Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

TÜM MEMLEKET YÜREKLERİNDEN SANA SONSUZ ALKIŞLAR…“NEŞE DOSTER”

                                          Dilek FIRAT

      Hep soruyorlar bana ya çok kitap okudun yada çok gezdin.
“İnanın ben Ayşe KULİN in Füreyya adlı romanın haricinde hiç kitap okumadım.Lakin hayatım bir kitabı okumakla,okuyup çözmekle,çözüp keşfetmeyle geçti.Bu kitabın adı nemiydi.Belki çok şeydi.Bildiğim tek bir şey vardı ki adı tek bir şey değildi.O benim içimde gah çağlayan gah ağlayan dört mevsim Dilek’ti.İlkbahar yazı sonbahar kışı ile o her şeyi ile yüreğimin kapalı sandıklarında zaman zaman çağlayarak koca okyanusların yüzüne,duygulanarak yüreğimin taa dibine vuran bir kitaptı.”
Bu gün Ağustosun on biri,Zemherinin kardeleni Sarıkamış’ımdan Manisa’ya döndüğümde Ankara’dan hemşerim,abim Av. Fevzi ÇAMLI’ nın bana göndermiş olduğu Neşe DOSTER in kitabıyla tanıştım.Sayın Av FEVZİ ÇAMLI ya bu ince düşüncesinden dolayı kendisine gurbetin postası olan Sarıkamış Dergisi aracılığı ile sonsuz teşekkürlerimi iletiyordu.Gelgelim Neşe DOSTER in Kars Memleketim adlı kitabını okurken Dilek FIRAT’ ın takdirine ve sobelediği anılarının yolculuğuna.
    Hani vardır ya insanın en gerçeği yüreğinin en derinliklerinde sakladığı sandıklarındadır.Benimse kalemimin mürekkebindedir.Bu güne kadar birbirimize hiç yalan söylemedik.İşte kalemimin tüm dürüstlüğü ve özgürlüğüyle yazıyorum.ağzına o memleket sevgisiyle dolup taşan yüreğine ve kalemine sağlık Neşe DOSTER.Bir insan memleketini her şeyi ile gözünün ve gönlünün gördüğü yöresel duygularla ancak bu kadar anlatabilir.Bir insan memleketlerin araba farlarının vitrin ve sokak lambalarının yandığı ışıkların yetmeyeceği kadar yüreği ve kalemiyle ancak bu kadar ışık tutabilir.Gurbet treninin çaldığı sirenin doğu ekspres, doğu Kars ve tüm memleket araba kornalarının yetmeyeceği bir sesle,Yunusun çaldığı ince uzun kavalın o yüreklere işleyen sesiyle, ancak bu kadar memleket sevgine özgür ve yüksek bir sesle yüreklere nakşedebilir.
     Sarıkamış’tan gelirken güya bu kez ağlamayacaktım. Eve gelene kadar ağlamadım.Neşe DOSTER’ in kitabının ermişliğinden olsa gerek gözyaşlarım okuduğum sayfaların buram buram memleket kokan, hasret kokan, o gizli sitem kokan, incinen yüreğin acısı kokan sayfaların yüzüne saklamışım meğer.Sayfaları çevirdikçe aklım anılarımdaki çocukluğumla köyümle Sarıkamış’ta saklambaç oynuyordu.Ben neleri kimleri sobelemiyordum. Yalnız okurken anılarım ve sobelediklerimle giderek çoğalıyorduk.
Kitabın yanı sıra, ben kendi anılarımın yolculuğuna çıkmıştım.Kitabı okurken nedense çağdaş tabloların arka yüzleri ve üvey evlatların toplandıkları imkansızlığın yelkensiz teknelerinin batışları bana göz kırpıp aklıma ve de kalemime sobeleniyordu.Nedense kürklü kadınlar yerine çeşme başında ayaklarında naylon lastiklerle bir kova su sırasında beklerken ayaklarının donarak buzlara yapışan, hayatın yaşamın mücadelesini aldığı her solukta veren yaşamak her şeye rağmen güzel sözcüğünü hiç kullanmayan, zorlu yaşamları karşısında zaman zaman güçlerini kaybedip ölümü çaresiz haykırışlarla isteyen (ölsem de kurtulsam) aha geldim gidiyorum hiçbir şey anlamadım.Bu dünyadan diyen kadınları hatırladım.Soflarında çocuklarına iştahlarının olmadığını söyleyip, çocukların doyurduktan sonra kalırsa kendilerini doyuran kalmazsa aç kalan o elleri öpülesi anaları hatırladım.Başak tarlalarında peştamallarında avuç avuç başak tanelerin serpen ,kışa hazırlık ormanlarında atını terfili yen, İstanbul’un gurbet gecelerinde döşeği beton, yastığı soğuk taşlar, yorganı gurbet olan inşaatçı türkü babaları çilekeş amcaları,abilerileri hatırladım.
       Bir gecede nişan düğün yapılarak Bursa, Konya illerine gelin giden, gelinlik yerine kefen giyen kızları, ve halaylarında en çokta oynayan,bilinmez bir denizin içinde yüzme bilmeyen,fakat boğulmamak için sürekli çırpınan ve zıplayan ayrılığın sarhoşu gençleri hatırladım.İç dünyalarını kalplerinde kopan fırtınaları çocuk yüreğimle görebiliyordum.Hep merakım neden Bursa dan Konya dan gelip bizim kızlarımızı almalarıydı.Kızlar meçhule gidip ve bir daha hiç dönmüyorlardı.Yıllar sonra dönenler olsa da gittikleri gibi değil, ayaklarında şalvarları oba kadını kültürüyle, tarla çapa kokularıyla geliyorlardı.hiç bakmak istemediğim bir tablonun bitimiyle hayat görünenleri cevaplıyordu.Bu cevaplar , canımı acıtıp yüreğimi kamçılıyordu.Bazen yine çeşme başına gidip kürün dedikleri şeyin üstünde oturup, ablaların hayallerini sevdalarını dinledikçe, örneklerinden akıbetlerini de görür gibi oluyordum.Gördüklerim gözlerimi acıtıyordu.Çocukken oyuncaklarla değil de yaşanan acımasız yaşamı,ne işime yarayacaktı.Hatırladıkça işte çocukluğumdaki anılarımın gemisinde.Zaten, ne zaman çocukluğumda gördüğüm acımasız tablolara dönsem, yüreğime ağır bir yumruk yemiş gibi, anılarımın ve çocukluğumun etrafında sendeliyorum.Olmaya ki başımı omzumdan geriye çevirip kadersiz köyüme taşrama bakayım.Eşitsizliğin imkansızlığın rüzgarında ensem kırılmış gibi oluyorum.Çocukluğumda naylon çizme içinde donan ayaklarımızı söbelerken, yüreğim ve ben anıların ayazına sobelendik, baştan ayağa üşüdük.Hani okulun zili çalsa da sınıfa girsek demiyorum.Eşitsizliğin sıtması yıllardır içimde hayali ziller çalsa ne yazar.Öğretmenler sınıflara, sınıflar ağustoslara küsmüşken, ben O gün bugündür, hayallere küsmüşken ukdelerin zilleri yüreklerde çalsa ne yazar.
        Çocukluğumu.okulumu,köyümü,Sarıkamış’ı hele bunlarla mücadelelerimi yazmak binlerce kitabı devirir.ben anılarıma sobelenen ve kalemimin oltasına takılanları,şöyle sayfaların karasına çekerken, kalemimin dalga vurduğu sayfaların kıyılarına sürükleniyorum. Neşe DOSER in kitabı bıçak misali vurdu.Her ne kadar duygusallığın dozunu kaçırmamaya dikkat etmişse de, okurken aklımda sürekli sobelenen anılarım ve kalemimle tipiye yakalandık işte.yollar karlı boran kalemimde bu ne öfke.dur gitme diyorum gidiyor işte tipiyi boranı yüreğimde kazıyarak ilerliyor.Hani biraz dokunsam ağlayacak ne zamanki yüreğim kabarıp dolsa kalemim, hep böyle benden kaçarcasına ilerliyor gözyaşlarını yutkunup gizler misali.Kaç bakalım nereye hangi sayfaya kadar.Elbet bir virgülde yahut bir noktada durup ağlayacaksın.Dahası son noktada görürüm seni.en büyük şansımız belki de hiç çocuk olmayışımız pembesi kalmamış dünyayı pembe görmeyişimiz.Biz doğu insanı çocuk göründük büyük gördük.Ağır yüklendik,büyük düşündük.Kendimizden bir yaş küçüğümüze abla değil ana olduk,ağabey değil, baba olduk.Sen ablasın ana yarısısın,sen abisin baba yarısısın.Benden sonra sen varsın.Hadi gelde çocuk ol.Gelde abla ol.Gelde ağabey ol.Ana baba adı da büyük yükü de.Ana kutsallığı duygusuyla, baba sahiplenme korumasıyla .Bir soluk,yola devam,ha gayret.Ne duyan olur ne soran nede bir yol elinden tutan.Güya bu kez ağlamayacaktım.Ben çokta bu kez ağladım.hayatın anıların ve gerçeklerin tabloları baktığım her yerde asılıyken ve bu tablolarda fırçaların vuruşları …
Toplumun gerçeklerini haykıran kalemler ve de kalemim, toplumun hep beraber çizdiği bir tablonun tamamını ortaya koyuyor. Bu tablolrda kanayan yaramı var .o halde tualimizin harcında bir eksiklik, yada fırçalarımızın vuruşlarında bir sakatlık var.bu tabloları yazan kalemleri beğensek te
beğenmesek te yapanda bizleriz, yakıştıranda.
      Rahmetli Kemal SUNAL ın dediği gibi “Ee hakim bey suçlu kim” bunu kim sorarsa suçlu o benden söylemesi.kaleminin oltasını memleket sevgisinin tam ortasına atan Neşe DOSTER “Kars Memleketim” kitabının değerli okur notunda;okuyan hem Kars ı hem de kendi topraklarına ait bir şeyler bulabilsin.”Başardım mı bilmiyorum?” demiş.Kasabın da hamurunda memleket sevgisi,anılara bağlılık, yöresel sorumluluk ve yöre kültürü kokan eserinde hangi doğulu ben bu kitapta yokum diyebilir ki.Ben Dilek FIRAT bu kitapta yüreğimdeki kalemimle mısralarımla varım.Çok garip ama varım.Buda şairlerin ve yazarların iç dünyası olmalı,okurken beni anılarımın nehrinde sürükleyip aradaki dağları kaldırıp, mesafeleri yakınlaştırarak,bir günde bana kilometrelerce yolculuk yaptırdığı için,ve anılar yolculuğunda hatırlayıp,bu yolculuğa dahil ettiğim bütün yüreklerden,ve yüreğimden sana sonsuz alkışlar Neşe DOSTER.Bana bu yolculuğa sürpriz bileti alan Sayın abim Av. Fevzi ÇAMLI ‘ya sonsuz teşekkürler.