SOSYAL SORUNLAR

“Çocuk Gelinler/ Erken Ve Zorla Evlilikler“ De
Adalet”İn , Ana Babaların Adaletsizliği Ve Vicdansızlığı

Nihat Tarımeri
Sosyal Hizmet Uzmanı

 ntarimeri@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

   8 Martın Dünya Emekçi Kadınlar günü olması nedeniyle Türkiye'de yapılan etkinlikler sırasında son zamanlarda oldukça güncelleşen erken ve zorla evliliklerde gündeme getirilmiştir..Çocuk Gelinler olarakta adlandırılan ve yaşanan bu Türkiye gerçeğiyle ilgili olarak bazı bilgilerde medyada yer bulmuştur.. Bunların arasında Doğan Haber Ajansı tarafından hazırlanan heberde bunlardan birisi olmuştur. 7 Mart 2014 taraihli Vatan gazetesinde de bu haber “Korkunç rakam: 871 kız...” başlığıyla yayınlanmıştır. (http://haber.gazetevatan.com/korkunc-rakam-871-kiz/615674/7/yasam)

“TÜRKİYE’de son 12 yılda 871 genç kızın, resmi olarak dedesi yaşındaki erkeklerle evlendirildiği açıklandı.” başlığıyla yayınlanan bu haberde Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) evlenme istatistikleriyle ilgili bilgilerine de yer verilmektedir.Haberde öne çıkarılan bu bilgilere göre , kendinden en az 31 yaş büyük erkeklerle evlenen yaşları 16- 19 arasındaki kızların sayısıda ortaya konmuştur.. 2001-2012 yıllarına ait istatistiklere göre Türkiye’de 7 milyon 163 bin 931 çift hayatını birleştirirken, 16- 19 yaşları arasındaki 299 kız, 60 yaş ve üzeri erkeklerle dünya evine girmiştir.. Bu dönemde yine aynı yaştaki 203 kız 55- 59 yaş arasındaki erkeklerle, 369 kız da 50- 54 yaş arasındaki erkeklerle nikah masasına oturmuştur.

Haberde torunu yaşındaki 16-19 yaş gurubundaki 871 kız çocuğuyla evlenen erkeklerle ilgili verilerin yer aldığı bu sayısal verilerde ise TUİK in uyguladığı yöntem nedeniyle bu sayısal verilerin yaşlara göre durumu açıkça görülememektedir..Resmi kayıtlara dayalı olarak oluşturulduğu varsayılabilinecek olan bu verilerin gene de erken ve zorla evliklerle ilgili somut bir durumu resmi bir veri olarak kısmende olsa yansıtmaktadır. Çocuk Gelinler şeklinde de yaşanan bu sorunun sadece geleneklere dayalı yaşanmadığı aynı zamanda yürürlükteki yasal düzenlemeler çerçevesinde başka bir boyutta yaşandığını da somut olarak görülmektedir.

Dolayısıyla doğruluğunu kabul ettiğimiz TUİK in bu verilerine göre bu dönem içinde Türk Medeni Kanununun uygulamaları bağlamında dedeleri yaşındaki erkeklerle evlenen veya evlendirilen 871 kız çocuktan 18 ve 19 yaşında olan kızların kendi iradeleriyle (!) geriye kalan 16 yaşındaki kız çocukların ise mahkemelerin aldıkları karar ile vede 17 yaşındaki kız çocuklarınsa ana ve babalarının verdikleri izin çerçevesinde iradeleri dışında evlendikleri/evlendirildikleri anlaşılmaktadır.Bu nedenden dolayı habere konu olan bu torunları yaşındaki kızlarla yapılan 871 evlilikle ilgili yaşla ilgili bu hukuksal durumda tam olarak ayrıntılı bir şekilde anlaşılamaktadır.

Bilindiği üzere iki kişinin aile kurmak üzere yasaların uygun gördüğü şekilde ruhen ve bedenen bir ömür boyu sürecek şekilde biraraya gelmesi “evlilik” olarak değerlendirilmektedir. Bu yöndeki uygulamalar ise aile hukuku kapsamında medeni/yurttaşlık hukuku alanında ele alınmaktadır. 2001 yılında yürürlüğe giren 4271 sayılı Kanunun “Evlenme Ehliyeti ve engeller” ile ilgili düzenlemelerin yer aldığı “Ehliyetin koşulları” arasında “Yaş” ta bir etken olarak gösterilmiştir. 124 üncü madde de bu bağlamda yapılan “Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.” şeklindeki düzenleme ile de evlenme ehliyeti mahkeme izniyle 16 yaşını dolduran erkek ve kadına kazandırılmıştır. Ayrıca 126 ıncı maddede “Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.” şeklindeki düzenlemeyle de 17 yaşındaki kadın ve erkeğin yasal temsilcinin izni olmadan evlenemeyeceği de öngörülmüştür. Ancak haklı bir sebep olmaksızın izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra Hakim'in bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebileceği de ayrıca öngörülmüştür.

Görüleceği gibi habere konu olan bu torunları yaşlarındaki kız çocuklarıyle yapılan 871 evlililiğinin bir kısmının hâkimin bir olağanüstü durum veya pek önemli bir sebep görmesi nedeniyle yapıldığı öngörülebilinir..Adalet Bakanlığının verilerine göre ise her sene onaltı yaşını doldurmuş 18-20 Bin arasındaki çocuğun evlendirilmesiyle ilgili yapılan başvurulara yönelik karar alındığı da böyle bir uygulamanın diğer bir somut gerçeğidir.Dolayısıyla Türk Milleti adına karar veren mahkemelerde bu nedenden dolayıda bu konunun ve yaşanan sorunun bir parçası olmaktadır. Böyle bir gerçeğin içinde ayrıca bir “torun-dede” ilişkisinin olabileceği bir yaş aralığındaki evliliklerin yer alması ve haberde olduğu gibi resmi ve somut bir şekilde yansıtılması ortaya çıkan bu durumu ve uygulamayı da bir çok açıdan tartışılır kılmaktadır.Bu bir vaka olsa bile “hayatın doğal akışına” da aykırı böyle bir ilişki biçiminde araç olabilecek yargısal kararlarda vicdani kanaatin dışında hukuksal olarak bu çocukların yarar ve esenliklerinin ne ölçüde gözetildiklerinin sorgulanmasına da hem toplum vicdanı açısından hemde pozitif hukuk açısından neden olmaktadır. (bkz. 14 temmuz 2012 Hürriyet / Bir yılda tam 20 Bin 1Çocuk Glein Davası” http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20981606.asp)

Türk Medeni Kanun ' unun bu yöndeki düzenlemelerinin 2004 yılından sonra Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan düzenleme bağlamında başta Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırı olmasının yanı sıra sözleşmenin ilkelerinin yansıtıldığı 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 4 ve 6 maddeleriyle çeliştiği bir durum söz konudur. Bunları şekilsel kılmaktadır..Sözde bırakmaktadır..Gene bu yaş farkını içeren durumun aynı zamanda kölelik ve kulluğa yönelik haklarıda içeren İnsan Hakları Evresel Beyennmasi ile ilgili aykırılığının yanı sıra iç hukukn bir parçası olan Avrupa Sosyal Şartı,CEDAW ve en son imzalanan İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelere de aykırı olduğu gibi TC.Anayasasında yer alan aile kurumuyla ilgili maddelerine de bir aykırılık içerdiği bu bağlamda öngörülebilinir.

Öte yandan habere yansıyan bu veriler aynı zamanda çocuk ve kadının bir mülk/mal olarak görüldüğünü ve bununda yurttaş/medeni hukuk bağlamında hala engellenemediğini de göstermektektedir. Geleneksel olarak bir mal veya mülke karşı günahkar olunamayacacağı görüşü bağlamında yaşananların olağanlaşabildiği böyle bir duruma dünyevi olarak engel olunamaması ve hatta bu konuda adalet hizmetinin ve adaletin bir araç olarak kullanılmasıda bu konunun tartışılması gereken diğer bir boyutunu oluşturmaktadır. Adaletin ,”insan” odaklı olarak adaletli ve adil olması gerekliliğini de bir ihtiyaç olarak ayrıca öne çıkarmaktadır. .

Bireylerin yaptıkları ve yapmadıkları hakkında kendini insanlığa karşı sorumlu hissetmesini tanımlayan vicdanlara sığmasa da bu evliliklerin her ne kadar kanuna uygun olduğu kabul edilse bile bu evrensel hukuka da ayrılıklar dolayısıyla başta bu konuda karar veren hakimleri veya evlendirme işlemini yapan kamu görevlilerinin sorumluluklarını değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.”Olağan üstü durum “,”pek önemli sebep” ve bunun belirlenme yönteminin niteliğini yapılan bu işlemlerden dolayı da öne çıkmaktadır.Adil olması gereken bu süreçte çocukların yarar ve esenliğinin neden gözetilmediği vede ana babaların çocuklara karşı sorumluluklarının yerine getirmemeleride kamusal ve toplumsal açıdan ayrı ayrı sorgulanabilinir olmalıdır.

İnsanlığın atası olan bir çocuğun , diğer yaşıtları gibi bir “çocuk” ve “genç” gibi hayatını, geleceğini yaşaması yerine hayatın doğal akışına aykırı bir şekilde dedesi yaşındaki bir kişiyle bu şekilde yaşamak zorunda bırakıldığına yönelik resmi bir kaynakla ortaya çıkan korkunç bu durumun aynı zamanda hem toplumsal açıdan hemde insanın temel hakları açısından değerlendirilmesini ve yorumlamasını ayrı bir çalışma konusu yapmaktadır. TBMM de hatta bir araştırma konusuda yapabilmektedir.Böylece, evlilik yaşının 18 e çıkartılması gibi yasal değişikliklik yapılma zorunluluğunun da samimi bir şekilde ele alınmasına neden olabilmelidir. Akademik ,teknik ve siyasi iradeyi oluşturan veya katkı veren topluluklar ve toplum ise artık bu konuda kendini sınamalıdır.Seyretmek yerine biraz kendi kusurunu,insanlığını,vicdanınıda en azından bu konu için sorgulayabilmelidir.Mazeretler üretmeden ve kendini kandırmadan aynaya rahatlıkla bakabilmelidir.

Son söz: Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı. Elie Wiesel

Nihat Tarımeri Urla.12.3.2014
05437692949

Not: Bu konudaki diğer çalışmalar:
http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocukgelin.htm
http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocukgelin2.htm
 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org