Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

Dönecek bir evi olmamak...

Ali İstanbullu
Sosyal Çalışmacı
aliistanbullu@gmail.com

‘Yeryüzünde bir kişinin vatanını kaybetmesinden daha büyük üzüntü yoktur. Euripidies, MÖ 440

 

Mülteci çocuklar göç sürecinden en fazla etkilenen kitleyi oluşturmakla beraber büyüklerden daha hassas ve korumasız oldukları için de her zaman daha fazla yara alırlar. Bu yaralar göç sürecinin her evresinde devam eder. Çocuk mülteciler yalnız ülkelerinden kaçmaya neden olan savaş, açlık koşullarına değil aynı zamanda büyük umutlarla vardıkları ülkede insan hakları ihlallerine de maruz kalmaktadırlar.  

Ülkemize göre daha eski ve gelişmiş göç-iltica politikalarına sahip olan ülkelerin aynı zamanda çocuk mültecilere yönelik insan hakları ihlalleri de az değildir. Yakın geçmişe baktığımızda gerek Avrupa ülkelerinin, gerekse diğer gelişmiş ülkelerin mültecilere karşı insan hakları ihlalleri uluslararası kamuoyunda çok tartışıldı. Sağlıksız koşullarda yaşamaya terk edilen, dayak atılan ve tacize uğrayan yalnız çocukların değil mülteci ailelerin de hikayelerini çoğumuz duymuşuzdur. Bu konudaki insan hakları ihlallerinin en son noktası da haksız sınır dışı etmeler olmaktadır. Sınır dışı edilmek çoğu mülteci için ölüm ya da insan yaşamını tehdit eden koşullara terk edilmek anlamına da gelebilmektedir.  

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre dünyadaki yaklaşık 50 milyon mültecinin yarısının çocuk olduğu ve bu toplam sayının yüzde yetmişini kadın ve çoçukların oluşturduğu  tahmin ediliyor. Ayrıca, geride bıraktığımız 10 yıl içinde savaşlarda ve çatışmalarda ölen çocukların sayısının 2 milyondan fazla olduğu  söylenmektedir. Günümüzde seksenden fazla ülkede yılda 100 bin çocuk da kara mayınlarından  ölmektedir. Dahası, her yıl 40 milyon çocuk doğduğunda kayda geçirilmiyor ve bu onları hem ülke hem de yasal isme sahip olma hakkında mahrum ediyor. Bu tablo karşısında doğduğu topraklardan çok uzaklara varabilenler, sığınabilenler ise hayatta kalabilmeyi başaranlar oluyor. Mülteciler.  

Göç sürecinde maruz kalınan insanlık dışı davranışların yanı sıra, sürecin kendisi de çocukların yaşamında ciddi değişiklikler yaratmaktadır. Çocuk mülteciler göç sürecinde cinsel taciz ve şiddet riskiyle yetişkinlerden daha fazla karşı karşıyadırlar. Zorla yerinden edilme ve yurdundan sürülme güven, güvenlik sorununun yanında korku ve kaygı doğurmaktadır ki bu kaygılar çocukların yaşamlarını normal bir şekilde sürdürmeleri üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.  

Öncelikle göçle beraber aile yaşamının kesintiye uğraması, ailenin dağılması ve sonrasında çocukların temel haklarından biri olan eğitim hakkından mahrum olmaları söz konusudur. Bunlara aile fertlerinin kaybedilmesi eklendiğinde ise ruhsal yaralar daha da derinleşmektedir. Çoğu zaman bu çocuklar aile fertlerinin öldürülmesine, tecavüze uğramasına tanık olmaktadırlar ve bunlar  çocukların yaşamlarında  geriye dönüşler (flashback) olarak yer almaya devam etmektedir.   

Savaşlar, çatışmalar bir taraftan geride binlerce mülteci bırakırken, diğer nokta da bu geride kalan kitleyi fiziksel özürlülüğe de mahkum ediyor ve her durumda bu bireysel, toplumsal  trajedi giderek büyüyor. Büyük insan hareketlerinin yaşandığı Africa ülkelerinde salgın hastalıkların, yetersiz beslenme ve sağlık koşullarının en derinden etkilediği kitle yine çocuk mülteciler oluyor. Dünya bunu son birkaç yıl içinde yüzbinlerce çocuğun öldüğü ve milyonlarca kişinin yer değiştirdiği Sudan-Darfur’da gördü. Ardından buna Afganistan ve Irak da eklendi. Bu savaşları kimin kazandığı belli olmasa da kaybeden hep çocuklar oldu. 

Özellikle batılı ülkelerin saldırıları ve işgalleri, kabileler arası çatışmalar, doğal kaynaklar üzerindeki savaşlar, açlık, kuraklık milyonlarca insanı rotası belirsiz, çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir yolculuğa zorluyor. Son yıllarda Afganistan ve Irak’ta savaş ve iç çatışmalar, Somali’de açlık, kuraklık ve diğer Afrika ülkelerinde kabile savaşları, Sudan’da iktidar savaşları ve petrol kaynaklarına sahip olma çatışmaları, işkence, şiddet ve kadın sünneti ve dahası...Bütün bunlar günümüzde bu gönülsüz yolculukların tetikçisi oluyor.  

Mülteci çocuklar yeni ‘ülkelerinde’, yeni yaşama uyum sürecinde birtakım ruhsal sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Bu sorunlar  okul başarısızlığı, davranış ve uyku problemleri, güven ve kendilerini güvende hissetme sorunu, kaygı ve depresyon, aileden ve okul arkadaşlarından soyutlanma, çoğu zaman post travmatik stres bozukluğu ve psikosomatik semptomlar olarak hayat akışlarını sekteye uğratmaktadır. Bilindiği gibi, çocukların ruh sağlığı büyük oranda ebeveylerinin ruh sağlığından etkilenir. Travma yaşayan aileler çocuklarına yeterli derecede destek olamazlar ve çocuk için sağlıklı bir ortam sağlayamazlar. Bu çerçevede düşündüğümüzde yalnız çocukların değil ailelerin de destek ihtiyacı ve çocukların sosyal ihtiyaçları yaşama yeniden başlamak açısından hayati bir önem taşır.  

Daha iyi bir yaşam için  hayatlarını göç yollarında kaybetmeyen, insanlık dışı muamelelere maruz kalmayan, nedenini bile bilmedikleri savaşlarda ölmeyen çocukların insanca yaşadığı bir dünya dileğiyle...