|
|
 |
Ramazan ALTUNÖZ
Sosyal Hizmet Uzmanı
Çukurova Üniversitesi
Mediko-Sosyal Merkezi |
Günlük yaşamda küçük bir ayrıntı gibi
duran hayır ve evet sözcükleri bazen duygu, düşünce, davranış ve
ilişkilerimizi ciddi biçimde etkileyerek hayatımızın yönünü, tadını ve
rengini tayin eden bir dev’e dönüşebilir. Her gün birçok kişi karşıdakine
hayır diyemediği için kimisi de her şeye hayır dediği için bir sürü sıkıntı
yaşamakta, zor durumda kalmakta ve değişik ruh hallerine girmektedir. Hayır
demek veya diyememek eylemsel bazda insan iradesine bağlı olup aslında
olgunlaşmış her insan doğru yer ve zamanda bunu söyleme kabiliyetine
sahiptir. Fakat bunu bir takım etkenler yüzünden ne kadar verimli
kullanabildiği hep tartışma konusu olmuştur.
Bir insan kendisi her nasılsa herkesi de kendi gibi sanır! Bazı insanlar
bilerek ve isteyerek kimseyi kırmak, kimseye yanlış yapmak ve kusur işlemek
istemez. Hep karşıdaki insanı ya kırarsam ya zarar verirsem endişesini
taşır. Bazen bu hassasiyeti o kadar abartırlar ki karşıdakinin istekleri
onlara ters gelse, zarar verse bile hayır diyemez. Karşıdaki insana
kendilerinden daha fazla değer verir ve sürekli onlara bir şeyler verme,
memnun etme telaşı içinde olurlar. Çünkü çevrelerindeki birtakım insanların
bitip tükenmeyen istekleri karşısında farkında olmadan kendini unutur ve
feda ederler.
Bu özelliklere sahip bir insan karşıdakinin onu aldatabileceği,
dolandırabileceği, yalnız bırakabileceği, zor durumda bırakabileceği, ondan
çıkar sağlayabileceği, ona zarar verebileceği aklından geçse bile inanmak
istemez. Hele de bu insan yakınındaki bir insansa buna hiç inanmak istemez.
Değer verdiği bir arkadaşı, bir akrabası, eşi, sevgilisi veya kardeşinin ona
bunu yapıp zarar verebileceğini bir türlü kabullenemez. Ta ki başına bir
sorun gelinceye kadar! Ta ki canı yanıncaya kadar!
Bazı insanlar belli bir ana kadar olumsuz bir deneyim yaşamamış olabilir.
Yaşamış olsa bile bunu çeşitli nedenlerle önemsememiş olabilir. Dolayısıyla
yaşadığı düzenin çıkar üzerine kurulu olduğunu ve çıkarın bazen her türlü
değerin üstüne çıkıp tercihlerin birinci sırasında yer almasını anlamakta
zorlanabilir. Bu yüzden belirli bir süre bocalayabilir. Kendini yalnız,
kullanılmış ve değersiz hissedebilir. Büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilir.
Bu aşamada insanlara ve kendine olan güveni yitirebilir. Ve böylelikle
dönüşüm sürecine girer.
Bu sefer tam tersi bir inanca yani insanların yardımsever,
girişken, sosyal, sıcakkanlı ve iyi niyetli olabileceği aklına gelse de
inanmak istemez. Çünkü o ana kadar hayatında bir sürü olumsuz deneyim
geçirmiş ve görmüş olabilir. Kendisi veya yakın çevresindekilerin canı
yanmış, ihanete uğramış, bazı ciddi maddi ve manevi zararlar görmüş
olabilir. Herkese yardım eden biriyken ihtiyacı olduğunda kimsenin el
uzatmaması, yardım etmemesi veya hiç ummadığı insanlardan darbe yemesi
kişinin sahip olduğu tüm değerleri yıkabilir. Kısacası bir insan ‘sende mi
Brütüs’ deyimini kullanacak duruma gelmişçe sadece Roma’yı değil her şeyi
yakabilir. Böylece herkesin ve her durumun kötü olabileceği endişesiyle her
şeye hayır diyebilir. Kendine ve insanlara yönelik oluşan güvensizliğine
karşı hayır’ı bir zırh gibi kullanır.
Ve artık her şeye hayır demeye başlar. Hayır demekle kendini ve
çevresindekileri koruduğunu sanır. Bir insan bu durumdayken her sözde her
davranışta olumsuz bir şey arar ve kuşkulanabilir. Kuşkular önce topluma
karşı sonra bireyin kedisine karşı sonra yine topluma derken karşı
kısırdöngüsel bir süreç izleyerek insanın yaşantısını sarar. Tabiî ki bu
çoğu zaman yalnızlaşmaya doğru giden bir yolcuğun başlangıcı olur. Zamanında
söylenemeyen veya gereksiz yere söylenen hayırlar en fazla iletişimi ve
kişilerarası ilişkileri etkiler. Bu da çoğu zaman yanlış anlaşılmaya,
dışlanmaya ve bazen çok güzel fırsatların elden kaçırmaya neden olabilir.
Zamanla davranışlar, cevaplar, tepkiler ve istekler otomatiğe bağlanmış gibi
gizil veya belirgin yaşantıların etkisinde kalarak ortaya çıkar. Günlük
yaşamda düşünmek çoğu zaman unutulabilir. O anki durum ve duyguların
etkisinde kalarak acele tepki ve cevaplar verilebilir. Her insanın göreli
sayıda bir kullanımlık günleri var. Kullanır ve atar tarihin kayıp günler
çöplüğüne. Aynı şekilde her insanın bir kullanımlık sadece bir hayatı var.
Ve onu kullanırken önce düşünmek gerek! Yoksa tıpkı kayıp günler gibi
tarihin kayıp yaşamlar çöplüğünde yerini alır. Bir veya birkaç günü bize
ciddi bir zarar vermeyecekse istediğimiz gibi düşünerek veya düşünmeyerek
harcayabiliriz. Fakat bir kullanımlık ömrü bilerek ve isteyerek düşüncesizce
kim harcamak isteyebilir? Elbette istemeyen yok değil ama çok az olduğunu
söylemek pek yanlış olmaz.
Her insan biraz düşünüp kendi çıkar ve mutluluğunu koruma hakkını kullanma
doğrultusunda tercihini yapabilme iradesine sahiptir. Hayır sözcüğünü
kullanıp kullanmazken kişinin ciddi bir zarar görüp görmediğine veya kendisi
için olumsuz bir durum yaratmamasına bakılmalıdır. Önyargı ve duyguların
aşırı etkisinden uzak kalınıp biraz düşünüldüğünde aslında hayır sözcünü
yerinde kullanabilmenin çok kolay olduğu görülür. Biz burada şok tedavisi
şeklinde diyebileceğimiz ve her insanın çok kısa bir sürede ne kadar hayır
sözcüğü diyebileceğini ve yine aynı şekilde hayır diyemeyeceğini(evet
diyebileceğini) sorulacak birkaç keskin soruyla gösterebiliriz. Hayır
diyemeyenler kendi kendilerine veya herhangi birinin onlara aşağıdaki
soruları sorması yoluyla ne kadar kolayca hayır diyebildiklerini
göreceklerdir.
-her gün elinize geçen bütün parayı rasgele herkese dağıtır mısınız?
-sokakta ulu orta çırılçıplak soyunur musunuz?
-her gün sıkı bir dayak yemek ister misiniz?
- istemediğiniz işleri yapmak zorunda kalmak hoşunuza gider mi?
-her an size küfredilmesini ister misiniz?
- aşağılanmak insan yerine konulmamak ve horlanmak ister misiniz?
-her gün sevmediğiniz yemekleri yemek zorunda kalmak ister misiniz?
-önemli bir davette elbisenizin yırtılmasını ister misiniz?
-her gün büyük acılar yaşamak ister misiniz?
-azılı bir düşmanınız olsun ister misiniz?
Yine tam tersine her şeye hayır deyipte evet demeyenlerin aşağıdaki soruları
kendi kendilerine veya birisinin onlara sorması halinde evet demenin ne
kadar kolay olduğunu ve hayır demenin de ne kadar zor olduğunu
göreceklerdir.
-mutlu olmak ister misiniz?
-Sağlıklı olmak ister misiniz?
-Güvende ve huzurlu olmak ister misiniz?
-size hizmet edilmesini ve arzuladığınız şeyleri kolayca elde etmek ister
misiniz?
-iyi, güzel, hoş ve eğlenceli insanlarla arkadaş olmak ister misiniz?
-insanların sizinle ilgilenmesini, size değer vermesini ve sizi sevmelerini
ister misiniz?
-insanları etkileyebilme kabiliyetine sahip olmak ister misiniz?
-hoşunuza gitmeyen ve zorlandığınız şeyleri her zaman değiştirebilme gücüne
sahip olmak ister misiniz?
-genelde sevdiğiniz ve istediğiniz işlerde mi çalışmak istersiniz?
- hayatta güçlü ve kendinden emin olmak ister misiniz?
Genelde ilk grup sorulara çoğunluğun hayır ikinci grup sorulara da evet deme
olasılığı çok yüksektir. Hayatın her zaman bu kadar keskin bir biçimde
insanın karşısına çıkmadığını biliyoruz. Zaten bu yüzden önce düşünmek sonra
evet veya hayır demek gerekiyor. Zihinsel duygusal ve fiziksel olgunluğa
kavuşan her insanın kendisi için iyi, güzel, hoş ve faydalı olanı aynı
şekilde kötü, zararlı ve olumsuz olanı da ayırt edebilme gücüne sahip olduğu
varsayılır. Böylelikle her olgun insanın hayatta doğru tercihleri
yapabilmesi için otomatiğe bağlanmış gibi hemen cevap verip davranmamalıdır.
Bunun yerine sadece biraz düşünüp karşıdaki insanın ne demek istediğini ve
bunun kendi durumuyla ne kadar uyumlu olduğunu anladıktan sonra uygun bir
tarzla cevap vermek veya davranmak hata yapma oranını büyük ölçüde azaltır.
Her söz ve davranış yerinde ve zamanında güzeldir.
|
|