KÜLTÜR & SANAT


DELİ DELİ OLMA FİLMİNE SOSYAL HİZMET DİSİPLİNİNDE ANLAM YAKLAŞIMI AÇISINDAN BİR BAKIŞ…

Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı

Sitemiz Editörü 
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

   
Beş yılı aşkın bir süredir Sivas’ta yaşıyorum. Sinop’tan geldim buraya, oraya da Kars (hüznün başkenti) Sarıkamış’tan gitmiştim. Nerden nereye gittiğimi anlatmayacağım. Herkesin yaşanmış ya da yaşanmasını istediği bir öyküsü vardır. O güzelim Bağımsızlık Mücadelesinin, öncü şehirlerinden biri olan Sivas’ta küllenmiş yanıklarıma rağmen yalnızlıkla kolkola dolaşırken, Meydanın yanı başındaki Kongre Binasının önünden geçip sağdaki sinemaya yöneldim. Film yeni gösterimde ve salonda beş kişiyiz. Biliyorum ki, bu film mesleğim açısından sosyal hizmetin (sosyal devletin) kanımca “bilinmeden” olumsuzlandığı Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm filminden benim için daha dramatik ve sosyal gerçekle örgülü… Ya Issız Adam ya da Babam ve Oğlum’dan! İnanın bu film benim son beş yılımın başyapıtı…

Şimdi biraz Malakan halkına dönelim yüzümüzü, ama önce duygularımı paylaşayım sizlerle:
Anıların da birgün çıkıp geleceği bir kapı vardır. Anılar acılarla, hayal kırıklıklarıyla ömre düşen hüzünlerle geliyorsa kaybolan bir şeyler vardır ısrarla diri tuttuğumuz özlemlere denk gelen…
Kervanlar yürür gider bilinmez yollardan. Yollarda bayramsız, yetim, yoksul çocuklar, anneler, dedeler… Göceden insandır, gurbeti büyüterek gideceği yurtlarda… Yurtsuz iklimlerde!
Dünya öyle bir dünya ki, kanla yıkamış yüzünü, ölümle bilemiş geleceğini, savaşlarla kin beslemiş insan yüreğinde kalan son birkaç damla sevgiye de! Bakın insanlık tarihine: Savaşsız, sömürüsüz yaşanmamış bir dönem var mı? Elbette yok! Yok işte, ne acı! Sanki ölümde anlam bulmuş âdem oğulları.
Göç, zorunlu göç ancak savaşların getirdiği koşullara özgü bir trajik insanlık dramıdır. İnsanlar kadersiz düşer gider bilinmezin topraklarına. Toprağından edilen bir halkı düşünün. Annesinden koparılmış bir canlının feryadı ilişsin kulaklarınıza. Bir çığlık yokluğa dönüşsün, damarlarınızdaki kanı dondursun, bedeniniz yarılsın da yok olsun… Çare(siz)siniz!
Neden savaşır insan, neden yok eder türünü. Neden köle eder onun varlığını, unuturak özgür ezgilerini. Görün, bakın, yoklayın parmaklarınızda kalmış son insanlık düşüyle ve sayın sürgün edilmiş halkların isimlerini, isimler viraneler gibi…

İşte onlardan Malakanlar!

Sürgün yalnızdır! Sürgün umutludur; hüzünlüdür…

Tarık Akan (Mişka-Yeke Kişi), ağıtsal yalnızlığıyla bir halkın duru sızılarını yüreğinde bir aşkla taşıyarak akrabası Dimitri’den, ölümünün yaklaştığı ana kadar bir haber bekler. İnsan, dost bir insan. Bir halkın aşağılanmaması için, tükenmemesi için bir aşkın “kafiri…”; Mişka. Kafir iniltileriyle Anadol(du)u toprağına verilen bir sevda; Yeke Kişi…

Deli Deli Olma filmi, Kars köylüklerinden birinde kimsesizliğini ve aynı köyden bir kız çocuğunun (Alma: Cemile Nihan) dostluğunu en içten yanlarıyla aktarıyor “ıssız” izleyiciye; suçsuz bir “suçu” üstlenir gibi…
Filmin içeriğinde; yaşanmamış bir aşkın acısını yıllarca yüreğinde bir kor gibi saklayan Popuç (Şerif Sezer) ile onun sevgisine sadık kalan, ama yaşanmamışlığını halkına nefter-kin duyulmaması için geride bıraktığı sanılan destansı ve cana gömülü bir aşk...
İki ayrı halkın
İki ayrı insanın
Bir sevdada, buluşamayışının dram yüklü öyküsü; Deli Deli Olma şu piyanoyu çalma! Hani Andrew Jolly “Seni İçime Gömdüm” diye bir isim vermiş ya bir romanına, Mişka da öyle yapmış; isim vermiş ömrüne.

Yeke Kişi’den yola çıkarak bireyi topluluk içinde konumlandıralım: Malakanlar Kars şehrinde tutunmuşlardır. Rus halklarındandırlar. Kavram Rusça Molokan anlamına gelir. Rus Ortodoks kilisesinden ayrı ve anlaşmazlık üzerine kurulu bir yaşam tarzını idame ettirmişlerdir. Haftanın her günü süt (Moloko:süt-Molokon:süt içen) içen Malakanların aksine Rus halkı haftada iki gün süt içmeyi gelenek edinmişlerdir. Çatışmanın nedeni budur. Bu durum sürgünün başlangıcı da olmuştur. 1682 yılından yani yenilikçi Çar Deli Petro ile birlikte sürgün ve işkencelerle bir halk yaşamaya çalışmıştır. Kendine özgü dinlerini de var ederek; Bastiyanlar ve Prigonlar olarak ikiye ayrılarak…

Savaşmayı, silahlanmayı, silah kullanmayı reddeden bu halk; Yezidi halkına benzer bu özellikleriyle… İnsanlık trajedisidir ki, o günde üç defa güneşe dönüp dualar eden, savaşsız toplum da kavimler kapısında kırıma uğratılmışlardır. Yüzyılın Ozanı Yaşar Kemal “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” adını verdiği romanında Dicle nehrinin öldürülen Yezidilerin kanından günlerce nasıl kan kırmızısı aktığını anlatmıştır...
Malakanların cemaat tarzı toplumsal örgütlenmeleri vardır; komşuluk ilişkilerinde birincil ilişkiler hâkimdir. İlişkilerini yeniden üretmek için içsel yoğun bir toplum olmuşlardır. Kars şehrinin Yalınçayır, Atçılar, Çalkavur köylerinde bu ilerici insanlar 70-80 yıl da olsa bütün dış baskılara rağmen hüküm sürmüşlerdir.

Deli Deli Olma filminde köylünün kendi arasındaki konuşmalardan da çıkarıyoruz ki, Malakanlar ileri tarım ve değirmencilikle uğraşmışlardır. (Yeke Kişi köydeki tek elma yetiştiricisidir, ve eski bir değirmencidir.)

Malakanlarda din liderleri her türlü sosyal çatışmada hakem rolündedirler. Öyle ki, Şamanizmin geçerli olduğu o güzel tarihsel dönemlerde Türklerde kadının yeri neyse, Malakanlarda da yaşlıların ve kadınların çok saygın bir yeri vardır. Öyle ki, sosyal işbölümünde resmi görevlilerin pek de önemsenecek bir yanı yoktur…

Sosyal hizmet mesleğinin birincil hizmet alanlarından biri olan evlat edinme olgusuna Malakanlarda sık rastlanmaktadır. Çocuğa sahip olmayan aileler tercihlerini bu yönde yaparlar. Toplumsal dayanışma ön planda olduğu için çocuk da Malakan toplumunda herkesimin önemsediği, toplumca gereksinimleri karşılanan ve korunan bir noktadadır. Yine geliri iyi olan Malakan bireyler, toplumunda sosyal güvenlik görevi görürler. Sosyal yardımlaşmanın öznesi olurlar. Deli Deli Olma filminde Yeke Kişi (Mişka) ile Alma arasında kurulan insani ilişki, Yeke Kişinin kansere yenik düşüp hayattan çekileceği zaman, Alma’nın konservatuarda okuması için, baba yadigârı piyanosundan çıkan altınları onun geleceği için Alma’nın babasına vermesinde sözü edilen “sosyal yardımlaşmanın” özü vardır.

Evlilik öncesi eş belirleme konusunda sosyal aktivite olarak görülmesi gereken pragolga Çerkezlerde de rastlanan bir durumdur. Bekâr gençlerin bir araya gelip eş seçmek konusunda tutum belirledikleri bu etkinlik, ilkelliği zihniyet yapmış insanlar tarafından nasıl algılanır ona karışmayalım. Biliyoruz ki, Anadolu Alevileri hakkında da nesnel karşılığı olmayan, yer yer onursuzca çıkarılan dedikodular hatıra gelmektedir…

Malakanlarda pragolga kültürü işlevini ve önemini zamanla yitirmiştir. Bir dönem dışa açılma kaygısı yaşayarak başka halklara kız veren Malakanlar dışarıdan kız alamamışlardır. Örneğin Terekemelerle böyle bir sorun yaşamışlardır.

Göç: Malakanlar 60’lı yıllarla beraber Sovyetlere doğru geri dönüş sürecine girmişlerdir. Belki daha öncesi vardır, bir sır verelim; her ne zaman Malakanlar için sistem askerlik konusunu gündeme getirmişse göç başlamıştır…

Göç, insanlığın onarılmaz çaresizliğidir…


Son tahlilde; Deli Deli Olma filmi, sosyal hizmet disiplininde mühendislik değil de anlam yaklaşımı ön planda tutularak değerlendirildiğinde önemli bir çalışma alanı açmaktır bizlere…

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org