Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan hakları Bilgileri

 

 
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ALACAKARANLIKTA BİR DÜŞÜNCE OKULU OLARAK
SOSYAL HİZMET…                                                      
                                                           SHU.Aziz ŞEKER
                                                            Sitemiz Yazarı

 Zaferlerden söz eden kim? Ayakta kalmaktır her şey…
Rilke

Dünya hızla vicdanını yitirirken, dünya insanı, yarattığı değerlere ihanet ederken; sosyal hizmet disiplini ve mesleği olarak nesnel-bilimsel bir duruşun olanaklarını “kullanmaktan” çok, temelinde ütopik bir yapılanma olan; revize edilmeyi bekleyen bir sosyal hizmet bakışına ne yazık ki sahibiz! Bu da ister istemez bizi, toplumsal sorunlarla mücadelede olsun yaşamın insan odaklı değişimine karşı olan tutumumuzda olsun “dolap beygiri” pozisyonuna ve “laf ebeliği” bilgiçliğine sokuyor...



Açık bir bilinç ve arkasında durarak diyebiliriz ki, Türkiye’de sosyal hizmet disiplini ve mesleği Batı’nın sosyal refah ideolojisinin / sosyal hizmet kuramının bir replikası olmak zorunluluğunu hiçbir zaman düşünmemeliydi. Yerellik ya da özgüllüğe dayalı mikro sosyal hizmet yaklaşımına dayalı olmalıydı.
Yine bizde aslında sosyal hizmet mesleğinin ve disiplininin özüne aykırı duruş takınan iktidar dönemlerinde, meslek, bilimsel sosyal hizmet uygulayıcıları için Yunanistan’ın “Ikarıa” adası rolünü görmüştür. Bu nedenle Türkiye’de yıllarca “sosyal hizmet” kendisini sansürleyerek uygulamalarını sergilemeye çalışmıştır. Sosyal hizmet kendi yurdundan beslenememiştir. İthalata özen göstermiştir...
Günümüz ise açıklanmaya çalışılan yönleriyle post sosyal hizmetin dönemidir. Ne ki, bu döneme herhangi bir hesaplaşmadan geçilmeden girilmiştir. Ki, zaten yeni bir orijinaliteye de gereksinim kalmamıştır. Bunu yapacak yetenek de yoktur. Eğer 50 yıla yakın geçmişi kapsayan bir değerlendirme yapacak olursak şunu rahatlıkla ifade edebiliriz; muhalefeti olmayan; kendisini tüketen, tercihsiz kaldığında ise sıçrama yapmaya çalışan bir değişme çizgisi izlemiştir sosyal hizmet. İşte bu özelliktir statükoyu kavranmayı da zorunlu kılan. Bu süreç sosyal hizmetin yalnızca etiketlenmesine neden olmuştur.

Sosyal hizmet alacakaranlık kuşağında bir düşünce okulu olarak gelişememiştir…

Sosyal hizmet kendi geçmişinden kopmak üzeredir. Bu nedenle “sosyal hizmet nedir / ne değildir?” tartışmasının ivedi olarak sonuçlandırılması değil, başlatılması gerekmektedir. Böylece ancak, toplumsal gerçek karşısında sosyal hizmet kendi yanıtını üretebilecek bir ilerlemeye kavuşacaktır.

Sosyal hizmet az buçuk içinde gömülü olan muhalif olma tahayyülünden asla taviz vermemelidir; bunu her kuşak idrak etme yeteneğini göstermelidir.

21. yüzyılın ön yıllarında sosyal hizmet bölümlerin açılması konusunda, görün görmeyin diğer sosyal meslek disiplinleri ile yapılan bir “zımni ittifak” söz konusudur. Bu sosyal hizmetin “istihdam” gereksinimi olarak algılanması sorunudur. Üzerinde durulması gereken “sosyal hizmetin” reel yanının aşınmasıdır. Belki de reel sosyal hizmetin çöküşünü belgeleyecek günler yakın görünüyor. Sosyal hizmet bölümlerinin açılması; Türkiye’de sosyal hizmet bölümlerinin sayısının artırılması Türkiye sosyal hizmet sorunsalını çözmeyecektir. Yalnızca istihdam kaygısına “sorun çözme” düzeyinde de olmasa hissedilmeyen bir katkıda bulunacaktır.

Sosyal hizmetin iktidar düzeyinde olan kritik pozisyonundaki aktörleri sosyal hizmetin tarihsel gelişimini neye mahkûm ettiklerini bilmelidirler. Yoksa 1980’lı yıllardaki sosyal hizmeti mumla aradığımız bir döneme girmemiz işten bile değil...

Sosyal hizmet bir dönemeçten geçiyor. Sosyal hizmet felsefesinde uygunluğu tartışılsa da; şimdilik; sosyal hizmette dinamizmi tetikleyen bir aşamaya gelindiği rahatlıkla ifade edilebilir.

Diyalektik; anılarla yüzleşmeyi ve yaşanılanın belleğine bakmayı, praksisin gerekli koşullardan biri sayar doğru tarih bilincini özümsemek için…

Yıllardır sosyal hizmet burjuvazisi kendi halinden memnun görünüyordu. Beklenmedik bir tesadüf ki, sosyal hizmet düşüncesinin özünü nitelendiren / ya da ona yakın olan dönemlerde değil de; hemen hemen tersi bir ideolojik duruşa sahip olan bir egemen bakışın saçaklarının altında sosyal hizmet, değişime gereksinim duyduğunu kabul ediyor / ettiriliyor.

İtiraf edeyim ki, artan toplumsal sorunlar deyince akla sosyal hizmetin bir kolay söylem olarak gelmesidir asıl söz konusu edilen. Tersi bir durum da gelişebilirdi. Sosyal hizmet arka bahçe rolünü yerine getirmeyerek.

Sosyal hizmetin söylem ustalarının tabiriyle söyleyecek olursak; 21. yüzyılın ön yıllarında adalet ve özgürlüğün kaynaklarını ele geçirenlerin yeni lüksü; sosyal hizmeti (simülasyonun eşsiz olanakları içinde) yaygınlaştırmaktır. Kasıtlı bir tahrik de aramak gerekmez mi bunda?

Dünyayı yönetenler bizler adına çok kolay karar veriyorlarsa; dünyanın vicdanını sızlatan sorunları söyleme taşımaktan bir yük kalmıyorsa bizlere; teras edebiyatıyla ve timsah gözyaşlarıyla ellerimizde olanlara daha fazla sarılıp “ah” çekmenin aptallığını da fiyatlandıramayız, hiç değilse tarihe ve yüreğimize karşı...

Sosyal hizmet Türkiye’de somutlaşmıyor aksine buharlaşıyor. “Oral” dönemini yaşayan bir disiplinin başlangıç olarak her açık kapıdan girmeye çalışmasının / her suyu içmesinin karın uğultusu, renk körlüğüdür günümüzde yaşananlar belki de.

Sosyal hizmet mesleğinde hep eskinin yeni olduğunu tartışmak değildir aslında göstermek istediğimiz. Ki, sosyal hizmetin estetizasyonu değildir vermek / aramak istediğimiz…

Sonuç olarak; Dünya hızla vicdanını yitirirken, dünya insanı yarattığı değerlere ihanet ederken; sosyal hizmet disiplini ve mesleği olarak nesnel-bilimsel bir duruşun olanaklarını “kullanmaktan” çok, temelinde ütopik bir yapılanma olan; revize edilmeyi bekleyen bir sosyal hizmet bakışına ne yazık ki sahibiz! Bu da ister istemez bizi, toplumsal sorunlarla mücadelede olsun yaşamın insan odaklı değişimine karşı olan tutumumuzda olsun “dolap beygiri” pozisyonuna ve “laf ebeliği” bilgiçliğine sokuyor. Ve Dünya dönerken eskiyen bir kanlı mendil gibi böyle…