KÜLTÜR &SANAT

DÜRÜST İNSAN DON QUIJOTE’Yİ YENİDEN OKUMAK

Aziz ŞEKER
shuaziz@gmail.com 

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

 

  İhanet hoşa gitse de hain sevilmez.
İspanyol atasözü

Miguel de Cervantes Saavedra, “La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quıjote’yi” 1600’lü yılların başında yazmıştır. Bu destansı anlatı, roman geleneğinin en önemli yapı taşlarından birini oluştura dursun Yaşar Kemal İnce Memed karakterinin özlemiyle Don Quıjote’nin özlemlerinin ortak olduğunun altını çizerek anımsamakta yarar var.
İnce Memed nasıl ki sosyal bir eşkıya tipiyse Don Quıjete de sosyal bir şövalyedir. Her ikisi de eşitsizliğin, birey ütopyasında yok edilmesinin ve yoksulluğun karşısında olmakla beraber adil bir dünya düşünde kederli insanlara yardım etme uğraşısındadırlar. Don Quıjete’de bu durum ironik ve humor yüklüyken İnce Memed’te daha trajiktir.
Okuduğu şövalye romanlarının etkisiyle köyünden çıkan Don Quıjote, yüzyıllardır evrenselliği yakalamış romancıların başucu kitabı olmuştur.
Dulcinea de Toboso’ya platonik aşkının derinliğinin etkisi eklenince yaşamı pahasına da olsa zayıfların ve güçsüzlerin yanında yer alır. Bireysel başkaldırısı böyle başlar. Romanda aynen şöyle bir hareket içinde olan Don Quıjote, “düşündüklerini gerçekleştirmek için daha fazla beklemek istemedi; gecikmesinin dünyada bir eksiklik doğurduğunu düşünerek acele ediyordu; karşı koyulacak saldırılar, düzeltilecek hatalar, giderilecek haksızlıklar, cezalandırılacak suçlar, ödenecek borçlar çoktu.”1 diyerek Rocinante’sine binerek gizlice köyünden ayrılır.
Daha az dürüst olduğumuz bir dünyadayız. Kişisel hırslar, toplumsal koşullar insanı bu sürece itiyor. İnsan kendisindeki karanlık ve aşağılık noktayı başka bir insandaki aydınlık yanı yok etmeye çalışarak besliyor, büyütüyor. Dünyada yalnızca boyu ve kilosu kadar bir varlığı olan sinsi ve kafasındaki tilkilere tutsak bir halde yaşayan insanların sayısı milyarlarca. İşte bu insanlar dünyayı yaşanmaz hale getirdiler. Kendilerindeki kişiliksizliği, hayvanca bir oburu insanlığı kirletmek için kullandılar. Kolay mı insan olabilmek, gerçeği görebilmek, gelecek güzel kuşaklara onurlu değerler bırakabilmek, hiçte kolay değil!
Yüzyılımızın insanının psikososyal kimliği “kullanmak”, “hiçlemek”, “tüketmek” üzerine kurulu. Ama tarih bu soytarıları, çöplüğünden başka bir yere göndermiyor. Don Quıjote’nin bu kadar çok okunmasının, kültürleri, halkları aşıp duru bir insanlık sevgisinde buluşmasının nedeni, dünyanın kötülüklerine karşı dürüstlüğü ve saflığı korumasında yatıyor.
“Serüven peşinde/koştukları söylenen”2 ler içinde Mancha’lı Don Quıjote birçok talihsizlikle karşılaştığı gibi gezgin şövalyelerde de olması gereken özelliklere sadıktır. Yolculukların hemen hemen tümünde silahtarı Sancho Panza yanından eksilmez. Bu saf ve kurnaz köylüye amaçlarına ulaştığı takdirde “vaat” lerde bulunmuştur. Cezire valiliği!
Dağlardaki, hırsızlar, haydutlar, namussuzlarla mücadelesini sürdürürken, gezgin şövalyemiz birçok yaşam deneyimine silahtarıyla birlikte tanıklık eder. Güzel bir çoban kızı olan, Marcela’ya tutulup intihar edenlerin yaşamlarını dinlemesi yalnızca bunlardan birisidir. Yollarda, hanlarda, düşsel büyülü bir atmosferde delilik sınırlarında dolaşırken yediği bütün dayaklara rağmen bir Rönesans paradigmasıyla, “bilin ki benim görevim, güçsüz olanları savunmak, haksızlığa uğrayanların intikamını almak ve hainleri cezalandırmaktan başka bir şey değildir”3 söylemiyle yoluna devam eder.
Biliyoruz ki, gezgin bir sosyal şövalyenin mesleği de “dünyayı dolaşıp haksızlıklarla mücadele etmek, yanlışları düzeltmek” dir.
Don Quıjote’nin, yaşadığı serüvenlerle birlikte adı da değişir, “Mahzun Yüzlü Şövalye” olur. Sancha, uzlaşmacı, korkak, çıkarcı ve de iyi niyetli bir tiptir. Yer yer Sancho ile tartışsa da, şövalyeliğin kurallarına uygun bir yaşamdır onunkisi. Umutla bekleyendir o…
Don Quıjote’yi okumak yel değirmenlerine saldırının hafifliğinde gülümsemek değildir, “aşkın” ve aşkın platonik ezgisinde olan o muhteşem etkiyi kavramakla ilgilidir. Şövalye Don Quıjote, tanımadığı ama yüreğinde büyüttüğü derin bir gönül bağıyla bağlı olduğu Dulcina’sı için kavgasını sürdürür. Kitap aralarında ara ara Don Quıjote’nin ağzından verilen gerçeklikler okuyucu için apayrı bir psikososyal deneyim alanı olur;“yoksul olan, iyi olan her şeyden yoksundur”4 gibi…
İspanyol atasözü der ki, “ihanet hoşa gitse de hain sevilmez”5 Tarih budur! Tarih, hainlerin kol gezdiği bir cehennem yeridir.
Don Quıjote’nin bir şövalye gibi silahtarıyla gezisi sürerken köyünden rahip ve berber bu iyi insanın “deliliğine çare bulmak için” türlü oyunlar yaparlar. Hatta bir ara kafese koyup köyüne tedavisi için geri götürürler. Toplumsal idealleri olan Don Quıjote durur mu, gizlice kaçar. Silahtarıyla… Hanlar şato, hayvan sürülerini çarpışan ordular, şeytan kılığında insanlar olurken büyücülükle gelen çarpışmalar, serüvenler de hep çabası olur. Dulcinea’dan hâlâ bir haber yoktur. Gezgin şövalyelik tarikatının bu sadık havarisi kendi çıkarını asla ve asla düşünmez. Yalnızca “güzelliğine ve akıllılığına” âşık olduğu Dulcinea’sı için erdemli arayışlar içindedir.
Gücü ve cesaretiyle bir dem sonra “Aslanlar Şövalyesi” olur. Önünü kestiği bir grubun taşıdığı aslanlardan birinin bırakılmasında aslan ona bir şey yapmadan kafesine geri döndüğü içindir bu adın veriliş nedeni.
Doğruyu hayatı pahasına savunan bu cömert, dürüst şövalye ve silahtarının serüvenleri diğer taraftan kitaplaşmış elden ele dolaşmaktadır. Gittikleri yerlerde tanınmaktadırlar bu maceraperestler!
Barselona, Don Quıjote’in “Truva’sı” olur. Düelloda verdiği sözü tutar, yenildiği için köyüne döner. Yenildiği kişi tanınmaz bir halde giyinmiş olan bir köylüsüdür. Amaç onu köye geri götürmektir. Herkesin bir “Truva”sı vardır. Yenilip şöyle bir kendisine çeki düzen vermeye çalıştığı ya da yok olup gittiği bir anda…
Köyünde, ölüm döşeğinde yaşamını gözden geçirirken vasiyetnamesini yazdırmaya başlamıştır bile. Silahtarı Sancho Panza’ya saflığı ve sadakatiyle düşüncelerini açtığında aslında şövalyelikle “bir yanılgının içine düştüklerini” de ifade eder. Sanki hepsi bilerek planlamıştır. Acılar, kavgalar, düşler, dövülmeler, dalgaya alınmalar, taşlanmalar ama hepsi insancıl bir duruşla dünyayı adaletsizlikten kurtarmak içindir.
“Bilgece ölüp/ çılgınca yaşan” dır romanın katman karanlığındaki aydınlık çizgide yürüyen Don Quıjote...


Dipnotlar
1. Cervantes. Don Quıjote I/II Çev. Roza Hamken. Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayınevi. 1996. İstanbul, s, 55
2. Cervantes. Don Quıjote I/II: A.g.e., 1996: 91
3. Cervantes. Don Quıjote I/II: A.g.e., 1996: 143
4. Cervantes. Don Quıjote I/II: A.g.e., 1996: 334
5. Cervantes. Don Quıjote I/II: A.g.e., 1996: 343

Not: Bu yazı sanatkop.com'da yayındadır.
 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org