Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 


Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

PUSLU GECE, DAR SOKAKLAR, SOLGUN YÜZLÜ YALNIZ BİR ÇOCUK

Nurdan DELİKAN *

Soner henüz sekiz yaşındaydı. Sekiz yaşında onca sokak çocu-ğundan yalnızca biriydi.

Çıplak kirli ayakları, yıkanma-maktan keçeleşmiş saçları, pasaklı görünüşü, bakımsızlıktan yara bere içinde kalmış düzgün hatlı yüzü, bakıldığında insana çok şey anla-tıyordu. Sokakta yaşamaya başladı-ğından bu yana, yüz hatları bile değişmeye başlamıştı sanki.

 

Yeni düşmüştü buralara, sokaklarda yeniydi. Arkadaşlarının çoğu madde bağımlısı idi. Soner, kullanmamak için direniyordu. Ama sokağın kuralları, koşulları ve acımasızlığına karşın buna dayan-ması uzun zaman almazdı, biliyordu.

Üşüyordu, ilk defa ayazı içinde bu kadar yoğun hissetti. Sadece kendisi değil, her bir hücresi üşümüştü. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki, kalp atışları kulağına kadar geliyordu.

Oysa sokakta yaşamak, ne kolay geliyordu uzaktan...

Gecenin bir başka yüzü daha olduğunu hiç bu kadar güçlü hissetmemişti içinde.

Meğer sokaklar ne kadar ürkütücü imiş diye geçirdi içinden.

          Annesi ölmüş, babası ve sekiz kardeşi ile ortada kalakalmışlardı. Üstelik babasının ikinci karısından da dört tane daha çocuğu vardı.

Babasından her gün yediği dayaklar, yokluk, üstüne üstlük bir de annesizlik...

Çocuk kalbiyle hepsine birden katlanmak öyle zordu ki.

Bir gün, sonunu hiç düşünmeksizin, arkadaşı ile kaçmayı planladılar. Urfa'dan İstanbul'a gelmişlerdi...

Ve işte buradaydı artık, sokağın ortasında bir başına kalakalmıştı.

Neyim ben? Diye soruyordu kendi kendine.

İnsanların bu denli nefret ettiği, hor gördüğü, yargıladığı, kimi zaman insan yerine bile konmayan ben, sahi kimim?

Kendisinin de duyguları vardı, istekleri, tükenmeye yüz tutmuş umutları, ihtiyaçları vardı da, kimse bunları önemsemiyor muydu?      

Evet, önemsemiyorlar diye kendi kendine yanıt verdi.

Adını merak eden yoktu. Zaten zamanla kim olduğunu kendisi de unutmaya başlamıştı.

Kimi zaman nedensiz yere dayak yiyordu...

Yaşıtları okuyor, sıcacık yuvalarında, ailelerinin yanında yaşıyorlardı.    Oysa   Soner'in  ailesi artık kilometrelerce uzakta kalmıştı. Üstelik, her biri bir yana dağılmışlardı.

"Hem onlar da beni çoktan unutmuştur zaten" dedi, kendi kendine.

Bazen "neden ben" diye soruyordu. Bu hale gelmesinde tek suçlu kendisi miydi?

İnsanların kendisine olan bakışlarını görüyordu. Ona, suçlayıcı, küçümseyici, acıyan gözlerle bakıyorlardı.

Oysa Soner daha çocuktu. 8 yaşında, savunmasız, sahipsiz, yalnız bir çocuk...

Çocukluğunu hiç yaşamasa da, hala bir çocuktu.

Sokakta yaşamak bir çok yanlışı da beraberinde getiriyordu. Bir başına sokaklarda yaşamak, yaşam mücadelesi vermek sanıldı-ğından daha zordu.

Küçük bir çocuk...

Kocaman bir dünyaya karşı savunmasızdı...

İstanbul, güzel memleketti de sokakları acımasızdı... 

Beyoğlu'nda gündüzleri gittiği "Sokak Çocukları Rehabilitasyon Merkezi" vardı. Burada kendisi gibi sokak çocuklarına yardım eden uzman abla ve ağabeyleri vardı. Ama onlara herkes yardım etmeliydi. O   zaman belki   de, gün,

ayırt etmeden tüm çocuklar için aydınlık olurdu. Her şey baştan düzeltilmeliydi. Yine de her şeye rağmen Soner'in içinde umut kırıntıları kalmıştı.

Belki de olur bir gün, diye iç çekti.

Soner'de her insan gibi bazen hayallere dalardı. Dalardı da, o hayalleri gerçekleştirmesi tek başına olanaksız görünüyordu.

Güzel bir yuva, içinde de canı gibi sevdiği anası olsaydı, böyle olmazdı...

Korurdu Soner'i babasının dayaklarına karşı. Hep birlikte olunca, yokluğa karşı bile göğüs gererlerdi. Cicili üstü başı olmazdı belki ama, hala başını sokacak bir evi olurdu o zaman. Böyle çil yavrusu gibi dağılmış olmazlardı.

Vakit gece yarısını gösteriyordu. Ayaz gücünü iyice göstermeye başlamıştı. Soner, ürperen bedeniyle birlikte, düşünce-lerinden sıyrıldı...

Bir yanda, karanlık sokak, soğuk beton, Beyoğlu'nun dar sokakları, puslu gece.

Bir yanda, bıkkın, savunmasız, solgun yüzlü, yalnız bir çocuk...

Gelecekten umutsuz, çaresizce sokaklarda yürümeye devam etti...

* Sosyal Hizmet Uzmanı, T.B.M.M. Kreş ve Gündüz Bakımevi

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.