SOSYAL SORUNLAR


Erkeklerin Zulüm Dünyası ve Çocuk İstismarı

Aziz ŞEKER / Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

     
 Ölüm mutlakken hayat kusursuz bir yalancıdan başka bir şey değildir. Hayatla ilgili karar verme hakkı olan büyükler bazen en vicdansız kararları alıp uygulayabiliyorlar. Ve çocuklar söz konusu olduğunda büyükler çoğu zaman belirleyici olmaktadır. Yıllar önce 12 yaşındaki bir kız çocuğu 5 bin lira karşılığında satıldı. Aslında bu coğrafyada bir ilk değildi bu, örneklere ortaya çıkarıldıkça rastlıyorduk. Çocuk istismarı ve ev içi şiddet coğrafyamızın toprağına ekilmiş tuzdu…
Peki ne yapılıyordu? İlgili ilgisiz konuşanlar da çıkıyordu. Sonra suskunluk dönemi başlıyordu. Bu olaylarla ilgili trajik bir gariplik vardı. Yapılması gerekenler, sorumluluk gerektiren rollerden kaçınma olarak algılanmasın ama bir olayın sonucu gelip bizleri bulduğunda koçbaşı bir vicdan kavgasına giriyorduk. Bu aynı zamanda yer yer rastladığımız dürüst olmama noktasında bir hastalık türüydü. Çünkü daha çok basına yansıdığında toplumsal bir çırpınma baş gösteriyordu. Örneğin şiddet gördüğünü dilekçeyle ifade etmesine rağmen doğru dürüst korunmayan kaç kadının öldürüldüğüne en somut kanıtlarıyla medyadan tanık olmuştuk. Adlarıyla ve anılarıyla bu insanlar lanetli bir insansızlıktan beslenen şiddetin kurbanı olmuşlardı.
*
Konu bu minvalde ilerlerken yaşadığım bir örneği vereyim. Yıllar önce Anadolu’nun bir hastanesinde sosyal serviste çalışıyordum. Ailenin Korunması Dair Kanun ve etkileri üzerine geniş toplumsal duyarlılığın başladığı bir dönemdi. Türk Ceza Kanununun özellikle 279 ve 280 maddeleri sağlık çalışanları başta olmak üzere adalet, güvenlik, sosyal hizmet, eğitim gibi birçok alanda çalışan kamu personelinin dikkatini çekmeye başlamıştı. Bilmekle, duyarlı davranmak farklı şeylerdir. Biliniyordu, ama toplumsal yapı içinde bu alanda bir kurumsallaşmaya rastlamak zordu. Bu sorun alanıyla ilgili olarak çalışanlara ciddi bir sorumluluk yükleyen bu maddeler, ev içi şiddet, çocuk istismarı gibi olgularda da yapılması gerekenlerle ilgili önemli bir hukuki çerçeve çiziyordu. Büromda oturuyordum. Tekerlekli sandalyede oturan bir bayanı getirdiler. Sevimli bir teyzeydi. Acilde müdahalesi yapılmış, acil polisi de görüşmesini yapmıştı. Bayanla aramızdaki görüşmenin bir yerinde eşinin sürekli şiddeti karşısında şikâyette bulunup bulunmadığını sordum. Başvurduğunu, kendisine ise aile içi sorun kendi aranızda çözün dendiğini, söyledi. Şimdiyse karşımda kendisini, eşinin vurduğu sopalarla kolu kırılmış bir halde görünce benim yüreğimde bir yerlerde yanıtsız sorular kaldı.
*
İstismarla mücadelede yapılması gerekenlerde iş kamuoyunun gündemine gelmediği müddetçe çözümsüzlük olarak kalmıyor ama çözümü yolunda da çetrefilli seçenekler deneniyordu. Yargılama sürecinde bile taraflarla ilgili bilgiler çarşaf çarşaf medyada yer alıyordu. Hiç suçu olmayan aile üyeleri de olaya karışan yakınlarından dolayı hoş olmayan travmatik süreçlere maruz kalabiliyordu.
Sorun kendi mecrasında akıyor. Bunun yanıtını düşünmek gerekir. Buna en detaylı örnek Antalya’da yaşananlarda. Gerçekliğe bakalım: Antalya’da yaşayan O.Y, sözleşmeyle kızını müteahhitlik yapan Y.A’ya satar. Satış sözleşmesi yapılır. Yetmezmiş gibi satış sözleşmesine küçük kız E.Y’nin vesikalık fotoğrafı da eklenir. Kızı para karşılığında alan kişi 54 yaşındadır. Küçük kızı satın aldığı gerekçesiyle 24 yıl (Antalya Ağır Ceza Mahkemesinde dava görülmüştü: cinsel amacı hürriyeti kısıtlama ve cinsel saldırı eyleminden) hapis cezasına çarptırılır. Koşulların sorguları da eklenince cezaevi revirinde evli ve 4 çocuk babası Y.A canına kıyar. Aynı davada kızını satan baba O.Y 7 yıl 9 ay ceza alır.
Bilinen bir öyküdür, film senaryolarında da görürüz. Suçlu kişi yürek azabıyla tanışır. Bu yok edici duygu olmadık bir sonla tanıştırır yaşayanı. Y.A da aynı sonu yaşar. Hatalarının azabı ya da toplumsal tepkiyle başa edememe duygusu onu intihara sürükler. İstismar konusunda nasıl bir yaşam tarzı, nasıl bir dünya görüşü, ne tür bir kişilik yapısı bu bireye bu davranışı yaptırdı, bilinmesi gerekiyor. Birey meşru gördüğü bu davranışını neye dayandırıyor. Nasıl bir ahlaki arka plan bu olayın var olmasını beraberinde getiriyor. Dayandırdığı şey bilinmelidir ki, bu yapıdaki insanların tedavisi de yapılabilsin…
Kız 2012’de 18 yaşındadır. Olay ortaya çıkınca aile, memleketleri olan Sivas’a giderler. Yaşanan dram sosyal medyada bir süre işlenir. Aileyi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yereldeki uzmanları incelemeye gider. Yapılması gerekenler planlanır. Öte yandan dram yoğrulu bir hayat akıp gitmektedir.

ERKEKLERİN ZULM܅
Haydi Kızlar Okula Kampanyası Türkiye gibi kadının insan hakları sorununun varlığını sürdürdüğü ülkelerde bir can simidi olarak değerlendirilebilir. Bu türde projeler özelikle eğitim hakkı engellenen kız çocukları için yaşamsal sonuçlar doğurabilecek koşulları beraberinde getirmesi açısından önemli. Bir realitedir ki Türkiye insanının eğitimle yaşamını kazanmak için mücadele veren büyük bir kısmı için “diploma” her şeydir. Söz konusu kız çocukları olunca da bunun önemi yadsınamaz boyutlara ulaşıyor. Örneğin şu olayda da Ş.Ç babası tarafından okutulmamak istenmesine rağmen bu program dahilinde eğitime başlar.
Kampanya dolayısıyla eğitim gören ilköğretim 8. sınıf öğrencisi babasının 30 bin TL kumar borcuna karşılık adeta satılır. Adana’da yaşanan olay tüyler ürpertir. Davranış bozukluğu içinde olan, altı çocuklu ailede ev içi şiddet uygulayan bir babanın bu aşağılık davranışı elbette kabul edilemez. 13 yaşındaki kız Seviye Belirme Sınavına girecektir. Ama kayıptır. Annenin Savcılık başvurusu değerlendirilir. Eşiyle ilgili detayları anlatmıştır. Kızının verilmesinde bir kumar borcu olduğunu üstüne basa basa söylemiştir. İster İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olsun, ister Çocuk Hakları Sözleşmesi; her iki olayda da bir hak ihlali vardır. Ulusal bağlamda da Türkiye Ceza Kanunu gerekeni söylemektedir.
*
Başka bir olgu. Çocuk istismarı olayı ise küçük bir çocukla ilgilidir. İki yaşındaki Semanur ‘ranzadan düştü’ gerekçesiyle hastaneye getirilir. Olay Antalya Serik’te geçer. Sağlık görevlilerinin muayenesi karanlığı aydınlatır. Baba Mehmet Ç. ile sevgilisi Sara S. tutuklanır. Küçük kızın kafatasında çatlak, vücudunda ısırık izleri, kırıklar ve morluklar, akciğer kanaması… Çocuk yaşama tutunamaz. Her zamanki gibi tutuklamalar olur. Geride bir çocuk ölüsü…
*
Yine Mayıs 2012’de Denizli’de 4 yaşındaki bir çocuk evde iple boğulmuş olarak bulunur… Babası Hasan Durmaz tarafından öldürülen bu masum çocuğun varlığını yok eden bir canidir.

Yazıya konu olan bütün istismar olgularının ortak özelliği erkek kafasından çıkmış olmasıdır. Olaylardaki erkek egemen ve sinsi zihniyetin nasıl bir zulme yöneldiğini görmemek saflık olur. Kadının sosyo-ekonomik statüsünü yükseltmedikçe aile kurumu “erkeğin” manipülasyonuna her zaman açık olacaktır. Savaşların baş kahramanı erkeklerin!
 

 
BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org