SÖYLEŞİ VE KİTAP TANITIMI

FERİT BERK

Farklı Devlet Sistemlerinde Karşılaştırmalı Sosyal Refah Hizmet Modelleri Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme Yazısı ve Bir Söyleşi…

Aziz ŞEKER
Sitemiz Editörü
 

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 


“Yüklü yemiş dallarıdır kollarımız,/silkeler durur düşman, silkeler durur bizi,/ve yemişimizi daha rahat, daha kolay toplamak için/vurur prangayı ayağımıza değil, vurur prangayı kafamızın içine.” 
Nâzım Hizmet

Yazının başlığı Ferit Berk’in Sokak Kitapları Yayınlarından 2014 yılında çıkan kitabının adı. Sosyal hizmetin ya da yine yaygın adıyla sosyal çalışmanın onurlu ve güzel yürekli bilim insanı Prof. Dr. İbrahim Cılga’nın önsözüyle başlıyor kitap. Cılga, kitabın yazarı için diyor ki: “sosyal hizmetin bilim çevresinde yetişmiş değerli bilim insanı Ferit Berk; özgün üretimleriyle her zaman yeni ufuklar açan çalışmalar sergilemiştir. Türkiye’de sosyal hizmet/sosyal çalışma biliminin ve mesleğinin gelişmesine emek verenler arasında önemli bir yeri vardır. Yılların birikimiyle ürettiği yazılarını yeni bir çalışmada gündeme getirmektedir

Kitap özce, Çağı yakın tarihi içinde kavramaya çalışanlara; insan hak ve özgürlükleriyle sosyal refah sistemlerini farklı devlet yapılarında görmek isteyenlere karşılaştırmalı bir okuma olanağı sağlıyor. Daha da ötesinde sosyal çalışma mesleğinin bu olgulara bakış açısına eğiliyor. Hem bilim dünyasını hem de uygulayıcılarını yer yer kritik ediyor.

Temel kavramların tanımlandığı girişten sonra ilk bölüm feodal sistemlerde yardım ve sosyal dayanışma konusuna ayrılmış değerlendirmelerden oluşuyor. Saptamalar gerçekçi olduğu kadar bilimsel bilgiyle yoğrulmuş. Sonuç olarak feodal devlet “sadaka” devletidir; “hak” devleti değildir teziyle ilk bölüm bitiyor. Yazar, ikinci bölümde Batı’nın gelişmiş kapitalist sistemlerini irdeliyor. O sistemlerdeki toplumsal ve sosyal refah hizmetleri hakkında bilgilendirme yapıyor. Bunu yaparken ideolojiler açısından bir zemin yoklamasına giriyor. Batının demokratik yaklaşımlarından Türkiye’deki kalkınma olgusuna geçiyor. Burada dikkat çeken, özgün bir konuyu yani “Türkiye’de sosyal refah hizmetleri ve ilgili mesleklerin zorluklarını da yazarın açık yüreklilikle işlemiş olmasıdır. Ve bir o kadar aydınlatıcıdır. Karşılaştırmalı analizine şimdilerde tarih defterinde yerini almış olan Sovyetler Birliği örneğiyle devam ediyor. Kitabın üçüncü bölümünü oluşturan bu sayfalar tarih okumalarını yeniden gözden geçirme olanağı veriyor okuyucuya. Kitabın son bölümü genel bir değerlendirmeyle noktalanıyor.

Ferit Berk’in kitabında gözlenen özelliklerden birisi ironiyi değerlendirdiği konulara yansıtma başarısı göstermesinden geliyor. Birçoğunun yaptığı şey olan sosyal bilim dedikoduculuğu ya da postal yalayıcılığı yapmıyor. Durduğu yeri biliyor. Ve o yeri ilkeleri-değerleri gereği terk etmiyor. Bu da onu deneyim ve bilgisini aktarmasına itiyor. Paylaşımcı yapıyor. Bu nedenle eleştirileri dürüst ve kalıcı. Örneğin kitabın 144’üncü sayfasında ülke gerçeklerini, okuyanın alnına gerçeği çarpar gibi veriyor. Bir de meslekten akademisyenleri unutmuyor, elbette kritik ederken. Biliyorsunuz ki Türkiye’de sosyal bilim böyle yüreksiz ise nedeni “dedikodudedikodudedikodu”dur. Kuşkusuz bilgiyi ve bilimi çarpıtma en büyük dedikodudur. İşte bu sayfada Ferit Berk bir gönderme yapıyor Ulusal Sosyal Hizmet Konferanslarından birinde bir “akademisyenin” söyledikleriyle ilgili olarak: “…dahası, bu gibi okumuşların düzenlenen sempozyumlarda yüksek kürsülerden ‘özel sektörün yapmakta olduğu sosyal hizmetlere şapka çıkarırım’ diyenlerin varlığı, bu konularda ne kadar bilgi sığlığı ve eksikliği olduğunu acı bir şekilde ortaya koyuyor. Böyle bir durumda, toplumun niçin cahil kaldığına şaşmamak gerekiyor.”

Sona Giderken…

Dünya adaletsiz bir dünya! Dünya düşsüz kılınmış, ilhamını yitirmiş, sevgisizleşmiş, yüreğini çürütmüş, yoksullara göz kırpmaz, aşkların gönlünü okşamaz olmuş. Varsın dünya doludizgin mutsuz eylesin bizi, biz ki, insanoğluyuz varır bir gün bu dünyayı insancıllaştırırız. Ne anlamlı söylüyor Nâzım: “Yüklü yemiş dallarıdır kollarımız,/silkeler durur düşman, silkeler durur bizi,/ve yemişimizi daha rahat, daha kolay toplamak için/vurur prangayı ayağımıza değil, vurur prangayı kafamızın içine.”

Şimdi isterseniz Hacettepe Üniversitesi eski öğretim elemanlarında Ferit Berk’i yakından tanıyalım:

Nüfus kaydına büyük yazılmış bir çocuktum. 13 Mayıs 1937 doğum tarihim olarak kaydedilmiş, ancak dört ya da beş yıl kadar büyük yazılmışım. Çorum’un Sungurlu ilçesi İmirli köyünde dünyaya gelmişim. Köyümde üç yıllık olan eğitmenli ilkokulu bitirdikten sonra bir süre Kuran kursuna gittim ve kuzu otlattım. Köye daha sonra beş sınıfı okutacak bir öğretmen atanınca bu yeni öğretmenimle kurmuş olduğum güzel ve anlamlı ilişki öğretmenlik mesleğine eğilmemin temel nedenleri arasındadır. Tek başıma dördüncü ve beşinci sınıflara devam eden bir öğrenci oldum. Bir öğretmen, öğrencisinin yaşamına çok şey katabilir. Ben bunu yaşamımda gördüm. İlkokulu dışarıdan sınava girerek bitirmiş olduğum zaman, kayıtlara göre 16 yaşında gözüküyordum. Yaşım yüzünden, bir yıl daha geçseydi, hiçbir okul beni almayacaktı. 1952 yılında, Hasanoğlan’a gittim. Okula üç çevre ilden yatılı olarak başvuru yapmış olan 24 000 köy çocuğundan, giriş sınavını kazanan 50 öğrenci listesinin 13.cü sırasında yer aldım.  O zamanlar Hasanoğlan’da bir Köy Enstitüsü vardı. Bilindiği gibi, Köy Enstitüleri yalnız okul öğrencilerini yalnız sınıf öğretmeni olarak değil, aynı zamanda köy toplumunun da öğretmeni olacak şekilde bilgi ve becerilerle yetiştiriyordu. Hasanoğlan’da 6 yıl yatılı okudum.

Demokrat Parti iktidarının olduğu yıllar ve ben Âşık Veysel ile tanıştım. Bir hararetli seçim sırasında saldırıya uğrayan ve Samsun ilinden Ankara’ya dönmekte olan zamanın muhalefet lideri, Türkiye’nin makus talihini yenmiş olan Milli Şef İsmet İnönü’yü yolda bir grup öğrenci ve öğretmenler olarak karşılamış ve ellerinden öpmüştük. Köy Enstitüsünün adı sonra değiştirildi, Atatürk İlköğretmen okulu oldu. Okuldan kız öğrencileri ayırdılar ve haftada 16 saatlik iş derslerini yarıya indirdiler. Ben öğretmen olduğum yıl liseyi de bitirdim. Siirt’e; Önce Baykan kazasının bir köyüne öğretmen olarak atandım. O yıllar TİP hareketini de takip ediyordum. (Yazarın Notu: TİP tüm üzerinde oynanan oyunlara rağmen 1965 yılı Milletvekili Genel Seçimleri’nde %03 (276.101 oy) oy alır. 15 milletvekili parlamentoya girmiştir. Mehmet Ali Aybar (İstanbul), Çetin Altan (İstanbul), Sadun Aren (İstanbul), Behice Boran (Urfa), Rıza Kuas (Ankara), Şaban Erik (Malatya), Muzaffer Karan (Denizli), Yunus Koçak (Konya), Adil Kurtel (Kars), Tarık Ziya Ekinci (Diyarbakır), Yusuf Ziya Bahadanlı (Yozgat), Yahya Kanbolat (Hatay), Ali Karcı (Adana), Kemal Nebioğlu (Tekirdağ), Cemal Hakkı Selek (İzmir). Böylece Türkiye Meclisi tarihinde ilk defa toplumsal gerçekleri kürsüye taşıyan güler yüzlü ve etkili bir muhalefette tanışmış olur. TİP’nin (Türkiye İşçi Partisi) önemli aktörlerinden biri olan M. A. Aybar, gülen-aydınlık sosyalizmi savunmuştur.

Lise yılları sonlandığında bir yandan da hukuk fakültesine kaydoldum. Aynı yıl Sosyal Hizmetler isminde yeni bir okulun da açıldığını duymuştum. Toplum kalkınması, sosyal planlama ve topluma yönelik hizmetler ilgimi çektiği için bu bölüme yazıldım. Bölümü sıcak buldum. ABD’li ve Türkiye’li hocalarla kaynaştım.

Sosyal hizmet yılları?

Sıhhıye Halk sokakta bir apartman katında okuduk. SSYB’ye bağlı bir akademiydi. Yurt dışından hocalarımız vardı. Öte yandan Emre Kongar’ın Sosyal Çalışma bölümünü takip ediyorduk. Emre Kongar ile iletişimimiz vardı. İngilizce dilindeki Social Work kelimesini, bir okul, “Sosyal Hizmet” diye, bir diğeri ise “Sosyal Çalışma” diye tercüme etmişti. Bir araya gelip bir terimde anlaşabilirlerdi. Yapmadılar, yapamadılar. Anlamsız bulduğum bir rekabet vardı bölümler arasında. Zaten meslek eğitimi ve uygulamasıyla hazır elbiseydi ve Türkiye’nin gerçeklerine göre doğru şekilde adapte edilememişti. Doğru bir modele oturtulamadı. Ne yazıktır ki durum halen değişmedi.

O yılların anılarını kaleme alıyorum.

Hem çalışıyor ve hem de Hasanoğlan’daki mecburi hizmetlerden dolayı soruşturmalardan geçiriliyordum. Birçoğu asfalta koşuyor, ben ise arazide. Bunun dışında Sosyal Hizmet yılları, yine de güzeldi ve gençlik yıllarıydı.

Evlilik ve öğrenim?

Çalışıp okuyordum. Bu arada evlendirildim. Evlilik benim için bir hayal kırıklığı oldu. Geldiğim yörenin peşimi bırakmayan koşullarının, geleneksel toplumun ve baba otoritesinin getirdiği bir evlilik kurumunun içine atılmıştım. Bu evlilik ömrümü olumsuz etkiledi.

O yıllar?

Çetin Altan, İlhami Sosyal ve İlhan Selçuk başucu yazarlarımın arasında yer alan ışıklardı benim için. O yıllar öğrenci eylemlerinin olduğu yıllardı. Ama kanlı-bıçaklı kavgalar yoktu. Okuldaki karşıt gruplar arasındaki olayların çoğu dış kaynaklıydı. Dıştan yönlendiriliyordu. Bu olaylarda değerli öğrenciler yok olup gitti. Eğitimlerini bırakanlar oldu. Okumadan belli bir görüşün kulu olan çok insan vardı.

Sosyal Hizmetler Akademisi’ni 1967 yılında derece ile bitirdim ve aynı akademiye asistan oldum. İki yıl süren bir asistanlık dönemi. Elbette birtakım ilişkiler belirleyici oluyordu asistan alımında. Asistan olarak İngiltere’ye gittim. Belki de Türkiye’de almış olduğum eğitim ve sosyal hizmetler diploması ile öğrenmek ve gelişmek istencimdi beni sürükleyen. Öyle de oldu, denebilir. Kazandığım öğrenim bursuyla önce Edingburg Üniversitesinde toplum kalkınması ve gençlik çalışmaları alanında bir diploma ve York Üniversitesinde sosyal hizmet ve sosyal hizmetlerin yönetimi alanında masters (uzmanlık) aldım. York Üniversitesi’nin Masters Programı için hazırlamış olduğum araştırma tezim, üniversitenin başka bölümlerinden seçilerek oluşturulan sınav komitesince “basılmaya değer” görülmüştür. Master tezim: “İngiltere’de Türk Toplumunun Sorunları” üzerineydi.

Geri dönüş?

Doktora çalışmalarına başlamış ve derslerini başarıyla tamamlamıştım. Fakat doktora tezimin tamamlanması için altı ay kadar bir zamana gereksinim vardı. Eğitim programımı bitirmeden, kendisine acele ihtiyacımız var gerekçesiyle, “yurda dön çağırısı” aldım. Zaman, 12 Mart Darbe dönemiydi. Ben bunun altında politik bir tutum olduğunu düşündüm. İngiltere’de Türkiye’li Öğrenciler Derneğinin şubesini York Üniversitesi’nde de kurmuştuk. Gazete çıkarıyorduk. Üniversitenin ilgili bölümünün “Bu öğrencinin çalışmaları başarılıdır. Doktora Tezini bitirmesi için bir altı aylık izin verilmesi” şeklindeki talebi, Türkiye makamlarınca reddedildi. Bunun üzerine, 1972 yılının Aralık ayında yurda döndüğümde bana 3 ay hiçbir maaş ve görev verilmedi. Ev hanımı bir eş, iki ilkokul çağında çocuğumla kış ve soğuk ortasında gelirsiz bırakıldık. Demek ki bana ihtiyaçları yokmuş. Dön çağrısındaki “gerekçe” yalanmış. Fakat üç ay sonra, Borçlar kanunu gereği, bakanlık zorunlu olarak mecburi bir kadro sağladı ve maaş verdi. Çok sonraları, okul yetkilisine “neden ve kim tarafından çağrıldığım sorusuna: “Ferit biliyorsun ki, bizler bürokrasi altında çalışıyoruz” yanıtını vermişti. Akademi o zaman SS ve Yardım Bakanlığı’na bağlıydı. Yani Bakanlık ve okulun rızasıyla çağrıldığımı söylemek istiyordu.

Türkiye’de bir süre daha ders vermediler, ama Türkiye’de iktidarda güç dengesi değişmeye başlayınca, 1973 yılında ders vermeye başladılar, fakat bu sefer de benim uzmanlık alanımla pek ilgili olmayan alanlardan ders veriliyordu. Uzmanlık alanım, Toplum Çalışması ve Sosyal Hizmet İdaresi (Community Work and Social Administration) idi. Örneğin, Sosyal problemler ile ilgili derslere girmeye başladım. O yıllar Akademi’nin sosyal problemlerden anladığı; fuhuş, kumar, vb. gibi, normlardan ayrılma sorunlarıydı. Ben bu sorunları temelden aldım, anlattım. 1973- 1979 yılları arasında hem Akademi’de ve hem de Hacettepe Üniversitesi’nde dersler verdim. Zor koşullarda altında çalışıyor ve yaşıyordum. Sosyal Hizmetler Akademisi’nde Bakanlık müfettişlerinin soruşturmaları, H.Ü. sinde derslerimin değiştirilme uğraşıları, bazı günlük sağcı gazetelerde hakkımda olmadık yalanların yazılıyor olması ve hedef gösterilmem, artık bende can güvenliği bırakmamıştı. Yalnızlaşıyordum. Kimi derslerimden dolayı olmadık tehditlerle de karşı karşıya kaldığım olmuştu. Türkiye’de kalsaydım öldürülen aydınlar arasında yer alabilirdim. Ülkenin atmosferi bu yöndeydi.

Ankara Hacettepe Üniversitesi ve Ankara Siyasal Bilimler fakültesinde doktora çalışmalarına başlamıştım. Fakat doktora tezi bitmeden, bu sefer de ülkemden ayrılmak zorunda kaldım.

Avustralya?

Memleketimde hüküm süren koşullar ve siyasal baskılar beni Avustralya’ya bir göçmen olarak savurdu. 1980’da 12 Eylül’ün hemen öncesinde bir başka ülkedeydim artık. Düşünsel olarak Türkiye’nin “sağ” bir diktatörlüğe doğru gideceğini seziyor ve anlıyordum. Ülkemden ayrılış acı ve duygusal bir kopuş oldu benim için…

Gerçek halkın içinden çıkıp bir yerlere gelmek aslında çok zor oluyor…

Avustralya’da öğretmen, öğretim görevlisi, sosyal hizmetler görevlisi, toplum hizmetleri görevlisi ve resmi, yeminli ve profesyonel devlet tercümanı (hem yazılı hem sözlü) olarak, Başbakanlık Dairesi’nde çalışmayı sürdürdüm. Edebi dergiler, gazeteler ve antolojilerde yayınlanan birçok yazılar yazdım. Uluslararası düzeyde çeşitli ödüller aldım ve iki dilde yayınlamış olduğum Şiirler Köprüsü (Bridging Verse) adındaki şiir kitabım, Eğitim bakanlığı tarafından, orta dereceli okullara yardımcı ders kitabı olarak dağıtıldı. Uluslararası seçilmiş on dört adet şiir antolojilerinde şiirlerim basıldı. 2001 yılında, ABD’nin Washington kentinde yapılmış olan “Dünya Şairleri Yarışması’nda “Editör’ün Tercihli Ödülünü (Editor’s Choice Award) aldım. Uluslararası Şiirler Kütüphanesi (Internasyonel Library of Poetry) tarafından seçilmiş olan ve diske alınarak, kütüphanenin arşivinde yer alan 33 şiir arasında şiirim yer aldı. Uluslararası Şairler Sendikası’nın (International Society of Poets) Önde Gelen Üyesi (Distinguist Member) olarak ödüllendirildim.

2001 yılında Sydney Kentinde yapılmış olan Dünya Şairler Kongresi’nde (World Congress  of Poets) Başkan yardımcılığında bulundum, Kongre için hazırlanan, Avustralya’nın ulusal sanat arşivine giren belgesel niteliğindeki “Bu Kongre’yi Nasıl Yaptık” (How We Did It) adındaki kitabın koordinatörlüğünü yaptım ve önsözünü yazdım.

Gönüllü olarak, göçmen Türk toplumuna,  otuz  yıl çalışarak, hizmet ettim.

Türkiye’de sosyal hizmet enerjisini alan bir tartışma; sosyal hizmet mi/sosyal çalışma mı? Peki konuşmalarımız arasında sık sık geçen sosyal hizmet görevlisi üzerine ne söyleyebilirsiniz?

Türkiye’de bu işi yapanların aslında “sosyal hizmet elemanı” olarak kabul edilmesi gerekirdi. Sosyal hizmet görevlisi ya da sosyal çalışmacı da olabilir… Avustralya’da ön lisan eğitimini çeşitli sosyal refah programlarında tamamlayanlar sosyal hizmet işinin profesyonel elemanı olabiliyorlar. Federal sistemde hemen her üniversitede sosyal hizmet eğitimi ön lisanstan başlayarak ileriye doğru veriliyor.

Avustralya’daki eğitim süreciniz?

Avustralya University of New South Wales’de başladığım doktorayı bıraktım… Adaletsiz, cehalet ve zor koşullarda yaşayan insanlara bir sosyal hizmet görevlisi, eğitici ve tercüman olarak hizmet vermeyi yeğledim. Halen yazmakta olduğum anılarımda bu konulara yeteri kadar yer veriyorum.

Türkiye ve Avustralya açısında sosyal refah hizmetlerini karşılaştırır mısınız?

Avustralya’da sosyal hizmetler bireysel düzeyde verildiği gibi diğer mevcut sosyal programlarla destekleniyor. Aile ve Gençlik Hizmetleri Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı var.

Sosyal hizmet devlet kaynaklı olarak sunulduğu gibi toplum kaynaklı yardımları kapsıyor. Sağlık, eğitim, sosyal konut gibi temel sosyal hizmetler ücretsiz ya da çok düşük ücretlerle verilirken bu temel sosyal hizmetlerden yeterince yararlanamayanlar için toplum kaynaklı sosyal destekler sunuluyor. Bunun için sosyal inceleme yapılıyor. Bu sosyal işi, sosyal hizmet görevlisi yapıyor. Ayrıca Kiliseler sosyal yardım hizmeti veren kurumlar arasında. Türkiye’deki durum ise ortadadır.

Bu konuda SABEV Vakfı’nın Mayıs 2013 tarihinde yayınlamış olduğu “Avustralya Raporları” adındaki çalışmamda daha detaylı bilgiler yer almaktadır.

Geleceğin sosyal hizmeti, sosyal hizmet öğrenciliği ve sosyal hizmet akademisyenleri için düşünceleriniz nelerdir?

Dünyada sosyal hizmet mesleğine bugünkünden daha çok gereksinim duyulacak. Küreselleşme eşitsizliği artırıyor. Hem ülkelerarası hem de ülke içinde eşitsizlikler artıyor. Çünkü Dünya ekonomisi belli başlı şirketlerin elinde toplanmış durumda, refah da! Hem de yoksullar ile varsıllar arasında büyük farklar ortaya çıkacak, uçurum dipsizleşecek ve yardıma daha çok insan muhtaç düşecek.

Sanılıyor ki, refah küreselleşmeyle birlikte paylaşılacak. Refah paylaşımı, küreselleşme yoluyla olamaz ve olmayacak. Bu bağlamda daha çok sosyal güvenlik/sosyal hizmetlere ihtiyaç duyulacak. Bu demek değildir ki, bu alanda hizmet veren kuruluşlar aynı oranda gelişecek. Bu doğrultuda tam tersine bir oluşum yaşanacak. Diğer bakanlık ve meslek bütçelerinde olduğu gibi, Sosyal hizmet bütçeleri de küçültülecek. Dünyanın gidişattı pek parlak değil. Bu konularla ilgili “Küreselleşme” adındaki çalışmamda detaylı tartışma ve bilgiler yer almaktadır.

Sosyal Hizmet eğitiminin “açık öğretim” şeklinde yapılması ve mesleğinin özelleştirilmesi, çok yanlış yönde giden bir değişmedir. Aslında bu yöne hiç yelken açılmamalıydı. Konusu insan ve insan ihtiyaçları olan mesleğin eğitim ve uygulaması, çok ciddi ve dikkatli şekilde gerçekleştirilmesi gerekli ve zorunlu olan konulardır. Özellikle meslek eğitimi ve uygulamasının paraya, yani “kâr’a” endekslenmesi, son derecede sıkıntılı, zorlukları artırıcı, yıpratıcı ve zararlı sonuçlar verecektir. Açıktır ki bu durumdan en çok etkilenenler yine meslek elemanları ve dahası, meslek adayları, yani öğrenciler olacaktır.

Sosyal hizmet meslek elemanlarının bilinçli olmaları, dayanışma içinde olmaları, bu hizmetler için mücadele etmeleri, halkın gerçek ihtiyaçları karşısında mücadele vermeleri gerekecek ve zorunlu hale gelecektir.

Eğitim açısından sosyal hizmet elemanlarının nitelikli ve iyi yetişmiş olmaları zorunludur. Sorunları bilen ve bunlara sağlıklı bir şekilde yaklaşan meslek elemanları olmalıdırlar. Sosyal Hizmet, insan ihtiyaçlarına yönelik, toplumda korunmaya, gözetilmeye ve bakıma muhtaç olanların yanında yer alan ve destek olan onurlu ve insani bir meslektir. Mesleğin onurunu, saygınlığını ve olması gerektiği şekilde korumak, yine bizlere düşer.

Not: Kitap isteme: İnternet kitapçıları ve Sokak Kitapları Yayınları.

 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org