KÜLTÜR & SANAT

BİR KUŞ OLUVERDİM…
Şerafettin Sayar
/ Sitemiz Yazarı
serafettinsayar@hotmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

 

 

Anne, baba, vali amca, müdür baba; beni şimdi daha iyi duyabildiğinizi düşünüyorum. Çünkü ben çok yükseklerden yıldızların arasından sesleniyorum. Burada sesimin dünyaya iletilmesine yardımcı olan ve üstün teknoloji kullanan bize benzemeyenler var. Burada çok mutluyum. Yaşamımı engelleyecek hiçbir risk yok. Trafik yok, yangın, sel, deprem gibi doğal afetler yok. Hastalık tok, okul yok, onun için dert de yok.

Köyümde okul olmadığı için beni ve arkadaşlarımı kasabadaki okula gönderdiniz. Kasabada evimiz de yoktu. Onun için yurda verdiniz. Yurt hiç evimize benzemiyordu. Yurtta annem, babam da yoktu. Otuz kişi aynı odada yatıyor, aynı odada ders çalışıyor, aynı odada yemek yiyorduk. Annemin yaptığı tarhana çorbasını, mısır çorbasını, katmerini hep özlüyordum. Babamın hiç sevmediğim sigara kokan bıyıkları ile yanağıma kondurduğu öpücüğüne hasret kalıyordum.

Sabahları erken kalkmak zorundaydık. Uykumuzu alamadan, güneşin aydınlığını göremeden yataklarımızdan kalkıp birkaç zeytin, bir parça peynir ve çay ile kahvaltımızı yapıp okula giderdik. Hiçbir zaman televizyonlarda gördüğümüz okullardaki öğrenciler gibi beslenemedik, peynirin ve reçelin birden fazla çeşidini bilmedik. Bal, tereyağında yumurta, kahvaltılık çikolata hiç yemedik… Pembeli, mavili, yeşilli, kırmızılı kaliteli elbiselerimiz, su geçirmez ayakkabılarımız hiç olmadı. Okulumuza gitmek için klimalı servis arabalarına binemedik. Yurtta kendimize ait odamız olmadı. Kişisel eşyalarımızın çoğunu ortak kullanmak zorundaydık. Hepimiz aynı tip ayakkabı, mont, ceket, buluz giyiyorduk. Kendi kendimize banyo yapmayı beceremiyorduk. Saçlarımız hep mat kalıyordu. Aynalarda kendimizle arkadaş oluyorduk. Yurt müdürüne müdür baba derdik. Diğer çalışanlara ise abi, abla, anne diye hitap ederdik. Müdür babanın o dağ gibi gürleyen sesini duyduğumuzda tir tir titrerdik.

Mademki bizi anne ve babamızdan, köyümüzden ayırdınız onların yerini az da olsa doldurabilecek, bizi elimizden tutup okula götürecek, sevildiğimizi hissettirecek, başımızı okşayacak, bize kokulu sabunlarla banyo yaptıracak, elbiselerimizi ütüleyecek, evladım, Aliçiğim, Fatmacığım, Ayşeciğim diye hitap edecek, gece üzerimizden düşen yorganımızı üzerimize örtecek abi ve ablalar yok muydu?.. Bizi dinleyen, değer veren, bize biz olduğumuzu hatırlatan, tatillerde bizi köyümüze götüren, anne ve babamıza kavuşturan, sinema, tiyatro, konser gibi etkinliklerle ve bizi denizle buluşturacak olan abiler, ablalar nerede?..

Böyle insanlar ülkemizde kalmadı mı yoksa? Hani psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire doktor, öğretmen yetiştiren üniversitelerimiz vardı. Ne oldu oralardan mezun olanlara? Mimarlar, mühendisler bizim için modern ve güvenlikli yurt yapamıyorlar mı artık… Yurdumuzun elektrik tesisatı eskiymiş, yangın merdiveni kilitliymiş, yurdumuz eski binaymış. O zaman bizi neden o binaya koydunuz. Yıkın gitsin, yıkın gitsin, yıkın gitsin, gitsin, gitsin, gitsin.

Gecenin karanlığında birden aydınlandı ortalık, kızıla döndü karanlık, ısı arttı, cehennem ateşi sardı her yanı. Birden bir kuş oluverdim. Kocaman kanatlarımla gökyüzüne yükseldim duygularımı ve özgürlüğümü yanıma alarak, sizleri titreyen dudaklarınız ve göz yaşlarınızla baş başa bırakarak…..

 Şerafettin Sayar
Sosyal Hizmet Uzmanı
01.12.2016

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org