|
|
Televizyon, hayatımızın olmazsa olmaz teknolojik
aygıtlarının başında gelmektedir. Bu yazıda televizyonun bireyleri yönlendirme
ve etkileme gücüne sahip olduğu düşüncesi sosyal hizmet kuruluşları –özellikle
çocuk yuvası, yetiştirme yurdu- ve buralardan hizmet alan müracaatçı grupları
ile ilişkilendirilerek anlatılmaya çalışılacaktır.
Sosyal hizmet mesleği,
insana dair bir meslek olduğundan insanı etkileyen her türlü olay ve nesne de
ilgi alanına girmelidir. Örneğin, kırdan kente göç ile insanlar ekonomik,
sosyolojik ve kültürel değişimler yaşamakta, bunun sonucunda çeşitli sorunlar
ortaya çıkmaktadır. Suç türleri ve suçluluğun artması, ailede yaşanan
parçalanma, gençlik bunalımı, madde kullanımının artması vs. gibi sorunlar göç
olgusu ile mesleğin odağına oturmuştur. Diğer taraftan televizyon ve internet
kullanımı da üzerinde durulması gereken konulardan birisidir.
Televizyon, korunmaya muhtaç çocuk, genç, yaşlı ve özürlülerin bakıldığı sosyal
hizmet kuruluşlarının da vazgeçilmez eğlence ve zaman öldürme aygıtlarından
biridir. Bu haliyle, kurumda ücretsiz ve mesai mevhumsuz çalışan tek dijital
meslek elemanıdır!
Televizyon için kullanacağım “meslek elemanı” tanımı belki abartı gelecek ve
tepki çekecektir. Öncelikle, tanımlamadan yola çıkarak düşüncemizi anlatmaya
çalışalım. Meslek elemanı, sosyal hizmet kurumlarında; hizmet verilen
müracaatçının özelliğine göre (yaş, muhtaçlık, cinsiyet, özür durumu vs)
yönlendirme, sorun tanımlama/çözme, araştırma faaliyetlerinde bulunan başta
sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişimci, öğretmenden oluşmaktadır.
Meslek elemanı tanımı içerisinde yer alan kişiler mesleki eğitim ve
formasyonları dâhilinde müracaatçılara hizmet sunmaktadır.
Yukarıda bizim yaptığımız ironik tanımlamada televizyona (bilgisayar ve internet
de kastedilmektedir) dijital meslek elemanı denmesini basitçe şöyle
temellendiriyoruz: Meslek elemanı, müracaatçıya bilgi verir. Televizyon da bilgi
verir. Meslek elemanı, müracaatçısını olumlu/olumsuz yönde yönlendirir.
Televizyon da karşısındakini olumlu/olumsuz yönlendirir. Meslek elemanı,
müracaatçılarının boş zamanlarını planlama konusunda rol alır. Televizyon, başlı
başına boş zaman değerlendirme aracıdır…
Kurumlarda, boş zaman etkinliklerinin başında televizyon izleme gelmektedir.
Okul, uyku ve meslek elemanlarının hazırladığı az sayıda etkinliğin dışında
kalan tüm zamanlarda televizyon izlenmektedir. Özellikle çocuk yuvaları ve
yurtlarda bu yaygındır. Televizyon, çocukların yaşamında önemli bir boşluğu
doldurmaktadır ya da boşluk oluşturmaktadır.
Çocuk/gençlerin psiko-sosyal gelişimlerinde en etkin yöntemlerden birisi model
almadır. Kurumda, aile bireylerini simgeleyen meslek elemanları ve diğer kurum
çalışanları çocuklara model olmaktadır. Karakterin oluşmasında model alma
esastır. Çalıştığımız kurumlarda kalan çocuk/gençlere dikkatli bakalım.
Özellikle gençlerin yürüyüşleri, konuşmaları, davranışları televizyonda
gördükleri Polatlar, Nematiler, Deli Yürekler gibi karakterlere öykünme
şeklindedir. Bu karakterlerde gangsterler, cebinde parası, etrafında adamları,
garibanların gözünde saygınlığı olan, kötü adam imajının yumuşatılıp delikanlı
ağabeyler olarak servis edilmektedir.
Gazetelerde, kendisini mafya liderinin yerine koyarak cinayet işleyen
çocuk/gençlerle ilgili haberlere sıkça rastlanmaktadır. Çocuk/genç öykündüğü bu
karakterler gibi kavgacı, şiddete meyilli olabilmektedir.
Çocukluğumuzda, karate filmlerine bayılırdık. Karate filmleri izlendikten sonra
televizyon salonunda bir hareketlenme başlardı. Film yıldızından öğrendiğimiz
uçan tekme, yumruk atma yöntemleri ile önce şaka yollu daha sonra da gerçek
kavgaya tutuşur yoktan yere canımızı acıtırdık. Arkadaşım Altun ile gözümdeki
gözlüğü sakınmadan canlandırdığımız bir kavga sahnesinde, kafa kafaya tokuştuk
ve kaşımda patlayan gözlük camı kaşımı kesti. Kaşımın üzerinde duran kesik izi o
günlerden bana hatıra kaldı. Şimdilerde çocuk/gençler belinde silah taşıyan,
ağır adam pozları takınan, mafya liderlerine özenmekte ve onları model
almaktadır.
Yuva ve yurtlarda izlenen televizyon programları fiziken güçlü çocuk/genç
tarafından belirlenmektedir. Güçlü olanın hâkimiyeti, diğerlerini de
etkilemektedir. Zayıf ve küçük çocuk tek eğlencesi olan televizyondan istediği
şekilde yararlanamamaktadır. Özellikle çocuk yuvalarında çocuklar arasında
yapılacak oylama ile demokratik bir şekilde program seçiminin sağlanması
çoğunluğun kararına saygı gösterilmesini de göstermesi bakımından önemlidir.
Demokratik bir oylamanın yapılmadığı günlerde Osman ağabeyin tercihi olan
filmleri izlemek zorunda kalırdık. Oysa yaşça ve fizikçe kendisinden küçük olan
bizler çizgi film izlemek istiyorduk. Osman ağabeylerin televizyon hâkimiyetine
dur diyecek meslek elemanları o zaman yoktu!
Bu noktadan hareketle, özellikle gelişim dönemindeki çocuk ve gençlerin
televizyon izleme alışkanlığı ve program seçimleri konusunda dikkat edilmesi ve
kendimize bu konuda da görevler çıkarmamız gerekmektedir.
Sosyal hizmet uzmanının, çocuk ve gençlere televizyonun zararları konusunda
bilgi vermesi ve bilinçli program seçimi konusunda dikkatlerini çekmesi
önemlidir. Grup öğretmenlerinin özellikle televizyon izleme saatlerinde
çocuklarla birlikte olması eğitici ve geliştirici program seçiminde
çocuk/gençleri yönlendirmesi yerinde olacaktır.
Çocuk yuvalarındaki çocukların zamanlarının önemli bir bölümün televizyon
başında geçirmeleri yerine arkadaşları ile oyun oynamaları ve kitap, dergi,
gazete okumalarının sağlanması faydalı olacaktır. Kuruluşlara günlük gazete
alınması ve çocuk dergilerine abone olunması önemlidir. Kütüphaneler yuva ve
yurtlarda çocuklar tarafından en az ziyaret edilen birimlerdir. Birçok kurumun
kütüphanesi gönüllülerin evlerinde yaptıkları temizlik sonucu atılmak yerine
kuruma bağışlanan ve kapakları hiçbir zaman açılmayan ansiklopedilerle doludur.
Çocukların yaşına ve ilgilerine hitap edecek kitapların olmayışı ve yeterli
yönlendirme yapılmayışı da bir eksikliktir.
Okuma alışkanlığı çocuk henüz yuvada iken başlatılmalı ve bu konuda yönlendirme
ve teşvik çalışmaları yapılmalıdır. Grup sorumlusunun önderliğinde televizyon
kapatılarak gün içersinde bir-iki saat sesli-sessiz kitap okuma seanslarının
düzenlenmesi hem grup sorumlusunun olumlu model olmasını hem de küçük yaşta
okuma alışkanlığı kazandırılmasını sağlayacaktır.
Sosyal hizmet uzmanının, korunmaya muhtaç çocuk ve gençlerin şiddet içerikli ve
sahte bir dünya sunan magazin programlarının izlettirilmemesi konusunda duyarlı
davranmasının önemini anlatmaya gerek yoktur.
Kurumlarda sinema günleri tertip edilerek, eğlenceli ve eğitici filmlerin
izlettirilmesi hem etkili bir boş zaman değerlendirme faaliyetidir hem de
çocuklar için faydalıdır.
Hizmet verdiğimiz müracaatçı grubunu betimleyen en önemli ibare “korunmaya
muhtaçlık” özelliğidir. Bu nedenle korunmaya muhtaç çocuk/gençleri her türlü
olumsuz yönlendirme, gelişimini ve geleceğine etki etme gücüne sahip dijital
meslek elemanı olan televizyonun zararlı etkilerinden uzak tutmak kurumdaki asıl
meslek elemanlarının işi olmalıdır.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|