ÇOCUK İSTİSMARI VE İHMALİ ÜZERİNE GAZİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ Doç. Dr. Figen ŞAHİN İLE BİR SÖYLEŞİ

(Temmuz 2008)

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

 


Aziz ŞEKER: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Figen ŞAHİN: Ben 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum ve “Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları” uzmanlık eğitimine başladım. 1994 yılında uzmanlığımı, 2004 yılında da Doçent ünvanını aldım. 1999 yılından beri Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sosyal Pediatri Bilim dalında öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Çocuk Sağlığını korunmasına yönelik olarak aşılama, çocuk sağlığı izlemleri gibi konuların yanı sıra çocuk sağlığına ve gelişimine önemli zararlar veren “çocuk istismarı ve ihmali” alanında çalışmalar yapıyorum. Üniversitemizde 2001 yılından beri etkinliklerini sürdüren “Çocuk Koruma Merkezi”nin müdür yardımcı olarak görev yapıyorum. 2005 yılından beri de “Çocuk İstismarını ve ihmalini Önleme Derneği”nin başkanlığını yürütmekteyim.

Aziz ŞEKER: Çocuk istismarı ve ihmali kavramlarını biraz açar mısınız? İstismar ve ihmalin sınırları nerede başlıyor?

İstismar tiplerine örnek verebilir misiniz?

Nasıl bir sorun olarak algılanması gerekiyor?

Figen ŞAHİN: Çocuk istismarı ve ihmali, çocuğun bedensel ve ruhsal sağlığına ve gelişimine zarar veren her türlü tutum ve davranışı kapsıyor. Bu davranışlar, fiziksel ya da duygusal olarak çocuğu incitmek, çocuğu bir erişkinin cinsel doyumunu sağlamak amacıyla kullanmak gibi aktif olarak yapılabilen davranışlar olabileceği gibi, çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli olan fiziksel ve duygusal temel gereksinimlerinin bir erişkinin tarafından karşılanmaması gibi pasif formda da olabilir. Yani kısaca “çocuğa yapılmaması gereken şeylerin yapılması” durumuna “istismar”, “yapılması gerekenlerin yapılmamasına” ise “ihmal” diyebiliriz. İstismar tiplerine örnek verecek olursak dayak, ısırma, yakma, haşlama, şiddetle sarsma gibi durumlar fiziksel istismar, aşağılama, tehdit etme, korkutma, duygusal olarak reddetme gibi durumlar duygusal istismar, çocuğun cinsel bölgelerine bakma, elleme, organ ya da başka bir cisim sokma, kendi cinsel organlarına çocuğun ellemesini, bakmasını isteme, çocuğu pornografik materyalde kullanma ya da çocuğa pornografi izlettirme gibi eylemler de cinsel istismar kapsamına girmektedir. Tüm bu davranışların çocuğun sağlığını bozarak uzun dönemde büyük sorunlara yol açabileceğini bilerek konuyu ele almak çok önemli.

Aziz ŞEKER: Olgunun tıbbi yönü ön planda olduğu için (elbette psikososyal etkilerini de hatırda tutarak) hastane çalışanlarından başlayalım. Hekimler, sağlık alanında çalışan sosyal meslek lisansyerleri bu konuyla ilgili olarak yeterince farkındalık geliştirmiş durumdalar mı?

Çocuk istismarı ve ihmalinin önlenmesinde bu aktörlerin rolü?

Figen ŞAHİN: Çocuk istismarı olgularının tıbbi, sosyal ve hukuksal boyutlarının hepsi kendi alanları açısından çok önemli, ancak asıl önemli olan bu alanların işbirliği içinde çocuğu destekleyerek bütüncül yaklaşımda bulunmalarıdır. Sağlık alanında son yıllarda bu anlamda önemli gelişmeler yaşanmakta. Tüm sağlık kurumlarında bu konudaki duyarlılık ve farkındalık istenilen düzeyde olmasa da, özellikle üniversite hastaneleri ve eğitim hastanelerinde konuyu bütüncül olarak ele alan çocuk sağlığı, adli tıp, çocuk ruh sağlığı gibi değişik dallarda çalışan uzmanlardan oluşan ekipler kurulmaya başlandı. Bu ekiplerde istismar olgularının sadece tanı ve değerlendirmeleri değil, tıbbi, psikolojik, sosyal ve hukuksal destek ve hizmetlerin planlanması, önleme, izleme çalışmalarının yürütülebilmesi için sadece hekimler değil, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, hukukçu gibi meslek elemanlarının da bulunması zorunluluğu görülüyor. Gördüğümüz kadarıyla sağlık alanında çalışan sosyal meslek lisansiyerleri az sayıda olup, mesleki donanımlarını yansıtabilecek işlerde görev yapmamaktadırlar. Ancak son yıllarda söz edilen ekipler içinde bir sosyal hizmet uzmanının bulunmasının önemi anlaşılmaya başlanmış olup, giderek bu konuda farkındalığın geliştiği söylenebilir.
Sağlık kuruluşuna başvuran çocuklar ve aileleri istismar riski açısından taranarak, ailelere danışmanlık verilmesi, çocuğun gelişiminin izlenmesi, ailelere sağlıklı çocuk yetiştirme, çocukla iletişim gibi konularda eğitimler yapılması çocuk istismarını ve ihmalinin önlenmesinde bu aktörlerin önemli rollerindendir.

Aziz ŞEKER: İstismar ve ihmal olgularıyla çalışma bakımından Türkiye hastanelerindeki mevcut görünüm hangi düzeyde?

Takım çalışması yapılabiliyor mu?

Avrupa’da durum ne? Yaklaşımlar?

Figen ŞAHİN: Biraz önceki sorunuzda da belirttiğim gibi takım çalışması henüz yaygın ve istenilen düzeyde değil ama bazı merkezlerde başlamış olması umut verici. Çünkü bu merkezler diğerleri için de örnek oluşturuyor ve hızla benzer merkezler gelişmeye başlıyor. Gelişmiş ülkelerde bu takım çalışmasının önemi çok daha önceden anlaşılmış durumda. Oralarda çocuk koruma sistemleri de daha fazla kaynak ve elemanla çalışarak çocuk için daha yararlı sonuçlar alınabiliyor.

Aziz ŞEKER: Türkiye’nin toplumsal yapısına dönelim yüzümüzü. İstismar, toplumda neden göz ardı edilebiliyor?

Figen ŞAHİN: Öncelikle bir inkâr durumu var. “Biz geleneklerine, değerlerine bağlı çok iyi insanlardan oluşan bir toplumuz, bizde böyle şeyler olmaz” düşüncesi çok rahatlatıcı bir düşünce ama ne yazık ki gerçek değil. Önce durumu kabul etmek gerekiyor, ancak ondan sonra sorunu çözmek için adımlar atılabiliyor. Diğer ülkeler de benzer süreçlerden geçmiş aslında, önce inkâr sonra kabul ve sorun çözümüne odaklanma. Biz kabul dönemine yeni girdik. Ayrıca özellikle cinsel istismar toplumun çok önemli bir tabusunu yıkmak olduğu için ele alınması çok güç oluyor. Bu durumda istismarcının değil istismara uğrayanın “namusu kirlenmiş” görüldüğü için cinsel istismara uğrayan çocuk da ailesi de olayı kimseye söylemeyip bir sır olarak saklamanın en doğru yaklaşım olduğunu düşünüyor.

Aziz ŞEKER: Çocuk istismarı ve ihmali olguları daha çok ne tip kültürel-toplumsal-ekonomik yapılardan geliyor? Durumu belirtir çalışmalar yapılıyor mu?

Figen ŞAHİN: Fiziksel ve duygusal istismar düşük sosyokültürel düzeyde daha yaygın. Eğitim düzeyi arttıkça anne babaların çocuk yetiştirmede daha uygun yöntemlere başvurduğu, fiziksel şiddetin azaldığı biliniyor. Yine de kendi çocukluklarında uğradıkları şiddetin, model aldıkları anne babaların kendi davranışlarına yansıması olasılığı var. Cinsel istismar ise her sosyokültürel yapıda ortaya çıkabiliyor. Durumu belirtir çalışmalar yapılması oldukça zor olmasına ve bütün Türkiye’yi temsil eder tek bir büyük çalışma olmamasına karşın özellikle son yıllarda giderek artan şekilde hem tıp hem sosyal bilim alanlarında çalışmalar yapılıyor.

Aziz ŞEKER: TCK’nun 280 sayılı maddesinde görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır. Görüyoruz ki, konuya yasal bir zorunluluk getirilmiş durumda. Mesleksel etik de eklenince, olgu karşısında duruşun daha net olması gerekiyor. Benimkisi bilimsel olmayan bir görüş ama birçok istismar ve ihmal olgusu hastane kapısından dönebiliyor onu besleyen koşullara. Hastanelerde resmi olarak bildirme zorunluluğu olduğu halde geleneksel sorunlar sürebiliyor. Bildirim istenilen boyutlarda mı?

Olguya bir de başka yönden bakalım: Örneğin Anadolu’da bir şehre gidelim, caddelerde kâğıt mendil vb satan işçi çocuklar görebiliyoruz. Bunların bildirilmesi konusunda toplumsal duyarlılık neden gelişemiyor?

Figen ŞAHİN: Bildirimin olması gereken düzeyde olmadığı bir gerçek… Önemli olan, bildirim yapıldığında çocuk koruma sisteminin çocuğun öncelikli yararını düşünerek hukuksal, sosyal ve tıbbi açılardan çocuğa destek olması. Oysa ki, çoğu zaman uygulama gerçekte böyle olmuyor, çocuk, sistem içinde tekrar eden sorgulama, soruşturma, muayeneler gibi işlemlerden geçerken bazen olayın kendisinden daha çok örseleyen ikincil istismara uğruyor. Ayrıca olayın bildirilerek açığa çıkarılmasının aile ve çevresi üzerinde yarattığı sosyal etkiler, çocuk için ayrı bir baskı unsuru olabildiğinden, bu da duyarlı sağlık çalışanlarını aslında hatalı olan, olayı bildirmeden tıbbi ve psikiyatrik desteklerle tedavi etme gibi uygulamalara yöneltebiliyor.
Sokakta mendil vb. şeyler satan çocukları gören kişiler de hem bu çocuklara nasıl yardımcı olunacağını, hangi kuruma bildirmeleri gerektiğini bilememeleri nedeniyle harekete geçmiyorlar. Ayrıca, bildirdikleri taktirde sistemin çocuğu koruyacağına ilişkin yeterince inançlarının olmaması, sosyal hizmetlere bildirim yapıldığında çocuğun aile yanından alınarak kuruma yerleştirileceği, bunun da çocuk açısından daha da kötü sonuçlar doğuracağı düşüncesi yaygın. Bir süre sonra da bu çocukların çevremizde giderek çoğalması sonucunda varlıkları tamamen normal olarak algılanmaya başlanıyor ve bu konuda bir şey yapılması gerektiği bile akla gelmiyor.

Aziz ŞEKER: İstismara ve ihmale uğrayanlarda ne tür psikososyal sorunlar ortaya çıkmaktadır?

Türkiye’nin bir çocuk ruh sağlığı politikası var mı? Çocuk refahı alanındaki hizmetler yeterli mi?

Figen ŞAHİN: Çocuğa yönelik her türlü şiddet hem kısa hem uzun erimde çocuk üzerinde ciddi etkiler bırakabilir. Kısa erimde fiziksel istismara bağlı olarak, yaralanma, hatta ölüm ortaya çıkabilmekte, ayrıca şiddete uğrayan ya da tanık olan çocukta, korku, kaygı, terk edilmişlik ya da reddedilmişlik duygusu oluşmaktadır. Cinsel istismarda ise ek olarak, cinsel organlarda yaralanmalar, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve gebelik oluşabilecek olan durumlardır. Gelişmekte olan bir beynin şiddete ya da travmaya uğramasının nörolojik gelişimi bozacağı ve uzun erimde gelişimsel bozukluklar, bilişsel işlevlerin bozulması, okul başarısızlığı, sosyal ilişkilerde bozukluk, depresyon, anksiyete, alkol ve madde kullanımı, saldırgan davranışlar gibi sonuçlara yol açacağı gösterilmiştir. Fiziksel istismarda uzun erimde kalıcı sakatlıklar, cinsel istismarda ise, cinsel işlev bozuklukları da görülebilir.

Türkiye’de uygulanan bazı koruyucu ruh sağlığı hizmetleri var tabii ama bunun çok düzenli ve yapılandırılmış bir şekilde işlediğini sanmıyorum. Yine de bu konuda çocuk ruh sağlığı uzmanlarının yorum yapması daha uygun olur. Çocuk refahını sağlamaya yönelik çabaların ve hizmetlerin de tam olarak yeterli olduğunu söyleyemeyiz.

Aziz ŞEKER: Çocuk istismarı ve ihmalinde nasıl bir yaklaşım sorunun çözümüne katkı sağlayabilir?

Önerileriniz?

Figen ŞAHİN: Sorunun tüm boyutlarını ele alan bütüncül bir yaklaşım çok önemli. İstismara uğrayan çocukla karşılaşan tüm profesyoneller hem mezuniyet öncesinde hem de sonrasında konu hakkında eğitim almalı ve duyarlı olmalı. Meslekler arası işbirliği ve eşgüdüm çocuğun sistem içinde tekrardan örselenmesini önlemeye yarayacaktır.
Önleme hizmetlerine ağırlık verilerek, anne babalara ve çocukların kendilerine verilecek eğitimlerle sorunun daha başlamadan ele alınması bütün diğer hastalıklarda olduğu gibi çok daha yüz güldürücü olur. Toplumda çocuğun haklara sahip bir birey olduğu anlayışını geliştirecek eğitim hizmetlerinin yürütülmesi de zaman içinde çocuğun istismarını azaltmaya yarayacaktır umudundayım.


Aziz ŞEKER: Teşekkürler sevgili Figen Hocam…
 

 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org