ENGELLİ REFAHI

                      Engelli Refahı ve Sosyal Mevzuat

                 Kemal GÖKCAN / Editör *

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 


             Sosyal refah açısından sosyal hizmet uzmanlarının (sosyal çalışmacıların), uygulama alanlarından birisi engelli, engelli ailesi ve engelli nüfusu bulunan toplumdur. Engelli refahı alanı tanım aşamasından başlayarak sorunlar içeren bir konudur. Bu alanda birçok yasal düzenlemeler gerçekleşse de tamamlanması ve yapılması gerekli yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Mevcut yasal düzenlemelerde uygulamada görülen aksaklıklar, yetersizlikler tespit edilmelidir.
Sosyal hizmet felsefesinin başta gelen ilkeleri; insan varlık ve onuruna duyulan saygı, kişinin kendi yetenek ve kapasitesi içinde gelişme özgürlüğü ve kendi kaderini tayin etme özgürlüğüdür. Bu bağlamda yapılan hizmetin odak noktası, kişinin diğer kişi ve çevresiyle olan ilişkilerini sağlayarak, sosyal fonksiyonlarını en yüksek düzeyde yerine getirmesine yardımcı olmaktır. Bu temelde engellilere sosyal hizmet götürülürken üzerinde durulacak en önemli nokta engellinin kendine olan güveninin sağlanmasına, düş kırıklığına uğramaksızın engeli ile birlikte yaşamaya alışmasına, toplumun ekonomik ve sosyal yaşamına katılmasına yardımcı olmaktır.
Engelli refahını değerlendire bilmemiz için ülkemizde, engellilere yönelik yasal düzenlemelere incelemeliyiz.

Tarihsel süreç içinde Ülkemizde engellilerle ilgili ilk örgütlü çalışmalara 1889 yılında başlanmıştır. 1889 yılında İstanbul’da Sağırlık Okulu, 1921 yılında İzmir’de Özel Sağırlar ve Körler Okulu, 1951 yılında Ankara’da Körler Okulu, 1963 yılında Ankara’da ve İstanbul’da üstün zekalılar için üst özel sınıflar açılmıştır. 1969 yılında İstanbul’da Eğitimi Güç Çocuklar İlkokulu, 1974 yılında Ankara’da Ortopedik Özürlüler Okulu faaliyete geçmiştir. 1983 yılında “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu” çıkmış ve yürürlüğe girmiştir. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığında rehberlik hizmetlerinin de dâhil edildiği “Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi” oluşturulmuştur. 1983 yılında yürürlüğe giren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile “Bakim ve Rehabilitasyon Merkezleri” kurulması görev olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna verilmiştir. Yine aynı yıl Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Yasası yürürlüğe girmiştir.

3.12.1996 tarih ve 4216 sayılı kanunun verdiği yetkiye dayanarak 30.05.1997 tarih ve 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı kurulmuştur.
18 Mart 1998 tarih ve 23290 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. 1.7.2005 tarihinde 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun yürürlüğe girmiş olup, bu yasal düzenleme ile yönetmenlikler çıkartılmıştır. Bu yasa taslak halinde çıkartılmamış ve eksik yetersiz olarak 52 madde olarak yürürlüğe girmiştir.
31.12.2011 tarihi itibariyle Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurumu ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kapatılmıştır. 633 Sayılı KHK'ya göre Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Engelliler alanında tüm hizmetler belirtilen genel müdürlüğün sorumluğundadır.

Engelli refahı alanında uluslararası düzeyde; Birleşmiş Milletler Kararı, İnsan Hakları Beyannamesi, Çocuk Haklarına dair sözleşme, Sakat Kişilerin Hakları Bildirisi, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyi Kararı, ILO 159 nolu sözleşmesi ve uluslararası antlaşmalar özürlülere ilişkin evrensel düzenlemelerdir. Bu evrensel kararlar Ulusal düzeyde öncelikle Anayasamıza yansımıştır. Anayasamızın 40 maddesinde “Devlet durumları nedeniyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır” denilmektedir. 50. Madde de ise “bedeni ve ruhi yetersizliği olanların çalışma hayatında özel olarak korunması” da devlet görevi olarak belirlenmiştir. Yine Anayasamızın 61. Maddesinde “Devlet özürlülerin korunması ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” denilmiştir.

Görüldüğü gibi engellik alanında düzenlemeler Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamış ve 89 yıllık Cumhuriyet tarihinde engellik alanında pek çok gelişme ve değişme ortaya çıkmış bulunmaktadır. 89 yıllık çabanın olumlu etkilerini hem bu alana ilişkin yapılan yasal düzenlemeler boyutunda, hem alanda çalışan personelin nicelik ve nitelik açısından artışında, hem de uygulama düzeyinde elde edilen olumlu gelişmeler sonucunda görmekteyiz. Bu olumlu gelişmelere rağmen, yapılması gereken yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Engelli bireylerin toplum yaşamına katılımları giderek daha fazla artmış ve bu bireylere sağlanan eğitim olanaklarında da bir çeşitlilik meydana gelmiştir. Günümüzde engelli alanında en temel sorun, engellinin istihdam ve eğitim sorunudur.
Engellilerin eğitim, çalışma, topluma uyum ve korunma hakları vardır. Sosyal güvenlik haklarına ilişkin bu alandaki hedefler, kalkınma planları ve yıllık programlarda alınması gereken tedbirler ve ilkeler olarak belirlenmelidir.

Engellilerle ilgili birçok yasal düzenlemeler yapıldığı halde uygulamada başarılı olunamamıştır. Tarihsel gelişim incelendiğinde engellilere götürülen hizmetlerin yetersiz olduğu görülmektedir.
Her birey bir engelli adayıdır. Her ailede bir engelli birey olabilir. Bu bağlamda engelli sorunsalı yaşamın içinde bir gerçeğidir. Engelli olmayan toplumlar hemen hemen hiç yok gibidir. Ancak engelli nüfusu az ya da fazla olan toplumlar söz konusudur. Gelişmekte olan ya da az gelişmiş toplumlarda engelli nüfus daha fazla gelişmiş sanayi ülkelerinde ise daha az olarak tahmin edilmektedir. Az gelişmiş ya da gelişmekte olan toplumlarda engelli nüfusun artmasına yol açan faktörler daha fazladır ve engelli olmanın önlenmesi de zordur. Bu gerçekçilikle hareket ederek,engelli bireyin toplumda ki işlevselliğinin önemlidir.

Sosyal devlet anlayışı ve eşitlik çerçevesinde sosyal hizmet uygulamalarına bakıldığında danışanın kendi kaderinin kendisinin belirlemesi çok önemlidir. Ancak engellilerin hakları ve ihtiyaçlarını kendi başlarına savunabilmelerinde desteğe gereksinimleri vardır.
Bu durumda sosyal hizmet uzmanlarının (sosyal çalışmacıların),engellilerin sadece ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik değil aynı zamanda onların toplumda yetenekleri ölçüsünde yer almaları ve toplum kaynaklarında da ihtiyaçları kadar yararlanabilmeleri için savunuculuk rollerini yerine getirmelidir. Engelli ailelerin de savunuculuğunu yapmak durumundadır.

Sosyal Hizmet Mesleğinde temel bakış,sorunun oluşmadan önce önlenebilir çalışmalar yapmaktır. Engelliğin önlenmesindeki ve etkili müdahale koşularındaki başarısızlıktan dolayı her gün her dakika pek çok çocuk ve yetişkin engelli bireyler arasına katılmaktadır. Teknolojik ilerlemeler, engelli bireylerin bağımsız yaşam becerileri kazanmada önemli katkı vermektedir.

Engelliliği önlemeye yönelik uluslararası diyaloglar yeni etik boyutlar ortaya koymak gerekir. Çeşitli geniş insan kitlelerinden yarar sağlamaya ve insanın doğasındaki denge ve çeşitliliği içerecek şefkatli politikalar yaratmak zorundayız.

Engelli alanında uluslararası destek programlarındaki gelişmeler, minimum ulaşılabilirlik standartları, alt yapı projelerini ortaya koymalıdır ki bunun içerisinde teknoloji ve iletişimin engelli bireylerin ekonomik ve sosyal yaşamlarında kullanılabilmesine olanak vermelidir.
Her ulus, çocuklar ve yetişkinler zarar görmeden mümkün olduğu kadar erken müdahale programları uygulamalı, engelliliği ya da risk altındakileri geniş kapsamlı azaltma ve önleme programları uygulanmalıdır.

Tüm engelli bireyler geniş kapsamlı tedaviden yararlanmalı, teknolojik olarak kendine yardım teknikleri hakkında ve uyum teknikleri hakkında bilgilendirilmelidir.Her birey zarar görebilir ve her ailede bir engelli birey olabilir. Zihinsel, fiziksel ve fonksiyonel olarak iyi olmak için rehabilitasyon hizmetlerinin gerekliliği kabul edilmeli ve bu hizmetlerle engelli bireylerin diğer yurttaşlar gibi bağımsızlığı için, yaşamını yönetebilmesi için kapasitesi en üst düzeye getirilmelidir.
Engelli birey rehabilitasyon ve destek programlarının planlanmasında rol almalı ve engelli örgütleri, rehabilitasyon hizmetleri ve bağımsız yaşama geçişe yönelik ulusal planlarda sorumluluğu paylaşmalı, gerekli kaynakların temininde yetkilendirilmelidir.

Sonuç olarak;Uzun yıllar engelli alanında çalışan ve bu alanda yaptığım araştırmalarda engelli çocuğa sahip ailelerin eğitim düzeyleri düşük olmasından dolayı, çocukların engelli hakkında yeterli bilgilerin olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenlerle öncelikle bu ailelerin eğitim için projeler oluşturulmalıdır. Tüm engelli durumları kapsayan hem nedenleri hem de çözüm önerileri gibi konuları içeren seminerler artırılmalıdır. Engellilik alanında yapılan bilimsel çalışmalar yakından takip edilmeli, elde edilen bilgilere tedavi programlarında uygulanmalıdır. Engelli olmanın bir hastalık olmadığı, asıl amacının engellinin bağımsızlığını kazanabilmesi için kendisine yeterli hale gelmesi amaçlanmalıdır.

Aile bu amaç doğrultusunda hem psiko-sosyal yönden hazırlanmalıdır. Engelliler de toplumun zincirini oluşturan bir halkadır. Dünya nüfusunun ℅ 10-12’sini engelliler oluşturuyorken onları sorunları, toplumun temel sorunudur. Engellilere yönelik yapılacak tüm yasal düzenlemelerde, engelli bireylere ulaşılabilirlik önemlidir. Engellilerin yasal düzenlemelerdeki hakları konusunda bilgilendirilmeli, yasaların uygulanmasında engelli, engelli aileleri ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bilinçli bir tolumda yaşayan engelliler de daha başarılı ve öz güven sahibi olan bireyleri oluşturur. Bu bağlamda engelli refahı alanında var olan sorunlar en aza indirgemiş hale gelecektir.
 

NOT: Lütfen yazımı kaynaksız kullanmayınız. Emeğe saygı çok önemldir.

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org