Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

Sosyal Siyaset

Eleştirel Söylem Analizinde Ayırıcı Üç Nokta
 Can Küçükali/Sitemiz Yazarı
cankucukali@gmail.com
http://www.toplumvesiyaset.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

 


Eleştirel söylem analizini Foucault eksenli söylem analizinden ayıran temel öğeler 1) makro ve mikro analizler arasında bağlar kurulması, yani iktidar kuran büyük söylem dizilerinin, hayatın her alanında nasıl yeniden üretildiğini karşılıklı olarak incelemesi, 2)metin analizini, yani metnin dilbilimsel olarak incelenmesini, söylem analizi ve sosyal analiz ile birlikte temel bir unsur olarak ele alması ve 3) iktidar oluşturan güç ilişkilerini gücün kaynağı ve yönünü gözeterek deşifre etmesi, yani güçlü ve güçsüz aktörler ile güçlü ve güçsüz söylemleri sosyal bağlamı içinde eleştirerek güçsüz söylem ve aktörlerin yanında yer almasıdır. Bu anlamda eleştirel söylem analizi, bana kalırsa söylem analizinde bir yaklaşım olarak sağlam bir felsefi temele oturmakta ve ayrıca sosyal bilimler açısından da önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Bu üç özelliğin ne anlama geldiğini ve neden söz konusu yaklaşımı diğerlerine göre daha sağlam bir temele oturttuğunu açımlamak istiyorum. Makro toplumsal yapıların, tarihsel evrimi göz önüne alan bir çalışma ile söylemsel temellerinin ortaya çıkarılması kesinlikle eleştirel sosyal teoriye yapılmış özgün bir katkıdır. Fakat, direngen hegemonik makro yapıların günlük hayatın içinde nasıl da yeniden ve yeniden üretildiğini anlamak ve göstermek diğeri kadar önemlidir çünkü asimetrik sosyal ilişkilerin hegemonya sürekliliği sağlayıcı yönlerini ve bu yönlerin büyük yapılarla olan dolaylı ilişkilerini görmeyi sağlar. Ama bunun ötesinde siyasal eylemi de olanaklı kılar. O halde iktidar kuran ve devamlılığını sağlayan söylemlerin hayatın her alanında zaten var olduğunu iddia ederek analizi sonlandırmak hem mevcut ilişkileri doğallaştırmak hem de bu ilişkilerin ideolojik yönünü bertaraf etmek anlamına gelir. İşte eleştirel söylem analizi, makro yapı ile mikro yapı arasında diyalektik bir ilişki kurarak hem doğal görünen söylemin gizli güç yapılarını anlamaya yardımcı olur, hem de söylemin ideolojik yönünü deşifre ederek güç mücadelesinin tarafı haline gelir. Analist mücadelenin tarafı olmasından sıkıntı duymaz, ya da analiz sonucu üretilen bilgi sırf bu yaklaşımdan dolayı güvenirliğini yitirmez, çünkü zaten tümüyle nesnel bir bilgi üretimi mümkün olmadığı gibi şu ana kadar üretilen bilgi ve söylemler de istemli ya da istemsiz olarak zaten iktidar ilişkilerinin asimetrikleşmesine neden olmuşlardır.

Burada önemli olan bir diğer nokta da, bu asimetrik mücadelenin taraflarını deşifre edebilmek ve asimetrinin dilbilimsel kaynaklarını sosyolojik/siyasal kaynaklarıyla buluşturmaktır. Yani üçüncü maddede belirtildiği gibi siyasal aktörler belirlenmekte, söylemleri dilbilimsel açıdan analiz edilmekte ve analiz edilen söylemler daha büyük siyasal/sosyolojik faktörlerin hem sebep hem de sonucu olarak ele alınmaktadır. Problem şudur ki, dışsal (dilbilimsel olmayan) faktörlerin güçlü kıldığı siyasal aktörlerin söylemlerinin dışsal faktörleri değiştirme olasılığı ile dışsal faktörlerin görece güçsüz kıldığı siyasal aktörlerin dışsal faktörleri değiştirme olasılığı aynı değildir. Öyleyse şunu söyleyebiliriz ki, her söylemin materyal dünyayı dönüştürme potansiyeli vardır, ancak bu potansiyel eşit değildir ve içine doğduğu materyal ilişkilerden bağımsız düşünülemez. Sadece güçlü aktörler ve söylemler, güçlerinin materyal sebepleriyle birlikte ortaya konduğunda ve böylelikle güçsüz aktör ve söylemler için yeni bir hareket alanı doğduğunda, farklı söylemlerin de sosyal yapıları değiştirme olasılıkları söz konusu olabilir. Bu anlamda hegemonya, boş gösterenlerin doldurulması koşuluna indirgenmiş, her söylem için de bu imkanın eşit olarak görüldüğü salt dilsel bir mücadele alanı değildir.

İkinci madde bana kalırsa birinci ve üçüncü maddelere göre daha zayıf bir madde olmakla beraber önemli bir metodolojik sorun ve imkana işaret eder. Güçlü aktörlerin güçlü söylemleri olduğunu, bunun tarihsel olarak da böyle geliştiğini, hatta hayatın her alanında da bu türden iktidar ilişkilerini söylem düzeyinde görebileceğimizi vurgulayan makro analizleri ya da tespitleri sıklıkla görürüz. Önemli olan, bu söylemsel mücadelenin kristalleştiği anları ortaya koyabilmektir. İşte metin analizi, yani metnin dilbilimsel öğeler açısından incelenmesi, ortaya konan tespitin ya da makro analizin bilimselliğini arttırmakta, keyfi yorumların önüne geçilmekte, tabir yerindeyse eleştiriye dayanak sunmaktadır. Böyle bakıldığında sosyal teoriye ve kuramsal sosyolojinin yüksek soyutlama düzeylerine gözlemlenebilir ve ölçülebilir katkılar sunma açısından dilbilimsel analiz söylem analizinin geçerliliğini ve inandırıcılığını arttırmaktadır. Yine de bu bilimsellik iddiasını abartmamakta fayda vardır, çünkü yukarıda da nesnellik bağlamında ele alındığı gibi yorumluma, analizin her zaman en önemli öğesi olarak kalmakta ve bir analistten diğerine farklılıklar gösterebilmektedir.


 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org