Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan hakları Bilgileri

 

 
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ÇEMİŞKEZEK(!) HUZUREVİ MÜDÜRÜ İKEN (8 ) 

Şadiye DÖNÜMCÜ
Sitemiz Yazarı

  YAŞA YAŞA, GÖR TEMAŞA

Vakti zamanında birileri tarafından söylenmişse de, o kişi çoktan unutularak dilden dile, kulaktan kulağa yayılarak söylene gelen atasözlerinden yaşlılık dönemine ilişkin olanlarından çok “Yaşa yaşa, gör temaşa”yı severim.

Çemişkezek(!) Huzurevinde;  “İnsanlar, yaşlanınca kadar ki ömür sürecinde, iyi yada kötü gerçek şeyler görür. Hiç düşünülmeyen, umulmayan, beklenmedik durumlarla karşılaşırlar.” anlamına gelen  “Yaşa yaşa, gör temaşa” atasözünü sıkça kullanmamı –yaşım engel olmadı- gerektiren bir çok olay yaşadım, insan tanıdım.

  • Yaşayan üç eşi ve sekiz çocuğuna mal varlığını koklamalarına bile izin vermeyip, tümünü başka kadınlarla yeyip bitiren, kalça kemiği kırılınca kendisiyle ilgilenilmediğinden yakınan yaşlı,
  • Oda arkadaşının kendisine ait eşyaları aldığını herkese anlatıp, hatta bazı eşyalarını onun eşyalarının arasına koyup ardından yönetime ihbarda bulunup, suçüstü yaptırarak tek başına odada kalmak isteyen, oyunu bozulduğunda yönetime saldırganlaşan yaşlı,
  • Yemekhanedeki masalara koyduğumuz tuzluğu kullanarak tansiyonunun yükselmesine neden olduğumuz için dava açacağını söyleyen yaşlı,
  • Giydiklerini kendine yakıştıran hep şık ve bakımlı gezen kattaki arkadaşını yaşlılık aylığı dışında geliri olmadığından hareketle ahlaksızlıkla suçlayan  yaşlı,
  • Tapusu kendine ait eve, zamanında çok çile çektirdiği eşi tarafından kabul edilmediği için huzurevindeki bir yaşlıya satmağa kalkan yaşlı,
  • Sabah hediye ettiğiniz diş fırçasını ziyaretine gelen dört aylık -torun çocuğu- bebeğe dişlerini fırçalamasını hediye eden yaşlı,
  • Ücretini herkesin kendisinin karşılayacağı öğlen yemeği etkinliğinde garsonlara bahşiş amaçlı  para vermemek için direnen, ertesi gün torununa ‘O’ Km. araba alan yaşlı,
  • Sessiz çoğunluğa dahil, kibar, duyarlı diye nitelendirdiğiniz, geçmiş vukuatlarını tesadüfen öğrendiğinizde sizi –gerçekten- ürküten yaşlı,
  • Tüm gün sigara içtiği odayı havalandırmaya kalkıştığınızda  asla hiçbir yerde duyamayacağınız küfürleri tüm şirinliğiyle size, yakınlarınıza gönderen yaşlı,
  • ”Pamuk Dede “ adı takılan, ancak banyo yaptırmaya kalkıştığınızda adının yumruklarının gücü yüzünden “Demir Dede “ olarak değiştirilmesi gereken yaşlı,
  • Amerika’daki oğlunun, annesini evde bırakıp, huzurevinde kaldığını öğrenmesinden korkan yaşlı,
  • Oda arkadaşının yediği meyve kabuğu çöp tenekesinin dışına düştüğü için bastonuyla kafasını yaran “düzensizlik ve pislik üstadı” yaşlı,
  • Gereksinimi olmadığı sürece kimseyle iletişim kurmayan, kendi dünyasında yaşayan ancak başı ağrısa herkese dünyayı dar eden yaşlı,
  • Dış görünümüyle başlangıçta karşısındakine itici gelen, tanıdıktan sonra yardımseverliği- dayanışmacılığıyla sevilen, bir fazla sözcük kullanmamak için çaba harcayan, geçmişine ilişkin  bilgi vermeyen  yaşlı,
  • Sigara içen astım hastası oda arkadaşına “içme şu mereti“ dediğinde “astımıma iyi geliyor” yanıtına inanan ve önüne gelene “sen de sigara iç, iyileşirsin! diyen iyiliksever yaşlı,
  • 90 yaşında kalça kırığı ameliyatı olan ablasının bakımını üstlenen 82 yaşındaki erkek yaşlıyı,
  • Paranoid kişilik yapısındaki kızına ve onu her dem kollayan eşine tahammül edemeyip huzurevine yerleşen, arada bir ziyaretlerine gittiğinde dezenfekte edilmekten bıkan, kendinin para makinesi olarak algılanmasına isyan eden yaşlı,
  • İşitme engelli torununu her sabah evinden alıp, okuluna götürüp, akşam tekrar almaya gitmekten yüksünmeyen yaşlı,
  • Herkese  müdahale edebileceğini  düşünen asker emeklisi yaşlı,
  • Kaldığı iki kişilik odanın yüzde doksanını işgal eden, hiç bir yüzeyde boş yer bırakmayıp eşyayla-yazıyla dolduran ancak oda arkadaşının bastonuna tahammül edemeyen yaşlı,
  • Çocuklarından habersiz huzurevine yerleşen, bunu öğrenen oğlu “Baba, ele güne mahcup oluyoruz. Huzurevinden ayrıl, bizde kal!” dediği için kayıt sildirip, oğlunun evinde yarım saat bile kalamadan kuruluşa geri döndüğünde “kurt kocayınca, köpeğin maskarası olurmuş!” diyen yaşlı, 
  • Askerlik dönüşü evlendiği eşiyle güllük gülistanlık yaşayıp-giderken, kendilerine sığınan dul baldızıyla  birlik olan eşinin kendini boşamasını engellemek için –hiç te yadsınamayacak miktardaki- mal varlıklarını peyderpey satarak karşılığını ayrı yaşadığı eşine yediren, 65 yaşında akrabalarının vereceği harçlığa talim eden ardından ücretsiz olarak huzurevine gelen yaşlı,
  • İnsanın toplum içinde sahip olduğu güç ve statünün önemine inanan, geniş sosyal çevresini, yaşa bağlı sağlık sorunları nedeniyle daraltan, güçsüz ve hasta –ölüme yakın-  halini, çocukları dahil kimsenin görmemesi gerektiğini düşünen yaşlı,
  • Çocuklarının özlemine dayanamayan, bozuk  ilişkiyi onarma amacıyla devreye giren meslektaşımıza “eşek kocamakla tavla başı olmaz “ (Anlayışsız kişi ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, baş olacak, buyruk verecek, sözü dinlenecek olgunluğa ulaşmaz) atasözüyle öz eleştirisini yapan yaşlı, 
  • Eşinin ölümünden sonra dokuz çocuğunun evinde sırayla ikişer hafta kalan, damadının önerisiyle geldiği huzurevindeki ilk günün ertesi kahvaltı sonrası kat uzmanına “Zehir verseniz yerim. Kimseye minnet duymayayım yeter ki!” diyen yaşlı, “Boş ver be yaşı başı!

“Boş ve be yaşı başı!

gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..

şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,

sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,

gelene geçene yol verme girsin diye içeri  ama

gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda

ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,

bırak aksın yollarına.

yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.

sen inan yüreğine,

hem ona geçmezse kime geçer sözün?..

büyü büyü...

bak ellerin ayakların kocaman.

aklında maşallah yerinde,

e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.

akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,

boş ver yaşı başı,

aşk var mı aşk, sen ondan haber ver? 

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere,

o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,

atmak mı istiyorsun, kendini bir dereye soğuk bir kış günü.

öl gitsin...

parayı pulu savurup,

bir balıkçı köyünde balık tutmak mı istediğin.

savrul gitsin...

Boş ver be yaşı başı,

kim tutar seni kim,

kendi yüreğinden başka kim?..

Aklını al da öyle git,

ister bir duvara, ister bir odaya, ister kura bayıra vur da git.

Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.

O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,

seveceksen ve öleceksen uğruna...

yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa... 

Yaş 70e gelse bile, hayat daha bitmemiş,

Sen mi biteceksin?

Çekeceksen bile bayrağı,

Yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

CAN YÜCEL

* Şiir için teşekkürler sevgili meslektaşım: ÖZGE ÖZGÜR.

  • Huzurevinde her şeyden habersiz bir  kadın yaşlımıza platonik aşk duyan yaşlının konuyu bana açtığında “ Vücut kocar, gönül karımaz (kocamaz) “ diyen yaşlı,
  • Psikolog arkadaşımızın her defasında tutarlı ifadeler kullanarak “Bazı yaşlıların kendisini idareye şikayet ederek, huzurevinden attırmak” istediklerine ilişkin paranoyasını, böyle bir şeyin olamayacağı defalarca söyleyerek zaman içinde azalttığı, bu kez zemin+2inci katta kaldığı halde  “Bir alt katta aynı hizadaki odada kalan yaşlının, her akşam camı tıklatarak kendisine ait eşya ve giysileri almak” istediklerine ilişkin paranoyaya kapılan yaşlı,
  • İTÜ mezunu bir mühendis olarak ülkemizde ve yurt dışında büyük mesleki başarılara imza atmış, emeklilik sendromunun üzerine, eşini yitirmesiyle birlikte yas sendromu da eklenince, alkolle samimiyetini arttıran, girdiği şeker koması sonucu  bacağı kesilen, tekerlekli sandalyesiyle banyo hariç her türlü işini yapabilmek için bedenini zorlayan yaşlı,
  • Kuruluş dışında aldığı alkolün etkisiyle,  aralarında o gün kuruluşa kabulü yapılan yaşlının da bulunduğu bir grup yaşlıya -inanmayacaklarına olan inançla-; “İdareden haber geldi. Evlenmek isteyen yaşlıların  idareye gidip, isimlerini yazdıracakmış. Yazılanlar en yakın zamanda evlendirilecekmiş!” diye şaka yapıp, yeni yaşlının sosyal servise ismini yazdırmaya gitmesiyle olay ortaya çıkınca çok utanan yaşlı,
  • Her hafta oynadıkları ‘spor toto’dan kazanacakları parayla yapacaklarının hayalini kuran iki kafadar oda arkadaşının sükut-u hayale uğradıkça “bu artık son olsun” deyip vazgeçemeyen yaşlıları,
  • Sohbet anında “Bu devletin hiç aklı yok. Bizim gibi işe yaramazları boş yere besliyorlar. Hepimizin ağzına dayayacaklar hortumu, verecekler gazı, ölüp gidicez. Boş yere  yaşıyoz. Ölme vaktimiz çoktan geldi, geçti” diyen ancak başı ağrıdığında ödü kopan yaşlı,
  • Yaz sıcağında bile ‘cereyan olur da hastalanırım’  diye gömleğnin düğmelerini açmayan yaşlı,
  • Çapkınlıklarına dayanamaz hale gelince ayrı yaşamaya başlayan ardından oğlunun yanına Almanya’ya giden, dönüşte de aynı ilde başka bir huzurevine yerleşen eşini 28 yıl aradan sonra kendisine geri dönmeye ikna etmeye çabaları çerçevesinde  her hafta çiçek gönderen, beni de aracı yapmak isteyen yaşlı,
  • Annesini terk ettiği için yıllardır kendini affetmeyen kızına eşinden boşanması aşamasında mali destek olmasıyla tekrar kazanınca “iyi ki boşandı:bu sayede kızıma kavuştum” diyen yaşlı,
  • “Anadan üryan soyup, ekmek aradılar!” diyen yaşlı,
  • Doğup büyüdüğü toprakları, Bulgaristan’ı  özlediğini her fırsatta dile getiren yaşlı,
  • Oğlu tarafından günde iki kez  ziyaret edilerek her türlü gereksinimi karşılanan, her  gelişinde -küs olduğu- gelinini oğluna kötüleyen yaşlı,
  • Uzun yıllar özel bir okulda yönetici sekreter olarak çalışmış,  son derece zarif, ilişkilerinde ölçülü, tüm personelin sevdiği bir insan iken, hızla  ilerleyen alzheimer hastalığı nedeniyle kabalaşan, küfürbaz olan, saldırgan hale gelen, yaşamında baskıladığı şeyleri su yüzüne çıkan, bu haliyle içimizi acıtan yaşlı,
  • Yaşamında uzak-yakın çevresindeki herkesle sorun yaşayan, memnuniyetsiz – ve dolayısıyla mutsuz- , insanlara güvensiz, tekerlekli sandalye kullandığından diğer yaşlılardan destek görmesine  karşın  bir teşekkürü bile çok gören yaşlı,
  • Evlenmek amacıyla geldiği huzurevinde beklentisinin gerçekleşemeyeceğini anlayınca,  şansını başka bir huzurevinde denemek için nakil isteyen yaşlı,
  • Ticarette kazandığı paranın keyfini(!) çıkarıp, geleceğini düşünmeyen “Evladım unutma atalarımızın sözünü: “ ‘Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.’ Ben dinlemedim büyüklerimizi, bak sonuç;  huzurevi.”  diyen yaşlı,
  • Yeni tanıştığı her insanla tokalaştıktan hemen sonra el falına bakan yaşlı,
  • Ayrıldıklarında annelerinden yana tavır aldıkları için affetmediği oğullarına ders vermek için –hiç de ihtiyacı olmadığı halde- her yıl nafaka arttırma davası açan yaşlı,
  • İmam nikahı kıydırarak ev tutan ancak huzurevinde kalmağa devam eden – gelişmelerden habersiz olduğumuz-  çiftin,  erkeğin kadının bankadaki parasını yemesi yüzünden  çıkan kavga sonucu karakolluk olunca “yetişin, beni kurtarın! “diyerek, bizleri arayan yaşlıları,
  • Oğlundan fiziki şiddet gören,  torunundan ekonomik şiddet gören, ‘ölmüş aslanlara, tavşanlar bile saldırır’ diyen yaşlı,
  • Anne-babası çok küçükten ölünce, Keçiören’deki yuvaya yerleştirilen, evlendirildiği eşinden ‘namus(!)’ sorunu nedeniyle ayrılan -ancak boşanmayan-, huzurevindekileri ‘bunak-sakat’ olarak niteleyen, kendisi dahil herkesle küs olan yaşlı,
  • 12 yaşında pencereden düşerek tekerlekli sandalyeye bağımlı kalan, kendi işini kendi görebilen, kavgacı kişiliğine karşın ‘acıma’  duygusuyla çevresindekilerden destek gören, hata yaptığını anladığında “hadi, çay içelim!” diyerek özür dileyen yaşlı,
  • Votkayı, gazoz-meyve suyu ile karıştırarak huzurevine getiren, gördüğümde “Vallahi, serinliyeyim diye aldım. İçinde alkol filan yok!” diyen yaşlı,
  • “Tapon kadını bana kakaladılar!” diyen demanslı yaşlıyı

ve daha nicelerini tanıdıkça “Yaşa yaşa, gör temaşa Şado”  dedim kendi kendime.

Yıllar sonra Mina Urgan’ın “Bir Dinazorun Anıları” kitabının “Yaşlılık ve Ölüm” bölümünde yer alan: 

“O Japon filminde olduğu gibi,

Onu kucağına alıp, sevgiyle ölüme taşıyacak

Bir oğul bulunmadığından,

Yaşlı kadın elini tutmuş ölümün.

Uslu bir çocuk gibi

Tırmanıyor dağın doruğuna

Ak saçlarına kar yağarken.....”

şiiri okuduğumda da, şimdi bu bölümü yazarken  de aynı şeyleri düşündüm:

Bir oğul / kız çocuğu olarak;  karlı saçlarıyla dağın doruklarına çıkarak yıldızlara karışacak olanları sevgiyle kucağımıza alıp, –ölümün değil bizim- elimizi tutmalarını sağladığım(ız) için şanslı olduğumuzu düşündüm.


 
Bize Ulaşın