KÜLTÜR & SANAT


“DEMİRCİLER ÇARŞISI CİNAYETİ”

Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı

Sitemiz Editörü 
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

   

İnsan, ömrünün herhangi bir durağında kaybetmenin ne demek olduğunu hissedebilen canlıdır. Belki kaybetmenin en acı hali ölümdür. Ve ölüm gerçekliği, yaşayan her canlıyı yeryüzünden alıp gidecektir. Ben başka şeylerden söz etmek istiyorum. Bir şey var ki onsuz edilemez. Adı sevgidir, umuttur, aşktır, onurdur, dürüstlüktür. Bunlar olmadan yaşamak insanı elbette yürüyen iki ayaklı kıllı bir hayvandan başka bir şey yapmaz. Yapmıyor da! İnsan iyiye ve güzele doğru değişmeli, değiştirmeli. Değiştirmeye önce kendisinden başlamalı. Bilmeli ki, birey değişirse dünya değişir. Cennetin ve cehennemin insan yüreğinde yeşerdiğini bilerek bir kere yaşama şansına sahip olduğu bu “can” için bir başka yüreği ne kullanmalı ne de incitmeli! Bir başka insanı aşağılamamalı. İşte bunu yapabilen aciz insanlar var şu yeryüzünde. Kurt nasıl dumanlı havayı severse, bu bilinci kötürüm yüreksiz insanların yok etmeye çalıştığı insanlar sözünü ettiğim güzel insanlardır.
Elbette iyi ve doğru olan yaşamı da ölümü de hak edendir. Hak ediştir bir ömrün sırrı, en güzel ödülü…

Şehirler de insanlar gibidir, demiş bir bilge. Doğru da söylemiş. Zaten insanlar şehirlerine benziyorlar. Şehirler de içinde yaşayan insanlar da zamanla değişiyor. Değişme kaçınılmaz bir olgu. Değişen insan yozlaşabildiği gibi gelişebiliyor da. Ne var ki şu 21. yüzyılda insanın gelişimi o kadar kolay değil. Kolay mı insan olabilmek? Hiçte kolay değil. Güzel insanların yaşadığı güzel şehirler var. Yaşar Kemal bu güzel insanların yaşadığı bir şehirden bir romanında sözeder.

Yaşar Kemal’in nehir romanlarından birisi olan Demirciler Çarşısı Cinayeti’nde şöyle bir halk öyküsü anlatılır: “Dünyayı dolaşan genç adam güzel bir şehre geldi. Gözleri Emir Sultanın gözlerine benzerdi. Kaşları çatık, rengi yanık sarı, kalın dudakları soluk. İnce uzun boylu. Erkeğin yakışıklısı dünyadaki en güzel yaratıktır. Dünyada bir Arap atının tayı güzel olur, birde erkeğin yakışıklısı. Genç adam atından indi, baktı ki bu şehir başka öteki şehirlere hiç benzemiyor. Şehrin insanları dünyanın en kanı sıcak, en cana yakın insanları. Konuk için dersen deli divane oluyorlar. Fıkarası yok gibi, zengini de cömert. Bet bereket dersen yedi iklim dört bucaktan taşıyor. Bütün şehrin insanlarının yüzyıllardan beri büyük bir mutluluk içinde oldukları besbelli. Bura halkının hiç mi hiçbir şeyden şikayetleri yok. Bir şikayetleri varsa o da ölümden. Herhal ölüm bile güzel olur bu şehirde. Yolcu böyle düşündü. Bu şehirde bir de çok güzel atlar vardı. Küheylanı, seklavisi, cins cins, don don. Dorusu doruların en parlağı, alı kırı, kulası, abeşi, demirkırı, yağızı da öyle. Burada atların donları da bir başka. Her bir atlar ki tüyleri yıldır yıldır. Her birisi sürmeli gözlü ceren gibi tıpkı. Adam bu güzel şehre, bu iyi insanlara, bu cins atlara hayran kaldı. Bu şehirde bir süre kaldı. Sonra ayrıldı. Bundan sonra da nereye gittiyse, kimi gördüyse yıllar yılı bu şehri, bu insanları, bu atları söyledi. Dilinden düşürmedi. Hayranlığını bir ömür dile getirip, bütün insanları da bu şehre hayran kıldı. Adam çok yaşlandı. Günlerden bir gün kendi kendine dedi ki, ölmeden, şu güzelim dünyayı terk etmeden varayım da o güzel şehri, o iyi insanları, o soylu atları bir daha göreyim. Göreyim de hiç olmazsa şu dünyadan ağız tadıyla ayrılayım. Ora senin, bura benim günlerce yol tepti, bir sabah, iyi insanların güzel atların mutlu şehrine geldi. Geldi ki ne görsün, şehir ne o eski şehir, insanlar ne o eski insanlar, atlar da yok. Her şey değişmiş, her şey bambaşka. O eski konuksever, her bir sözleri cana can katan kişiler verdiği selamı bile almıyorlar. Geldi ki ne görsün, yalnız selamını almamak değil, yüzüne bile bakmıyorlar. Yüzleri kara, karanlık, mutsuz. Şehrin büyük çayırları, ovası, tarlaları, ahırları da bomboş. O ceren gibi atların imi timi yok. Adam şaşkınlığından, kederinden ne edeceğini bilemedi. Beli büküldü. Issız, yıkık bir örene dönmüş şehri lalü ebkem dolaşırken o eski, mutlu günlerden kalmış yaşlı bir adama rastladı. Adam sırtını bir hanın yıkık duvarına vermiş güneşleniyordu. Ak sakalı kir içinde, kızarmış. Hastalıklı gözlerine sinekler üşüşmüş. Kederlerinden dişleri kenetlenmiş sakalı ak, sakalı kirli, aydınlık yüzlü, geniş alınlı duvar dibinde güneşlenen yaşlı adama sordu: ‘Bir zamanlar bu şehirde konuksever, sıcak yürekli, dost canlısı iyi insanlar, ceren gibi, kırmızı mercan gözlü uzun boylu kalem kulaklı, suna gibi cins atlar vardı. Onlara ne oldu ?’ Yaşlı adamdır ki, azıcık doğruldu, ak sakalı kirli, titredi, yüzü eski bir ışıkla parladı, derin bir aaah dedi, ciğeri söken. Aaaah! Duvara sırtını iyice verdi. Neden sonra gözlerini açtı: ‘O iyi insanlar’, dedi, ‘o güzel atlara bindiler çekip gittiler. Aaaah! Aaaaah’ Aaaaaah”

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org