Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

SOSYAL ÇALIŞMA NOTLARI
“Cinsel Taciz Davalarında Bilirkişi Deneyimleri”

Rıza ELİTOK

Sosyal Hizmet Uzmanı

    Mesleğini icra eden sosyal çalışmacıların adli olaylarda özellikle 18 yaş altı çocuk ve gençlerle ilgili çeşitli istismar ve ihmal davalarında bilirkişi olarak görevlendirilmeleri son yıllarda Avrupa Birliği süreciyle birlikte davalara katılım şeklinde artarak sürmektedir. Herhangi bir ihmal ve istismarın hukuki sürecine doğrudan katılan meslek elemanı, genelde bir olayda mahkemece verilen dosya üzerinde yapılan incelemeyle raporunu hazırlamaktadır. Dosya üzerinde incelemenin yetersiz görülmesi durumunda mahkemeden mağdur/mağdure ve yakınlarıyla birebir görüşmeler veya ikametgahlarında sosyal inceleme talep edebilmektedir.




Çeşitli Davalar: Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sıkça görülen damdan ve balkondan düşme, dere ve göletlerde boğulma, merdivenlerden düşme, elektrik çarpması, zehirlenme ve yanma gibi olaylarda çoğu zaman dosya üzerinde yapılan incelemelerde anne ve babanın kusur oranı istenmekte, bilirkişinin kasıtlı bir istismarı göremediği durumlarda olayın; çevrenin yetersizlikleri, anne-ve babanın eğitim düzeyi, ailenin çok çocuklu olması, yaşam tarzı ve gelenekleri, bölgenin imkanları ve yetersizlikleri gibi nedenlerin tahliline dayanılarak kusur oranı olumlu veya olumsuz yönde belirlenebilmektedir.
Cinsel Taciz Davaları : Cinsel taciz vakalarında olay esnasında veri ve bilgi toplamanın, olayın aydınlatılmasında ki önemi oldukça büyüktür. Çoğu zaman cinsel tacizin fiziksel belirtileri yoktur. Ancak bazı durumlarda doktorlar tarafından muayenede bir takım belirtiler bulunabilir. Her durum ve koşulda kesin olmamakla birlikte genelde, cinsel tacize uğramış çocuklar ancak kendilerini güvencede hissettiklerinde başlarından geçen olayları anlatırlar. Bir çocuk cinsel tacize uğradığında çocukta çoğu zaman rahatsız edici duygular, düşünceler veya davranışlar gelişebilir. Ayrıca olay esnasında tacize uğramış çocukların psikolog veya sosyal çalışmacı huzurunda alınan ifadelerinde, çocuğun tavırları, hareketleri, yüz ifadesi ve mimikleri kesin veriler vermemekle birlikte dikkatle değerlendirilebilir.
Olay esnasında sıcağı sıcağına alınan ifadeler ve elde edilen bulgular üzerinden değerlendirme ve yorumlar yapılabilir. Her durum ve koşulda kesinlik arz etmeyen genel açıklayıcı bilgiler ışığında olay günü tanıkların beyanları ve mağdurun ifadeleri üzerinde değerlendirme yapılabilir. Olay günü mağdurun/mağdurenin ifadesi alınırken özellikle bulundurulmuşsa tanık psikoloğun, sosyal çalışmacının mağdur hakkında almış olduğu ilk ifadeler, gözlemler(mağdurda olayla ilgili her hangi bir travmatik belirtinin gözlemlenip gözlenmediği, mağdurun ses tonu, tavırları, tepkileri vb) oldukça önemlidir. Ancak cinsel taciz vakalarında çoğu zaman olay anında psikolog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikiyatrist vb. uzman personelin bulundurulamaması nedeniyle sonradan dosya üzerinde değerlendirmelerde mağdurun ilk ifadelerini alan kolluk görevlisi veya çeşitli görevliler tarafından alınan ifadelerle sınırlı kalınmaktadır. Olayla ilgili her hangi bir fiziksel belirti ve olgunun tespit edilmediği bir çok cinsel taciz olayında, olay günü toplanan deliller ve uzman kişilerce alınan ifadeler oldukça önem arz etmektedir. Aksi taktirde fiziksel delil ve belirtilerin olmadığı benzer cinsel taciz durumlarında olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ya da mağdurun/mağdurenin doğru söyleyip söylemediği yönünde olayla ilgili değerlendirme ve olasılık belirtmek dışında kesin bir yargıya varmak pek de mümkün gözükmemektedir. Örneğin geçen yıl ABD’de gerçekleşen ve medyadan takip edilen birden fazla çocuğa cinsel taciz davalarında şarkıcı Michael JACKSON’a yöneltilen 10 ayrı suçlamada, ifadeleri ve tartışmaları 14 hafta boyunca izleyen 12 kişilik jüri heyetince, bir haftalık değerlendirmenin ardından sanık şarkıcının delil yetersizliğinden 10 ayrı suçlamanın tümünden aklanması söz konusu olabilmektedir. (Sabah Gazatesi,14.06.2005).
Cinsel taciz davalarına katılan bilirkişinin çocuklar hakkında bir çok gelişim ve psikoloji kitaplarında mevcut temel bilgileri referans alması kaçınılmazdır. Bu temel bilgiler kısaca şu şekilde özetlenebilir;
Beş yaş ve beş yaşın üstündeki çocuklarda, taciz uygulayan kişiyi tanıyorlarsa bir karmaşa yaşamaları normaldir; her durum ve koşulda kesin olmamakla birlikte bu tarz cinselliğin yanlış olduğunu bilmelerine rağmen, cinsel tacizi uygulayan kişiye olan sevgi ve bağımlılıklarından dolayı cinsel tacizi kimseye anlatmazlar. 3 yaş civarında cinsel merak artar. Çocuklar annebabaları tuvalette ya da banyodayken içeri girmeye çalışır. Bazen bir çocuğun birinin eteğini kaldırıp altına baktığını görebilirsiniz. "Çocuklar nereden gelir?" gibi sorular başlar. Ana ve babalar çocuğa yapılan açıklamaların onun merakını artıracağı korkusunu taşırlar. Ayrıca öğrendiklerini uygulamaya kalkışacağından çekinirler. Asıl, yanıtlanmayan sorular çocuğu daha meraklı ve araştırıcı olmaya iter. Anne ve babasının odasına beklenmedik baskınlar vererek, anneyi ya da babayı banyoda gözetleyerek kendince yanıtlar aramaya girişir ya da arkadaşlarından duyduğu yalan yanlış bilgilerle yetinmek zorunda kalır.Çocukta cinsel ilgi okul öncesi çağda en yoğundur. Okula başlamasıyla birlikte ilgi ve merakta bir azalma gözlenir. Çocuk cinsel konulardan kaçar gibidir. Televizyonda bir öpüşme görse gözlerini kapar, utanmış gibi davranır. Okulda kız çocuklarına sokulmak yerine kaçar. Çevresi genişleyen çocuk, bedeninden başka ilgi alanlarına yönelmiştir. Üst benlik gelişimi ile birlikte cinsel konuların ayıp ve yasak olduklarını öğrenmiş, bilinçaltına itmiştir. Cinsel ilgileri uykuya yatmış gibidir. Ancak bu ilgi ve merakın arada bir depreştiği de olur.
Okul çağı çocuğun aile ortamından çıkıp, dış dünyaya açıldığı, toplumsal çevreye karıştığı çağdır. İlkokul döneminin (6-11) bittiği, ergenliğin ilk belirtilerinin başladığı dönemdir. Bu devrede çocuğun kişilik gelişimi tamamlanır. Bekleyebilme ve engellere karşı koyma toleransı artar. Çocuğun bu dönemde içinde olduğu okul çevresi ve eğitim çocuğun bakış açısını genişletir, soyut kavramları kavramaya başlar. Kelime hazinesi genişler, zenginleşir, çevresi tarafından ön plana geçer. Dünyası genişleyen çocuk hayali kahramanlar yaratır. Çocuk çeteleri bu yaşta oluşur. Gruplar tek cinsten meydana gelir, karşı cinse hor bakılır. Zayıfı ezme, lider olma dürtüleri ortaya çıkar. Cinsel kimlik iyice belirlenmiştir, iyi ile doğruyu, kötü ile yanlışı seçme yeteneği gelişmiştir. Somut düşünceden soyut düşünceye geçer. Çocuk canlı ve hareketlidir. Oyunları evden çok dışarı kaymıştır.
Ne varki çoğu zaman yukarıdaki temel bilgiler bilirkişi için karara varmada yeterlilik arz etmemektedir. Bu durumda bilirkişinin çocuk hakkında; geçmiş yaşantısı, ebeveyn ilişkisi, sosyo-ekonomik durum, aile ortamı, dil gelişimi, kendini ifade edebilme, korkuları vb. verileri elde etmeye yönelik bir uğraşa sürükleyecektir. Ancak bilirkişinin, elde edeceği verilerin güvenirliliği de olayın gerçekleşme zaman aralığı ile yakından ilgilidir. Örneğin her hangi bir fiziksel bulgu ve belirtinin olmadığı, olayın mağdurun iddaaları ve görgü tanıklarının ifadesine göre şekillendiği bir cinsel taciz olayında, olayın üstünden 7-8 ay gibi bir zamanın geçmesi neticesinde bilirkişinin karar almada hayli zorlanabileceği muhakkaktır. Böylesi kritik davalarda bilirkişinin çoğu zaman mahkemeye sunduğu raporlarında olay hakkında kesin bir yargıya varamaması gayet doğaldır. Burada şunu da belirtmek gerekir; verilen kararlarda her bilirkişinin dünya görüşü, bilgi birikimi, sezileri, duygu, düşünceleri ve vicdanı kendine özgü olup, mevcut veriler ışığında bir olayla ilgili kararlar farklılık arz edebilir. Örneğin kesin delil ve verilerin olmadığı aynı olay üzerinde çalışan 2 bilirkişinin birbirinden farklı kararlar verebilmesi de mümkün olabilir. Bu, bilirkişinin olayı nerden ele aldığı veya nasıl baktığına göre değişir. Mahkeme bazı durumlarda 2. bilirkişiden de görüş talebinde bulunabilir.
Alan pratiği ve deneyimi ışığında cinsel taciz vakalarında bilirkişi olarak görev alan Sosyal Çalışmacıların pek çoğunun da bildiği aşağıda belirtilen bazı hususları burada bir kez daha tekrar etmek faydalı olacaktır.
a) Olayın meydana geldiği tarih ile bilirkişi olarak görevlendirme tarihi arasındaki zaman aralığına dikkat edilmesi,
b) Olayın üzerinden aylar geçmesi durumunda mağdurun/mağdurenin olay esnasındaki ilk ifadeleri, toplanan veri ve delillerin dikkatlice analiz edilmesi, ilk ifadelerin uzman personelce(sosyal çalışmacı, psikokolog, çocuk gelişimcisi, psikiyatrist vb.) alınıp alınmadığına bakılması,
c) Mağdurun/mağdurenin ebeveynlerinin eğitim, sosyo-ekonomik ve psikolojik durumlarıyla, mağdur/mağdureyle iletişimlerine dikkat edilmesi,
d) Mağdurun/mağdurenin yaşına göre içinde bulunduğu zihinsel, fiziksel ve psikolojik gelişimsel döneminin titizlikle tahlil edilmesi,
e) Mağdur/mağdurenin dosyasında eksik görülen veri, bilgi ve belgelerin tereddüt edilmeden mahkemeden talep edilerek teminine çalışılması,
f) İfadeler ve çocuk psikolojisi, tacizleriyle ilgili genel açıklayıcı bilgiler doğrultusunda bir olay değerlendirildiğinde; kesin bir kanaate varmada, olayla ilgili veri ve bulguların mağdurun/mağdurenin, tanıkların ve sanığın ifadeleri ötesinde somut bir veri teşkil etmediği, olay üzerinnden hayli zaman geçtiği durumlarda ve olay hakkında olasılıklar ve değerlendirmeler dışında, dosya ve ifadeler kapsamında olay ele alındığında mağdurun/mağdurenin tacize maruz kalıp kalmadığı hususunda kesin bir yargıya varılamayacağı durumların söz konusu olabileceği,
g) Kanaate varmada acele edilmemesi, rapor teslimi konusunda mahkemenin verdiği sürenin iyi değerlendirilmesi, verilecek kanaatin temelsiz varsayımlar, asılsız değerlendirmeler içermemesi, olay bütünlüğünde boşluklar oluşturmamasına dikkat edilmesi.
h) Raporda bilirkişiden talep edilen hususun doğru anlaşılması, tereddüt edilen konularda dava hakimiyle rapor konusunda görüş paylaşılması;rapor dilinin sade, anlaşılır, resmi bir uslüpla yazılması; raporda olayla alakası olmayan ya da olayla alakalı uzun uzun teorik açıklamalardan kaçınılması; olayın gelişimi, değerlendirme ve sonuçlandırmanın kısa ve öz olmasına dikkat edilmesi,
i) Olayı ele almada ve tahlil etmede bilirkişi sosyal çalışmacının kendisini bir psikiyatrist yerine koyarak kişilerin bilinçaltı analizleriyle uğraşmaktan kaçınması, olay hakkında gerekli gördüğünde mahkemeden bir psikiyatristin görevlendirilmesini de önermesi.
j) Mahkeme esnasında sanık ya da mağdur yakınlarından gelebilecek yönlendirmeler, talepler ve beklentiler konusunda karşılıklı polemiğe girmekten kaçınılması, sanık ya da mağdur yakınlarının sözlü beklentilerine “mahkeme gerekli değerlendirmeyi yapıp en kısa zamanda makul kararı verecektir” tarzında kısa cevaplarla karşılık verilmesi.
 



Bize Ulaşın