Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ÇEMİŞKEZEK(!) HUZUREVİ MÜDÜRÜ İKEN ( 5 )
Şadiye DÖNÜMCÜ
Sitemiz Yazarı

 ULAŞABİLDİĞİN KAYNAK: SENİNDİR

Sosyal hizmet kuruluşlarında –alanda- çalışmanın keyifli yanları çoğu kez, iş yoğunluğu vb. nedenlerle süreç içerisinde görülemez, algılanamaz olur. Umudumuzun tükendiği, kendimizi yapayalnız hissettiğimiz bir anda yakılan ufacık bir umut ışığı, sosyal hizmet çalışanlarını yeniden hayata bağlar.  

Bizden hep ”hizmet” istenir ama: istenen “Parasız, Elemansız Hizmet” dir, yani “PEH”Bu yüzden biz sosyal hizmet uzmanları kendi aramızda konuşurken “hep PEH, hep PEH” deriz. PEH, bazen de yapmak istemediğimiz çalışmalar için anlamlı bir mazerettir.  

Uzman olarak çalışırken birilerinden –başta müdürünüzden- bir şey(ler) isteme hakkınız –ve de lüksünüz- vardır. Müdürseniz;  istenenleri sağlama-verme göreviniz vardır, isteme hakkınız işe sınırlandırılmıştır. 

Çalıştığınız kuruluşta bir şey yapmak istediğinizde, önünüze  sayılamaz engeller çıkar.

Başladığımız bir çalışmanın sürdürülmesinin önündeki engel çoğu kez ya eleman yada ekonomik yetersizliktir. Bazen çalışmanıza verilecek küçük çaplı ekonomik destek size zaman kazandırır, gereksiz efor harcamanızı engeller, çalışmanıza da yeni boyutlar ekler. En önemlisi başka çalışmalara da alt yapı hazırlar.  

Çemişkezek(!)  huzurevinde yapmak istediğimiz çalışmaların / değişikliklerin önüne çıkan engeller çeşitli olsa da, para ve eleman yetersizliği hep baş roldeydi.  

El işi atölyesine sermaye

Milli Eğitim Müdürlüğünce kuruluşumuza görevlendirilen usta öğreticilerin yönderliğinde oluşturduğumuz atölyeye katılım istenilen kadar yüksek değildi. Tam kadrolu dokuz yaşlıyla sonuna kadar sürdü: arada katılanlar hariç. Bilirsiniz bu tür el işi etkinliklerde başlangıç çok masraflıdır. Alet-edevat, genel–özel malzeme.  Yaşlılar hevesli. Bağış parayla alabildiklerimiz yetersiz kaldı. Bir şey yapmalı? 

Arkadaşlardan gelen “kısır yapıp sen, ben, bizim oğlana satma” önerisi kabul görünce,  bu amaçla oluşturduğumuz fon gelirinden malzemeleri  aldık. Koca bir kazan kısır yaptık. İlk tabak 5 ETL, ikinci tabak 2 ETL., artı domates dilimi 1 ETL. Laf aramızda en çok domates para kazandırdı. El işi grubundaki yaşlılar satış yaptılar, biz yardım ettik. Ne toplandı hatırlamıyorum ama, artık ‘döner sermaye’si bulunan el işi grubunun idareye gereksinimi kalmadı, kendi yağıyla kavruldu, hatta bazen bile destek oldu. 

Füsun IÇKAM SAYINER’in “Bir Küçük Su Damlasından Harelere” adlı kitabında el işi atölyesine ilişkin olarak:  “O kadar ciddi havalarda yapardık bu işi. Erdoğan Bey de çok ciddi muhasebesini tutardı.N.G. ve ben de bilirkişi olarak hesapları kontrol eder ve harcamaları onaylardık. Bu paranın içinden çay, nescafe, şeker alırdık. Bazen de fazla kazancımız olursa, dışarıda yemeğe, dansa giderdik.” yer almaktadır. 

Ailemizin eski radyosu

Çocukluğumda evimizin en değerli eşyası ‘radyo’muzdu. İçine yurttan sesler korosunun nasıl olup da sığdığını bir türlü anlayamadığım, ‘arkası yarın’ ve ‘radyo tiyatrosu’nu keyifle dinlediğim bu radyoya yıllar sonra “el koyma”ya yönelik tüm girişimlerimi rahmetli anacığım önlemişti. Tatil dönüşü İzmir’de anneme uğrayan sevgili Hülya-Doğan Keskin (meslektaşlarımız), annemin bana ulaştırılması için verdiği –sürpriz-  radyoyu Huzurevi’ne getirmişlerdi. Eve götürememiştim uzun süre, sevgili radyomu. Arkadaşlarla  yaşlı haftası taslak programı için odamda çalışırken bir ara gözüm radyoya ilişti: “Radyo sergisi açabilir miyiz?” sorum hararetle karşılandı. Derken iş büyüdü. 

Yaşlılardan, evlerimizden, yakınlarımızdan emaneten on dokuz radyo toplamıştık. Her marka, her model. Günlerce iğnesini  bulmak için uğraşıp, sonunda bulduğumuz gramofonumuz da vardı: Münir Nurettin’’ler, Safiye Ayla’ların taş plakları da. 

Huzurevi lobisinde yaşlılarımızın el ürünlerini sergilemede farklı bir tasarım denedik. Benzer el işi ürünleri ayrı masalarda radyo çevresinde sergiledik. On sekiz masa, on sekiz radyo. On dokuzuncu radyo detaylı ve anlamlı bir dekorla sergilendi. Sallanan koltuğu, antika sandalye, eski kilim, pösteki, daktilo, gazetelik, hazeran koltuk, eski gazeteler, nargile, iğne oyaları bakır kaplar ve aklımıza gelip de bulabildiğimiz pek çok aksesuar...  veeeee elbette radyo. 

Canlandırma köşesi huzurevini canlandırdı.

Sergi çok ses getirdi. Medya geniş yer verdi. Yaşlıların çok hoşuna gitti. Hafta buyunca isteyen yaşlı orada çayını içti. Akşamları topladık, detayları. Gündüzleri de  yaşlılar sahiplendi sergimizi. Bu canlandırma köşesinin bir bölümü  kısa süre müdür odasında da yaşatıldı.  

Mayıs ayında Sosyal Hizmetler Konferansı yapılacaktı. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği yönetimi bu canlandırma köşesini Konferansın yapılacağı mekanda da sergilememizi istenince, yelek, baş örtüsü, gözlük, nargile, fes benzeri aksesuarlarla isteyen katılımcının fotoğrafını çekerek gelir elde etmeyi  önerdik. Anlaştığımız fotoğrafçı çekti, kar koyarak sattık. Kuruluşun elektrikli daktilo, fotokopi kağıdı stoku, masa örtüsü gibi ihtiyaçlarını karşıladık. 

Bir kamu kuruluşunun bölge müdürleri toplantısının sosyal etkinlikler kısmında bizim canlandırma köşesi yine gündeme geldi. Bu etkinlikte  elde edilen gelir film-tab-emek masrafımız olmadığından çok yüksek oldu. Kamu kuruluşu bu masraflarımızı yüklenmişti.  

Cahilliğım teknoloji getirdi 

Kuruluş sosyal servis ve döner sermaye saymanlığında bilgisayarlı sisteme geçmek hedefimizin gerçekleşmesi zaman alacaktı. İhtiyaç çok, olanak yoktu. Düşük bellekli bilgisayarımızda bazı kayıtlar saklanabiliyordu. Askere giden personelimizin özel  yazıcısını kullanıyorduk.  

Her üç aylığını aldığında bize bağış yapan gönüllümüzün sayesinde fax cihazımız olmuştu. Cihazı monte eden servis elemanı beni ve teknik danışmanımı(!)  bilgilendirmişti.  

Teknoloji cahili olduğumdan, yeni bir aletin tanıtımı esnasında dinler, not alır, saçma sapan sorular sorarım, anlamışçasına ‘hımmm’ filan derim, ancak sorun olduğunda da asla çözemem. Huzurevinde teknisyen, bilgisayar kurdu memur, doktor, hemşire, aşçı vb. teknik danışmanlarım oldu hep. “Ben pek anlamam!” diyebiliyordum sıkça: kaliteli danışman bulma şansım olduğundan. 

Fuşya renk kurdelelerle süslenmiş bilgisayar bağışı  

Bir gün faks cihazımız bozuldu(!) Danışman işe yaramadı. Firmayı aradık: ‘geliriz’ dendi ama, gelen yok. ‘Sanayi Bakanlığına şikayet edeceğiz!’ şeklinde sekreteri tehdit etmemiz işe yaradı. Servis yetkilisi  sorunu buldu: kağıt bitmiş. Bozulmadım: biz sorunu aktardığımızda telefonla yönlendirme yapılmamıştı. Bize de zaten doğduğumuzda fax kullanmayı öğretmemişlerdi. Yetkiliye “Patronunuza söyleyin: ‘Telefonda kağıt olup, olmadığına bakın!‘ denmeliydi bize!“  deyince, “patron, benim” yanıtını aldık. Sohbet esnasında sekreterimden “yazıcı bozulmuş!” müjdesi geldi. “Tüh, vah vah” sözlerini bolca tüketirken, konuğum kalktı. Uğurlarken “yarın sabah yerinizdeyseniz gelmek istiyorum” deyince şaşırdım. Geldi: yazıcı—faks kağıdı kolisi+çikolatalı pasta ile. Acaip mutlu olduk. Üç gün sonra bir kez daha geleceğini söyledi. Geldi: yanında fuşya renk kurdelelerle süslenmiş son model bilgisayarla birlikte. Bu kez ikram bizden: pasta ve Kavacık şişe suyu.  

“Bir sandalye de benden” kampanyası 

Kuruluşun çok amaçlı birimlerinde kullanılan plastik sandalyelerin değiştirilmesine gereksinim duyuyorsak da; cebimiz izin vermiyordu. Yaşlı yakınlarından birinin bağışladığı renkli kolçaklı plastik sandalyeler, katlardaki ‘niş’lerin havasını değiştirmişti. Yaşlılar  hoşnuttu, bu yenilikten. Gönlü bol yaşlılarımızdan (adı Tahir olsun) biri, - ülke çapındaki ‘bir tuğla da sen koy’ kampanyasına nazire-  yaşlılara yönelik “ Bir sandalye de benden” kampanyası açmayı önerdi. ‘İdare olarak para toplayamayacağımızı, ister(ler)se yaşlıların kendi arasında bu tür kampanya yapabileceklerini “ söyledik.  Yaptılar. Biz ayni bağış kabul ettik. Tahir Bey bu tür konularda. gönüllü huzurevi lideri oldu.  

Yaşlılarımızın sempatisini kazanıp, bize olan güvenleri geliştikçe, destek verdiler. Yanlışım yoksa: kıyma makinesini de benzeri şekilde yeniledik. 

Danışmanlık ücretim: küçük ölçekli proje hibesi 

Dış işleri Bakanlığı aracılığıyla bir ülkenin bir büyükelçilik Sosyal Güvenlik Müsteşarı ile o ülke iktidar partisi milletvekillerinden ikisiyle birlikte ziyarete geleceklerdi. Ülkelerinde yaşlılara yönelik hizmetlerin planlanması aşamasında bilgi alma  amaçlı bu görüşme tercüman aracılığıyla gerçekleşti. Konukseverliğimizden, bilgi paylaşımcılığımız ve dayanışmacılığımızdan etkilendiklerini ilettiler. Görüşmenin  informal aşamasında zorunlu iki-üç telefon görüşmesi yapmıştım. Bozuk televizyon, koltuk döşemeleri, yeni jeneratör alımı. Tüm konuşmaları dinleyen – anlamadığını düşündüğümüz- konuklarımızdan  müsteşar “ kuruluşun gereksinimlerini içeren bir proje hazırlamamız durumunda hükümetlerinin  küçük ölçekli proje hibesi programından yararlanmamız için çaba harcayacağını” söyleyince, dilim uçukladı neredeyse. Meğer müsteşar Türkçe biliyormuş. Projeyi sosyal servisteki arkadaşlarla hazırladık. Sunduk. Onaylandı. Bir sonraki yıl bütçesinden ayrılacak olan hibe gelmeden altı ay önce ben kuruluş müdürlüğünden istifa ettim. Huzurevinin önemli gereksinimlerinin karşılandığı hibe nedeniyle düzenlenen  törene kerhen davet edildim, teşekkürümü de yaşlılardan ve elçilik müsteşarından aldım. 

‘Berberhane’ artık  erkek kuaför salonu 

Kuruluş içinde yeni mekansal düzenleme ile  ‘berberhane’nin yerinin değişmesi gündeme geldi. ‘Yeri değişirken, amortismanı dolan malzeme ve donanımları da değişmeli’  dedik. Ama nasıl? Bir öneri: Açılışın sürprizlerle dolu olduğunu ilan edelim ki katılım artsın. İçeri girişi 1 ETL yapıp, karşılığında içecek+kuru pasta verelim. Konsünye alacağımız sandalye vb.nin parasını daha sonra ödeyelim! Yeni yerinde ilk traşı yaptıracak kişiyi açık arttırmayla saptayalım.”Aynen yaptık. Yaşlı yakınlarından biri alkışlar eşliğinde traş oldu: biz de tüm borçlarımızı ödedik.  
 

Egzersiz salonumuz 

İlk memuriyetine kuruluşumuzda başlayan fizyoterapist arkadaşımız -doğal olarak- egzersiz odası olmamasından yakınıyordu. Kendisine ‘bana biraz zaman tanımasını, mükemmeli olmasa da amaca uygun bir salonumuz olacağına inanması”nı söylüyordum. Yaptık. 

Bağış yemek masasını, muayene divanına çevirdik. Araba direksiyonundan omuz çemberi, dolap kapağından parmak merdiveni, eski karyola demirlerinden barfix, süngerleri  vinleksle kaplayarak yer minderi, eski koltukları şallandırarak modern görüntülü koltuklar, depodaki  kalıntı bilumum boyalarla renklendirilen duvarlar..... Terzimizin diktiği kum torbaları... Yaratıcılık tavan yapmış durumda... Bütçe ödeneğinden üç adet cihaz. Bağışlarla kuvvet topları, tartı, dambıllar, jimnastik metleri, kas çalıştırıcılar.... duvar aynası... Yeni perdeler...  

Müthiş heyecanlıyız. Hele taze memur fizyoterapisti görseniz... Muhteşem bir açılış yaptık. 

İlaç toplama kampanyası

Heyecanlarımızda  bize hep eşlik eden kuruluş eczacımızla  kafa kafaya verdik: ilaç firmalarından ilaç talebinde bulunacağız. Yazdığımız şık ve anlamlı mektup amacına ulaştı: gereksinimimiz olan ilaçları stokladık. Bütçeye önemli düzeyde –görünmeyen- katkı sağlamıştık. İşimize yaramayacakları da diğer sosyal hizmet kuruluşlarına yönlendirdik. Uzun bir süre sonra eczaneyi kapattık. Çemişkezek Huzurevindeki çalışma  sürecimde beni çok üzen  bu kararın alınmasına yol açan gelişmeler konusunda ‘masumdum ve engellemek adına yapabileceklerim yetersiz’ kalmıştı.  

Şiirli bayram-yeni yıl kartlarımız  

Gönüllü  ilişkilerimizin kalitesinin  arttırılmasının,  bize dönüşümünün ‘yol, su, elektrik’ olacağının bilincindeydik. 

Son beş yılda  kuruluşa ayni-nakdi bağış yapanların işlendiği ‘Bağış Defteri’ne (Bkz:Anılar 1 bölüm), yeni bağışçılarımızı ekledikçe gönüllü ordumuz büyüyordu.  

Başlangıçta posta masrafımız göze battıysa da.  bayram - yeni yıl kartlarımızla, gönüllülerimizin artı  sempatisini   kazanıyorduk. ‘Yaşlı Haftası’ndaki davetiyemizde  “Uzun yaşamanın altın kuralları” da yer almıştı. Sonradan ahbap olduğumuz gönüllülerimizden biri “isteğiniz; daha uzun yaşayıp, daha çok bağış yapmamız mı?”   dediğinde “evet”lemiş, ardından gülmüştük. 

Kart metinlerimiz “Yaşlılarımız ve çalışanlarımız adına” diye başlar  “kuruluşumuza olan yakın ilginizin devamını dileriz”  diye biterdi. Araç-amaç meselesi anlayacağınız.

Bir yeni yıl kutlama kartımızda meslektaşımız Ali Erkan Güneri’nin aşağıdaki şiiri de yer almıştı.  

Gözlerimin önünde akıp giden,
Tarih
Geçmiş günleriniz,
Anılarınız.
Yavrularınız
Yaşadıklarınız geliyor aklıma. 
Aklıma bu günü hazırlamanız geliyor
Dünden,
Yarına
Bende yaşayacak umudunuz
Gözümde
Işığınız var. 

Yeni yıl menüsündeki tavuk için pazarlık 

Sevgili –artık rahmetli- Valimiz SYDV’ndan yaptırdığı huzurevinin, tefrişi için yardımımızı ve konuya ilişkin toplantıya katılmamı –emretmezdi- rica etti. Gittim. Onun heyecanı bize de geçti. Tefriş Detay’ı hazırlayacağım elbette. “Sayın Valim yaparım ama 88 kg. tavuk butu karşılığında yaparım” deyince diğer üyeler şaşırdı.Valimiz anlamıştı niyetimi. “Yıl sonu: ödeneğimiz bitti. Yılbaşı menüsü için tavuk gerekli” açıklamam sonrası, emniyet müdürü 120 kg tavuk bağışlatacağını söyledi.  Tavuk geldi: tefriş yapıldı. 
 

Dernek kurmadım 

Huzurevi derneği kurmadım, çok zorunlu olmadıkça nakdi bağış almazdım. Nakdi bağışları Döner Sermaye’ye yönlendirirdim. Sümenimin altında her miktardaki bağışa uygun bir listem hazır olurdu. Gönüllülük ruhuna daha uygun olduğundan ayni bağışı  hep yeğledim. 

Süreç içerisinde “hemen, şimdi” gereksinimlerimiz  olduğunda –elbette küçük bütçeli- -her daim yanımda olan gönüllülerimiz oldu. Biz de hastalık, sağlık durumları olduğunda çiçeklerimizle yalnız bırakmadık onları.

Veeeeen hep, “bir demet çiçek”imizle gittik, hedefe ulaşmamızda bize destek verebileceklerin yanına. 

Ve de, “teşekkür çanta”mızdaki teşekkürleri bolca harcadık. Harcadıkça çantamız doldu-boşaldı: bereketi arttı. 

*Yazdıklarım anımsadıklarımdan oluşuyor. Aradan çok uzun yıllar geçti. Yaptıklarımız çok “matah” değildi. Bu satırları okuyan meslektaşlarımız çok daha anlamlı çalışmalar yapmıştır, inanıyorum.  

Hamiş yerine:

Yaşam her şeyi deneyerek öğrenmek için yeteri kadar uzun değil; eğer başarılı olmak istiyorsak, mutlak başkalarının deneyimlerinden yararlanmalıyız. (Ali Polat

 


 

Bize Ulaşın