Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları


Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ÇEMİŞKEZEK(!) HUZUREVİ MÜDÜRÜ İKEN ( 3 )
Şadiye DÖNÜMCÜ
Sitemiz Yazarı

YAŞLILIK ALANINI  SEVDİM.

Çemişkezek huzurevi erkek yaşlı bloğu mobilyalarını yenileme hedefimizi gerçekleştirmeye yönelik harcadığımız çok yönlü çabaların ürünü olan demirbaş ödeneğini sağladık. Yaşlı odası gardrop modelini bile foksiyonel olması için biz çizmiştik.

Yeni gardroba çivi

Mobilyalar geldi. Keyifliyiz. Yenileri odalara  yerleştirirken, tüm oda elden geçiyor. İlk önce koridor başındaki dört kişilik odayı düzenlemiştik.  İlerideki odalarda düzenlemeyi sürdürüyoruz. Tak-tuk sesleri duyduk. Anlayamadık. Ses o dört kişilik odadan geliyordu. İnanılmaz!  Yaşlı, (adı İsa olsun)  o kadar kısa süre içerisinde nereden bulduysa, kocaman bir keserle, 10-15 cm. uzunluğundaki bir çiviyi dolabın yan dış yüzeyine yarıya kadar çakmıştı. Sinir kat sayım ses desibelimi yükseltti; “İnsaf, İsa Amca” dediğimde, son derece sakin” Ne var! Paltomu asçam” yanıtını aldım.  

Hamiş: Giysiler dolap içine değil, dışına asılır(mış)

Eski yatağını arayan yaşlı

Erkek bloğunun mobilyalarını yenileyebilmiştik ama, eskimiş pamuk  yatak şiltelerini yenileyemiyoruz. Televizyonda  anneler günü kutlama etkinliğimize ilişkin haberi izleyen annesini yeni kaybeden bir hanım, bizimle iletişime geçti. Yüklü bir miktar para bağışlayacağını söyleyince, nakdi değil, elli beş  adet yaylı yatak almasını istedik. Aldı, üstelik yatak örtüsü, yastık, nevresim takımları ile birlikte. Tontinilerimiz ‘yepyeni  yataklarda yatacak’ diye  mutluyuz. Gönüllümüz için küçük bir tören yapacağımız gün, yenileri de sermiştik. Ertesi sabah yaşlının  (adı Hüseyin olsun) biri odama geldi. “Hayrola Hüseyin Amca!” soruma aldığım yanıt:“ Ben o yeni yatakta yatamam. Çok rahattır, iyidir belki ama ben yatamayacağım.N’olur bana eski yatağımı verin!” dedi. Şaşırdım. Yaşlının yalvararak bakan gözleri. “Eskiydi, kirliydi, ergonomik değildi!” dememi engelledi. Depoya kaldırdığımız yatakların  arasından kendi yatağını buldu, onu kullandı.

Yaşlımızın biri  tüm giysilerini çarşafının üzerine koyar, öyle  yatardı. Nedenini açıklamıştı: “Çobandım. Rahatsız yerlerde yatmağa alışkınım. Düzgün yatakta rahat edemiyorum.”  

Hamiş: 1-‘Rahat’ kavramı görelidir.

            2-   Yeniye alışmak zordur.

“Kuşlar açlıktan ölmesin, sayemde!”

Sosyal hizmet kuruluşlarında yemekhaneden odalara ekmek çıkarılmasının önlenebildiğine ben şahit olmadım. Çemişkezek Huzurevinde de aldığımız tüm polisiye (!) önlemler yetersiz kalıyordu. Genellikle kadın yaşlıların çantalarına, erkekler de ceplerine koyuyordu. Avcılık geçmişi olan bir yaşlımızın (adı Yaşar olsun) kata ekmek çıkardığından sabıkalıydı(!) Bir gün Yaşar Amca. bana suç üstü yakalandı: “Yemek için almıyorum. Gelin de n”aptığımı göstereyim!”  deyince, kata çıktık.  Meğer, Çemişkezek semalarının  tüm kuşlarını Yaşar Amca, odasının penceresinden besliyormuş.  Ekmek konulacak saati bilen  kuşlar  çevrede fır döner, onu beklerlermiş.  Bana “ Bakın, hiç bir işe yaramıyorsam da bu dünyada, bir sürü kuşun ölmemesini sağlıyorum hiç değilse” dediğinde kendimi kötü hissettim.

Yaşar Amca için kuşlar, kuşlar için Yaşar Amca önemliydi. Anlaştık. Ekmekleri yangın merdivenine koyacaktı. Böylece alt kattaki yaşlı odası pencereleri kirlenmeyecek, kuşlar da ölmeyecekti.

Hamiş: İnsan, işe yaramalı.

“Lütfen tuvalet yakınında bir  oda”

Huzurevindeki  yaşlı odaları lavaboluydu, Banyo ve tuvaletler ortak kullanımlıydı. Katta odalarda uzun bacaklı “L” şeklindeki uzun bir koridora sıralanmıştı, tuvaletler  koridorun sonundaydı.

Odama gelen kadın yaşlımız (adı Hüsniye olsun) söze “maruzatım var!” başladı. Koridor başındaki tek kişilik odada kalıyordu.  Yaşlılıkta insanın  tuvaletle samimiyeti çok artıyor ya! Tutmayan, ağrıyan  ayaklarıyla kilometrelerce(!)  yol gidip, tuvalet ihtiyacını karşılayıp,  odasına döndüğünde bitap düştüğünü, özellikle geceleri çok zorlandığını söyleyen yaşlı, tuvalete yakın bir odaya yerleştirilmeyi talep ediyordu.  

Bu insani talebi epeyce  zorlanarak gerçekleştirebildiğimizde,  yaşlımızın mutluluğu görülmeğe değerdi. Bu konudan tüm yaşlılar muzdaripti, ancak yapabileceğim bir şey yoktu.  Huzurevi mimarisi odalara tuvalet-banyo eklenmesine cevaz vermiyordu.

Odalardaki tuvalet eksikliğini, bazı kadın-erkek yaşlılarımız özel  yöntemlerle çözdükleri malumumuz ise de, engelleyemiyorduk. Bir sabah  bahçeyi dolaşırken, yaşlı odası kaynaklı   “çıktı” sağanağına yakalanınca,  eve gidip üstümü değiştirmiştim.

Yemek beğendirmek zordur yaşlıya!

Yaklaşık üç yüz kişiye verilen beslenme hizmeti veriyorduk. Farklı beğenilere sahip bu denli çok insanı mutlu etmek güç elbette. Pırasa zeytinyağlı piştiğinde “aaaa, pırasa kıymalı  olur!” der bir grup yaşlı. Kıymalı piştiğinde de diğerleri “aaaa, niye zeytinyağlı değil! der diğerleri.

 Patates bu gün garnitür,  iki gün sonra  ana malzeme olarak kullanıldığında: “her gün patates yemeği çıkıyor” denir. Sulu köfte yaparsınız, vay niye kuru değil? Sütlü tatlı sevmeyip, hamur tatlısı seven o öğün mutsuz olur.

Yaşlı beslenmesinde çorba özel öneme haizdir. Huzurevinde hafta yedi, en az çorba beştir.  Yaşlıya yararlıdır, içine ekmek doğrayarak yemesi kolaydır, besleyicidir, işletmecilik açısından da üçüncü kap maliyeti  düşüktür. Diyetisyen arkadaş çorba nedeniyle ne çok laf işitirdi yaşlılardan.

Toplu yemek pişirmede yemek kalitesini tutturmak önemlidir. Bazen ufak talihsizlikler olurdu yemekle pişerken. Yaşlıların, -özellikle akşam ve hafta sonu-  yemek kalitesine  ilişkin yakınmaları bitmezdi.

Diyabetik yaşlı tatlı  yemesini engelleyemezsin!

Çok sevdiği ve de hakkıyla pişirilerek sunulan ‘ankara tava’ yemeğini pazar öğle yemeğinde yiyen yaşlımız aşçıya  “Bu gün günlerden ne? diye sormuş. “Pazar” yanıtını alınca, “Ben biliyorum da, siz şaşırdınız herhalde diye düşündüm. Yemek çok güzeldi de! “ demiş. Personel arasında espri olmuştu, yemek kötüyse “Bu gün Pazar mı?” denirdi. Olaya idareci cephesinden baktığınızda bu  acizlikti: ancak her zaman istediğiniz gibi –aldığınız tüm önlemlere karşın-  olmayabiliyordu, bazı şeyler.

Yemekhanede yemek  öncesi yoğurt, salata, cacık, komposto,tatlı ve zeytinyağlılar masalara servis edilir, sıcak yemekler yaşlı yerine oturduğunda servis edilirdi. Yaşlıların yemekhanede oturacağı yer sabit olduğundan, diyetlilerin servisi de yerlerine hazırlanırdı.  Diyabetik yaşlı, kendine tatlı yerine  yoğurt konduğundan mutsuz olur, diğer masadaki tatlıyı alıp, yerdi. Tatlısı yenen yaşlı olay çıkarır, tatlıyı yiyenin de şekeri yükselirdi. Hemşirelerin konuya ilişkin çırpınmaları işe yaramazdı.

Hamiş: Yaşlının kendi kaderini tayin etme hakkı vardır.

“Bir kez özel olmak istiyorum!”

Özel bakım bölümündeki  yaşlılarımız yemeklerini  kattaki  yemek salonunda yada odalarında yerlerdi. Diğer katlardaki rahatsızlığı olan  bazı yaşlılara da hemşire – doktor önerisiyle sürekli/süreli olarak odalarına yemek servisi yapılırdı. Biz çalışanlar;  yaşlıların mobilizasyonlarını arttırmak ve sosyalleşmelerini sağlamak için yemekhaneye gelmelerinden yana  olduğumuz için oda servislik yaşlı sayısını  yüksek tutmamaya çalışırdık. Sağlıklı kadın yaşlımız (adı Müzeher olsun) odasına servis yaptırtmayı başaramayınca, hemşire arkadaşı bana şikayete geldi. Konudan haberdarım, “olmaz” landım.  “Lütfen, hiç değilse bir kez” dedi. Sonuç:  bir hafta odasına yemek servisi yapıldı. Kendini ‘özel’ hissedip, mutlu oldu.

Hamiş: Hizmette sınır yoktur.

Yaşlılarımız bir yıl daha yaşlanmasını kutluyoruz

Yeni yıl kutlama  programımız doğrultusunda, hevesle  hazırlık yapıyoruz. Bir yaşlı yakınının  yemekhane için aldığı süsler yetmedi. Arşiv çalışmasında  boşa çıkan eski karton dosyalara, folyo  paket kağıtları yapıştırarak süs amaçlı mobiller, evlerimizden getirdiğimiz artık malzemelerle  döngel, kumaşlarla   fiyonklar yaptık. Soba yaldızıyla çam yapraklarını boyadık. Maaile balon şişirdik Fon kağıdı ve pamuklarla, yeni yıl dileklerimizi yazdık. Teknisyen arkadaşların  demir çubukları eğip-bükerek  yuvarlak hale getirdi. Biz de pamukla doldurarak süsledik: noel çelengi oldu. Yaşlılar; balon şişiren  müdür, çam ağacı süsleyen hemşire,  çiçek boyayan psikolog, kedi merdiveni katlayan sosyal hizmet uzmanı,  rafya kıvıran memur, ilaç kutusu paketleyen doktor, hemşire  görmekten şaşkın.

Folyoyla  paketleyip, rafya bağladığımız boş ilaç kutuları çam ağacımızı daha şık kılmıştı. 30. Aralık mesai bitimi süsleyip, ışıklandırdığımız çam ağacını huzurevi girişine yerleştirdik.  Sabah geldiğimizde   küçük hediye paketlerini göremedik ağaçta. Yaşlılar merakla açtıkları paketlerde bir şey bulamayınca, mutsuz olmuşlar.

Yemekhane süslenip, bolca ışıklandırılarak “panayır” yerine dönmüştü. Müzik yayımı keyiflerini arttırmıştı. Yaşlılar  hareketlilikten hoşnut, bizleri izliyorlardı.

Personel Fadıl Noel Baba oldu!

 Günler önceden kadın / erkek her bir yaşlı için değeri küçük bir sürü hediyenin bulunduğu küçük torbalar hazırlamıştık. Noel Baba dağıtacaktı hediyeleri.  Yaşlı yakınının  aldığı kırmızı kumaştan  terzimiz Noel Baba giysisini hazırlamıştı. Terzimiz şeker çuvalından iki grevci gömleği dikmiş, birinin üzerine  kırmızı yağlı boya ile “hoş geldin yeni yıl” diğerine de “güle güle eski yıl” yazılmıştı. Emekliliği gelmiş, tombik, sevimli   personelimizi (adı Fadıl olsun) Noel Baba yapmak için  iknada zorlandık. “Maske- pamuk sakal- bıyık –kostümle seni kimse tanımaz!” dememize  kandı sonunda. Grevci gömleklerini de doktor ve uman arkadaş giydi.

Saat 10 sularında, hediye paketlerinin doldurulduğu  çuvalı sırtlayan  “Noel Baba + eski yıl + yeni yıl” ve bu kumpanyaya eşlik etmek isteyen -ben dahil-  tüm personelle birlikte, fizyoterapist arkadaşın boynundaki  pilli radyodan yükselen müziğe bağıra bağıra eşlik ederek -yada çocuk yeni yıl şarkıları  söyleyerek- katlarda hediye dağıtmış, yaşlılarımıza kırmızı kurdeleli mavi boncuklar takmıştık.

Hisseli Çemişkezek kumpanyası turnede

Huzurevi bangır bangır çalan müzikle inliyordu.  Biz personel, –adeta- çocukluğumuza dönmüştük. Şaşkınlığını atabilen yaşlılardan kumpanyamıza katılanlar oldu. Herkes çok mutluydu. Keyfimiz sürmeliydi. Turneye çıktık. Hızını alamayan kumpanya, huzurevinin yanındaki Kreş’e gittiğinde yemek  esnasındaki çocukların şaşkınlığı görülmeğe değerdi.

Öğle tatilinde de maaile, huzurevi yakınındaki -kızlarımın da okuduğu- ilkokula gittik. Noel Baba’nın dağıtması için aldığım  kağıtlı şekerlerin  çocuklara sunulması –fırlatılması diyemedim- esnasında neredeyse okul yıkılıyordu. Bizler de şeker uğruna küçük afacan güruhu tarafından ezile yazdık.  Tantana, noel  babamızın ayakkabısının tekini  kaybetmesine neden olunca  kuruluşa taksiyle dönmek zorunda kaldık.

Huzurevinin tüm kadın çalışanları aşçı yada garson

Personele vereceğimiz yeni  yıl hediyesini de örgütlemiştik. Psikolog arkadaşımızın eşinin sağladığı bardaklardan  hediye ettiğimiz bir kadın personelin söylediği” hayatımda ilk kez yeni yıl hediyesi alıyorum” cümlesi, anlamlıydı.

Akşam menümüz superdi, çok da zengin. Kuruluştaki tüm hatun personel katkı verecekti, ordövr tabağında yer alacak mezelerin yapımına. Mutfak çalışanları ana yemekleri yapacaktı. Yaklaşık yirmi çeşit meze olacaktı, tümü yapıldığında. 31’i sabahı mutfakta mesai yapan personel sayısı azımsanmayacak kadar çoktu. Arkadaşların tümü aşçı-garsondu neredeyse.  Ben bir güm önce yoğun çalışmıştım. O gün de sıkça mutfağa girip-çıktığımızdan sarımsak, kızarmış yağ kokuyorduk tümümüz. Getirdiğim yedek giysilerle  üzerime sinen kokuyu yok edebilmiştim ama, saçlarım kokuyor olmalıydı.

Akşam üzeri yarımşar saat aralıkla  hem bizim bakanımız,  hem de Ana Muhalefet Partisi Başkanı gelecekti. O saate kadar kuruluşta tüm hazırlıklarımız bitmişti: son anda yapılacaklar hariç.

Yaşlıları sünnet ettirmedik!

Bakanımızı karşılamak üzere biz  huzurevi bahçesinde bekliyoruz. Karşılayıcılar arasında yakalarında kırmızı kurdeleli mavi boncuklar bulunan yaşlılarımız da var. Makam arabası bahçeye girerken, kırmızı kurdeleli mavi boncuklu yaşlılar. bakanımızın dikkatini çekmiş.  Ana kapı  girişinde  Noel Baba,  bakanımıza da boncuk taktı. O arada kulağıma eğilen bakanımız: “yaşlıları sünnet ettirdiniz zannettim!” deyince ben kendimi tutamayıp, yüksek perdeden bir kahkaha atarak gülmeğe başladım. Başta Genel Müdürümüz ve İl Müdürümüz olmak üzere kimse anlayamamış kahkahamın nedenini ve sadece Bakan’la ikimizi gülmesini. Konu, peyder pey öğrenildikçe,  dalga dalga gülme sesleri yükseldi topluluktan.

‘Mavi boncuk’, Çemişkezek Huzurevi klasiği oldu. Her özel günde değişik renklerde kurdeleler hazırladık, ucu boncuklu. Ancak,  kırmızı renk kullanmadık hiç.

Aç bıraktığımız yaşlı bizi şikayet etti

Bakanımızı uğurladık. Bahçede, gelmek üzere olan Ana Muhalefet Partisi Başkanını bekliyoruz. Kalabalık. Basın mensupları ordusu. Ev sahibi olarak, başkanı arabadan inerken karşılamalıyım. Zor bela arabaya ulaşabildim.

Yaşlılar çay salonunda bekliyor konuğumuzu. Başkan, kalabalık yüzünden inemiyor, araçtan.  Çok uzun boylu bir milletvekili, ikimizi kollarıyla yaptığı çeperin içine aldı. Korumaların oluşturduğu güvenlik koridoru içinde ilerliyoruz.  Yaşlının biri yolumuzu kesti ve  Başkan’a hitaben: “Bizi aç bırakıyorlar burada, Başbakan’ım!“ dedi. Tüm olgunluğu ile Başkan: “Sen üzülme, hallederiz!” dedi.

Tam da o esnada yemekhane önüne gelmiştik.  Kapı görünce ‘yaşlılar içeridedir” düşüncesiyle o yana yönlendi. Kapalı olan kapının camından üzerinde muz dahil meyve sepeti, ordövr tabağı, kola şişeleri, salatalar bulunan  yemek masalarını  gördü. Bana dönerek: “İşiniz çok zor, arkadaşım!” dedi. Eşi de “Bir huzurevinde böylesine şık  yeni yıl masası olacağına, gözlerimle görmezsem inanmazdım!” dedi.

Başkan, mikrofondan yaşlılara seslenirken, korumaları da getirdiği hediyeleri dağıtıyordu. Bu esnada  -sosyal hizmet kuruluşu teamüllerine uygun-  arbede yaşandı elbette.

Yalan söyleyen müdür

Yaşlının kimi “Başbakanım” diyor, kimi ben  “Sizin partidenim” diyor ama, başka bir parti adı söyleyerek. Kimi, onun yaptığı icraatın tam tersi bir konu için teşekkür ediyor. Derken demanslı bir yaşlı “Beni gözlerimden ameliyat ettir, bunlar benle ilgilenmiyorlar!” dilek / yakınmasında bulununca,  Özel Kalem Müdürü isim almaya yeltendiğinde “Yaşlının SSK’lı olduğunu, geçen hafta hastaneye götürüldüğünü, yapılacak bir şey olmadığının söylendiğini”  sessizce  ilettim. Yaşlı benim gerçeği aktaracağımın bilincinde olarak  “yalan söylüyor, dinleme onu! “ diye bağırıyordu.

Ve yeni yıl yemeği

Konuklarımız gittikten sonra, artık sabırlarının son noktasına gelen  yaşlılarımızı yemekhaneye aldık. Tontinilere  müzik eşliğinde servis yapılıyor. Masalarda sıcak yemekleri koyacak yer yok. Yaşlılar şaşkın: “hangisini yemeli acaba önce” diye.  Kalabilen personel  eşlik ediyor yaşlılara.  O gün çok uzun sürdü yemek faslı.

Yaşlının biri “Ne bu böyle, kargacık burgacık yemek! dedi. Başka biri “Teşekkür ederim. Bana eski günlerimi hatırlattınız!” dedi. Ne diyelim, yaşlı ‘veli nimet’imiz! Ne derse haklıdır.

Gece 21.00’de kuruyemişlerini, 23.00’de  meyvelerini dağıttık. Sonra da evimize gittik.

Yorgunluktan uyuyamadım. Ancak yaşlılık alanını sevmeye başladığıma inandım o gece.

Sosyal hizmet alanlarından  yaşlılık alanı, çoğu meslektaşımız için çekici değildir. Hele ki mesleğe yeni başlanılan yıllarda. Ben de itici bulurdum.

Meğer yaşlılık alanı, sessiz ve derinden sevdirirmiş kendini.

HAMİŞ yerine :

“Yaşlılık alanı virüs gibidir.

Kanına girdiği sosyal hizmet uzmanı iflah olmaz! ” der-mi-şim.


 

Bize Ulaşın