Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA


ENGELLİ AİLELERİNDE KAYIP
VE KABUL SÜRECİ 
YAS

Cafer ÇATALOLUK

Uzman Klinik Psikolog ccataloluk2002@yahoo.com ccataloluk@gmail.com
Cep: 0534 377 82 51

 


Evlilikle beraber  kişiler anne ve baba olmaya kendilerini hazırlarlar. Bu aynı zamanda  çevre tarafından da desteklenir ve  kişiler yüreklendirilir. Hem kadın hem de erkek kendi çocuklarının  zeki, güzel ve başarılı olacakları ön varsayımıyla hareket eder. Çocukluk oyunlarında bile  herkesin bebeği sağlıklıdır;zaman zaman hastalansa da, bu kolaylıkla tedavi edilebilir.

Özellikle kültürümüzde kayınvalide ve kayınpederin temel beklentisi bir torun sahibi olmaktır; istenenin “eli ayağı düzgün” bir bebek olduğu kuşkusuzdur. Sağlıklı olan bu bebeğin erkek olması da halen çoğu   bölgede tercih nedenidir. Hatta erkek çocuk doğuran gelin yerini sağlamlaştırır ve aile içinde iyi bir pozisyon edinir.

Daha  evlenmeden eşler çocukları, çocuğun adı,gideceği okulu,işi, ve yaşamını planlarlar. Çocuklarının ne kadar başarılı olacağını düşünür, “gözleri sana benzese, benim gibi sarışın olsa…” hayaller kurarlar. Doğmamış olan çocuk için elbiseler alınır. Cinsiyeti belli ise pembe –kırmızı veya mavi tonları eve dolar, hatta kitapları bile seçilir ya da alınır.

Adını kim koyacaktır, nasıl yetiştirilecektir, kim sorumluluk alacaktır, kimin ailesinin dediği olacaktır?

Bütün bu hazırlıklar doğmamış ve doğacağı hatta doğarsa sağlıklı olacağı meçhul bir canlı üzerine yapılmaktadır.

Doğacak çocuk anne babanın ne olduğunu bilerek bekledikleri değil umarak bekledikleri fakat onların beklentileriyle ilişkisi olmayan tamamen kendine has bir bebek olarak dünyaya gelecektir.

Fakat çocuk sağlıklı doğduğunda ve bir de ebeveynlere benzerse, anne ya da babanın bire bir kopyası olmayan yeni canlı hızla kabullenilir. Gerçi çocuklarının kendilerinden ve beklentilerinden bağımsız ve farlı olduğunu kabullenmeyen insanların sayısı az değildir ama bu başka bir konuda irdelenecektir.

 Doğan çocuk sağlıklı değilse ve hastalıktan öte özürlüyse bu aile için hiç beklenmeyen, düşünmekten kaçınılan bir durumla yüzleşmek olacağından büyük sıkıntılar ortaya çıkar. Aile iç dünyası ile gerçeklik arasında bir uyum sağlamak zorunda kalır. Bu durum yas sürecine benzetilebilir. Klasik literatürde yas bir birincil nesne ilişkisinin (anne-baba-çocuk-eş vb.) kaybı ve kişinin bu kaybın yasını hakkıyla kabullenmesini, yokluğuna uyum sağlamayı; aksi taktirde bunun depresyon olarak geri geleceğini anlatmak için kullanılır. Burada ise somut bir kayıp yoktur; onun yerine kurgulanan, varsayılan, gerçekmiş gibi algılanan birinin kaybı söz konusudur. Ayrıca bir var olan vardır; hiç tasarlanmamış, düşüncesinde bile tahtalara vurularak “şeytan kulağına kurşun dökülmüş” biridir ve onunla birlikte olmak ve ona uyum sağlamak zorunluluğu vardır. Onun için iki kez ağırdır bu durumdur.

Burada iki tür hayal kırıklığı  orijinli kayıp vardır. Birincisi yıllarca beklenen  ve hakkında özenle kurgular yapılan ve kendini tamamlayacak çocuk doğmamıştır. İkincisi ise doğan onun asla tasarlamadığı,olmaması için çok özen gösterdiği, ve başka ailelerde gördüğünde tahtalara vurduğu bir çocuktur. Bu doğan engelli çocuğu kabullenmek ve onunla yaşamak onun için kolay değildir. Onu gururla önce kendine sonra diğerlerine nasıl göstereceğini bilemektedir.Ona bir hayat sunmak ve artık ona gelecek yaratmak zorundadır. O böyle bir hayat planlamamıştır. 

Beklenen çocuk doğmamıştır aynı zamanda ölmüştür.  Ortada olan ise hiç beklenmeyen, tasarlanmayan ve ne yapılacağı bilinmeyen bir çocuktur. Bu durumda iç içe geçişli çeşitli süreçler yaşanır. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki bu yas süreçleri kişiden kişiye  ve durumun özelliğine, çocuğun özrüne ve derecesine, aile içi dışı desteklerin olup olmamasına göre farklılıklar gösterir. Aşağıda belirtilen basamaklar zorunlu ve ardışık olmayabilir. Birey hızlı ve basamaklı geçerken ileri ve geri dönüşler yaşayabilir.  

Şok ve Emin Olamama:

Bu süreç inkar dönemi olarak da adlandırılır. Bu birdenbire hiç sebepsiz tokat yendiğinizde ya da aniden korkutulduğunuzda, elinizin ayağınızın boşalmasına benzetilebilir. Bu dayanılmaz durumla  baş etmek için bir hazırlık dönemidir aynı zamanda. Ebeveynin sorusu “ Ne oldu ? ” dur. Bu dönem gerçeği cam arasında görmek ama yürekte görmeyi inkar etme dönemidir. Bu durum  birkaç saatle birkaç güne yayılan ya da daha uzun süren bir süreçtir. İnsan içsel olarak ikiye bölünür gibidir. Bir taraf farkına varır diğer taraf tamamen reddeder. Yanılıp yanılmadığını anlamak için gelip gidip bebeği kontrol eder. Bu dönemde özellikle uykusuzluk, boğazda düğümlenme, nefes almada sıkıntı ve boşluk hissi, kas gücünde azalma gibi belirtilerin yanı sıra söylenenleri anlamama, olanları takip edememe, olağan becerilerini kaybetmişlik hissi olabilir. Korku ve yoğun bunaltı en sık yaşanan duygular olarak karşımıza çıkar.  

Bilmek ve Vicdanla Karşılaşmak:

Kişi artık bir şeylerin yolunda olmadığının bilincine açık olmaya başlar ve temel sorusu  “Evet ama böyle olmasına imkan yok...?” olur. Yaşanan çaresizliğe rağmen başaracağına, üstesinden geleceğine, ya da bir sürpriz olacağına, ya da bir mucize yaratacağına dair çocukça bir güçlülük hisseder. Kişiden kişiye farklı olmakla beraber aylarca bu süreç yaşanabilir. Bu süreç aynı zamanda  öfke ya da pazarlık dönemiyle de iç içedir.  

Öfke ve Pazarlık:

Bu dönemde yoğun bir öfke ve pazarlık hüküm sürer. Aylar alabilir. Kişi çok öfkelidir. Duruma, kendi başına gelmesine, eşine, yakınlarına, tanrıya, devlete; hepsine zaman zaman büyük öfkeler duyar. Bir yanlızlık ve yalnız bırakılmışlık, köşeye sıkıştırılmışlık, cezalandırılmışlık hissi hakimdir. Yoğun suçluluk, başkasını suçlama ve abartılı isyanlar görülür. Soruları “Niçin ben?”, “Eğer öyleyse ben de......isterim”dir. Aklına zaman zaman kayıp çocukla ilgili düşünceler gelir. Niçin kendi başına geldiğini anlamaya çalışır. Aynı zamanda bu süreç önceki süreçlerle beraber bozulan kendilik algısını değerlendirme ve bu hali anlamlandırma sürecidir?.  Kişi bu süreçte kendisinin ya da eşinin hatalarını, genetik deformasyonlarını, günahlarını aramaya ve sorgulamaya devam eder. Kendini veya eşini cezalandırıcı tutumlar sergiler. Kafasında bazı şeyler kurar ve bozar; kurduklarına öfkelenir.   Burada özellikle yalnız bırakıldığı ve böyle  olmaması gerektiğine dair fikirlerle uğraşır. Kaybın geri alınması için ödünler vermeye hazırdır. Kendini cezalandırmalar görülebilir. Devlet ve yakınlar onun için her şeyi yapmalıdır. Eğitimcilere öfkelenir, yeterli eğitim verilmiyordur; doktorlar, terapistler gereğini yapmıyorlardır ona göre. Çocuktan yapmasını bekledikleri çoktur ve o yapamayınca çok öfkelenir çok kaygı duyar ve çocuğun potansiyeline kabullenmeye hazır değildir.

 Depresyon ya da Çökkünlük Dönemi:

Artık bitti dönemidir. Bu dönemde artık umut yerini umutsuzluğa, kendine güven güvensizliğe, biz hali yalnızlığa, yarın yerini yarınsızlığa bırakmaya başlar. Kişi artık durumu görme ve ne yapacağını, nasıl baş edeceğini sorgulamaya başlar. Bu dönemde yalnız kalma, içe çekilme, düşmüş omuzlar, mutsuz yüz görülür. Duygusal yoğunluk artmıştır. Aynı zamanda bu dönem kişinin vazgeçmeye yani intihara en yakın olduğu dönemdir. Temel sorusu “Neden her şey anlamsız?” halini alır. Bu dönem aynı zamanda sürecin başından itibaren durumu en gerçekçi değerlendirme dönemidir. Kayıp ve yeni halle ilgili olarak kişi artık gerçekle karşılaşmış ve yeniden hayatını nasıl planlayacağını düşünmeye başlar.Yeni hale dair çalışmaların, olan çocuğu görme ve olanla ilişki kurma ve yürütmeye daha gerçekçi yaklaşma ve hayatı planlamada başlangıç dönemidir de aynı zamanda.

 Kabul:  

Gerçeği kabullenmeye başladığı ve  doğan çocuğu ve onun potansiyellerini görmek için kendine izin verdiği bir dönemdedir. Kafasında dönüp duran cümle “Şimdi anlamaya, tanımaya başladım”dır. Artık kendinde, eşinde veya şartlarda sebepler aramaktan vazgeçtiği, kendi inançları ve doğruları  çerçevesinde soruları cevaplayıp hep aynı çıkmaz suçluluk duygularına dönmeyi durdurduğu ve çocuğunun varlığını kabullendiği bir döneme girmiştir. Giden gitmiş, bir anlamda doğum yeni olmuştur. Artık gerçekçidir. Artık bu çocukla birlikte yaşamak ve ona en iyi eğitimi sağlayabilmek için gerçekçi planlar yapar. Bu dönemde zaman zaman, özellikle de zorlanma anlarında acılar ve yas hali nüksedebilir.

 Aktiflik ve Dayanışma:

Artık temel cümle “Hayatımı değiştirmek istemiyorum”dur ve dayanışma ve varlığın  temel özelliklerinden biri olan toplumsallaşma itkisiyle, cümle “biz yaparız” haline dönüşür. Aile dayanışma grupları, çocuk kampları, dernekler vb. sivil toplumsal yapılara katılma ve kurulmasına önayak olma başlar. Bu dönemde de zaman zaman duygu yoğunlukları ve çeşitli iç sıkıntıları yaşanabilir. Ama olağandışı bir sebep olmadıkça bu sıkıntılar geçicidir.

 Yukarıda anlatılan bütün süreçler birbiri peşi sıra gelmek durumunda değildir; kabullenmeden  depresyona geçilebilirken, şoktan kabullenmeye de geçilebilir. Burada temel etken ebeveynin destek mekanizmaları ile kişilik örüntüsü iken

diğer etkenler çocuğun özrünün türü, ağırlığı, zamanı ve ebeveynin bunu öğrenme şekli ve zamanı olarak sıralanabilir.    

*Bu yazı sitemiz yazarına aittir. İzin alınmadan yayınlanmamasını rica ederiz.
 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.