini sosyal adalet temelinde yurttaşlık öngörüsüyle kabul eder. Özde farklılığın talebini eşitliğin ve özgürlüğün talebi olarak algılar…

Ezilenin / sömürülenin / dışlananın hakkını aramak sosyal çalışmanın 21. yüzyıldaki misyonudur. Bu çaba sosyal çalışmayı var edecektir. Sosyal çalışmanın olmazsa olmaz koşulu budur. Sosyal çalışma kimliğini ancak bu şekilde tanımlayabilir. Nesnel temeli olmayan söylemlerle ya da ayakları yere basmayan bilimsel sanılan üretimlerle değil…

*shuaziz@gmail.com

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org