Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan hakları Bilgileri

 

 
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ÇEMİŞKEZEK(!) HUZUREVİ MÜDÜRÜ İKEN ( 6 ) 

Şadiye DÖNÜMCÜ
Sitemiz Yazarı

‘ALKIŞ’DA, ‘YUHA’DA ALMADIM 

Hepimizin “hoca” Emre Kongar Hoca; müsteşarlık anılarını anlattığı kitabını okurken not almışım: “Adam olan alkışları üzerine almaz. Çünkü onlar ya içinde bulunduğu gruba yada savunulan genel çözümlere ilişkindir. Ama ‘yuha’ lardan ders alır. Çünkü onlar mutlaka kişisel bir yanlışı vurgular. En azından yanlış insanlarla yanlış yerde  bulunma yada yanlış şeyler söyleme  veya yanlış anlaşılma gibi.” sözlerini.  

Tüm memuriyetimde resmi “alkış” bir kez aldım. Toptan verilen bu “alkış”ı önemsemedim: memuriyet özgeçmişimi yazarken işe yaradı sadece.  

Asıl önemlisi “yuha”lanmamış olmam. Yenilerde ortaya çıkan profesyonel yuhalayıcı ‘’Kerinçsiz’ler var ya! Onların kötü karbon kağıtlı kopyalarının, “yuha”dan öte giden “linçvari” salvoları oldu sıkça. Püskürttüm. Kısa vadede kaybedip, uzun vadede kazandım. 

Çemişkezek(!) Huzurevindeki yıllarım da dahil, memuriyetimde ‘bilerek’ hata yapmadım Yaptıysam da “gören- bilen” olmadı herhalde.  

‘Alkış almadım.’ dedim ama,  ‘kendi kendimi kutladığım zamanlarım’ olduğunu itiraf etmeliyim. Özellikle insan ilişkilerinde “eh artık: bu kadarı da olmaz” dediğim vukuatlara şahit olurken içimden ‘yuha’ladığım insanlar olduğunu da bilesiniz.  

Yöneticilikte hasbelkader mühür sizde olduğundan “Süleyman” olursunuz. Süleyman’lığınız sona erdiğinde, şapkanızı önünüze koymanız fazlaca bir işe yaramaz. Aslolan: arada bir  şapkayı kafanızdan çıkarıp, kafanızı, saçlarınızı havalandırmanızdır.   

Bu bölümü yazarken notlarıma daldım yine. Hala anımsaması  bile rahatsız eden bir olay sonrası yazdıklarımı okudum. Derinlere daldım. 

Saksıdaki  mor menekşeler   

Olayı geçelim:  ama konuya ilişkin kendimi yüksek amperli akümle şarj etme örneği olacağından aşağıdaki satırları paylaşmak istiyorum. 

“ Evet, duygular bu merkezde iken;

yani bunları düşünür / yazar iken:

davetsiz bir misafir....

OKTAV tekerlekli sandalyesiyle kapıda... 

Kucağında bir saksı mor menekşe ile..

‘Mavi gözlü dev’ vardı ya..

Hani bahçesinde ebruli mor menekşeler açan.. 

Bizim ev pembe panjurlu olmasa da,

Şado’nun odasında

-her zaman demek yanlış olur-

böyle mor menekşeler açar.

Ve de Şado

“gel de bu huzurevini sevme “

diye zırlar.”  
 

İnsanların kederini anlayabilmek  

Huzurevine kabul edildiğinin akşamı dinlenme salonundaki yaşlıyı döven yaşlımızın (adı Numan olsun) bizi uğraştıracağına olan inancımız çabucak yok oldu. Kattaki meslektaşımızın Numan Bey’le kurduğu iletişim kuruluşa uyumunu hızlandırdı. Kendi sorunlarına benzer sorunları olan insanların huzurevinde bulunduğunu bilmek onu rahatlattı. “Şeker” gibi bir yaşlı oldu: çocukları onu  “şeker” gibi baba olarak görme Galatasaray’ı şampiyonluğa götürecek maçı gece odasında tek başına izleyen, maçı alınca  kalbi duran Numan Bey’in ölümü huzurevindeki herkesi etkiledi. Ölüm haberi bana kontrol için gittiğim hastane kapısında ulaştı. Kuruluşa döndüğümde gözlerimi kıpkırmızı gören -genel teftişçi- müfettiş arkadaş “bir durum mu var?” demişti Mezarın üzerine konacak sarı gülleri -el işi atölyesinde kendisinin yaptığı- cenaze arabasındaki personelimize uzatırken, psikolog arkadaşımız da koşturarak gül suyunu  getiriyordu. İşte o arada hepimizin duyacağı bir sesle “Onun – babam demek istiyor- ne mal olduğunu bileydiler, bunları yapmazlardı.” dediğini  duyduk Numan Bey’in kızının. Yanıtlamaya gerek yoktu. Odama döndüğümde oğlunun çalıştığı kamu kuruluşunun verdiği “Sevgili babaları.....” sözcüklerinin yer aldığı ölüm ilanını getirdi yaşlımızın biri.  

Hamiş: “....... zamanımız dar. Birbirimizi anlamak için de, az bir zamanımız kaldı. Bütünleşen bir dünyada, diğer insanların kederini anlamadan yaşamak gittikçe daha tehlikeli olmaya başlıyor.”  Türker Alkan-radikal-30,12,1999  

Vakti “dar” olanlar 

Huzurevinde çalışırken insan yıldızları omzunun kenarında hissediyor. “Bir gün herkes yıldızlara karışacak”sa da, huzurevindekilerin  yıldızlara daha yakın olması, onların ‘dar’alan zamanlarını sündürme çabasına sokuyor insanı. 

Nedendir bilmem:

  • akşam giderken sapasağlam bıraktığınız bir tontiniyi,  sabahleyin bulamadığınızda,

  • rahatsızlanan tontini için ambulans çağırırken içinizden “çok çekmez inşallah” derken kendinizi yakaladığınızda,

  • huzurevine ön kapıdan girenleri arka kapıdan çıkarırken, mazide muktedirken “in” olan ana/babaları, muhalefete düştüğünde yokumsayan evlatların -her şey sona erdiğinde- timsah gözyaşlarını gördüğünüzde,

  • annesine ayrı- size ayrı ‘oynayan’ yaşlı yakınlarına satır arasında hayata dair bazı anımsatmalarda bulunduğunuzda birden ‘itici’ ilan edildiğinizde,

  • annesini ziyarete gelmeye yüksünen oğulun- ve de karısının-,  müteveffanın  terekesi  -informal- saptanırken; yarım kavanoz reçeli çöpe atan personel için kıyamet kopardığında söylemek istediklerinizle- söyleyebileceklerinizin arasından tercih yaparken zorlandığınızı fark ettiğinizde,

  • güle oynaya izne gönderdiğiniz yaşlınızın artık huzurevine dönemeyeceğini  telefonla öğrendiğinizde

  • babasından kalan maddi değeri çok küçük bir şeye el koyan, ancak kardeşlerinin haberi olmaması için sizi ikna edemeyince aracı-tefeci bulmasına karşın istediğini elde edemeyince sizi “aforoz” etmeye kalkışan yaşlı yakınlarıyla yüz yüze geldiğinizde,

  • her üç aylığını aldığında emanet kasasındaki “kefenlik” parasını arttıran yaşlının “bir  üç daha görürüm inşallah “ demenin mutluluğunu yaşadığını gördüğünüzde;

kötü olursunuz. Sonra Turgut UYAR’ın dizeleri gelir aklınıza:

                  “......Bizim tasalarımızın eskidir tarihçesi

                  sonunda umutlanmak, başında gül bahçesi

                  bir bayrama su veriyor  bu gümüş çeşme

                  Çünkü dünyada artık

                     vakit dardır.  

Geçmiş armağan edemedik! 

Ömrünün son baharına denk gelen dönemine şahit olduğunuz bir insanın geçmişine ilişkin olarak siz; salt irade beyanıyla size verilen bilgilerle yetinmek durumundasınız. Ha bir de; onun geçmiş yaşam kültürüne ilişkin minik ip uçlarını değerlendirebilirsiniz.

Bir insanı tanımak ne menem zor bir iştir!  

Toplu bakım hizmeti verilen bir kuruluşta  siz, ancak yaşlınızın geleceğine  müdahil olabilirsiniz, asla geçmişine değil. İşte bu yüzden; 

  •  “Güngörmüş” yaşlınızın demans nedeniyle  önüne gelenden ekmek dilendiğini gördüğünüzde,

  • Cumhuriyet balolarında dans eden kadının fotoğrafıyla, yatakta gördüğünüz iki büklüm-sade kemik aynı insan olduğunu öğrendiğinizde,

  • Geçmişte çobanlık yapan yaşlının mendilinden yaptığı çıkında ekmek sakladığını gördüğünüzde,

  • Köyünde sözü geçen biriyken, geldiği kentte -çocukları dahil- her şeye yabancılaşan,  yanlış tercihleri yüzünden ortada kalan, hiç alışkın olmadığı bir yaşamın içinde kendini bulduğunda yüzleşme çabasına giren ama beceremeyen yaşlının gözlerindeki pusuyu gördüğünüzde,

  • Hayatın karşısında hep dimdik olan yaşlınızın, bir başkasının destek alır hale geldiğinde acizliğin acısını tüm bedenine yaydığını fark ettiğinizde,

  • Hayatın  yuvarlak hatlarının keskin-sivri  köşelere sahip olduğu süreçte her şeyin zorlaştığını fark eden yaşlınızın minicik bir güzellik karşısında duygularını sadece gözyaşı ile ifade edebildiğini gördüğünüzde de; kendinizi kötü hissedersiniz.

 Hamiş yerine; İnsanların birbirine ‘geçmiş’ armağan etmesi, gelecek armağan etmelerinden daha zor. 

Üzerinde elbisesi olmayan yaşlılar üzerine  

Mevlana’nın: “Çok insan gördüm / üzerinde elbisesi yoktu/ çok elbise gördüm / içinde insan yoktu” dizelerini bilmeyeniniz yoktur.  

İskoçya’da bir bakımevinde ölen –‘elbise’li- yaşlı bir kadının eşyaları arasında bulunan, bizlere yaşlıları anlama yükümlülüğünü hatırlatan yazar ve çevirenini bilmediğim aşağıdaki şiirin  yaşlılık alanında çalışanlar ,için anlamlı olduğunu düşünüyorum.  

Hamiş:  

   BUNU HUYSUZ BİR YAŞLI KADIN YAZDI 

  Ne görüyorsunuz hemşire,

  Ne görüyorsunuz ?

  Bakarken düşünüyor musunuz

  Bana

  Pek bilge olmayan, huysuz bir yaşlı kadına.

  Sağlığından kuşkulu, bakışları uzakta,

  Yemekleri ağzından dökülen,

  Ve yüksek sesle

  Cevap vermeyen,

  Yaptıklarınızı fark etmiyor gibi görünen,

  Sonsuza dek çorabını ya da ayakkabısını

  Kaybeden,

  İstese de istemese de

  Dilediğinizi yapmanıza izin veren,

  Beslenerek ve banyo yaparak,

  Uzun günü dolduran.

  Düşündüğünüz bu mu ?

  Bu mu gördüğünüz ? 

  Öyleyse gözlerinizi açın hemşire!

  Siz beni görmüyorsunuz,

  Sizin emrinizle kalkar, sizin emrinizle yerken,

  Burada sessiz otururken.

  Anlatacağım size kim olduğumu.

  On yaşındaki küçük çocuğum ben,

  Bir ana ve babanın,

  Kız ve erkek kardeşler,  birbirini seven, 

  On altı yaşında bir kız,

  Kanat takmış,

  Her an bir sevgiyle,

  Karşılaşmayı hayal eden.

  Yirmisinde bir gelin,

  Yüreği hoplayan

  Tutmaya söz verdiği

  Evlilik yeminlerini hatırlayınca.

  Şimdi yirmi beşimdeyim,

  Benim de bir küçüğüm var,

  Güvenli ve mutlu

  Bir yuva bekleyen.

  Şimdi otuzunda bir kadın

  Küçüklerim hızla büyüyor.

  Birbirlerine sımsıkı bağlı

  Kırkımda  oğullarım büyümüş ve gitmişti

  Yanımdaydı erkeğim,

  Ve yas tutmadım. 
 

  Ellimde bir kez daha

  Bebekler belirdi dizlerimin etrafında.

  Yeniden tanıdık çocukları

  Sevdiğim ve ben. 

  Kara günler çöktü üstüme,

  Kocam öldü.

  Geleceğe bakıyorum

  Korkuyla ürperiyorum

  Gençler kendi yavrularını yetiştiriyorlar

  Ve ben yılları,  sevgilerimi düşünüyorum 

  Doğa acımasız,

  Şimdi yaşlı bir kadınım ben.

  Beden yıprandı, cazibe ve enerji gitti.

  Bir taş var şimdi

  Bir zamanlar yüreğimi taşıdığım yerde.

  Ama hala genç bir kız yaşıyor

  Bu kalıntının içinde. 

  Ve şimdi yeniden kabarıyor yıpranmış yüreğim

  Hatırlıyorum yılları, acıyı hatırlıyorum

  Seviyorum ve yılları yeni baştan yaşıyorum

  Sayılı ve çok hızlı geçen seneleri düşünüyorum.

  Kabulleniyorum,  katı gerçeği

  Hiçbir şeyin sonsuz olmadığını. 

  Açın gözlerinizi hemşireler,

  Açın ve görün!

  Huysuz ve yaşlı kadını değil,

  Yakından bakın,

  Beni görün.


 

Bize Ulaşın