Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Ramazan ALTUNÖZ
Sosyal Hizmet Uzmanı
Çukurova Üniversitesi
Mediko-Sosyal Merkezi


    Günlük yaşamda küçük bir ayrıntı gibi duran hayır ve evet sözcükleri bazen duygu, düşünce, davranış ve ilişkilerimizi ciddi biçimde etkileyerek hayatımızın yönünü, tadını ve rengini tayin eden bir dev’e dönüşebilir. Her gün birçok kişi karşıdakine hayır diyemediği için kimisi de her şeye hayır dediği için bir sürü sıkıntı yaşamakta, zor durumda kalmakta ve değişik ruh hallerine girmektedir. Hayır demek veya diyememek eylemsel bazda insan iradesine bağlı olup aslında olgunlaşmış her insan doğru yer ve zamanda bunu söyleme kabiliyetine sahiptir. Fakat bunu bir takım etkenler yüzünden ne kadar verimli kullanabildiği hep tartışma konusu olmuştur.
Bir insan kendisi her nasılsa herkesi de kendi gibi sanır! Bazı insanlar bilerek ve isteyerek kimseyi kırmak, kimseye yanlış yapmak ve kusur işlemek istemez. Hep karşıdaki insanı ya kırarsam ya zarar verirsem endişesini taşır. Bazen bu hassasiyeti o kadar abartırlar ki karşıdakinin istekleri onlara ters gelse, zarar verse bile hayır diyemez. Karşıdaki insana kendilerinden daha fazla değer verir ve sürekli onlara bir şeyler verme, memnun etme telaşı içinde olurlar. Çünkü çevrelerindeki birtakım insanların bitip tükenmeyen istekleri karşısında farkında olmadan kendini unutur ve feda ederler.



   Bu özelliklere sahip bir insan karşıdakinin onu aldatabileceği, dolandırabileceği, yalnız bırakabileceği, zor durumda bırakabileceği, ondan çıkar sağlayabileceği, ona zarar verebileceği aklından geçse bile inanmak istemez. Hele de bu insan yakınındaki bir insansa buna hiç inanmak istemez. Değer verdiği bir arkadaşı, bir akrabası, eşi, sevgilisi veya kardeşinin ona bunu yapıp zarar verebileceğini bir türlü kabullenemez. Ta ki başına bir sorun gelinceye kadar! Ta ki canı yanıncaya kadar!
Bazı insanlar belli bir ana kadar olumsuz bir deneyim yaşamamış olabilir. Yaşamış olsa bile bunu çeşitli nedenlerle önemsememiş olabilir. Dolayısıyla yaşadığı düzenin çıkar üzerine kurulu olduğunu ve çıkarın bazen her türlü değerin üstüne çıkıp tercihlerin birinci sırasında yer almasını anlamakta zorlanabilir. Bu yüzden belirli bir süre bocalayabilir. Kendini yalnız, kullanılmış ve değersiz hissedebilir. Büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu aşamada insanlara ve kendine olan güveni yitirebilir. Ve böylelikle dönüşüm sürecine girer.
    Bu sefer tam tersi bir inanca yani insanların yardımsever, girişken, sosyal, sıcakkanlı ve iyi niyetli olabileceği aklına gelse de inanmak istemez. Çünkü o ana kadar hayatında bir sürü olumsuz deneyim geçirmiş ve görmüş olabilir. Kendisi veya yakın çevresindekilerin canı yanmış, ihanete uğramış, bazı ciddi maddi ve manevi zararlar görmüş olabilir. Herkese yardım eden biriyken ihtiyacı olduğunda kimsenin el uzatmaması, yardım etmemesi veya hiç ummadığı insanlardan darbe yemesi kişinin sahip olduğu tüm değerleri yıkabilir. Kısacası bir insan ‘sende mi Brütüs’ deyimini kullanacak duruma gelmişçe sadece Roma’yı değil her şeyi yakabilir. Böylece herkesin ve her durumun kötü olabileceği endişesiyle her şeye hayır diyebilir. Kendine ve insanlara yönelik oluşan güvensizliğine karşı hayır’ı bir zırh gibi kullanır.
Ve artık her şeye hayır demeye başlar. Hayır demekle kendini ve çevresindekileri koruduğunu sanır. Bir insan bu durumdayken her sözde her davranışta olumsuz bir şey arar ve kuşkulanabilir. Kuşkular önce topluma karşı sonra bireyin kedisine karşı sonra yine topluma derken karşı kısırdöngüsel bir süreç izleyerek insanın yaşantısını sarar. Tabiî ki bu çoğu zaman yalnızlaşmaya doğru giden bir yolcuğun başlangıcı olur. Zamanında söylenemeyen veya gereksiz yere söylenen hayırlar en fazla iletişimi ve kişilerarası ilişkileri etkiler. Bu da çoğu zaman yanlış anlaşılmaya, dışlanmaya ve bazen çok güzel fırsatların elden kaçırmaya neden olabilir.
Zamanla davranışlar, cevaplar, tepkiler ve istekler otomatiğe bağlanmış gibi gizil veya belirgin yaşantıların etkisinde kalarak ortaya çıkar. Günlük yaşamda düşünmek çoğu zaman unutulabilir. O anki durum ve duyguların etkisinde kalarak acele tepki ve cevaplar verilebilir. Her insanın göreli sayıda bir kullanımlık günleri var. Kullanır ve atar tarihin kayıp günler çöplüğüne. Aynı şekilde her insanın bir kullanımlık sadece bir hayatı var. Ve onu kullanırken önce düşünmek gerek! Yoksa tıpkı kayıp günler gibi tarihin kayıp yaşamlar çöplüğünde yerini alır. Bir veya birkaç günü bize ciddi bir zarar vermeyecekse istediğimiz gibi düşünerek veya düşünmeyerek harcayabiliriz. Fakat bir kullanımlık ömrü bilerek ve isteyerek düşüncesizce kim harcamak isteyebilir? Elbette istemeyen yok değil ama çok az olduğunu söylemek pek yanlış olmaz.
Her insan biraz düşünüp kendi çıkar ve mutluluğunu koruma hakkını kullanma doğrultusunda tercihini yapabilme iradesine sahiptir. Hayır sözcüğünü kullanıp kullanmazken kişinin ciddi bir zarar görüp görmediğine veya kendisi için olumsuz bir durum yaratmamasına bakılmalıdır. Önyargı ve duyguların aşırı etkisinden uzak kalınıp biraz düşünüldüğünde aslında hayır sözcünü yerinde kullanabilmenin çok kolay olduğu görülür. Biz burada şok tedavisi şeklinde diyebileceğimiz ve her insanın çok kısa bir sürede ne kadar hayır sözcüğü diyebileceğini ve yine aynı şekilde hayır diyemeyeceğini(evet diyebileceğini) sorulacak birkaç keskin soruyla gösterebiliriz. Hayır diyemeyenler kendi kendilerine veya herhangi birinin onlara aşağıdaki soruları sorması yoluyla ne kadar kolayca hayır diyebildiklerini göreceklerdir.

-her gün elinize geçen bütün parayı rasgele herkese dağıtır mısınız?
-sokakta ulu orta çırılçıplak soyunur musunuz?
-her gün sıkı bir dayak yemek ister misiniz?
- istemediğiniz işleri yapmak zorunda kalmak hoşunuza gider mi?
-her an size küfredilmesini ister misiniz?
- aşağılanmak insan yerine konulmamak ve horlanmak ister misiniz?
-her gün sevmediğiniz yemekleri yemek zorunda kalmak ister misiniz?
-önemli bir davette elbisenizin yırtılmasını ister misiniz?
-her gün büyük acılar yaşamak ister misiniz?
-azılı bir düşmanınız olsun ister misiniz?
Yine tam tersine her şeye hayır deyipte evet demeyenlerin aşağıdaki soruları kendi kendilerine veya birisinin onlara sorması halinde evet demenin ne kadar kolay olduğunu ve hayır demenin de ne kadar zor olduğunu göreceklerdir.
-mutlu olmak ister misiniz?
-Sağlıklı olmak ister misiniz?
-Güvende ve huzurlu olmak ister misiniz?
-size hizmet edilmesini ve arzuladığınız şeyleri kolayca elde etmek ister misiniz?
-iyi, güzel, hoş ve eğlenceli insanlarla arkadaş olmak ister misiniz?
-insanların sizinle ilgilenmesini, size değer vermesini ve sizi sevmelerini ister misiniz?
-insanları etkileyebilme kabiliyetine sahip olmak ister misiniz?
-hoşunuza gitmeyen ve zorlandığınız şeyleri her zaman değiştirebilme gücüne sahip olmak ister misiniz?
-genelde sevdiğiniz ve istediğiniz işlerde mi çalışmak istersiniz?
- hayatta güçlü ve kendinden emin olmak ister misiniz?
Genelde ilk grup sorulara çoğunluğun hayır ikinci grup sorulara da evet deme olasılığı çok yüksektir. Hayatın her zaman bu kadar keskin bir biçimde insanın karşısına çıkmadığını biliyoruz. Zaten bu yüzden önce düşünmek sonra evet veya hayır demek gerekiyor. Zihinsel duygusal ve fiziksel olgunluğa kavuşan her insanın kendisi için iyi, güzel, hoş ve faydalı olanı aynı şekilde kötü, zararlı ve olumsuz olanı da ayırt edebilme gücüne sahip olduğu varsayılır. Böylelikle her olgun insanın hayatta doğru tercihleri yapabilmesi için otomatiğe bağlanmış gibi hemen cevap verip davranmamalıdır. Bunun yerine sadece biraz düşünüp karşıdaki insanın ne demek istediğini ve bunun kendi durumuyla ne kadar uyumlu olduğunu anladıktan sonra uygun bir tarzla cevap vermek veya davranmak hata yapma oranını büyük ölçüde azaltır. Her söz ve davranış yerinde ve zamanında güzeldir.

 

 


               Bize Ulaşın

Google