Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 


Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

Yeniden Öğrenme Sürecinde Farkında Olmanın Önemi

SHU.Kamil ALPTEKİN

 Günlük yaşamda farkında ol/a/madığımız o kadar çok olayla karşı karşıyayız ki. Söz konusu bu olayları daha çok sonuçları üzerimizde olumsuz etkilere yol açtığında ancak anlayabiliyoruz. Tabi o zaman iş işten geçmiş oluyor büyük ölçüde. Büyük ölçüde diyorum çünkü geride kalan yılların bana öğrettiği önemli bir tecrübe var; hayat yatışmaz, dur-durak dinlemez dinamik yapısıyla, bir zorlukla birlikte bir kolaylığı da beraberinde getirip önümüze sürekli yeni açılımlar, alternatifler sunuyor. Bu yeni açılım-alternatifler arasında “gelen gideni arattırır” sözü şaşmaz bir yasa gibi geçerli olmasına karşın, zamanın törpüleyici yüzü gideni unutturup, gelenle uyuma yeni bir dengeye zorluyor bizi.

 

Gideni; gitmeden yakalayabilmek onun değerini-önemini bilmekten, başka bir deyişle onun farkında olmaktan geçmiyor mu?

Ruhsal bozuklukları sorun edinen, ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesi gibi hiç bitmeyecek bir kavganın tam ortasında bulunan psikiyatri farkında olmanın önemini en çok psikoterapilerde işlemeye çalışır. Çünkü psikiyatride vazgeçilmez tedavi yöntemlerinden biri olan psikoterapiler genel anlamda; sorun çöz/ümle/meyi önceleyen, kalıcı değişim ve gelişimi amaç edinen bir yeniden öğrenme sürecidir.

Psikoterapilerde yeniden öğrenmenin bir amaç olarak belirmesi eskinin yanlış, eksik veya faydasız olma düşüncesine dayanır. Eskinin yerine yeniyi koyabilmek için yeninin neden bir ihtiyaç olarak gündeme geldiği veya eskinin neden istenmedik bir duruma neden olduğunun bilinmesi hem danışan hem de danışman için önemlidir.

Kuşkusuz davranış ve düşüncede değişim ve gelişimin sağlanabilmesi için psikoterapi uygulamalarında tartışma, yorumlama, içselleştirme, benimseme, destekleme, kavramlaştırma, farkındalık alanı oluşturma, soruna odaklanma, motive olma gibi bir çok uygulamaya yer verilir. Psikoterapilerde hangi uygulamalara yer/öncelik verileceği ise tamamen bir yaklaşım sorunudur.

Tüm psikoterapiler yaklaşım biçimlerindeki çeşitliliğe karşın yeniden öğrenme ortak paydasında toplanırlar. Aralarında benim de taraftarı olduğum/benimsediğim gestalt terapi, doğrudan farkındalık kavramı üzerinde yoğunlaşarak “boş sandalye egzersizi” ve “şiddetini artırma” teknikleri ile şimdi ve burada’ya önem verir, insanın basit bir varoluştan ibaret olmadığını bilerek insan sorunlarına yaklaşım geliştirir. Gestalt terapinin kuramcısı Alman psikolog Fritz Perls (1893-1970)’dir. Perls’in en önemli özelliği psikoloji alanına sonradan girmesi ve Freud’dan dersler almasına karşın kendi kurduğu ekolde Freudian düşünceye yer vermemiş olmasıdır.

Doğan Cüceloğlu (1993), İnsan ve Davranışı adlı kitabının psikoterapiler bölümünde gestalt terapi yöntemini ve farkında olma kavramını Perls’in düşüncelerinden hareketle aktarmaya çalışmış ve kanımca oldukça başarılı bir anlatımla aşağıdaki açıklamalara yer vermiştir:

“Toplumla uyum içinde yaşayabilmek için insanlar kendi iç dünyalarında neler olup bittiğinin ve dış çevrenin kendilerini nasıl etkilediğinin farkında olmamayı öğrenirler. Bu nedenle terapinin amacı kişinin bastırdığı duygu ve düşünceleri bilinç düzeyine çıkarmak ve farkına vardırmaktır.”

“Farkında oluş Geştalt terapinin ana kavramıdır. Bilincine varış ve farkında oluş, yaşamımızın her yönünü, duygularımızı, düşüncelerimizi, bedenimizdeki duyumları, davranışları, duruş tarzını, kasların gerginliğini, yüz kaslarını kapsadığı gibi, çevremizde ne olup bittiğini ve bizim onunla ne gibi bir ilişki içinde olduğumuzu da kapsar.”

Gestalt Terapi yaklaşımında, farkında oluşu açıklamak için anahtar kavram olarak bilinç ön plana çıkmaktadır.

Orhan Hançerlioğlu (1994) ‘Felsefe Sözlüğü’nde bilinç’i; “insanın çevresini ve kendisini anlamasını sağlayan anlıksal süreçlerin toplamı” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanımda bilinç anlam bakımından farkında oluşa yaklaşmıştır. Bilinç ile farkındalık birbirine bağlanan/tamamlanan kavramlar olmasına karşın aralarındaki fark gözardı edilemez, birini diğerinin yerine kullanmak ise kavram kargaşası doğurmaktan başka bir işe yaramaz.

“Farkındalık, bir nesnesi ve hedefi olduğunda bilinçtir” diyen Uzak Doğu’nun bilge adamı Nisargadatta Maharaj; bilinç ve farkındalık kavramları arasındaki farkı açıklarken “Farkındalık esastır” diye söze başlıyor ve aynen şu şekilde devam ediyor:

“Farkındalık başlangıçta mevcut olandır; O, başlangıcı, sonu ve nedeni olmayan, hiçbir şey tarafından desteklenmeyen, parçaları olmayan, değişmez olan, aslî haldir. Bilince gelince, o temasta olan, bir yüzeyde yansıyandır, bir dualite halidir. Farkındalık olmasa bilinç de olamaz. Fakat bilinç olmazsa da farkındalık olabilir - derin uykuda olduğu gibi. Farkındalık mutlaktır, bilinç ise görelidir, içeriğine göredir; bilinç her zaman bir şeyle ilgili, bir şeye aittir. Bilinç kısmî ve değişkendir, farkındalık ise bütün, değişmez, sakin ve sessizdir. Ve o bütün deneyimlerin ortak matrisi (ana kalıbı) dir.” (www.omega.org).

Kendi adıma tüm bu açıklamalardan sonra, kuru bir bilgi aktarımına dönüşmemiş bir yeniden öğrenme sürecinde özenle ele alınması gereken; “farkında olmanın ne yararı var? Niçin bu kavram yaşamımızda önemlidir?” sorularına gelmiş bulunuyor ve cevabını almak üzere sözü Nil Gün’e (2001) bırakıyorum:

“Farkındalık, kendimiz hakkındaki gerçeği bilmektir. Kendi yaratıcı yeteneğimizi, sınırsız potansiyelimizi ve kendi yarattığımız engelleri görebilmek, hissedebilmek, anlayabilmektir.”

“Farkındalık bilinçli düşünce, duygu ve davranışlarımızın ve bilinçaltının faaliyetlerinin bizi nasıl etkilediğini değerlendirmemizi sağlar. O zaman anın farkındalığı içinde tepkisel değil, etkisel davranırız. Her anın hakkını veririz.” (www.omega.org).

Kaynakça

CÜCELOĞLU Doğan (1993). İnsan ve Davranışı. İstanbul: Remzi Kitabevi, Dördüncü Basım

GÜN Nil. www.kuraldisi.com/kuraldisi/nilgun/YAZI14.htm “Farkındalık” Erişim Tarihi 08.08.2002

MAHARAJ Nisargatta S. www.omegadergi/biryazaryazi.asp “Farkındalık ve Bilinç” Erişim Tarihi:08.08.2002

HANÇERLİOĞLU Orhan (1994). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi, Dokuzuncu Basım.

 

 

 


Ana Sayfa


 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.