Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA


1-3 Yaş Arası Çocuğun
 Psiko-Sosyal Gelişimi

Prof.Dr.Kemal ÇAKMAKLI

Sosyal Hizmet Uzmanı
 

 

Bu yazımızda daha çok 1 yaşından 3 yaşa kadar olan çocuğun özellikleri ve uyum sorunları ele alınacak, anne ve babaların bu alanda yapması gerekenler üzerinde durulacaktır.
 

Bedensel gelişme itibariyle ilk aylarda tamamen aciz görülen çocuk giderek kafasını tutmayı öğrenir. Daha sonra kollarını ve ayaklarını kontrol etmeyi becerir. Bir kaptan su veya süt içmesini öğrenmiştir. Ayrıca eline geçen her şe­yin tadına bakmasına bayılır. Bu tadı beğenip beğenmediği­ne o anda karar verebilir. Ayakları ve elleri üzerinde emek­leyerek yetişemeyeceği yer yok gibidir. Merdivenleri emekleyerek tırmanabilir. Koltuklan çıkıp inmekte usta olmuştur. Evdeki konuşmalara o da kendi kelimeleriyle, sözgelimi "baba","anne", "hi", "hu" diye karışır. 

Bu devrede konuş­maktan ziyade konuşulanları anlamada maharet gösterir. Oyuncaklardan daha çok insanlarla ilgilidir. El çırparak "cee" diye oynamaya bayılır. Bununla beraber oyuncakları­na da belli bir zaman ayırmaktan geri durmaz. Bu dönemde fizik gücü gerektiren oyunlardan çok hoşlanır. Özellikle oyu­nun içinde bir sürpriz olursa, örneğin örtünün altından ço­cuğun çok hoşuna gidecek oyuncağın çıkması gibi yahut ta kendisini kovalattırıp yakalanması gibi o takdirde onun zevki doruk noktasına ulaşır.  Babası çocuğu ile oynamak için ha­lının üzerine yere oturduğunda, çocuk sevinç çığlıkları ata­rak hayata büyük bir arzu ile bağlanacaktır. Psiko-sosyal ge­lişim için çocuk ile bu ve buna benzer fiziksel yaklaşımlar da gereklidir. Sadece tavır, davranışlar yeterli değildir. Çocukla oynamak onu kucaklamak öpmek de lüzumludur. Etrafında­ki insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü kızgın olup olmadığını, şefkat derecelerini o kendine göre rahatlıkla iç dünyasında ölçebilir. Yani etrafındakilerin duygusal durum­larını sezmekte ustadır.

12'nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkında­ki ilk düşünceleri şekillenmeye başlar. Bu dünyanın güveni­lir, emin bir yer olup olmadığını düşünür. Bu alanda ilk izle­nimlerini elde eder. Bu ileriki yıllarda devam edecek olan gelişimleri için temelleri oluşturacaktır. Ne yazık ki, çocukların psiko-sosyal gelişimlerinde çok önemli olan bu fırsatları kimi aileler hiç iyi değerlendirememektedirler. 

Çocuğun ba­basının yerde halıya oturarak çocuğuyla burada yazıldığı şe­kilde birkaç dakika meşgul olması, olmayacak bir şey midir? Ne kadar basittir. Bunu her baba yapabilir. Ancak bu küçük fedakârlıklar dahi yapılamaz ise, onun sadece bedensel iyilik hali sağlığını bir bütün olarak garantiye alabilmemizde bü­yük noksanlıklar oluşturacaktır. Bu iyice bilinmelidir. Bu se­bepten başarılı anne ve baba olarak kalabilmek beceri iste­yen bir olaydır. Şu söz hiç unutulmamalı ve sık sık da hatır­lanmalıdır. "Her anne babanın çocuğu vardır, fakat her çocuğun anne ve babası yoktur." Yani sadece fizyolojik görevi yapıp çocuk sahibi olmakla iş bitmemektedir. Anne babası olan pek çok çocuğun anne babası yokmuşçasına on­ların sevgi, destek ve himayelerinden uzak bulunduğu hatır­lanırsa bu sözün güzelliği daha iyi anlaşılacaktır. 

Anne ve baba çocuk için hayata açılan birer penceredirler. Çocuk bu pencereden daima iyi şeyler görebilmelidir. 12 nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkındaki ilk düşüncelerinin şekillenmeye başladığını, bu dünyanın güve­nilir, emin bir yer olup olmadığını düşündüğünü hatırlatmış­tık. Birçok bebekler için cevap çok açıktır. Yaşamak (dünya­sal olaylar, hayat) zordur. Burada, dünyaya gelen ilk çocu­ğun, annesinden doğar doğmaz ilk hayat belirtisinin ağla­mak olduğu -çocuğun ağlayarak dünyaya gözlerini açtığı-gerçeği felsefî bir konu olarak düşünülmelidir. Çocuğun da­ha o dönemde hayatı sevmesinde anne baba çocuğa yardım edebilmelidir. Nitekim aynı dönemde çocuk kendisini büyü­tenlere karşı bu duyguların da tesiriyle büyük bir yakınlık duyar. Bu duyguyu iyi değerlendirmek lâzımdır . İşte çocuktaki bu duygudur ki onun ilerde yetişkin bir kimse haline gelmesine yardım edecek ve sırası geldiğinde de o da başkalarını büyütecektir. 

Yetişmiş bir birey bir gün babasına şöyle der: "Babacığım senin hana yaptığın bun­ca fedakârlıkları hizmetleri ben nasıl ödeyeceğim bile­miyorum."   Baba cevap vermiştir "Gayet basit evladım benim sana yaptıklarımı sen de çocuklarına yapacaksın ve böylece ödeşeceğiz." Evet

hayat budur. Böylece dünya yaşamını sürdürecektir. Dünyamızın yaşının 5,5 milyar yıl tahmin edildiğini unutmamak gereklidir. Bunca yıldır bu yaş­lı dünyamızdan nice insanlar gelmiş ve geçmişlerdir. Bunca asırlar aile ve çocuk refahı alanında pek çok bilimsel gerçek­leri de ortaya çıkarmıştır. Bu bilimden ve bunca yılların tec­rübelerinden yararlanmak (tabiatı, ilimi sevmek ve bilmek, benimsemek) mutluluğa giden gerçek yol olarak karşımızda durmaktadır.

Çocuğun hayatında ilk adımlarla birlikte (yürümeye başlama girişimleri) onun için çok daha enerjik ve bağımsız bir devre başlamaktadır. O sonsuz gibi gördüğü enerjisini ve fikirlerini artık fizik yetenekleriyle bağdaştırmayı öğrenmeye başlamaktadır. Nispeten yumuşak başlı ve idaresi kolay olan bebeğin yerini şüpheci, enerjik ve horoz gibi çalımlı bir ço­cuk alır. Fakat büyüdükçe özellikle annesine olan gereksini­minin her yönden artacağı daima hatırlanmalıdır. Annesine ve ona en çok bakan kimseye bağımlığını görmek gerekir. 

Çocuk artık kendisinin ayrı bir şahsiyet olduğunu kavramaya başlamıştır. O emeklemeye başlayınca annesinden madde­ten uzaklaşma, ayrılma imkânını bulur. Oyuncaklarını kendi kendine bulabilmesi kişiliğine olan güvenini artırır. Çocuk yürümeye başlamayla birlikte kendi hayatını daha belirgin yaşamaya başlar. Bu duygunun belirmesi onda hem büyük bir heyecan ve hem de bir korku yaratır. Çünkü bu devreye kadar çocuk daima annesini yanı başında bulmuş, onun ku­cağında kendisini emin ve iyi hissetmiştir. İşte bu karmaşık duygular içerisinde çocuk bu çağda hem annesinden uzak­laşmak ister ve hem de arkasına bakar bakmaz ona dönmek için bütün gücü ile koşar. Bunun için en iyi örneğini çocuk annesinden uzaklaştırılıp bir başka odaya götürüldüğünde onun büyük bir enerji ile annesinin bulunduğu odaya emek­lediği gözlenebilir. Zira kendisini birden bire yapayalnız bu­lur ve büyük bir heyecanla "güvene" annesinin yanına dön­meyi arzular. Görüldüğü gibi çocuk daha hayatının ilk yılla­rında psiko-sosyal yönlerden ne denli meşgul bulunmakta­dır.

Çocuğun ilk adımlarını attığı bu devrede onun annesi­ni kaybetmekten doğan korkusunu -çünkü o böyle bir kor­kuyu daima yaşar- azalttığımız takdirde çocuğun daha çabuk yürüyebilmesini sağlamış oluruz. Yürümenin annenin yanın­da uzaklaşmak olmadığı, ne kadar yürüyerek anneden uzaklaşırsa uzaklaşsın, annesinin daima onun yanında olacağı düşüncesinin ve inancının onda bulunabilmesi çok mühim­dir. Bunu anne çocuğuna hissettirebilmelidir. Annenin çocu­ğuna bakışı, tebessümü, ona sevgi dolu yaklaşımı bunun için çoğu zaman yeterli olacaktır. Ancak annenin bu konuda ka­rarlı, tutarlı olması çok mühimdir. Bir zaman değişik karak­terde tavır ve davranışı çocuğun yönlendirilmesinde istenil­meyen sonuçlar meydana getirebilecektir. Çocuğun anne ve babaya ihtiyacının büyük olduğu devrede, çocuğu sık sık ev­de yalnız bırakmak, onsuz seyahatlere çıkmak doğru değil­dir. Hatta diyelim ki çocuğun ameliyat olması gerekti, mümkünse bu işi bile geciktirmek daha hayırlı olacaktır. Çocuğun aile ilgisine büyük ihtiyacı vardır. Çocuk ile anne baba ara­sında ayrılık olacaksa, ayrılığın çocuğun üzerinde büyük iz bırakacağını bilmemiz, anlamamız ve hazırlıklı olmamız ge­rekmektedir. 

Bu çağda çocuk annesine ne kadar ihtiyacı ol­duğunu yavaş yavaş şuurlu olarak anlamakta bir yandan da annesinin yardımı olmadan dünyasını kendi idare etmek is­temektedir. Kapı tokmağına bile yetişemediği halde, o bü­tün kapıları açmak ister. Bir merdiven görünce dayanamaz, başına gelebilecek kazayı düşünemeden tırmanmaya çalışır. Babası araba kullanırken, sanki kendisi de sürmek istercesi­ne onun direksiyonuna sarılır. Bu devrede anne babaların en mühim problemi çocuğun hareketlerinde ne dereceye kadar serbest bırakılması konusu ve yasakların tespiti ola­caktır. Bunun cevabı şudur: Çocuğu kazalardan ve türlü teh­likelerden korumak şartıyla onu hareketlerinde serbest bı­rakmak lazımdır.

Küçük, ehemmiyetsiz sayılabilecek zararları da hoşgö­rü ile karşılayabilmelidir. Bunun için en iyisi onun evin bir yerinde köşesi veya en iyisi odasının olmasıdır. Ev eşyaları­na verebileceği zararları -kirletmek, sütünü dökmek, bardağı devirip kırılmasına sebep olmak vd. -düşünerek bu yönde de tedbir alınmalıdır. Ancak pek çok anne-baba ev temizliğine, tertibine, görünümüne çocuğun eğitiminden çok daha fazla ehemmiyet verir. Ev dağınık durmasın, eve gelenler pırıl pı­rıl görsün diye, her tarafı en nadide eşyalarla süslemek isterler. Çocuğun yaşayacağı oda ve yer de bunlar arasındadır. Sanki çocuk orada bir tablo gibi dursun istenir. Çocuğun burada sayılan büyüme özelliklerine uygun bir yaşantının te­min edilebilmesi onun ileride kuvvetli fikir yapısına sahip başarılı bir kimse olmasında pek önemlidir.

Hiçbir şey vardan yok olmaz, yoktan da var olmaz. Bu ünlü söz unutulmamalıdır. Başarısız, yeteneksiz nice bü­yüklerin psiko-sosyal anamnezinde ilk çocukluk yıllarının kö­tü yönlendirilmesinin

rolü açıkça görülmektedir çoğu kez. Ancak tekrar belirtmek isteriz ki, küçüğün kendini ve başka­larını tehlikeye sokacak (hastalık, sakatlık vd.) onun başıboş bırakılması rehberlik ile hiç alâkalı değildir yapılmamalıdır. Rehberlik onu kendi haline itivermek değildir. Onu tanıyıp, onun psiko-sosyal gelişimlerini kolaylaştıracak yaklaşımlarda bulunmaktır.

Bir de şu tehlike vardır: Eğer ebeveyn çocuk hareket­lerini çok kısarsa, isteklerini elde etmek için mücadele et­mek gereğine inanacak ve sonunda isteklerinin olması için anne-babayla mücadele ede ede, giderek asi olacak yahut anne-baba üzerinde bu yolla başarılı olamazsa kendisine olan tüm güvenini kaybederek kararsız bir çocuk haline ge­lecek ve atacağı her adımda anne ve babasının desteğini bekleyecektir. Yani korkacak, sinecek ve bir bakıma kendi iç dünyasında yenilgiye uğrayacaktır. Bir savaş olmasını ar­zu etmeyiz. Yenen de olmasın yenilen de. Çünkü savaş olunca eninde sonunda bir yenen ve bir de yenilen bulunur. Oysa savaş olmazsa, buna meydan verilmezse, böyle bir so­run da doğmaz. Öyle ise, buna dikkat etmek lazımdır. Savaş olur anne-baba hakim gelirse, çocuk yukarıda yazdığımız gi­bi sinecektir, anne-babanın daima desteğini arayacaktır vd. Eğer çocuk yenerse de, o zaman anne-babanın çocuk üze­rinde esasen olması lâzım gelen otoritesi sarsılacak, daha önemlisi, çocuğun anne-baba imajı istenildiği gibi olmaya­caktır. Över protection denilen üzerine fazla titreme halinde görülen tipik örnekler burada doğabilir, halkın şımarık ço­cuk dediği tip meydana çıkar.

Doğru yol çocuğa ilk günlerde gösterilmiş olan şefkat ve dostluk yine aynı şekilde devam edecek olursa, çocuğun kendine ve dünyaya olan güveni her gün biraz daha artacak­tır.

İlk çocukluk yıllarının psiko-sosyal izlerinin bireyin ya­şamı boyunca silinmez izler bıraktığı daima hatırlanmalıdır. Bir teyp bandı düşünelim ki, bu dolmaktadır ve sonra da do­lan sesler duyulacaktır. Haliyle de işitilecektir. Banda senfo­nik müzik kaydetmişsek, oradan senfonik müzik dinleyece­ğiz demektir. Onun yerine Klasik Türk musikisi dinlemeyi beklememeliyiz. Bu örnek çocuk için düşünüldüğünde belki biraz mübalağalı, fakat gerçeklerle doludur. Dünya yaşantısı, ekilenin biçildiği bir ortamdır.

1 yaşından 6 yaşma kadar çocuğun gelişiminde geçi­receği en büyük bunalım dönemi olan "3 yaş bunalım döne­mi" ilerleyen zamanda ayrı bir konu olarak ele alınıp anlatılacaktır. Bu devrede yani 1–6 yaş arasında çocuk bazı şeyleri kesin olarak öğrenmiş olur.

1)     İnsanlara güvenebilirim veya güvenemem,

2)     Yeni şeyleri denemem için bana izin verirler veya
vermezler.

Bunlar çocukta bir hayat görüşüne varmasında önemli iki noktadır. İlerde kişiliğinin oluşmasında bu yargılarının bü­yük payı olacaktır. Çocuk burada insanlara güvenebilirim, iyiyi doğruyu güzeli seçtiğim takdirde insanlar o yolu seç­memde bana izin verirler gibi görüşlere varmış olması iste­nir. Burada normal psiko-sosyal yaşamdan bahis edilmektedir, birde patolojik psiko-sosyal yaşantı söz konusudur ki, o da tabii ayrı bir konudur. Örneğin insanlara güvenmenin ge­tirdiği zararlar, iyi yolu seçenlere bu yolda çıkabilecek müşkülâtlar, kıskançlıklar, kötülüklerin iyileri engelleme mü­cadeleleri vd. Çocuk hayatın bu yönleriyle iyi bir şekilde mü­cadele edebilmesi için kâhil hale gelene kadar buralarda ya­zılmaya çalışılan psiko-sosyal gelişimlerini başarılı bir şekilde tamamlayabilmelidir. Ancak o sayede istenilmeyen psiko-sosyopatik kişi ve olaylara karşı kişilikli mücadeleler verebi­lir. Psiko-sosyal gelişimin sağlıklı olması bu konuda en bü­yük güvence olarak görülmeli ve bu konuya ailelerce oldu­ğunca önem verilebilmelidir.

Anne babanın çocuk hakkındaki değişik fikirleri -çocu­ğun normal özellikleri iyi bilip değerlendirememeleri- denge­sini bulmaya çalışan çocuğun hareket şeklini geniş ölçüde etkiler. Ebeveyn çocukta normal gelişmenin bir sonucu ola­rak görülen değişiklikleri anlayamadıkları takdirde, onu belli bir devrede tutabilmek amacıyla beyhude ve başarısız bir mücadeleye girişirler. Büyüyen çocuğunun şahsında hâlâ onun bebeklik çağını hasretle anmaktan, çocuğun o döne­mini övgü ile anmaktan kendini alamayan aileler çoktur. O zaman çocuk doğal olarak daima bebek kalmak isteyecektir, ailesinin sevgisini çekebilmek için buna gereksinim olduğu­nu keşfedecektir. Çocuğun bir yandan kendini idare etme arzusu ve işi varken bir de anne ve babasını idare etmeye çalışma gibi bir durumla karşı karşıya kalması talihsizlik ola­rak nitelendirilebilir. Oysa bu devrede çocuk hiçbir zaman anne ve babayı reddetmek istemez, giderek daha şuurlu ola­rak onların yardımlarına ihtiyacı olduğunu, onlarsız hayat olamayacağını anlar. Hem anne ve babanın yanında olma larını (onlardan ayrılmamayı) ister ve hem de bağımsızlığına halel gelmesin diye arzular.

Kısaca 1–6 yaşın çocuğun karışık ve fırtınalı bir devre­si olduğu bilinmeli, çocuğun tanınmasına ve bilimsel olarak yönlendirilmesine aile ve toplum refahı açılarından ehemmi­yet verilmelidir. Bu çağda çocuk, yemek yemek, uyumak ve giyinmek gibi olaylara karşı sıkıntı duyar. Adeta biran önce büyümek gelişmek için çırpınır. Yemek, giyinmek ve uykuyu kendisini gerileten olgular gibi yorumlamak ister. Pek çok ai­le bu çağda çocuğuna iyi bir yemek eğitimi ve uyku eğitimi verebilmek için mücadele verir. Normal ve başarılı anne-baba ve çocuk ilişkilerinde bu konularda kendiliğinden bir dü­zene girer. Elinde yemek tabağıyla çocuğun peşinden tuva­lete kadar giden anneler çok görülür. Keza çocuğa uyuması için neler neler yapılmaz ki... Sonuç şudur: Çocukların psiko-sosyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları bilinmeli, aile çocuk münasebetleri böylece düzenlenmelidir. İlmin amacı kolaylıktır. Aile ve çocuk refahı alanındaki icatlardan da yararlanmak gereklidir. Amaç mutluluktur.  

http://www.bebekkokusu.com/
 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.