SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

   KAYNAK
BİLGİLER

 

                                                                                                                               

 


İş İlanı Veriniz

 





 Sitemizde Yayınları Yayınlanan Sosyal Hizmet Uzmanları
 



Sitemizde Diğer Meslek Elamanlarının Yayınları
 

sosyalhizmetuzmani.org
 



DÜNYA SOSYAL ÇALIŞMA GÜNÜ 2018’DE DE TOPLULUKSAL VE ÇEVRESEL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN GELİŞTİRİLMESİ

Prof. Dr. İlhan TOMANBAY
İstinye Üniversitesi
Sosyal Hizmet Bölümü
itomanbay@istinye.edu.tr

 

 
  

 Sosyal Çalışmacılar Uluslararası Federasyonu (International Federation of Social Workers (IFSW)) tarafından tüm ülkelerde kutlanması için çalışmalar yapılan Dünya Sosyal Çalışma Günü (World Social Work Day) (DSÇG) 2018 yılında 20 Mart’ta yaşanacak.
Bu uluslararası etkinlik, hatta ulusaşırı etkinlik için açıklama IFSW’nin sayfasında
 bulunmaktadır
 ( http://ifsw.org/world-social-work-day-2018/  ).

 

Her yıl bir uluslararası temel soruna dayalı olarak geliştirilen konunun 2018 yılı belgisi (motto) bu yıl şudur: “Topluluksal ve Çevresel Sürdürülebilirliği Geliştirmek” (Promoting Community and Environmental Sustainability). Bu konu geçtiğimiz yıl da, konunun evrensel önemine dayanarak, aynıydı. Sözkonusu metne göre, bu söylemin sosyal çalışma ve sosyal kalkınma için küresel gündemin bu temasının ikinci ve son yılıdır. Gelecek yıl yeni bir evrensel ilgi ve tartışma konusu seçilecektir.

Anlaşılıyor ki konuyu bulan ve tartışılmasını isteyen çevreler ve örgüt (IFSW) konunun bir yıl tartışılmasını yeterli bulmamışlar. Bir yıl daha konuşulması isteniyor.

Bir konuyu tartışabilmek için o sorunları yaşamak gerek. Türkiye bu belgide sözü edilen sorunu yaşamayan bir ülke midir? Çevresel kalkınma sorunumuz yok mu? Toplum içindeki topluluklarda birşeylerin sürdürülebilirliği sorunu yok mu? Türkiye geçtiğimiz yıl yapılması istenen ve evrensel planda yapılan bu tartışmalara sosyal çalışma ailesi içinde henüz düşünmeye bile başlamamış bir ülkedir. (Düşünme derken, bununla, düşünenler var gibi tekil düşünmeleri değil, düşünce üretimlerini kastettiğimi anlamışsınızdır.)


Gelin önce, madem ki, evrensel dil olan İngilizce olarak ortaya atılmış bu konuyu ve belgisini önce kavramsal olarak ele alalım. Çünkü önce konunun ne olduğunu, o cümleyle neyin anlatılmak istendiğini öğrenmeliyiz.

 

 

1. Bizdeki kolaycı social work çeviricileri community sözcüğünü düşünmeden toplum diye çeviriyorlar. Yapılan çevirileri izleyiniz lütfen. DSÇG evrensel afişinin Türkçeye çevirisine bir dikkatlice bakın. Hep toplum dendiğini göreceksiniz. Oysa İngilizcesinde topluluk denmektedir. Çünkü sosyal çalışmacılar toplulukla çalışırlar, toplumla değil.

Oysa toplumbilimin başlangıcındanberi en büyük yaratısı toplumla topluluğu ayırmak olmuştur. İngilizcede society toplum, community topluluktur. Almanca’da Gesellschaft toplum, Gemeinschaft topluluktur. Arapçada cemiyet toplum, cemaat topluluktur. Bu ikisi arasındaki fark Alman toplumbilimci Ferdinand Tönnies tarafından daha 1887 yılında yazdığı kitapla ortaya konulmuştur. O kitabın adı da Gemeinschaft und Gesellschaft’tır. Bu ayrım ve bu kitap dünya sosyolojisi tarihinde kilometre taşı olmuş ve toplumbilimin daha derinleşemesini sağlamıştır.

Biz bugün Türkiye’de Türkiye sosyal çalışmacıları demeyeyim, “sosyal hizmet uzmanı yetiştiren akademisyenler” hala ve hala Gemeinschaft’ı, yani community’i toplum diye çeviriyor ve kullanıyorlar. Yıl 2018. Tönnies’den 131 yıl sonra toplumla topluluğu ayıramayan bir topluluk! Bu topluluk içinden bir makale de çıkmadı bugüne değin; hayır, sosyal çalışma toplulukla değil toplumla yapılır, biz doğru diyoruz diyen!
Bütün dünya toplulukla toplumu beyninde, algısında iki ayrı ve farklı kavram olarak düşünür ve kullanırken bugün bizim “sosyal hizmet akademisyenleri” hem cemiyete hem cemaate toplum diyerek hem kendilerinin hem yıllar içinde öğrencilerinin beyinlerini ve algılarını %50 daraltıyorlar. Aynı, sosyal çalışma ve sosyal hizmet içeriklerini tek kavrama indirgeyip kendi ve öğrencilerin beyinlerini %50 daralttıkları gibi. Daha birçok kavramda da durum budur. Böyle bir beyin gelişebilir mi? Yeni düşüncelere açık olabilir mi? Sorarım size. Bir de soruyorsunuz Türkiye’de neden bizi kimse anlamıyor diye. Anlatanlar anlıyor mu? Önce onu soracaksınız.

Sosyal çalışmacı toplumla çalışmaz, toplulukla çalışır. Bunu unutmayalım. Toplumla çalışana sadece politikacılarla halkla ilişkiler öğrenimi görenlerdir. Daha ABD’de 1900’lerde ilk sanayie dayalı toplulukların oluşmaya başladıkları zamanlardan beri böyle. Bizde de toplumla çalışılır diye baktıkları için ve ABD’den çevrilen toplulukla çalışma yöntemleri de toplumla çalışmaya uymadığı için toplumla nasıl çalışılacağı da bilinemiyor maalesef. Bu durumda da mesleki düşünce gelişemiyor.

Dolayısıyla DSÇG yürütücüleri iki yıldır konu kapsamlarına sosyal çalışmanın çalışma odaklarından biri ve en büyüğü olan topluluğu alıyorlar. Topluluklarda çevresel kalkınma konusunda sürdürülebilir bir algı geliştirilmesini öneriyorlar. Önce bunu tam bir anlamalıyız.

Bunu anlarsak toplulukla çalışmaya başlamayı da akıl edebiliriz. Biz toplum dediğimiz için toplumla da bir sosyal çalışmacının çalışamayacağı hissedildiğinden yıllardır toplum demekle yetiniyor ve uygulamanın dışında kalıyoruz. Sonra da bizim mesleği algılamıyorlar deniyor. Uygulaması olmayan bir şey halk tarafından nasıl algılanır ki? Hatta neden algılansın ki?
Bu kavramları doğru algılamayınca doğru düşünce üretemiyoruz. Doğru düşünce üretemeyince doğru uygulamaları yaratamıyor; başlatamıyoruz. Doğru uygulama yapamayan bir meslek olarak sosyal çalışma, Türkiye’de henüz, değil topluluk ve çevre bağlantısını kurabilecek; bununla ilgili bir hazırlık düzeyinde bile değildir.

(Toplulukla çalışmanın alışılmadık olduğunu söyleyenler için: Elbette yıllarca söylenmiş sözcükler, terimler daha bir yerleşmişi varken kulakları tırmalamıyor olabilir. Ancak toplulukla çalışma, topluluksal sürdürülebilirlik gibi terimler de kullanıldıkça yerleşecek ve sıcaklık kazanacaktır. “Müracatçı” (böyle yazanlar çok var) sözcüğüne alışan beyinler ve giderek değişmeyen algılar topluluksal sözcüğüne mi alışamayacak, değil mi?)

2. Gelelim promoting sözcüğüne. Bunun da teşvik diye çevrilmesi kolay oluyor, ama burada anlaşılması istenen o değil. Zaten uymuyor. Teşvik zaten varolan bir şey konusunda daha isteklilendirmek demektir. Türkiye’de ne topluluklarda ne toplumda çevre duyarlığı ne kadar var? Istanbul Belediyesi tarafından üst geçitlere duyuru yazmışlar. Denizden şu kadar ton çöp topladık diye. Sadece bir örnek! (Şu sıralara askıda duruyor.)

Promoting sözcüğü birçok Türkçe sözcükle karşılanabilir. En uygun sözcük herhalde yükseltmek, önayak olmak, canlandırmak gibi sözcüklerdir. Topluluksal ve çevresel sürdürülebilirlikte evrensel boyutta bir tehlike var ki bu konu yüceltilsin, öne çıkarılsın ve bir yıl daha tartışılsın isteniyor. Bizde çok kullanılan terimle farkındalık yaratılsın isteniyor. Nasıl yaratılacak farkındalık? Topluluklarla, yani çoğunlukla yerelde çalışacaksın; oralarda sürekli konuşacaksın; projeler yapacaksın; konuşmalarında sürdürülebilirliği sürekli öne çıkaracaksın ve dolayısıyla sürdürülebilirlik, yani istenen konuda süreklilik sağlanacak böylece.

Kuşkusuz başka sözcükler de uygun olabilir, ancak ben promoting sözcüğünü bu bağlamda geliştirme olarak kullanmak istiyorum. Çünkü sonuç budur.

3. Bu özel günün İngilizcesindeki bir başka kavram social work’tur. Yani Dünya Sosyal Çalışma Günü. Buna Türkçeleştirirken sosyal hizmet günü derseniz anlam değişecektir. Çünkü herkes o kavramı sizin gibi social work olarak anlamıyor. Gerçek anlamında anlıyor. ABD’de konan ve evrenselleşen anlam bozulacaktır. Hemen bir tepkinin hızla geleceğini bekliyorum. Biz ABD ile aynısını yapmak zorunda mıyız, denecek. Tabii ki değilsiniz. Hatta bu gün Avrupa’dan çıktığı için isterseniz kutlamayabilirsiniz de. Ancak kutluyorsanız doğru kavramları kullanmak zorundasınız. Üstelik konu ABD’yi Avrupa’yı aşmış, evrenselleşmiştir. Dünyanın her yerinde sosyal çalışma günü kutlanmaktadır, sosyal hizmet günü değil. Siz de yılın bir başka gününü alın, sosyal hizmet günü deyin ve kutlayın. Belki o da bir gün evrenselleşir. Örneğin Dünya Sosyal Yardım Gününü siz başlatın! (Bu arada “19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü” var. Buna sosyal hizmet diyebilirsiniz. Çünkü sosyal hizmet insanîdir.)

Dünyadaki genel anlayış ve düzenlemeler de bu çerçevededir. Örneğin, Dünya Tıp Günü, Dünya Öğretmenler Günü, Dünya Avukatlar günü… Hep bir mesleğin ve o mesleğin elemanlarının günü olarak oluşmuştur ve öyle kutlanır. Örneğin, eğitim alanında da çalışsa herkesin öğretmenler günü kutlanmaz, öğretmenin kutlanır. Avukatın günü kutlanırken savcı ve yargıcın günü de kutlanmaz. Adalet günü derseniz zaten kimsenin kutlanamaz. Adalete farkındalık için düzenlenir öyle günler.
Gene diyeceksiniz ki, hah! Sosyal hizmete farkındalık! Yapın tabii. Sosyal Hizmet Günü oluşturun ve farkındalık programları yapın. Ama bu sosyal çalışma günü. Hem yurtdışından alacaksınız, hem kendinize benzeteceksiniz. Anlamsız bir uyanıklık!

Sözün özü, sosyal hizmet gününde sosyal hizmet alanlarında çalışan tüm mesleklerle birlikte sosyal hizmet alanları ve sorunları irdelenirken, sosyal çalışma gününde sosyal çalışma mesleğinin ve meslek elemanlarının sorunları irdelenir. Bizde bu ayrım da yok. Çok daha kötüsü var. Tamam, ben sosyal hizmet diyorum ama sosyal çalışmayı kastediyorum, diyorlar. Ben elma diyorum ama elmayı armut olarak anlıyorum. Sen de öyle anla; gibi bir şey! Böyle bir mantık anlaşılabilir olabilir mi? Kavramlar doğru anlamak ve doğru uygulamak için vardır.

Bu nedenle ben bu bağlamda sosyal çalışma kavramını kullanıyorum. Çünkü IFSW diyor ki sayfasında; tüm sosyal çalışma ortakları ve üyeleri, logolarını IFSW logosunun yanında ekleyerek WSWD posterini ortak marka olarak sunabilirler (agy). Demek evrensel bir ortaklık aranıyor ve sen bu ortaklığa girme iradesi gösteriyorsun. O zaman ortaklığın gereğini yapacak, ortaklarının kullandığı terimleri çarpıtmayacaksın. 46 dile çevrilen poster bir tek Türkiye’de anlamından çıkartılarak çevriliyorsa sorun sözcükte değil, çevrilen ülkede bir sıkıntı vardır.


Bu üç temele kavrayıştan sonra gelelim topluluksal ve çevresel sürdürülebilirliğin ne demek olduğuna. Şimdi içeriği daha kolay anlayabiliriz.
Topluluklarla ilgili olarak bir sıkıntı yaşandığı düşünülüyor Dünyada. Topluluklar yereldir ve içinde bulunduğu toplumun her tavır ve düşüncesini aynen yansıtamaz. Çünkü içine dönük olabilir; çünkü yereldir; çünkü etniktir; çünkü alt kültür farklarıyla donanıktır. Toplum topluluğu etkileme durumundadır. Bir ölçüde etkiler de.
Topluluk topluma gitmez. Topluluk toplumdan uzun evrede etkilenmekle birlikte yerinde durur. Oysa toplum topluluğa gider ve onu değiştirmeye çalışır.

Örneğin tüm toplumu kucaklayan ve kapsayan bakanlıktan hekimler gider, jandarma gider, merkezden atanan öğretmen gider, yargıçlar gider, savcılar gider, polis gider, depremde merkezi acil yardım gider.

Merkez, yani tüm toplumun temsilcileri yerel olan topluluklara giderek onlara hizmet verir. Toplum ve topluluk farkı daha iyi anlaşılsın diye bir şey daha söylemek istiyorum. Genelde topluluk topluma vergi verir, hizmet elemanı verir, asker verir.

Topluluktan aldığıyla tüm toplumu temsil eden kurumlar topluluklara hizmetler sunarlar. Teknik hizmetler, sosyal hizmetler, adalet hizmetleri, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi…

Genelde toplulukta birincil ilişkiler ağırlıktadır; toplum ikinci ilişkiler içinde yaşar. (Özellikle feodal toplumsal düzenden endüstriyel toplum düzenine geçiş tamamlanmamışsa bu böyledir. Örnek, Türkiye.)

Toplum, içinde yeralan topluluklara – olumlu anlamda söylüyorum – müdahale eder. Oralarda yol yapar, bina yapar, okul götürür, cami götürür vb. Topluluğun topluma müdahalesi sözkonusu olamaz. Kısa evreli tepkiler verebilir ancak. Protestolar yapar en fazla.
Dolayısıyla, burada belirtilen farklara dayalı olarak toplulukların toplum düzleminde düşünmeleri güçtür. Dertlerini anlatmaları da zaman alır.

Toplumsal kurumlarıyla donanık örgütlü toplumun topluluğa müdahale araçlarından biri de sosyal çalışma mesleğidir.
Madem ki sosyal çalışma sorunsuz, mutlu bir sosyal ilişkiler yaşayan toplumu hedefler, o zaman sosyal ilişkileri sorunlu olan topluluklarla çalışmak görevleri arasındadır. Bunun için tarihsel süreç içinde geliştirdiği yöntemleri vardır.

Kaldı ki bir topluluğun biyopsikososyal sağlığı olumsuz çevresel koşullar nedeniyle bozulabilir. Bu üçlü ayağın sosyal ayağının tedavicisidir sosyal çalışmacı. Nasıl müdahale etmez böyle bir durumda? Üzerinde yaşayan topluluklarda kanser üreten jeolojik bir yapının örneklerini Türkiye’de de görmekteyiz.
Temiz bir çevre, klimatize edilmiş temiz bir çevrenin yaratılmasında sosyal çalışmacının da görevleri olmalıdır. Çünkü çevre insanlarla etkileşim içindedir ve o etkileşimin biçimi insanın ruhsal ve bedensel sağlıklarını etkilediği gibi sosyal sağlığını da belirlemektedir.
İklimi sürekli kapalı bir coğrafyada yaşayan toplulukların depresyon riskleri yüksek olacaktır. (Daha bu aşamadayken küresel ısınma ve bunun yaratacağı sosyal sorunlara hiç girmek istemiyorum. Önce ilk adımlar atılmalı ilerleyebilmek için.)

Keskin bir fark olsun: Ormanlık bir bölgenin yerlileriyle çöl topluluklarının yaşam farklarından ötürür sosyal ilişkileri, sosyal iletişimleri ve sosyal sağlıkları farklı olacaktır.

Sosyal çalışmanın coğrafya etkisi ile dostça ilişki kurması ve sosyalle coğrafya özellikleri arasındaki olumsuz etkileşimleri olumluya çevirmeye çalışması sosyal çalışmacının sosyal coğrafya algısına sahip olmasıyla olanaklıdır. İnsanda ve sosyal ilişkilerinde sorun yaratan bir coğrafyada insanı önceleyen, varolan coğrafya ile o coğrafyada yaşayanların barıştıran çalışmaların disipliner algısına neden sosyal coğrafya denmesin?

Coğrafya dışında ekonomik, kültürel ve sosyal düzeyin içinde yaşanılan toplumun ekonomik, külltürel ve sosyal düzeyinin altında olduğu toplulukların genel toplum düzeyine çekilmesi için de sosyal çalışmanın mesleki görevleri vardır. Örneğin, temizlik algısı geliştirilebilir. Köyde su kuyusu açımı için kaynak bulunup imece başlatılabilir. Kız çocuklarının eğitime özendirilmesi sağlanabilir. Çocuk evliliklerin o toplumun gündelik yaşamının dışına çıkarılmasını sağlayacak çok çeşitli etkinliklerle yeni etkileşimler yaratılabilir. Düğünlerde havaya silah sıkmanın topluluğun bireylerinin algılarını değiştirerek vazgeçmeleri için birşeyler yapılabilir. Ormanların tahribine karşı orman köylülerinin, yani yerelin duyarlı olmasının sağlanması için çalışmalar yapılabilir. Pikniklerde, gezilerde, dolaşmalarda çevrenin, bu bağlamda denizlerin, kirletilmemesi için duyarlık başlatabilir. Sosyal çalışmanın bir toplulukta yapması gereken o denli çok şey var ki!

Kuşkusuz bunları mesleksel hedeflerine uygun olarak ve mesleki yöntemlerini kullanarak yaparken kamuyla, yerelle, sivil toplumla çalışır. Bu süreçte ilgili diğer sosyal mesleklerle işbirliği yapar. Elele verir. Kendisini sevdirir; onları severek ve güvenerek yaklaşır.
Çevresiyle barışık bir topluluk sosyal çalışmacıların SÜRDÜRÜLEBİLİR, kesintisiz çalışmalarıyla sağlanabilir. Bunun için ille merkezden gitmek gerekmez. Belediyelerde danışma bürolarıyla, topluluk merkezleriyle sosyal çalışma yerelde çalışmalıdır.

Bu konuları Türkiye sosyal çalışması önce kendi içinde, sonra diğer sosyal mesleklerle görüşmeler yaparak ve sonra merkezi ve siyasete kendisini anlatarak tartışmalıdır. Topluluk ve çevreyi kendisine gündem olarak almalıdır. Mesleki örgütleriyle, akademik kuruluşlarıyla ve yerel topluluklarıyla başlamalıdır. En azından 2018 yılında artık buna başlamalıdır.

Benim öğrencilik yıllarımda toplulukla çalışma, topluluk örgütlenmesi, topluluksal planlama çalışmaları daha bilinir, siyaset ve kamu tarafından kabul edilebilir bir düzeydeydi. Sonra herhalde önce sosyal çalışma mesleği içinde bu heyecan söndü ve gündemden çıkarıldı bu konular. Zaman akıyor. Başka gündemler geliyor. Dünya gene 1960’ların çevre katliamlarına karşı yerel duyarlıkların artırılması noktasına geri döndü. Çünkü tahribat çok fazlalaştı. Artık tüm dünyayı tehdit etme noktasında. Kutuplarda buzullar eriyor. Ormanlar kasıtlı yakılıyor. Hollanda’nın suya gömüleceği tarihler veriliyor. Vb.
Tüm bu yazdıklarıma ek olarak, maalesef yazım tarihini veremeyeceğim ama (internette yazıların sonuna yazım ya da yayın tarihleri yazılabilir), sosyalhizmetuzmani.org sayfasında yayınlanmış Sosyal Çalışmacı Umut Yanardağ’ın 2017 yılı DSÇG nedeniyle yazdığı yazısından anlaşılan ve bilgilendirici güzel makalesinde sosyal çalışmacılar için dört öneri getiriyor. Bunlara katıldığımı belirtmeliyim.
Diyor ki:
“…ilk olarak çevresel duyarlılığımızın ne olduğunu anlamalı, yaşamımızda çevre ile olan ilişkimizi tanımalıyız.
“İkinci olarak, bir profesyonel olarak sosyal çalışmacı rollerinin yanında, aynı sorunu yaşayan ve o sorunu çözmek için bir araya gelen insanların içinde bir birey olarak oluşturduğumuz sosyal sistemler içerisinde çevre sorunlarına dair duyarlılığı geliştirmeliyiz.
“Üçüncü olarak, yapmış olduğumuz çalışmaların ana aktörü olan müracaatçılarla kurulan ilişkide çevre duyarlılığını (insan hakları ve sosyal hizmet gibi değil, sosyal hizmette insan hakları gibi) sağlamalıyız.

“Dördüncü olarak çevre politikası uygulamasının gerçekleştirilmesine yaşanan eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik mesleki rollerin harekete geçirilmesini sağlamalıyız.” (Bkz: Umut Yanardağ, “Dünya Sosyal Çalışma Gündemi Üzerine: Nedir Bu Yeşil Sosyal Çalışma?” http://www.sosyalhizmetuzmani.org/dunyasoscalgnu.htm )
Bu kısa önerilerin açılımlarını merak edenler yazıda okuyabilirler. Ancak bu dört başlık gerçekten artık Türkiye sosyal çalışmasının gündelik tekrardan yavanlaşmış konuları aşmaları için yeni bir başlangıç noktası olabilir.

Türkiye sosyal çalışması, sivil toplum örgütleriyle üyesi olduğu DSÇG’nin konusuna olan duyarlılığını bu yıl (2018) 5 Haziran Dünya Çevre Günüyle uyumlaştırabilir; bütünleştirebilir. O gün, birkaç etkin programla sürdürülebilir topluluk ve çevre duyarlığını gündeme getirebilir. Bu girişimiyle Dünya Sosyal Çalışma Gününü kavradığını ve hakettiğini de gösterebilir.

Türkiye sosyal çalışması sivil toplum örgütleri eliyle, böylelikle yeşil sosyal çalışma hareketini yavaştan da olsa başlatabilir. Makale içinde yeralan düzenlemede görüldüğü gibi EGO’yu ECO’ya çevrilmesi için bir kıvılcım çakabilir. ECO (Ecologic / ekolojik / çevreci) yaklaşım insanın doğayla bütünleştiği, bütünleştirildiği yaklaşımdır. Oysa çevreci yaklaşım, hadi gelin buna yeşil sosyal çalışma diyelim, gelişmediği ve geliştirmediği sürece önde olan ECO değil, EGO’dur. Güzel bir benzeştirme. Sermayenin

 



nBeyin
Şekil 1 Düzenleme Facebook'ta Nbeyinadresinden alınmıştır.

https://nbeyin.com.tr/ 

 

egosu, siyasetin egosu, kişilerin egosu olacaktır yeşili anlamsızca tahrip eden; suyu boşa harcayan; kağıtları gereksiz tüketen, geridönüşümsel çöp olayına katkı vermeyen…

Bunları yapmayanlar gerçekten cahillik bir yana egolarıyla hareket edenlerdir. Zaten egonun yüksek olduğu yerler cehaletin de yüksek olduğu yerler değil midir? Bunlar kendilerini herşeyin üzerinde görürler. Hatta tüm canlıların. Onların yaşama haklarını, saygı duymayı bırakın, görmezler, farketmezler.
ECO’su değil EGO’su yüksek olanlar doğanın, çevrenin kirletilmesini görmezler; görürler umursamazlar; umursarlar kendilerini sorumlu görmezler
 

 

En güzeli ve üzerinde hiç düşünülmeyeni nedir, bilir misiniz? Çevresine duyarlığı gelişmiş bir insan topluluk ve giderek toplum kendi ve çocuklarının geleceğini uzun bir süre daha rahat nefes almak adına kurtarmasının yanında, bu noktada ortaya çıkacak sinerjiyle, geliştirdiği, yükselttiği o çevresel duyarlık sosyal ilişkilere yansıyacaktır. Böylece insanlar birbirlerine karşı duyarlı olmayı da başaracak ve yaşayacaktır. Böylece çevre ile sosyal kucaklaşmış, birbirini desteklemiş, birbirini körüklemiş olacaktır. İşte DSÇG belgisi de zaten bize aynen bunu söylüyor: Sürdürülebilir topluluksal ve çevresel sürdürülebilirliği geliştirmek! Çalışılan topluluklarda çevreye karşı duyarlığın geliştirilmesinin başarılması topluluklar içinde insanların birbirlerine karşı duyarlıklarının, saygılarının, görgülerinin geliştirilmesi demektir aynı zamanda. Deneyin, görün!
Dünya Sosyal Çalışma Günü 2018 bu gündemi yeniden başlatıyor. Bunun bizler için bir ivme olması umuduyla…
(05 03 22018, Ankara-İstanbul)


KAYNAKÇA


Yanardağ, Umut. “Dünya Sosyal Çalışma Gündemi Üzerine: Nedir Bu Yeşil Sosyal Çalışma?”
 http://www.sosyalhizmetuzmani.org/
dunyasoscalgnu.htm  )
(E. 05 03 2018)

http://ifsw.org/world-social-work-day-2018/ )
 (E. 05 03 2018)
www.nbeyin.com.tr  (E. 05 03 2018)

*
 

 

 

 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

 

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır. 
Sitemizde yayınlanan  yazarlarımızın yayınları ve sitemizin yayınları  kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntı yapılabilir.