Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

ÇOCUĞUM ARKADAŞ KURBANI OLUR MU?
Seçil Çelik Özbeklik
Uzm. Psikolojik Danışman

     İster okul öncesi bir kuruma, isterse ilkokula başlasın her çocuk ilk haftadan itibaren kendindeki hızlı değişiklerle ailesini şaşırtır. Önceden her gittiği ortamda anne ve babasından, akrabalarından, varsa kardeşlerinden bahseden çocuk, okula başlamasıyla birlikte sürekli arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve okulundan bahsetmeye başlar. Anne babasını onlarla kıyaslar, yaşı ilerledikçe de onları tercih eder. İlk haftadan itibaren evinde konuşulmayan konularda sorular sorar, yanında kullanılmayan “kötü” sözleri söyleyebilir veya arkadaşlarının bu sözleri söylediğinden bahseder ve ona karşı kesinlikle uygulanmayan tavırları sergileyebilir. Anne babalar çocuklarının sınıflarındaki düzenli, sorumluk sahibi, kibar ve çalışkan öğrencileriyle arkadaşlık kurmalarını istese de, çocuklar bazen sınıfın en yaramaz ve derslerle en az ilgili öğrencileriyle arkadaşlık kurarlar.
 
6-13 yaş arasındaki dönem, çocukların kendi fiziksel özellikleriyle en az ilgilendikleri, aileden uzaklaşmaya başlayıp kendi sosyal ortamlarını ilk kez kurmaya çalıştıkları, çevrelerinde olup bitene daha fazla ilgi gösterdikleri, arkadaşlık ilişkileri kurarak gerçek anlamda sosyalleşmeye başladıkları bir dönemdir. Okul çağının başlamasıyla belirlenen bu dönem, aynı zamanda çocuğun sosyal ortamının en radikal şekilde değiştiği zamandır.  Çocuk, evinde tanıdığı ve benimsediği kişilerden uzaklaşıp, tanımadığı bir çevreye ve insanlara uyum sağlamaya çalışır. Bu yeni ortamda kendini tanıtmak ve kabul ettirmek zorundadır. Kendisini kayıtsız şartsız seven ve kabul edenlerin oluşturduğu aile ortamından sonra, belki de ilk hayal kırıklıklarını yaşar. Ne yaparsa yapsın bazı çocuklara kendini kabul ettiremeyeceğini fark eder. En sevdiği arkadaşının en sevdiği arkadaşının başka birisi olduğunu öğrenir bazen. Hasta olduğu için okula gidemediği birkaç günün ardından en sevdiği arkadaşının başkalarıyla arkadaşlık kurduğunu, o yokken konuşulan konulara yabancı kaldığını, bazı konular konuşulurken onu yanında istemediklerini görür. Bazen yeteri kadar hızlı koşamadığı yada yeteri kadar sevimli gözükmediği için istediği oyunlara ve gruplara giremediğini fark eder. Bir de ek olarak çocuklar çoğu zaman içgüdüsel davrandıklarından, arkadaşlarından gelen çok acımasız davranış, söz ve tavırlarla başetmeyi öğrenmeye çalışır.
 
Bütün bu hayal kırıklıklarının yanı sıra, çocuklar okuldaki arkadaşlarıyla çok keyifli zamanlar da geçirirler. Oynanan oyunlar ve yapılan aktiviteler çocukların sürekli konuştuğu konular haline gelir. Her ne kadar okuldaki sessiz durulması gereken dersler ve verilen ödevlerden sıkılsalar da bir süre sonra tatil günlerinde ve hasta yattıkları günlerden sonra evde sıkılmaya, okulu ve arkadaşlarını özlemeye başlarlar. Çoğu zaman arkadaşları için okulu da severler.
   
 



       Çocuklarının hayatlarında bu değişimler yaşanırken ailelerin günün büyük kısmını okulda geçiren çocuklarına fazla etki etme şansları da olamaz. Aileler çocuklarının arkadaşlarıyla ilgili fazla olumsuz konuşmaya başladıklarında çocukları ya onlara olanları anlatmayı keserek cezalandırır yada olumsuz bulunan arkadaşlarına daha da yakınlaşırlar. Aileleri tarafından fazlaca beğenilen, benzetilmeye çalışıldıkları çocuklardan da çoğu zaman uzaklaşırlar. Aileler fazla müdahaleci olurlarsa kendi hatalarını öğrenmek yerine her durumda başkalarını suçlamayı alışkanlık haline de getirebilirler. Yada ailesi her şeye müdahale ettiği için arkadaşlık gruplarının dışında kalabilirler.
 
Bütün bunların oluşmasını engellemek için ailelerin özellikle dikkat etmesi gereken iki konu bulunmaktadır. Birincisi aile çocuğuna güvenmeyi öğrenmelidir. İkincisi ise çocuğunda gördüğü olumsuz değişimler için arkadaşlarını sorumlu tutmamalı ve bu arkadaşlıklara müdahale etmemelidir.
 
Çocuklar okul ortamına girdiklerinde içgüdüsel olarak kendi kişiliğine en yakın ya da olmayı en fazla istediği kişilikteki öğrencileri kendilerine arkadaş olarak seçerler. Örneğin aile içinde yönetmeye, söylediklerinin yapılmasına alışmış bir çocuk, önce kendisi gibi liderlik özellikleri bulunan çocukları tercih edebilir. Ancak zaman içinde karar almada bu arkadaşıyla çatışmaya gireceğinden daha sessiz ve sözünü dinletebileceği başka arkadaşları seçebilir. Daha iyisi ise iyi yönlendirilirse, liderlik özelliklerini çatışmaya girmeden daha iyi kullanabilmeyi öğrenebilir. Sessiz çocuklar önce kendileri gibi sessiz ve sakin arkadaşları yada olmayı istedikleri gibi popüler ve lider arkadaşları da tercih edebilirler. Her şekilde okul yılları ilerledikçe en iyi anlaşabilecekleri arkadaşları seçme konusunda daha bilinçli davranmaya başlayacaklardır. Seçimini daha bilinçli yapmaya başlayacağı döneme kadar geçen sürede çeşitli sıkıntılar yaşayarak, eve geldiğinde mutsuz olduğundan bahsedebilirler. İşte tam da bu noktada aileler çocuklarının mutsuz olmasından dolayı çok üzülürler ve onları mutlu görebilmek için bir şeyler yapma ihtiyacı hissederler. Böyle bir durumda ailelerin yapabileceği en yanlış şeylerden biri, çocuğunun mutsuzluğundan dolayı diğer arkadaşı sorumlu tutmak, çocuğun gerçek sıkıntısını fark etmek yerine arkadaşına daha doğru davranmayı öğretmek için arkadaşlarıyla yada öğretmenleriyle görüşmeye çalışmaktır. Yapılacak en iyi şey ise doğrudan arkadaşlığına ve arkadaşlarına müdahale etmek yerine, çocuğun gerçek sıkıntısını fark ederek bu sıkıntısını kendi başına aşabilmesi için onu yüreklendirmek olacaktır. Çünkü çocuklar yetişkinlere oranla sorun çözme konusunda çok daha beceri sahibidir ve ancak sıkıntılarını kendi başlarına çözebilirlerse bu becerilerini en iyi hale getirerek kendi başına ayakta durabilmeyi ve kendini kabul ettirebilmeyi öğrenirler.
 
Aslında her çocuk kendini arkadaşlarıyla tanır ve tanımlar. Güçlü ve güçsüz olduğu alanları, aileler de çocuklar da yine arkadaşlarıyla kendilerini kıyaslamaları sayesinde fark ederler. Yeterince iyi yönlendirilebilirse güçlü olduğu alanlarda daha başarılı olabilir ve güçsüz olduğu alanlarda kendilerini geliştirebilirler. Bu doğrultuda ailelere düşen bu yaşlarda arkadaşlara ve arkadaşlıklara doğrudan etki etmeye çalışmak yerine, çocuklarının yanlarında olacağını onlara hissettirmek ve bu yeni öğrenme ortamında onlara dışarıdan destek vermektir.
 
Seçil Çelik Özbeklik
Uzm. Psikolojik Danışman
AGAPE Danışmanlık Merkezi
http://www.agapedanismanlik.com
 



Bize Ulaşın