Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA

ÇALIŞTIRILAN ÇOCUKLAR VE SOSYAL HİZMET YAKLAŞIMI

Dr.Bülent İLİK/Sosyal Hizmet Uzmanı

 

Çocuk konusunda uluslararası bağlamda da söylenebilecek çok şey var. Sorunun evrensel bir boyutu olduğunu gözden kaçırmamak için birkaç başlığı anımsatmakta yarar görülmektedir.Yoksulluk sorunu yaygınlaşmakta ve Ülkeler arasındaki uçurum beklenenin aksine açılmaktadır.1970’lerde dünyanın kuzey yarım küresi dünya geliri pastasının %60’ına, güney yarım küre %40’ına sahip oluyordu. 2007’ye geldiğimizde bu oran olumsuz olarak açıldı ve kuzey yarım kürenin payı %85’e ulaştı. Üstelik bu el koyma, Irak’ta olduğu gibi “demokrasi adına” açık savaş yöntemine kadar uzandı. Bilindiği gibi savaş öncesi günlük petrol varil maliyetinin en düşük olduğu ülke Irak’tı. Petrol varil maliyetinin en düşük olduğu ikinci ülke İran ve “ demokrasinin götürülmeye çalışıldığı “!.. ikinci ülkenin de İran olduğu görülüyor. Gelir pastasından dünyada 354 zengininin aldığı pay 2,1 milyar insanın gelirinden daha fazla. Eğer gelir bu kadar uca savrularak bölüşülüyorsa, küresel anlamda çok ciddi sorunlar var demektir. Türkiye’de dünya ekonomisi içinde ilk 10’u zorlama hedefiyle yarışıyor ve biz ilk 20 büyük ekonominin içindeyiz. Ancak insani gelişime endeks içinde 190 ülke arasında UNDP verilerine göre 94.sıradayız.
Bu sorunun önemli ama tek boyutu dışındaki nedenleri göz ardı eden yaklaşımlar içinde doğruları içerse bile, soyut bir çözüm-bağlantı arayışı içinde farkında olmadan,çocuklara ilişkin sorunu kabul edilebilir ve böylelikle sürdürülebilirliğinin de benimsenmesi sonucunu da yaratıyor. Örneğin: çocuklar falan kurslara giderse hiç sokağa çıkmaz, sokağın olumsuzluğundan etkilenmez yaklaşımını tek ve en önemli çözüm gibi sunulmasını doğru bulmuyorum. Yani çocukların hepsini biz spor kurslarına gönderelim sokağa çıkmasınlar, böyle bir şey yok. Din eğitimi alsınlar, Kuran kurslarına gitsinler.!.. Bunun bu kadar kolay çözülebilecek ve bu kadar hafife alınabilecek bir sorun olduğu kanısında değilim.

Sorunun farklı boyutlarına ilişkin başka başlıklara geçmek istiyorum. Sokakta çalıştırılan çocuğumuz 13-14 yaşlarında. Muhtemelen bir sonraki seçimde Türkiye’nin kaderini belirleyecek seçmenlerde oy kullanacak, seçmen olacak. Anayasa değişikliği gerçekleşirse seçilebilecek de. Biz bu 13 ve 14 yaşındaki çocukları hangi koşullarda yaşatıyoruz, dünyayı algılamalarına nasıl katkıda bulunuyoruz, örgün ve yaygın eğitimde ne veriyoruz, kitle iletişim araçlarında ve toplumsal yaşamda,ailelerinde önlerine rol model olarak kimi/kimleri sunuyoruz. Yani yakın geleceğin,ilk merkezi ve sonraki yerel yönetim seçiminin seçmenleri nasıl seçmenler olacaklar?.. Bu çok ciddiye alınacak ve üzerinde düşünülecek bir konudur.

Yakın tarihli birkaç gazete haberini anımsayalım. Biz çabuk unutuyoruz, konuşup hemen tüketiyoruz. 1,5–2 ay. Şanlıurfa’da süt sağmaya giden işçilerin kamyonu dereye uçmuştu ve ölen 9 yurttaşımızın içinde kız çocukları da vardı. Birkaç gün önce televizyonda 15 yaşında, 55 yaşındakine kuma giden bir annenin çocukları pamuk topluyorlardı. Okullar açıldı ve o çocuklar pamuk toplamaya devam ediyorlar.. Bir bölümü babaları gönderirse muhtemelen okullar kapanmadan yine pamuk toplamaya çıkacaklar.

Bu örnekleri sokaktakilerden daha az gördüğümüz ama güç koşullardaki diğer çocuklarımızı da anımsatmak için sundum. Üstelik bu çocuklar uzakta değil, yakınımızdalar. Türkiye’nin metropol kentlerindeler, metropol kentlerinin yakınındalar. Hatta ilginçtir; Güneydoğu’nun bazı illeri artık Doğu Anadolu’dan göç alıyor, yani kademeli göçün bir kısmı bu bölgeye gerçekleşiyor ve bunların içinde çocuklar da var.Ayrıca çok yoğun mevsimlik göç olgusu da yaşanıyor.

Bir başka önemli sorunumuz -deyime katılmayabilirsiniz- çocuklarla ilgili hizmet üretenlerin önemlice bir bölümünde kurtarıcı sendromumuz var. Çoğu kez çocuklar için kurtarıcı olmaya soyunuyoruz ve rolümüzü öyle biçiyoruz. Bu kurtarıcı sendromuyla ilgili bir gazete haberine göz atalım. İlini ve yerini söylemeyeceğim Sokakta çalışan çocuklarla çalışan arkadaşlarımızın bir bölümü demişler ki “7000 çocuğu hayata döndürdük”. 7000 çocuk hayatta değilmiş demek ki hayata döndürdüler. Nasıl döndürdüler, ne kadar izlediler o bilinmiyor.Dahası bu 7000 çocuk farklı çocuklar mıdır,yoksa çocuğa verilen her hizmet ayrı ayrı kaydedilerek mi bu 7000 sayısına ulaşılmıştır.Bu yönetici diğer söylediklerine de bakınca; kendini almış başka bir yere yerleştirmiş çalışanlar, çocukları da başkalaştırmışlar, bir yere koymuşlar, kendi kafalarında ki ölçüye göre kurtarmaya gayret ediyorlar.

Bu yaklaşımı zaman zaman çoğumuz yapıyoruz. “Bu çocuk için en iyisi bu, bu aile için en iyisi bu, bunları şöyle yaparsak kurtarırız diye düşünüyoruz”. İşin doğrusu çocuğu ve aileyi sürece katmasanız, anlamazsanız, bilmezseniz ve objektif olarak bakmazsanız kurtarma gibi bir başarı şansınız yok. Bunun da önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum. Çocuk hakları sözleşmesinin en önemli maddelerinden biri çocuğun katılım hakkıdır. Biz bu katılım hakkı çerçevesinde sokaktaki çocuğu, aileyi buraya getirip konuşturalım gibi kolay bir çözümü önererek söylemiyorum. Ama gerçekten çocuk ve aile bulunduğu noktada ne düşünüyor ve buna nasıl yaklaşıyor, bizim yaklaşımımızın ondaki yansıması ve değerlendirmesi nedir?. Bunu iyi düşünmek ve sorgulamak gerekir.

Çocuklarla çalışanların söylediği en önemli şeylerden biri;” sokakta çalışan çocuklardan alışveriş yapmayın. Sakın onlara para vermeyin”. Doğru gibi görünüyor ama örneğin; Sayın Gürhan Fişek’in araştırmalarındaki saptamaları ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün öncülüğüyle tekstil alanında çocuk işçi çalıştıran iş yerlerinden alışveriş yapılmasının engellenmesi ve buna yasak getirilmesi uygulamasının geri kalmış ülkelerin bir bölümünde çalışan çocukların çok daha ağır ve görünmez işlere kaydığı sonucunu unutmamak gerekir. Yani madenlere, fuhuş sektörüne, daha görünmez ve kapalı yerlere kayması gibi, Türkiye’de tuğla fabrikalarına kayması gibi.

Bu alanda yapılmış çok değerli bilimsel çalışmalar var.Ancak bu çalışmaların önemlice bir bölümü çocuk ve aileye ilişkin demografik verileri içeriyor.Babaların yüzde şu kadarı şöyle, annelerin yüzde şu kadarı şöyle, eğitimleri şöyle… ama gerçekten çocuğun niye sokakta olduğu ve o oluşa ilişkin duygu, düşünce ve değerlendirmelerini alacak, değerlendirecek ve ona ilişkin çözüm üretecek çalışmalarda eksikliğimiz var.

Sorunun çok büyük bir bölümü yoksulluk temelli ama bir bölümü de ihmal ve istismar temelli ya da bunlar çok iç içe geçmiş, örtüşmüş durumda.Örneğin İstanbul’da model oluşturma çalışmaları sürecinde gözlemlediğim bir vak’a yı aktarayım. Kadıköy’de İskele Meydanı’na 4 çocuğunu köşelere yerleştirip,çalıştıran bir baba sabahtan akşama kadar kahvede oturuyordu. Çocuklar gençlik merkezine getirildiğinde baba tepki verdi. Benim ekmek kapıma nasıl engel olursunuz diye. Çocuklar gerçekten çok ağır koşullarda çalışıyordu ama babanın gizli bir koruması da vardı. Mesela çocuklarının uyuşturucuyla tanışmasının önüne geçiyordu, ama kendiside çalışmıyordu.

Şimdi çok daha büyük bir tehlike var. Ben bu büyük tehlikeyi özellikle kısa bir süre önce Batman’da yapılan, İLO’nun ve GAP İdaresi’nin çalışmalarından da esinlenerek söylüyorum Türkiye’nin önündeki çok ağır ve ciddi sorunlardan biri Türkiye’nin sosyal yardım politikasızlığı sorunudur. Aslında bu da bir politikadır. Halkı bir tür hazıra alıştırarak, tüketici konumunda tutarak, muhtaç durumda tutarak yani yurttaş konumunda değil kul ve tebaa konumuna gerileterek çalışma ortamının dışında ama bundan daha önemlisi de demokratik taleplerini dile getirir ve arar duruma gelmenin dışında tutarak başka yapılanmaların içinde hazırda tutma düşüncesidir. Bu düşünce bizim konuştuğumuz alan içinde en büyük tehlikelerden biridir.

Türkiye sosyal yardım alanında hiçte azımsanmayacak, görünür ve görünmez bir kaynağı kullanmaktadır. Bunların içinde tarikat ve cemaat destekli STK görünümlü büyük ölçüde kentsel ranttan beslenerek büyüyen kuruluşlar, kamu eliyle ve olanağıyla seçim öncesi haziran ayından itibaren başlayan kömür dağıtımı, gıda dağıtımı tablosu çok ağır sonuçlara yol açabilir. Batman’da gördüğümüz şuydu. Sosyal hizmet uzmanlarının çocuklarını çalıştıran ailelere, çoğu kez kendi özel gayretleriyle bulup,önerdikleri sigortalı, legal işler çocukların babalarına hiç de cazip gelmiyordu. Çalışıp yeşil karttan ve yardımlardan da olmak yerine çocuklar ısrarla sokakta tutuluyordu. Yoksulluğun yeni yüzünde biliyoruz ki örgütlü iş alanı yaratmakta artık kolay değil.

Yoksulluğun yeni yüzünde, emeğe olan gereksinimin azalmasıyla burada da verilen örneklerde görüldüğü gibi 6 çocuğu sokakta çalışan bir aileye uygulayıcılar ne önerebilecekler. UNICEF ile SHÇEK’in bir araştırmasında günlük çocukların günlük geliri 4 doların altında değil. 7–8 çocuğun çalıştığı, gıdadan kömüre, kaçak elektrikten başka şeylere kadar kamusal olanakların iyileştirme olmaksızın tüketildiği bir ortamda elimizdeki iyileştirici gücün ve silahın ne olabileceğini de düşünmemiz bilmemiz gerekir.

Sayılar doğru mu, yanlış mı bilmiyorum ama biz 11 milyon yurttaşımıza iftar çadırlarında yemek veriyoruz. Ankara’da 3 milyonun üzerinde kişiye iftar yemeği verildiği söyleniyor. İstanbul’da 5 milyon kişiye yemek verildiği söyleniyor. O yemeğin verilmesiyle ilgili bir sıkıntım olduğu için söylemiyorum. Her yıl daha çok yurttaşa kömür yardımı yaptığımızı söylüyoruz ve bununla övünüyoruz. Aydınlık geleceği isteyen Ülkelerin insanları için bununla övünmesi mi gerek yoksa bununla yerinmesi mi gerek bunu sorgulamak lazım.

Biraz da başka noktalara değinmemiz gerekiyor.daha çok genel konuları konuştuk ama sokaktaki çocuklar konusunda mutlaka bir hizmet çeşitliliğini yaratmamız gerek.Sokakta tek tip çocuk yok karşımızda. Ailesiyle kaçak yollardan Türkiye’ye girmiş ve terk edilmiş, aidis’ li bir çocuk sokakta bedenini satarak yaşıyor. Sahada çalışan sosyal hizmet uzmanlarını bu çocuğu Sağlık Bakanlığının kurumlarına koyamıyorlar, SHÇEK kurumlarında kalması çok normal değil, bu çocuğa bir biçimde sınır dışı etmeye kalksanız bir başka sorun, Türkiye’de tutmaya kalksanız bir başka sorun, bir kurumsal hizmet sunamazsanız o da bedenini satıyor. Sorunun farklı boyutları olduğunu ve farklı hizmet kuruluşlarının oluşturulması gereğini simgelemek için bu örneği sundum.

Aklımızı biraz daha başka yerlere çekmek için başka bir örnek verelim. Elbette Doğu ve Güneydoğu’da ki yurttaşlarımız için zorunlu göçün sorunun kitleselliği ve yoğunluğunu arttırdığını bilerek ama sorunun sadece bundan ibaret olmadığını da hatırlamamız gerek. Şimdi hafızalarınızdan silindi. Sinop Durağanlı çocuklar, Durağan’ın dağ köylerindeki çocuklar İLO’nun da desteklediği bir projeyle hatırlayınız birkaç yıl önce Samsun’da köle pazarı diye gazetelere manşet oldu. Bu yüz yıllık bir gelenek. Çocuklar Durağan’ın dağ köylerinden Samsun’da ailelere kiralık veriliyordu. Bu başarılı bir toplum kalkınması çalışmasıyla ve sosyal hizmet yaklaşımıyla çok büyük ölçüde geriletilmiş bir sorundur. Samsun’da köle pazarının artık açıktan kurulmadığını biliyoruz. Çorlu’da ki tuğla fabrikalarında çalışan çocuklar içinde aynısı olmuştu.

Çocuğu konuştuğumuz zaman çocuk önemli, ailesi önemli, düşüncelerinin önemli olduğunu söyledim. Bir başka cephesinde kurumlar var, mahalli idarelerin ve merkezi yönetimlerin kurumları var. Bu kurumlarda da birkaç şeyin altını çizmek gerekir. Kaynakların en önemlisi bu kurumlarda; para, insan gücü, bina, bilgi birikimi ve deneyim. Bu konuda güven ilişkisi ve süreklilik ilişkisi önemli. Şimdi bu noktada çok iyi bir yerde olduğumuz kanaatinde değilim. Bürokrat arkadaşlarımız, bizde bürokratken muhtemelen öyle yaptık. Olanaklarının el verdiği ölçüde hizmetlerini tanıtıyorlar ama çocuk konusunun çok ciddiye alınması ve bir plan, ana plan çerçevesinde çözümlenmesi gereken bir konu olduğu gerçeğini hiç ama hiç unutmamalıyız. Somut örnek söyleyeyim size. Ankara’da son 10 yılda ÇEGEM dışında aşağı yukarı iki kuruluş vardı, halende iki kuruluş var. O iki kuruluştan biri ortalama 4 ayda bir nitelik değiştiriyor. Evsizlere bakıyor, sokaktaki çocuklara bakıyor, o çocuklar gidiyor başkası geliyor.

Diyarbakır’da o çok övündüğümüz, kurulmasında benimde emeğim olan, 97 yılında kurduğumuz ÇOGEM’de ifade edildi ki bir tek sosyal hizmet uzmanı var. Diyarbakır’da sadece bir sosyal hizmet uzmanıyla olmaz. Diyarbakır’da bir tane merkez, iki tane merkez olur mu? Nüfusunun %55’i çocuk olan yerde bir merkez açıyorsunuz ve kalıyor. Biz var olanı geliştirmek yerine çok kolay çözümler söylüyoruz. Örneğin pek çok kamu yöneticisi bu hizmet için “bir model oluşturulsun,kaynağı buluruz” diyor. Bu hizmetin modeli aşağı yukarı belli ve var. 1997’den beri İstanbul’da 5 aşamalı, 6 aşamalı model var.

Çocuklara yönelik hizmet için “politika oluşturulmasına “ vurgu yapılıyor. Politika elbette olmalı, var olan eleştirilip, geliştirilmeli ancak uygulamada hiçbir ciddi adım atmadan, sorun gündeme her geldiğinde yeni politika üretiyoruz söyleminin arkasına da saklanılmamalıdır. Bu da bizi politika yapalım, işi kurtaralım kolaycılığına getirebilir. Örneğin TBMM’nin sokakta çalışan çocuklar için hazırladığı rapor 3 parti grubunun önerileriyle oluşturulmuş ve içinde ciddi önermeleri içermektedir. Ancak buradaki önermelerin önemlice bir bölümü hayata geçirilememiştir. Politik kararlılık elbette önemlidir. İstikrar da önemlidir. Örneğin Malatya Çocuk Yuvasında yaşananların kamuoyuna yansıması sonrasında Devletin 5 bakanı bir araya geldiler ve çocuklar için bir hizmet modelini – ki o da daha önce var olan bir modeldir- yeni model olarak sundular. Yapılanlara yeni bir isim verip yeni model diyoruz. Heyecanla yeni modellerle sorunları çözeceğimizi düşünüyoruz. açıyor, kimi mahalle. Aslında modeller büyük ölçüde belli ama önemli olan bunları uygulamak ve sürekliliğini sağlamak.

Başka bir anımsatma ise; sokakta çocuklarla çalışanların sürekliliği önemlidir. Sokaktaki çocuklarla ilişkiniz güven ilişkisine dayanır. Çocuk her gün bir başkasıyla karşılaşırsa o hizmet verimli olmaz. Çıkıp Diyarbakır’da sokaklarda çocuklara isim sorun, çocuklar birkaç ismi tanıyorlar. Bir güven ilişkisi oluşmuş. Bu güven ilişkisi yeni çocukları beraberinde getirip hizmeti geliştirmenizi sağlar. Ama siz sürekli bunları değiştirmek isterseniz şöyle bir yanılgı içine de düşersiniz. 20000 çocuğa ulaştık. Acaba bu çocuk sayısı 20000 mi yoksa bu 20000’in içinde bazı çocuklar sistemimize beş kere girip çıktı mı? Onun için izleme değerlendirme sistemiyle birlikte çocukla güven ilişkisine dayanan bir ilişkiyi geliştirmemiz gerekir.

Sosyal hizmet uzmanlarıyla, sokakta çalışan arkadaşlarla ilgili bir başka güçlüğü vurgulayalım; Örneğin mendil satan bir çocukla karşılaştığınızda kendinizi neden sorumlu hissediyorsunuz? Çocuğun okula başlaması mı, aile ilişkilerinin düzelmesi mi, uyuşturucuyla tanışıklığı varsa onun çözümlemesi mi, biri mi, hepsi mi, bir kısmı mı? Toplumsal olarak toptan kurtarmaya yatkınız ama bazen kurtarayım derken hepsini elden kaçırabilirsiniz. Onun için bu alanda çalışan kurum, örgüt, insan sayısının çoğaltılması, görevlerin tanımlanması gerekir. Çocuk ve aile ile ilgili pek çok şey söylendi. Bende ailenin çok önemli olduğunu düşünüyorum ama çocuğu ve aileyi onlara rağmen değiştiremeyeceğimizi bilmek zorundayız. Çocuk ve aile ile çalışanların onlar adına ve her sorunu çözme yaklaşımı içinde olmamalıdır. Onlarla beraber değiştirmek, onlarda değişme arzusunu uyandırmak, kalıcı olan çözümü getirecektir ve bu kurumların sürekli olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu çerçevede en az ÇOGEM’ler kadar önemli ve öncelikli olan bir başka hizmet toplum merkezleridir. Farklı adlarla anılsa da toplum merkezleri özü itibariyle mahalle ölçekli örgütlenmelerdir ve soruna, gereksinime en yakın noktada sosyal hizmet temel yaklaşımı ve felsefesine uygun olarak katılım temelli örgütlenmelerdir.

Ufku olan yerel ve merkezi yöneticiler için şu öneriyi söylenebilir. Her yıl ilkokula başlayan ve ilkokulu bitiren çocuk sayısı kentlerde bellidir. Sadece bunu izleseniz, okulu bitirip, devam edemeyecek çocukları izleyecek modeli kursanız, koruyucu-önleyici çok ciddi adım atmış olursunuz. Bilgisayarda ve mahalle ölçeğinde izleyebilirsiniz ve bu modeli kurmalısınız.

Erken çocukluk gelişimine ilişkin GAP’ın sunduğu, belediyenin sunduğu, SHÇEK’in şimdilerde sayısını düşürdüğü ama geçmişte erken çocukluk gelişimi diye 4000, 5000 çocuğumuza ulaşan programların geliştirilmesi gereklidir.

Aileyle ilgilide her şeyi tek merkeze yüklememek, aile hizmet merkezleri kurmak gereklidir. Bu toplum merkezleriyle ve ÇOGEM’lerle koordineli olarak yürütülebilinir.

Diyarbakır’da sorunun çözümü için zenginleri göreve çağıran arkadaşlara katılmadığımı belirtmek istiyorum. Bu esas olarak sosyal devletin sorumluluğudur. Katkılara itirazımız yok ama bu zenginlerin çözeceği iş değildir. Çok sayıda, farklı boyutlarda ama daha küçük modelde tesisler kurmalıyız. Kentin bir bölgesinde sadece sokaktaki çocuklara göre bir büyük hizmet alanın yaratırsanız, o bölgedekilerle, oraya gelen çocuklar arasında bir çatışma başlatabilirsiniz. Oradaki her olumsuzluk çocuklara yüklenebilir. Onun için toplumdan izole çok büyük mekanlar yapmak yerine küçük ama çok sayıda birim yapmak gerek.

Yurttaşlar ve STK’lar merkezi ve yerel yöneticileri görev sürelerinde, ellerindeki olanaklara göre çocuklar için ne yaptıklarıyla değerlendirmelidir. Günlük, popülist, sadaka türü yaklaşımlar yerine, yıllara yayılan, somut, izlenip, değerlendirilebilir hedefler istenmelidir. Kentimde, Ülke de görev süremin sonunda örneğin bebek ölüm oranı %...düşürülecektir, …mahallede toplum merkezi ve …yeni Çogem açılacak, …çocuğa ve ailesine ulaşılacaktır gibi.


http://www.0-18.org yayınlanmıştır.

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.