Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA


Çocuğun Problemlerini Anlamada verdiği İpuçları

Yüksel Yenice-Çağlar

Sosyal Hizmet Uzmanı
 
Egitimci
Sistem olarak Aile Danışmanı

 

 Problem saptama:

Çocukların bazı problemlerini anlamada güçlük çekeriz. Çoğu zaman bizim kolayca anlamayacağımız şeyler yaparlar.İrkilir, şaşırır,kalırız.

Belki de açıkça kavrayamadığımız sorulara yanıt isteriz; aile yaşamımızın

Bu sorunlarla bulandığını sezeriz. Umutsuzluğa kapılıp açıklamalar ve hemen etkili olabilecek çareler ararız.

Bu şaşrtıcı olaylara birkaç örnek vermek istiyorum;

1 3 yaşındaki kızınız baygınlık geçirinceye kadar, nefesini tutarak öfke krizleri geçirmektedir.

2 4 yaşındaki oğlunuz birden kekelemeye başlamıştır.

3 5 yaşındakı kızınız tek başına oynamamakta, beklerle hayalı arkadaşlıklar kurmakta hep bebeklerle konuşmaktadır.

4 6 yaşındaki oğlunuz yalan söylemektedir.

5 8 yaşındaki kızınız çok çekingen ve utangaçtır. Hiç arkadaş edinemez.Çoğunlukla yalnızdır.

6 Çocuklarınız aslında birbirleriyle iyi geçinirler,ama bır araba yolculuğuna çıktığınızda, kavga gürültü edip, sızı çıleden çıkarmaktadırlar.

7 13 yaşındaki kızınız çok az yemek yiyiyor ve oldukça zayıf. Önüne koyduğunuz yemeği itiyor.

8 Ergenlik çağına gıren oğlunuzun okuldaki verimi gittikçe düşüyor ve sınıfta kalma tehlikesiyle karşı karşıya..

9 14 yaşındaki oğlunuz birdenbire kız gibi davranmaya başladı.

10 16 yaşındaki kızınızın önüne gelenle düşüp kalkmaya başladığnı duydunuz.

Bütün bu davranış biçimlerini anne- babaların İŞARETLER olarak kavramaları oldukça önemlidir.

Çocuklar, aile arasındaki alışılagelmiş konuşmalarda sözcüklerle anlatamadıkları duygularını, sorunlarını davranışşlarıyla açığa vurmaya çalışırlar.

Çocuklar, kendileri için çok karmaşık ya da korku verici duygularını ya da ihtiyaçlarını anne-babalarına genellikle yukarıda belirttiğim yollarla aktarmaya çalışırlar.

Her İŞARET bir BİLDİRİM aracıdır!

Çocukların demek istediği, genellikle DİKKAT! LÜTFEN BANA KULAK VERİN, BENİ ANLAYIN! anlamında, anne-babalara iletmek istedikleri mesajdır.

Çocukların verdiği bu veya buna benzer mesajlar, büyümenin göstergeleri olduğu gibi bazıları da ciddi problemlerin habercisidir.

Bu gibi problemlerde yaşın yani hangi gelişme döneminde olduğunun da rolü vardır.

Küçük çocukların “ yatak ıslatma”, “öfke nöbetleri”,”yalan söyleme” gibi ürkütücü olmayan olmayan problemleri olabilir. Ama ayni veya buna benzer işaretleri büyük bir çocuk kullanıyorsa, bu aileye büyük bir uyarıcı olabilir.

Anne –baba olarak bu tür işaretleri doğru bir şekilde adlandırmak zordur. Çocuğun bu tür işaretlerinin nasıl algılandılandığını uzman bir danışmana aktarılmalı ve birlikte çocuğun verdiği işaretler çözümlenmeye çalışılarak çocuğa yardım edılmeye çalışılmaladır.

Bu durumlarda çocuğu anlamaya çalışmak çok önemlidir.

Çocukları anlayabilmek te, DÜNYAYI ÇOCUKLARIN GÖZLERİYLE GÖRMEYE ÇALIŞMAKLA MÜMKÜNDÜR!

Bu da kolay değildir. Çünkü buna kalkıştığımızda , dünyayı yetişkinlerin ölçütlerine göre kurduğumuzun farkına varırız....

Biz yetişkinlere, çocuğun henüz olgunlaşmamış bakış açısıyla düşünebilmek zor gelir.

Ama buna rağmen yine de çocuğun problemlerini çözmek için, onun dünyasına girebilmek

mümkün olabilir.

Çocuklarımızın sorunlarına, kendimizi onların yerine koyup (empati) yaklaşarak yanıt ya da çözüm arayabilirsek yardımcı olabiliriz...



Kendinizi dört yaşında ailenizin tek çocuğu olarak düşünün bır an için..

Çevrenizde sadece birkaç çocuk var. Genellikle anne-babanızla birliktesiniz. Ara sıra da akrabalarınızla biraraya geliyorsunuz. Arkadaş nasıl edinilir pek bilmiyorsunuz. Çevrenizdeki o birkaç arkadaşınızla da olumsuz birkaç deneyiminiz oldu. Sizinle alay ettiler ve dışladılar..

Şimdi de anne-babanız sizi 15-20 çocuğun bulunduğu bir yuvaya vermeye karar verdi. Bu kadar yabancı çocukla birarada olma düşüncesi bile size korku veriyor.

Bu korkunuzu anne-babanıza nasıl yansıtacaksınız?

Onların sizin bu korkunuzu anlamalarını sağlamanız için ne yapmalaısınız?

Yuvaya gitmektense,evde kalıp onlarla- ya da tek başınıza oynamak istediğinizi nasıl ileteceksiniz?

Çocuk yetiştirmenin beraberinde getirecği güçlüklere karşı önceden tam önlem alabilmek olanaklı değildir.

Her çocuğun yapısının ayrı olmasının yanısıra, yürümeye başladığı andan itibaren, yapacağı deneyleri ve karşılacağı olayları önceden belirlemek mümkün değildir.

Ama yine de, çocukların problemlerini anne-babalar kendileri rahat etsin, diye değil, çocuğa yardımcı olmak için çözmelidir!

Çocukların problemlerini önleyici değil,ama koruyucu bazı önlemler vardır.

Bunlar bir reçete gibi kağıt üzerinde kesin belirlenmiş kuramlar değildir.

Bu koruyucu önlemlerin en önemli öğesi esneklik olması gereken,sürekli dinamik bir etki ve tepki sürecidir.

Zaten anne-baba olmak kolay bir olgu değildir.

Anne-baba olmak, dalgalı bir denizin sularına kendimizi atmak demektir. Yüzme bilmiyorsak boğulabiliriz.

Çocukluğumuzda ve geçliğimizde, kendi anne-babalarımızın eğitim ve davranış biçimlerini beğenmesek te, zaman zaman kendi çocuklarımıza onlar gibi davrandığımız olur..

Çoğu zaman tepkisel olarak ya da çaresizlikle davranırız.

Genelde çocukların problemleri birikip patlak verdiğinde çareler aramaya başlarız.

O zamanda, bildiğimiz tek yöntemi, kendi anne-babamızın yöntemini uygularız.

Burada tüm anne-babalarımızın bizi yanlış eğittiğini ima etmek istemiyorum.

Ancak, şimdiki çocuklar bizim çocukluğumuzdaki çocuklar olmadığı şimdiki dünya da bizim çocukluğumuzdaki dünya değil. Anne- babalarmızın yöntemleri o gün için başka eğitim yöntemlerini bilmedikleri için kendilerine göre doğru olanı iyi veya kötü uyguladılar. Halen kendi anne-babalarımızın eğitim biçimlerini uygularsak, bu dar görüşlülüktür.

Bu dar görüşlülüğün kurbanı da bizim çocuklarımız olur.

Çocukları olumsuz sorunlarla karşılaşmaktan korumak isteyen anne-babaların aile içinde uygulayabilecekleri bazı kurallar vardır.

Bu kurallar kesin olmamakla birlikte herhangi bir durumda korumanın temelini oluşturabilecek ipuçları niteliğindedir.

Bir bunalım/ problem oluşmadan önce uygulanması gereken kurallar da diyebiliriz bunlara;

1.GÜNLÜK AİLE OTURUMU

Aile bireyleri günün herkese uygun olduğu bir zamanda bir araya gelmesi ve birbirleriyle konuşabilecek zamanı ayırmaları..

Bu oturumlar akşam yemeği,kahvaltı,yatağa gitmeden önce, okuldan,işten eve geldikten kısa bir süre sonra olabilir..

Bu oturumlar, saatlerce sürecek nasihatlerle dolu olmamalıdır. Zamanın süresi değil, nasıl değerlendirildiği önemlidir.

Konuşmayı açmak için, “Günün nasıl geçti? “ gibi soruyla başlanabilir.

Bu oturumlarda çocukların kendilerini yeterince ifade etmelerine olanak verilmeli. Konuşmaları asla kesilmemeli.

Anne babalar onlar konuşurken, onları daha iyi tanıma olanaklarını elde ederler.

Çocukların anlattıklarnda, onların dünyasını keşfedebilirler...

Diğer yandan çocuklar da anne-babalarının sevinç, üzüntü ve kaygılarından haberdar olurlar..

2.ETKİN DİNLEME

Normal bir dinlemenin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ama, ETKİN DİNLEMENİN ne demek?

Etkin dinlemeninhem zamana, hem de iç huzura ıhtiyacı vardır.

Zaman baskısı altında koşuşturma içindeki anne-babalar için çocuklar ve gençlerin sözlerini sakinlikle dinlemek pek kolay değil..

Ama, yine de çocukların ve gençlerin içlerini dökebilmeleri için birtakım olanaklar yaratmak ve onlara şans tanımak gerekir.

“Şu anda sana ayıracak zamanım yok.”dememek gerekir..

Etkin dinleme göz göze olmalı..

Çocuk konuşmasını bitirinceye kadar dinlenmeli ve kendisinin dinlendiği kendisine yansıtılmalıdır.

Bu yansıtma, çocuğun söylediklerini kendi sözcüklerinizle yinelemenizle bile olabilir.

“Sen bu konuda ne düşünüyorsun?” gibi kısa ve etkin bir soruyla bile dinlediğinizi çocuğa yansıtabilirsiniz.

Etkin dinleme kolay bir yöntem değildir,ama ısrarla alıştırması yapılması gereken bir yöntem ve kısa bir zamanda verimli etkisini gösteren bir yöntemdir.

3.ÇOCUĞUN ARKADAŞLARINI TANIMA

Küçük çocuklarda bu kolaydır. Ama, ergenlik dönemindeki çocuk ve gençlerde bu ne kadar güç olursa olsun, çocuğu daha iyi anlayabilmek için,onun arkadaşlarını da tanımak gerekir.

Çocuğunarkadaşlarının etkisi büyüktür.Hatta çocuğun düşünce dünyasına arkadaşları egemen olabilir.

Başlangıçtan itibaren, okul arkadaşlarını eve davet etmek/çağırmak bir gelenek haline gelmelidir.

Doğum günü kutlamaları iyi bir olanaktır bunun için. Ailece boş zamanların değerlendirilmesinde çocuğun sevdiği bir arkadaşının da katılması sağlanmalaıdır.

Çocukların aileleriyle de arkaşlıkların geliştirilmesi bir araya gelmeler oldukça önemlidir.

Çocuğun anne-babasının bilgisi dışında ilişkilerinin olmaması daha iyidir.

Çocukların aileleri ve arkadaşları hakkında olumsuz konuşmalar yapmamak yerinde olur.

4.ÖDÜLLER VE CEZALAR

Belli durumlarda her çocuğun ödüllendirilmesi ya da cezalandırılması gerekir.

Olumlu ya da olumsuz bir davranış biçiminin ne gibi sonuçları olacağını bilmek hem çocuk, hem de anne-baba için yararlı olur. Ödüller ve Cezaların belirlendiği bir SOSYAL ANLAŞMA yapılması önemlidir.

Çocuk oyunun kurallarını bilirse, kendini daha çok güven içinde hisseder.

Kötü bir davranışıyla, ne gibibir cazayla karşı karşıya kalabileceğini önceden bilebilir.

Daha büyükçe ve ergenlik dönemindeki çocukların bazı durumlarda kendi kendilerine nasıl bir ödül ya da ceza vereceklerini sormak, bunların belirlenmesinde onlara söz hakkı vermek, çok iyi bir yöntemdir.

Bu yöntem uygulandığında, çoğu zaman anne-babadan daha katı oldukları görülmektedir.

Bu ödül ve cezayı kendi kendilerine belirleme yöntemi sayesinde, davranışlarının sorumluluğunu da üstlenme becerisini kazanırlar. Bu da yetişkinliğe doğru önemli bir adımdır.

5.BİRLİKTE YAŞAMAK

Anne-baba ve çocuklar birlikte birçok şey yaşarlar...

Çocuklarla bu yaşadıkları üzerine konuşuluyor mu?

Yaşananlar sık sık anılıyor mu?

Çocuklar yaşadıklarını, başka yaşantılarla karşılaştırabiliyorlar mı?

Koruyucu önlemlerden biri de çocukla yaşanan olaylar üzerine konuşmaktır.

Yaşanan olaylar üzerine çocukla konuşmak, onunla iletişimi geliştirir, aileye bağlılık ve aileye ait olma duygusu verir.

Bu iletişim köprüsü özellikle ilk çocukluk dönemlerinde önemlidir.

Çocuklar,ailenin yaşam biçimi ve değer ölçülerine yakınlık gösterir...

6.ÇOCUKLARIN BAĞIMSIZLIK KAZANACAĞI ÖDEVLER

Çocukların,olgunluk derecelerinin en önemli belirtilerinden biri BAĞIMSIZ OLMA YETENEĞİ dir.

Çocuklara,anne-babaya olan bağımlılıklarına karşı etkin görevler verildiğinde, onların sorumluluk duygularının gelişmesine yardımcı olunur.

Ancak, çocukların yaşlarına ve kapasitelerine uygun sorumluluklar verilmesine dikkat edilmelidir.

Anne-babaya bağımlılık mümkün olduğu kadar erken giderilmeye başlanmalıdır.

Çocuklar hata yaparsa,azarlanmamalı,suçlanmamalı,kendi kendilerine HATALARDAN ÖĞRENME OLANAĞI verilmelidir..

Bağımsızlık duygusu, gittikçe artan sorumluluk duygusuyla gelişir.

7.OLUMLUYU DA OLUMSUZ GİBİ GÖREBİLMEK

Her karşıtlığın, her sorunun bir olumlu ve bir olumsuz yanı vardır.

Telaş içindeki anne-baba çoğu zaman çocuklarının eğitim sorunlarında yalnızca olumsuz yanlarını görürler.

Sorunları her yönüyle ele alabilecekleri zamanı kendilerine ayıramazlar.

Koruyucu önlemlerden en önemlilerinden biri de bir sorunun her iki yanını da görebilmektir.Olumlu yanlar göz önünde bulundurulduğunda, eğitim sorunlarıyla oluşan gerilimli hava ortadan kalakabilir. Ocuk da olumsuz düşünmeye yönlendirilmeyeceğinden, iletişim kolaylaşır. Sorunlar hem olumlu, hem de olumsuz yanlarıyla ele alış yöntemi yerleşirse, çocuğun kendi sorunlarıyla daha kolay başa çıkmasını sağlayacak yeni görüşler elde etmesi sağlanacaktır.

Sürekli olumsuz düşünme, çocukta aşağılık duyguları oluşturur.

8. SORUNLARI ÖNCEDEN TAHMİN ETMEK

Doğal gelişim sürecinde çocuk,anne-babanın öneceden bildikleri bazı sorunlarla karşılaşacaktır. Bu özellikle ergenlik dönemine ilişkin sorunlardır.Çocuklar bunlara hazırlanırsa, pek çok karmaşık sorunun çok baş ağrıtmaması sağlanabilir.

Ergenlik döneminde kurallara ve yasaklara uyulmaz genelikle. Anne-baba da çocuğu yönlendirecekleri yerde, konumlasrının verdiği emretme gücünü kabaca kullanmaya kalkmamalıdırlar. Bunun yerine kendilerinin o çağlardaki deneyimlerini çocuklarına anlatıp onunla iletişim kurmaya çalışmalıdırlar. İletişim sağlanırsa bazı problemlerin öünü alınmış olur.

9. AİLE SICAKLIĞI

Anne-baba sevgisinin önemini herkes biliyor. Ama her çocuk acaba hep sevgi ve şefkat içinde mi büyüyor. Hiç aile sıcaklığı hissetmeden büyüyen çocukların sayısı az değildir.

Çocuğuna ya da eşine açıkça “ Seni sevıyorum.” Diyebilen kaç kişi var içinizde.. Bu “seni seviyorum.” Bile yeterli değil çoğu zaman. Aile bireylerinin karşılıklı sevgiyle ısındığını hissedebilmesi için çocuğa yakınlık göstermenin çeşitli yolları vardır.

Küçük çocuk uyumadan kucağa alınır, ninniler söylenir, masallar anlatılır. Daha büyük çocukla yolda giderken elinden ya da omuzundan tutulur. Çocuğun beklemediği bir anda gülümsenir, ona bağlılık ve güven duygusu verilir. Heyecanlı ve korkulu bir anında eli tutulur, sarılınır. İyi bir davranışta bulunduğunda öpülür. Sevginin böyle ince likle duyurulabilmesi çocuğun belleğinde olumlu izler bırakır. Bedensel dokunmayla anne-babanın yakınlığını hissetmek çocuk için önemlidir. SEVMEK DOKUNMAKTIR !

Kendi çocuğuna “Özür dilerim,yanılmışım.” Diyebilmekte sevginin bir parçasıdır.

Sevgi ve güvenle beslenen insanlar hatalarını açıklayabilir. Ocuklarıyla böyle konuşabilen anne-babalar yetkilerini kaybedeceklerini sanmamalı; aksine çocuğunun daha çok saygısını kazanırlar.

KENDİNİ SINAMA: ÇOCUĞUMA NE DERECE ÖRNEK OLABİLİYORUM?

En önemli koruma önlemlerinden biri de, çocuğa iyi örnek olabilmektir.

Çocuklarına örnek olup olamayacaklarını araştırmak için anne-babaların kendi özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir.

Ahlaki Değerler

1.Davranışlarımın ahlaki değerelendirmesini yapıyor muyum?

2.Kesin değer ölçülerine göre mi yaşıyorum?

3.En yakınlarım,onları buna zorlamadan aynı değer ölçülerine göre mi yaşıyorlar?

4.Ayrı görüşlerde olsak, başkalarının ilkelerini geçerli sayabiliyor muyum?

Davranış Biçimi

1.Her zaman yetişkin biri gibi davranıyor muyum?

2.Sorunları iyice düşünerek ve akıllıca çözmeye çalışıyor muyum?

3.Bir sorunun her yönünü göz önünde bulundurabiliyor muyum?

4.Ani ve düşünmeden davrandığım durumlar ender mi?

5.Genellikle serinkanlı mıyım?

Yaradılış

1.Sorunları akılla çözen bir insan mıyım?

2.Sıkıntı, ya da öfkeme hakim olabliyor muyum?

3.Tepkilerim önceden bilinebiliyor mu?

4.Eleştiriye dayanabiliyor muyum?

5.Başka insanlarla iyi anlaşabiliyor muyum?

Uyum Sağlama

1.Yenilikleri kolayca hazmedebiliyor muyum?

2.Haksız olduğumda, bunu açkça syleyebiliyor muyum?

3.Bir kavga sırasında,sorunun her iki yanını da görebiliyor muyum?

4.Gerektiğinde ilkelerimi konuma uydurabiliyor muyum?

5.Güçlüklerle başa çıkabiliyor muyum?

Hoşgörü

1.Hoşlanmadığım insanlarla da beraber olabiliyor muyum?

2.Başkasının değişik bir dünya görüşü olasını kabullenebiliyor muyum?

3.Kendiminkinden başka bir yaşama biçimini hoş görebiliyor muyum?

4.Eşimin, ya da çocuklarımın kendi benden bağımsız hareket etmelerine izin verebiliyor muyum?

5.İnsanlar sorunlarını benimkinden daha değişik yöntemlerle çözünce ,bunu kabul edebliyor muyum?



Çocuklarımızın problemleri olduğunda onlara yardımcı olabilmek için önce onları anlayabilmek gerekir.

Onları anlayabilmek için de,önce kendi çocukluk dünyamıza göz atmamız gerekiyor.

Her insanın bir bebeklik,küçük çocukluk,okul çocuğu ve gençlik dönemi vardır.

Çocuklarımızda bizim çocukken yaşadığımız şekilde yaşıyor ve aile içindeki ve çevrelerindeki olayları algılıyorlar.

Onlarında duygu,düşünce ve arzulardan oluşan enerjileri bir bütün olarak içlerinde yaşıyor.

Eğer çocuğun gelişme çağlarındaki güven gereksinmeleri karşılanmamışsa,her gelişme aşamasında biriken enerji bloke edilmiştir.

Bu bloke edilen enerji çoğunlukla engellenen duygulardan oluşmaktadır.

Bebeklikte en büyük temel duygusal gereksinim GÜVEN dir.

Eğer bu gereksinim yeterince karşılanmamışsa,çocuk bir sonraki döneme

Yaralanmış olarak girer.

Yaşamın ilerki dönemlerinde,insan yeni bir durumla karşılaştığında,bebeklik ya da çocukluk döneminin sorunları yeniden gündeme gelir....

Çocukların bakımı,eğitimi ve yetiştirilmesi tartışmasız, en iyi bir biçimde sıcak bir aile yuvasında gerçekleşir..

Bu nedenle, aile toplumun en etkili bir eğitim kurumudur.

Çocuğun kişiliğinin temelleri aile içinde atılır. Çocuğun toplumun değer yargılarına ve niteliklerine uygun bir insan olarak yetişmesi öncelikle aile içinde sağlanır.

Yani, bir toplumun kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılması, önce aile de başlar; yuvada,okulda ve çevrede devam eder..



Çocuğun beslenme,bakılma,korunma,sevilme,güven duyma ve eğitilme gereksinimleri aile tarafından karşılanır.

Çocuğun güç durumlarında hep yanında olur ve ona destek olur. Gerektiğinde, çocuğu denetleyerek,sınırlar koyarak,kurallara uymasını sağlar.

Anne-baba kız ve erkek çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olarak,onların hem kişiliklerinin gelişmesine, hem de kendi cinsel kimliklerini bulmalarına yardımcı olur.

Aile, insan ilişkilerinin sahnelendiği bir tiyatro sahnesi gibidir.

Çocuk, bu sahnede, insan ilişkilerini tüm karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar...

Çocuk, insan ilişkilerini belirleyen ANLAŞMA, UZLAŞMA, PAYLAŞIM ve İŞBİRLİĞİ gibi olumlu nitelikleri ailede kazanır.

Tabi bunun yanısıra, ANLAŞMAZLIK, ÇEKİŞME, ÇATIŞMA, YALAN SÖYLEME gibi olumsuz durumlarda takınacağı olumsuz tutumları da ailede öğrenir.

Çocuk,özellikle okul öncesi çağda, anne-babasının yoğun etkisi altındadır. Onların olumlu ve olumsuz yanlarını özdeşim (onlara benzeme) yoluyla içine sindirir.

Ancak,çocuk hep alıcı değildir. Onun doğuştan gelen yapısı ve özellikleri de vardır.

Anne-baba çocuğun bu doğuştan gelen bazı özelliklerini tanır ve onun tutumlarına yön verir.

Çocuk, oldukça keskin bir gözlemcidir.

Anne-babasının birbirleriyle,kendisiyle,kardeşleri,akraba ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini sürekli gözlemler ve değerlendirir., kendine göre sonuçlar çıkarır ve tepkiler gösterir.

Bu nedenle, aile içindeki ilişkilerin temelini, anne-babanın birbirlerine karşı tutumları oluşturur.



Onların sevgi,saygı,güven,anlayış ve hoşgörüyle sürdürdükleri EŞ İLİŞKİLERİ ailenin ve evin genel havasını belirler.

Aile bireylerini birbirine bağlayan ortak inaçlar değerler ve davranışlar, aile yapısına biçim verir.

Problemler genellikle çelişkiler nedeniyle ortaya çıkar.Çelişki nedir?

İki insan veya gruplar ya da toplumlar arası ilişkilerde birbirleriyle herhangi bir kuralın,aktivitenin ya da uygulamanın başkasının ya da başkalarının durumuna , ihtiyaçlarına /çıkarlarına uygun düşmemesidir.

Aile içindeki çelişkiler

Aile hiyerarşik bir grup yapısına sahiptir. Günlük yaşantıda bu grup yapısında huzursuzluklardan büyük,küçük tartışmalardan, kavgalara varan çelişkilere rastlanır.

Her ailede bir otorite,kurallar ve disiplin olmalıdır. Bu baskıcı bir aile yönetimi demek değildir. Zaman zaman aile içinde kurallara uyma konusunda çelişkiler çıkabilir. Bu yine aile içinde demokratik bir yöntemle görüşülebilir ve çoğunluğun benimdediği kurallarla uzlaşmaya varılır.

Aile içinde eşler arası,kardeşler arası, anne-baba ve çocuklar arası çelişkiler, problemler yaşanabilir. Bunlar gayet normaldir. Doğda çelişkilerle doludur. Çelişkiler, değişmeyi, gelişmeyi getirir.

Özellikle aile içi ilişkilere, çelişkilere bilinçli yaklaşıldığında aile bireylerinin kendilerini değiştirip geliştirmelerinde bir şans olarak değerlendirilebilir.

Aile içindeki anlaşmazlıklarda önce anne-babaların herhangi bir çelişkide sevgi ve saygı temelinde bir uzlaşma yolu bulması gerekir..

Aile içi ilişkilerde;

- bireylerin ilgilerini,hislerini ve duygularını anlamaya ve tanımaya çalışmak,

- birlikte yaşamın ve aile bireyleri arasındaki bağlantının ve iletişimin geliştirilmesi,

- bireylerin çelişkileri ciddiye alıp onlarla uzlaşabilme ya da çözüm bulma yeteneklerini geliştirmesi oldukça önemlidir.

*Bu yazı sitemize aittir kaynağını belirtmeden ve izin alınmadan alıntı yapılmamasını rica ederiz.

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.